Go Back   Megaforum.COM - Forumun Bir Adım Ötesi > YAŞAM VE İNSAN > Genel Sağlık ve Püf Noktalar


GÜNÜN SÖZÜ ► Sizi gülümsetebilen insanların peşine takılın, çünkü sadece bir gülümseme karanlık bir günü aydınlatabilir. Bilgi < Realist >
Forum Duyuruları
Teknik Duyurular
forumlar MEGAFORUM.COM - Moderatör Olmak İstiyorum? Şartları Nelerdir?
MEGAFORUM.COM - 32.Haftanın Konuğu Galadriel # Tıkla :)
MEGAFORUM.COM - 49.Haftanın Konuğu Kim Olsun İstersiniz?
MEGAFORUM.COM - Nick Altı Tag'ımı Değiştirmek İstiyorum?
MEGAFORUM.COM - Avatar / Profil Resmimi Değiştirmek İstiyorum?
MEGAFORUM.COM - Var Mısın Bizimle Yarışmaya? :)
MEGAFORUM.COM - Özel Mesajlar Hakkında: Önemli Bilgilendirme
MEGAFORUM.COM - Vee Megaforum.Com artık DMOZ'da!
MEGAFORUM.COM - vBSeo out, DBSeo In!
MEGAFORUM.COM - Forum ile ilgili Seo Çalışmaları
MEGAFORUM.COM - Forum Bakım Duyuruları Hk.
MEGAFORUM.COM - Teknik Gelişmeler - Bilgilendirmeler

 Yeni Konu   Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Beyin hastaliklari  18.07.2008, Saat 14:55
DurumuÇevrimdışı
Kayıtlı Üye
aSya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
UYARI:
Kullanıcıların Profil Bilgileri Ziyaretçilere Kapatılmıştır.

Görmek için Kayıt Olmalısınız

Beyin hastaliklari

 
Yorum #1

Beyin Hastalıkları, Beyin ve Sinir Sistemi Hastalıkları

Sinir sistemi, damarlar gibi tüm organları organizma içinde birbirine bağlar. Damarlar ve sinir sistemi, her organın gerek*sinmelerini ve çalışmalarını belirlerler. Sinir sistemi iç ve dış etkileri alabilmek, bunları iletmek ve yönetmek gibi önemli bir görev yüklenmiştir. Duyu organlarının uyartıları, bu uyartıların iletimi ve organlara gönderilen emirler ve uyartılar si*nir sistemi tarafından gerçekleştirilir. Yapılarına göre sinir sistemi ikiye ayrılır:

Merkez sinir sistemi Hastalıkları - Beyin ve omurilik

Çevresel sinir sistemi - Beyin sinirleri, omurilik sinir*leri, vejetatif (otonom) sinir sistemi.

Merkez sinir sistemi

Merkez sinir sistemi beyin, beyincik, omurilik soğanı ve omu*rilikten oluşmuştur. Beyinle omurilik, çok uzun uzantıları olan ve nöron adı verilen sinir hücreleriyle destek doku görevini ya*pan nörogli hücrelerinden yapılmıştır. Beyin ve omurilik, sinir sisteminin düzenleyici merkezleridir. İnsanlarda merkez sinir sisteminin görevleri üç grupta toplanır: Refleks (istemsiz) ha*reketlerini, otomatik hareketleri ve istemli hareketleri gerçek*leştirmek.

Beyin Nedir: Yaklaşık 1,5 kg. ağırlığında olan tümbeyin kafatası içinde yer alır ve kafatası kemikleri tarafından korunur. Tüm-beyinin üzeri sert, örümceksi ve ince bir zarla kaplıdır. İnce zar ile örümceksi zar arasındaki beyin-omurilik sıvısı beyni şid*detli sarsıntılardan korur. Tümbeyin, beyin, beyincik ve omurilik soğanı olmak üzere üç temel parçaya ayrılır. Orta*sından geçen derince bir yarık tümbeyini iki yarıküreye böler. Bu yarıküreler de yanlamasına derince yarıklarla loplara ayrı*lır. Tüm beyinin kabuk kısmı bozmaddeden, iç kısmı ise akmad-deden oluşmuştur. Beyinde epifiz ve hipofiz salgı bezleri vardır. Beynin kabuk bölgesinde, yani bozmaddesinde duyu organla*rının merkezleri, istemli olarak yapılan tüm hareketleri yö*neten belli merkezler, ruhsal yaşamımızla ilgili olayların mer*kezleri, okuma, yazma, konuşma ve kavramayı yöneten mer*kezler vardır. Bütün bu merkezler, ara nöronlarla birbirleriyle bağıntı kurarlar. Bu bağıntılar beynin diğer kısımları ile de süreklidir. Beynin akmaddesi içinde çeşitli büyüklüklerde boz*maddeden yapılmış birkaç tane boz bölge (çekirdekler) var*dır. Bu bozmadde bölgeleri bilinçaltı çalışmaları yönetir.

Beyincik Nedir, Beyinciğin görevleri, kafatasının arka tarafına yerleşmiştir ve iki ya*rıküreden oluşmuştur. Beyincik de, beyinde olduğu gibi, boz ve akmaddelerden yapılmıştır. Ancak, bozmadde yer yer akmadde içine dalarak kıvrımlar oluşturmuştur. Bu nedenle de, bir kesit alındığı takdirde, ağaç dallarına benzer bir yapı gö*rülür (beyincik ağacı). Beyincik, vücut hareketlerini düzenle*yen, tüm kasların uyumlu çalışmalarını, vücut dengesini düzen*leyen ve kontrol eden bir organdır.

Omurilik soğanı, beyinciğin hemen altındadır ve diğerleri*nin tersine, bozmadde içte, akmadde dıştadır. Beyinden gelen hareket sinirleriyle omurilikten beyine giden duysal sinirlerin bir bölümü burada çaprazlaşırlar. Ayrıca, buradan 8 çift de si*nir çıkar. Beyincikle omurilik soğanı varol köprüsü'yle beyine bağlanır. Solunum, dolaşım, metabolizma, sindirim gibi tüm vejetatif fonksiyonların merkezleri; yutma, öksürme, çiğneme, emme, kusma, aksırma gibi refleks (istemsiz) hareketlerin mer*kezleri ve karaciğerde şeker yapılması işlerinin merkezleri omurilik soğanındadır.

Omurilik Nedir: Merkez sinir sisteminin omurga içinde yer al*mış bölümüdür. Beyinde olduğu gibi omurilik de üç zarla kap*lanmıştır ve ince zarla örümceksi zarın arası beyin-omurilik sıvısıyla doludur. Ön ve arka tarafta derin bir olukla simetrik iki bölüme ayrılan omurilik ak ve bozmaddelerden yapılmıştır, ama akmadde üstte, bozmadde alttadır. Bozmadde, akmad-denin içine doğru birer çıkıntı yapar. Bu nedenle, bir kesit alın*dığı takdirde, bozmadde, kelebek görünümündedir. Buna göre, omurilik içinde iki önde, iki de arkada olmak üzere 4 tane boy*nuz vardır. Omuriliğin merkezindeki boş kanalın içi sıvı do*ludur.

Omurilik sinirleri, Omurilik Sinir, sağlı sollu olmak üzere ikişer kökle çı*karlar. Bu kökler, arka kök ve ön kök adını alırlar. Ön kök harekete, arka kök ise duyuya hizmet eder. Beyinden hareket emirleri ön kökle gelir. Duyu sinirleri ve arka kök yoluyla omuriliğe getirilen uyartılar, beyne gönderilmeden omurilikten hemen hareket sinirlerine geçerler ve bu sinir aracılığıyla kas*lara aktarılırlar. Böyle hareketler, istemsiz, yani refleks hare*ketleri adını alır.
 Alıntı
 18.07.2008, Saat 14:56
DurumuÇevrimdışı
Kayıtlı Üye
aSya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
UYARI:
Kullanıcıların Profil Bilgileri Ziyaretçilere Kapatılmıştır.

Görmek için Kayıt Olmalısınız

 
Yorum #2

Beyin Hastalıkları Sebepleri

Beyin, Sinir ve Damar Hastalıkları
Koma, çırpınma ve kasılma nöbetleri, ih*tilaç krizleri, eğer önceden sağlıklı olan bi*rinde ortaya çıkarsa, beyinde bir rahatsızlı*ğın belirtisi sayılır.
Bu belirtilere pek çok hastalıkta veya ciddi örselenmelerde rastlanabilir. Bazı ilaçlar ve uyuşturucular da aynı durumu yaratır. Yan*lışlıkla yüksek dozda ilaç almak veya bilerek içmek de tehlikeli durum yaratır.

Kanamalar ve had beyin hastalıkları

Beyin Hastalıkları Tedavisi
Kafatası içinde bir damarın çatlaması so*nucu meydana gelen kanamalar, beyni sıkış*tıran bir kan toplanmasına yol açabilir.
Bir beyin damarının çatlaması veya tıkan*ması da, beyinde bir arıza yaratır. Bunu, vü*cudun bir yarısına felç inmesi veya dil tutulması gibi araz izler.
Beyin enfeksiyonları da (apse, menenjit, kafaiçi yangısı) çoğunlukla bu üç belirtiden biriyle, anide başlar.
Bazı tümörler de, ne kadar iyi huylu olur*larsa olsunlar, bu belirtileri yaratabilir.

ilaçlar ve oksijen yetmezliği

Bazı ilaçların beyin üzerinde dolaylı veya dolaysız, ayrıcalıklı etkileri vardır. Doğru dozlarda kullanıldığında, tedavi edici sonuç verirler. Ancak aşın dozlar herkeste bir be*yin arızasına sebep olabilir
Uyuşturucular ve alkolizm de insanı komaya sokup, kasılma ve ihtilaç nöbetlerine sü*rükleyebilir.
Beynin sinir hücresi, oksijen eksikliğine karşı çok duyarlıdır. Her türlü solunum ve kan dolaşımı bozuklukları, süratle hastalık arazı geliştirir.

Kanda şeker azalması

Sinir hücresi, beslenmesinde önemli rol oynayan şekerin eksikliğine karşı da çok du*yarlıdır. Bu yönden hiçbir rezervi de yoktur. Bu yüzden kan dolaşımı yoluyla sağlanan gli*koza tamamen bağımlı olacaktır. Normal ola*rak glikoz oranı, pankreasın bir hormonu olan insülin tarafından korunur. Bazı koşul*larda oranın düzenlenmesi kötüleşir (mide, karaciğer ve pankreas hastalıkları).

Diyabette, insülin salgılaması yetersizdir. Tedavi, insülini enjeksiyonla hastaya verme*yi amaçlar. Gündelik ihtiyacı böyle sağlanır. İnsülin dozu çok yüksekse veya İnsülin dozajlamasına göre şeker alımı çok zayıfsa, kan*daki şeker oranı düşer. Buna tıpta hipoglise*mi denir. Bu durum, beyinde çok çabuk bir arıza yaratabilir. Bütün şeker hastaları bunu bilir ve ilk fenalaştıkları sırada ağızlarına ata*bilmek için yanlarında hap şeker bulundurur*lar (terleme, genel sıkıntı, baş dönmesi ve acıkma hissi). Ancak bunun tekrarı beyin arı*zasına doğru gelişir.

Koma hali başlarsa, acele doktor çağır*makta yarar vardır. Doktor, damara glikozlu serum enjekte edecektir. Vakit kaybedilmemişse, komaya giren komadan çıkacak, ih*tilaç veya kasılma halindeki hasta da, sakinleşecektir.
Had alkolizmde de ciddi kanda şeker ek*sikliği komplikasyonları görülebilir. Sadece bu nedenle sızacak kadar çok içmiş bir sar*hoşu doktora emanet etmeden bu halde bı*rakmak, hiç doğru değildir.

Soğuk ve ısı

Bütün bilgisayarlar gibi, beyin de soğuğa (donma) ve ısıya (sıcak çarpması, güneş geç*mesi, ateş yükselmesi) karşı çok duyarlıdır.
Çocuklar —özellikle de iki yaşından kü*çük olanlar— yüksek ateşe karşı çok duyarlı olurlar. Bir çocuğun ateşinin 40°C'nin üstü*ne çıkmasına asla müsaade etmemek gerekir (yan sayfaya bakın). Sayıklamalar, kendin*den geçme ve çırpınma nöbetleri ortaya çıkar ve bunu ciddi beyin arızaları izleyebilir.
 Alıntı
 18.07.2008, Saat 14:56
DurumuÇevrimdışı
Kayıtlı Üye
aSya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
UYARI:
Kullanıcıların Profil Bilgileri Ziyaretçilere Kapatılmıştır.

Görmek için Kayıt Olmalısınız

 
Yorum #3

Beyin Hastalıkları, Beyin Sağlığı

Beyin, üç kattan oluşur. Üst kat, özellik*le insanoğlunda son derece gelişmiştir. Zekâ ve düşüncenin merkezi, buradadır (korteks). Ayrıca çevreyle ve bedenle ilgili bütün bilgi*ler buraya gelir ve burada çözümlenir. Yine bütün bilinçli hareket ve davranışlar da bu*radan çıkar (sözcükler, elin hareketleri).

Orta kat (beynin temeli), içgüdüsel dav*ranışların merkezidir (sevgi, kin, kıskançlık, mülkiyet duygusu vb.). Aynı şekilde anılar, acılar, kumanda merkezleri ve hormonal sal*gılamalar da burada merkezlenmiştir. Uyan*ma, kas gücü ve denge de (küçük beyinle bir*likte), burada üslenmiştir.

En alt katı oluşturan soğancıkta, solunu*mu, sindirimi vb. düzenleyen merkezler yer alır. Bedenden aşağı inen ve çıkan bü*tün sinir yolları buradan geçer.

Bu üç katlı "süper bilgisayar", her türlü "zekâ ile ilgili" ve "bilinçli" davranışlar için, üst beyin tarafından kumanda edilir. Bu ku*manda bölgesi, çok hassastır. Diğer alt dü*zey fonksiyonlar büyük zedelenmeyle karşı*laşsalar bile, bu bölge zedelenip, yok olabi*lir. Fakat beynin merkezi ne kadar çok zarar görürse, aşağı düzeyler de o denli aksayıp, ha*yati düzenlemeleri sürdürmekte güçlük çeker*ler.

Soğancık merkezleri zarar görmüşse, ilk*yardıma koşan kişi, sonra da doktor, iyileş*meyi beklerken özellikle en büyük hayati fonksiyonları üstlenmelidir.
 Alıntı
 18.07.2008, Saat 14:58
DurumuÇevrimdışı
Kayıtlı Üye
aSya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
UYARI:
Kullanıcıların Profil Bilgileri Ziyaretçilere Kapatılmıştır.

Görmek için Kayıt Olmalısınız

 
Yorum #4

Beyin İltihabı (Ensefalit), Beyin İltihap

Hastalığa özgü tedavi yöntemleri henüz yeterince geliştirilemediği için hiç istenmeyen sonuçlar ortaya çıkabilir.

Doğrudan beyin zarında yayılan ya da kan ve lenf yoluyla geüp beyne yerleşen değişik etkenler (bakteri, spiroket, virüs, asalaklar, zehir), iltihabi bir süreç başlata*bilir. Bu süreç farklı özellikler gösterebi*lir. İltihabın yayılım düzeyine, yerleşimi*ne, irinli kanamak oluşuna ya da doku ölümüne yol açma eğilimine, ayrıca sinir dokusunun etkilenen bölgelerinin genişli*ğine göre farklı tablolar ortaya çıkar.

Beyin İltihabı Nedenleri

Çeşitli bakteri, mantar ve asalaklar beyin-beyin zarı (meninks) iltihabı yapabi*lir, ama ensefalit terimi genellikle yalnız*ca virüslerin neden olduğu iltihaplar için kullanılır. Merkez sinir sistemindeki akut virüs iltihaplan genellikle şöyle sınıflan*dırılır: Akut viral beyin iltihabı (ensefa*lit) beyin dokusunu ilgilendirir; enfeksi*yon sonrası beyin-omurilik iltihabı (ensefalomiyelitler) bir enfeksiyonun komplikâsyonu olarak gelişir.
Günümüzde, bazıları mevsimlerle il*gili ve coğrafi özellikler gösteren 40'tan fazla virüs merkez sinir sistemi enfeksi*yonlarından sorumlu tutulur.

Beyin İltihabı Belirtileri, Hastalık Nasıl Ortaya Çıkar

Nedenleri çok çeşitli olduğundan ve beynin çok değişik bölgelerinde görül*düğü için ensefalit farklı belirtiler vere*bilir. Olguların büyük bir bölümünde en özgül belirti olan uyku eğilimi bazı ol*gularda görülmez. Hatta bazen olağan*dışı uyuşukluk (letarji) belirtileri yerine psikomotor aşın uyarılmayla (eksitasyon) seyreden inatçı bir uykusuzluk gö*rülebilir (psikomotor: Zihinsel ya da ruhsal etkinliğe bağlı kas hareketi). Kli*nik tablonun çeşitlilik göstermesi, bu tablolar arasında önde giden belirtilere ya da belirti gruplarına göre ayrım yap*mayı gerektirir. Bilinen başlıca türler oküloletarjik, hiperkinetik, amiyostatik-akinetik, miyoklonik, koreik ve konfüzyonel periferiktir. Bu tabloların her birinin ayrıntılı bir biçimde tanım*lanması da hastalığın eksiksiz bir gö*rüntüsünü saptamak için yeterli değil*dir. Bu nedenle önce tek tek belirtiler, daha sonra bu belirtilerin en sık görül*düğü gruplar incelenecektir.

En özgül ve yaygın tablo olan okü*loletarjik tipte başlıca üç önemli klinik belirti görülür: Baş ağrısının eşlik ettiği yüksek ateş, uykuya eğilim (ya da uyku düzeninin bozulması), gözlerde felç. • Ateş. Genellikle çok yüksek değildir ve kısa sürer. Kırıklık, halsizlik, iştah*sızlık, baş ağrısı, hafif yutak iltihabı (farenjit), bazen hafif beyin zarı örse*lenmesi belirtileri (hafif ense sertliği) gibi hastalık öncesi bulgular görülebi*lir. Bazı olgularda ateş hiç yükselmez, genellikle birkaç gün süreyle 37°C-38°C arasında gider, sonra birden dü*şer. Bazen düzensiz gerilemeler göster*mekle birlikte, çok daha yüksek olabi*lir. Özellikle ağır ve ölümcül olgularda, hastalığın kısa seyri boyunca yüksektir; hastalık çok seyrek de olsa uzarsa bir kaç hafta boyunca sürekli ve fazla yük*selmeden sürebilir. Genellikle yaygın ve hafif baş ağrısı ile birliktedir.

• Uyku düzeni bozuklukları

Hastalı*ğın en özgül belirtilerindendir. Genel*likle sürekli bir uykuya eğilim ya da aşın uyku, bazen de gerçek bir uyuşuk*luk görülür. Bu durum birkaç gün, bir*kaç hafta ya da birkaç ay sürebilir. Ba*sit bir uyku eğilimi ya da uyku fazlalığı görülen hafif olgularda hasta kolay uya*nır, uyaranlara yanıt verir, otonom sinir sisteminin olağan işlevleri sürer. Ama dış uyaranlar gelmezse hasta hemen uyuklamaya başlar. Genellikle oturur oturmaz, hatta bazen yemek yerken bile uyuklar. Ağır letarji durumunda uyku daha derin ve uzundur, şiddetli uyarılar bile hastayı ancak birkaç saniye uyandı*rabilir. Çok seyrek olarak letarjinin ko*maya değin ilerlediği, hastanın idrar ve dışkısını kaçırdığı, beslenemediği ve şiddetli uyaranlarla bile uyanmadığı ol*gular görülebilir. Bazen uykuya eğilim belirli aralıklarla gelir ya da nöbetler halindedir, yani düzenli ya da düzensiz aralıklarla aniden başlar; bazen de alı*şılmış uykudan farklı olarak, zihinsel etkinliklerin normal olarak süregeldiği bir uyku durumu görülür.

Birçok olguda uyku eğilimi yalnız gündüzleri görülür, hasta gecelerini hu*zursuz geçirir ve bir türlü uyuyamaz, yani uyku düzeni ters dönmüştür. Bu ol*gularda gün içinde aşın uyuma, uykuya eğilim ya da letarji görülürse de tablo hiçbir zaman gerçek bir komaya dönüş*mez. Bazen aşırı uyku yerine "agripnia" yani gece ve gündüz süren inatçı bir uy*kusuzluk görülebilir ve günlerce sürebi*lir. Bu olgularda agripnia özellikle ge*celeri ortaya çıkan huzursuzlukla, bazen gerçek bir psikomotor aşırı uyarılmayla birlikte görülebilir.

• Göz bozuklukları

Gözkapaklarının düşmesi (ptoz) ve çift görme (diplopi) ile birlikte şaşılık gelişir. Ptoz bazen yalnızca biçimseldir, yani gözkapaklarının düşmesi uyku eğilimine bağlıdır. Gene de, birçok olguda hasta uyandırıldığında gözkapaklarını kaldıramaz. Göz kaslarının felci (oftalmopleji) genellikle tam değildir. Hemen ardından içe ya da dışa dönük bir şaşılık ve buna bağlı çift görme gelişir. Göz kaslarının felci geçi*cidir; genellikle aşın uykuyla birlikte birkaç gün ya da birkaç hafta sürer.
Öbür kafa çiftleri (kafa çift sinirleri) hastalığa çok daha seyrek yakalanır. Bazen tek ya da iki taraflı bir yüz felci, daha seyrek olarak da yutma, konuşma ve çiğneme bozuklukları görülür. Kol ve bacaklardaki felçler enderdir ve hafif gidişlidir. Kas gerginliği (tonus) bozuk*lukları çok daha yaygındır.

• Kas gerginliği (tonus) bozuklukları

Bu bozukluklar ekstrapiramidal sistem tutulması sonucunda özellikle kas ger*ginliğinin azalması (hipotoni) ya da art*ması (hipertoni) biçiminde ortaya çıkan ve parkinson belirtilerine benzer yapıda*dır. Parkinson sendromu olarak adlandırılan bu durum hastalığın akut dönemin*den bazen birkaç ay ya da birkaç yıl son*ra gelişebilir, ama amyostatik-akinetik tabloda sürecin başında görülür. Tüm hareketler yavaşlamıştır (bradikinezi), yüz görünümü maske katılığındadır, ses monotondur, kas tonusu artmıştır; ref*lekslerde değişmezlik (fiksasyon) belir*gindir, bazen gerçek bir katalepsi (dona-kalım) görülür.

• Ruhsal bozukluklar

Genellikle her zaman hastalığın akut evresinde görü*lürler, akut tutulmanın belirtisiz gittiği olgular bu kuralın dışındadır. Ağır ol*mayan tablolarda ruhsal bozukluklar ha*fif duyarsızlık, apati (duyumsamazlık) ve karar alma güçlüğü ile düşünce yavaşlaması biçiminde ortaya çıkar. Bazı olgularda huzursuzluk kaygı ile birlikte görülür ve bu durum ağır bir psikomo*tor aşın uyarılma aşamasına değin vara*bilir.

Beyin İltihabı Tedavisi

Virüslerin etken olduğu beyin-beyin za*rı iltihabının özgün bir tedavisi yoktur; bu nedenle hastanın sıkıntılarını hafifletebilen ve hastalığın gidişini iyileştirebilen tüm önlemler büyük önem taşır. Hastalığın klinik gidişi oldukça üzücü olsa da, sonucu genellikle iyidir. Akut virütik beyin zarı iltihaplarında yapılabi*lecek fazla bir şey yoktur. Hasta yatakta tutulur, çevreden akılcı bir şekilde so*yutlanır ve genellikle tam olarak bilin*meyen enfeksiyon etkeninin yayılmasını önlemeye yönelik bazı sağlık önlemleri alınır (dışkının uzaklaştırılması, kişisel eşyasını başkalarının kullanmaması vb). İki temel belirti olan baş ağrısı ve ateş aspirin ile denetlenebilir. Çırpınma nö*betleri görülürse, barbitürat türevleri (fenobarbital) verilebilir.

Virüslerin etken olduğu "beyin ilti*haplarında, daha önce değinilen önlem*lerin yanı sıra, hastanın kolayca girebi*leceği stupor ya da koma durumunu yönlendirmek gerekir. Özellikle solu*num yollarına yabancı maddelerin kaç*ması sonucunda gelişen zatürreeler, id*rar yolu enfeksiyonları ve yatak (dekubitus) ülserleri gibi istenmeyen sonuçla-n önlemeye yönelik önlemler alınır. En iyisi hastayı yüzü aşağıya dönük olarak yatırmaktır, böylece mide içeriğinin ak*ciğerlere kaçması önlenebilir. Aynı so*nuç yatağın ayakucunun başucuna göre biraz yüksek tutulmasıyla da sağlanabilir. Bu yatış biçimi soluk borusu ve bronş salgılarının çıkarılmasını da ko*laylaştırır. Bu salgılardan korunmak için gerekirse, burun-yutak ya da burun-soluk borusu yoluyla konulan sondalarla emilim (aspirasyon) uygulanabilir. Fizik tedavi uzmanı denetimindeki hemşireler yatak ülserlerini önlemek için hastanın konumunu sürekli değiştirmeli ve aşın kas sertleşmelerini (kontraktür) önle*mek için hastaya uygun hareketler yap*tırmalıda Beslenmenin burun-mide sondası ile yapılması en iyi yöntemdir.

Virüs ensefalitlerinde en önemli teh*likelerden biri sinir dokusunda önemli miktarda sıvı tutulmasıdır (beyin ödemi). Beyin kümesi, esneme yeteneği ol*mayan bir kutu olan kafatasında yer alır. Dolayısıyla beyin hacmindeki küçük bir artış bile mekanik bir baskıya ve buna bağlı sinir ve damar zedelenmelerine yol açabilir. Beyin ödemi gelişirse alına*cak ilk önlem, damar yoluyla yüzde yir*milik mannitol eriyiği verilmesidir.

Bu maddenin böbrek glomerül (kıl*cal damar yumağı) süzgeçlerinde yüksek yoğunlukta bulunması, nefron borucukları düzeyinde suyun geri emilimini sı*nırlar ve idrar yapımım artırır. İdrar ya*pımının artması, kan hacmini azaltarak interstisyel (doku ve organ yapısındaki küçük boşluk ve aralıklardaki/aralıksal) sıvıların dolaşıma dönmesini sağlar ve böylece beyin ödemi azalır. Beyin öde*minin uzun süreli tedavisinde kortikosteroitler yararlı olabilir. Son zamanlarda virüslere karşı etkili bazı ilaçların bulun*ması, virüs ensefalitlerinde özgün bir te*davi sağlayamamıştır, yalnızca de*neysel olarak bazı umut verici sonuçlar elde edilmiştir. Enfeksiyonlarla birlikte gelişen ya da aşılan izleyen beyin-omurilik iltihaplarında tedavi önlemleri daha önce anlatıldığı gibidir, yalnız has*talığın klinik belirtilerinin şiddetine bağ*lı olarak bazı değişiklikler yapılabilir.

Virüs ensefalitleri nasıl sınıflandırılabilir?

Sınıflandırma etken olan virüse göre yapılır. Böylece letarjik ensefalit, B ensefalit, kuduz ensefaliti ve çocuk felci ensefalitini ayırabiliriz. Tüm bu biçimler birincildir ve organizmaya giren virüsün sinir sistemine yerleşmesine bağlı olarak ortaya çıkarlar. Bir başka deyişle bunlar "nörotrop" (sinir dokulanna yönelen) virüslerin neden olduğu geleneksel enfeksiyonlardır. Ama ensefalit, kızamık, su çiçeği, kabakulak ve grip gibi genel hastalıkların etkeni olan vi*rüsler tarafından da oluşturulabilir. Bu olgularda ikincil ensefalitten söz edilir
 Alıntı
 18.07.2008, Saat 14:58
DurumuÇevrimdışı
Kayıtlı Üye
aSya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
UYARI:
Kullanıcıların Profil Bilgileri Ziyaretçilere Kapatılmıştır.

Görmek için Kayıt Olmalısınız

 
Yorum #5

Beyin Damar Kökenli Hastalıklar

Bu hastalıklar ilkyardım, etkili tıbbi ve cerrahi tedavi ve rehabilitasyon uygulamalarıyla altedilebilir.

Beynin damar kökenli hastalıkları beyin damarlarının lezyonları sonucun*da sinir dokusunun yıkıma uğradığı bo*zukluklardır.

Beyin Damar Kökenli Hastalık Nedenleri

Halk arasında inme ya da felç olarak bi*linen apopleksi (ya da Latince adıyla ic*tus cerebrale) beyin atardamarlarının yırtılmasıyla oluşan beyin kanaması so*nucunda gelişir. Damar sertliği (arteri-yoskleroz) gelişmiş bir beyin atardama*rında oluşan bir pıhtının damarı tıkama*sı da (tromboz) başka bir inme nedeni*dir. Aynı biçimde, beyin embolisi adı verilen ve vücudun başka bir yerinden kan dolaşımına karısan pıhtı parçasının beyne ulaşarak daman tıkaması ile ortaya çıkan olay da inmeye neden olabilir. Ayrıca beyin atardamarlarının sinirsel uyarılar*la kasılması da (spazm) beyin dokusu*nun kanlanma yetersizliği sonucunda felce neden olur.

Söz edilen felç nedenleri bazen tansi*yonun yükselmesi ya da aniden düşmesi gibi kan basıncı dengesizlikleri, bazen de yemek sonrasında kanın sindirim siste*minde toplanması ya da sıcaklık değişi*minde ve alkol alındığında önemli mik*tarda kanın deride birikmesi gibi kan da*ğılım dengesizlikleri olabilir. Bu neden*ler arasında emboli oluşumunu kolaylaştıran kalp hastalıkları ile pıhtı oluşumuy*la seyreden kan hastalıkları da sayılabilir. Felç, çok sigara içilen, bol yemek yenen yoğun bir işgününden sonra, gece saatlerinde ya da sabah yataktan kalkıl*dığında, ayakkabı bağlamak ya da yüz yıkamak için eğilme durumunda ortaya çıkabilir. Belirgin iklim ve mevsim deği*şiklikleriyle hava basıncındaki önemli oynamalar da felç gelişimini kolaylaştı*rabilir. Felçten önceki günlerde hastada genellikle baş ağrısı, yüzde kanlanma ar*tışı, baş dönmesi ve sinirlilik gözlenebilir.

Beyin Damar Kökenli Hastalıklar Görülme Sıklığı

Damar kökenli beyin hastalığı 40 yaşın altında oldukça seyrektir. En sık görü*len neden pıhtı ile damar tıkanması (yüzde 80), daha az olarak da kanama*dır (yüzde 15). Dolaşım sistemi hasta*lıklarının birçok nedene bağlı olarak arttığı günümüzde, beyin atardamarları*nın hastalıkları da oldukça yaygındır. Bu yaygınlığın önemli bir nedeni yaşlı nüfusun artması ise de, lezyonların yal*nız yaşlılarda görülmediği unutulmama*lıdır. Hastaların üçte biri orta yaş üze*rinde, üretken ve çalışma yaşamı için*deki kişilerdir.

Beyin Damar Kökenli Hastalıklar Belirtileri

Az da görülse, beyin hastalığının ön belirtileri arasında baş ağrısı, baş dön*mesi, uyku eğilimi ve bilinç bulanıklı*ğından söz etmek gerekir. Beyindeki doku yıkımının yerine göre, hafif ko*nuşma, hareket ve görme bozuklukları görülür. Bilincin açık olduğu bu dö*nemde söz konusu belirtiler birkaç sa*niye ya da dakika, bazen de daha uzun sürer. Ağır olgularda ise beyindeki olay şiddetli bir tablo ile ortaya çıkabi*lir. Artık gerçek bir inme ya da ictus cerebrale tablosu oluşmuştur. Hasta yere düşer, hareketsizdir; bilinç kay*bolmuş ve yüz kanlanması artmıştır. Önceleri yüzeysel ve aralıklı iç çekme biçimindeki solunum daha sonra derin*leşir. Nabız yavaş ancak dolgundur. Felç vücudun yarısına yerleşmiştir. Özellikle beyin kanaması sonucu geli*şen felçlerde ateş, mide bulantısı, kus*ma, çırpınma nöbetleri ve koma sık gö*rülür. Genel belirtilerle birlikte, lezyonun yerine göre değişebilen sinir siste*mi belirtileri de ortaya çıkar. Doku yı*kımının fazla olmadığı olgularda felç hiçbir iz bırakmadan iyileşebilir. EEG (elektroensefalografi), psikometri (zi*hinsel ve ruhsal yeteneklerin ölçümü) vb özel yöntemlerle bile hastalık izleri ortaya çıkarılamaz. Ama olguların bü*tünü söz konusu olduğunda, genellikle kalıcı hareket ve konuşma bozuklukla*rı ortaya çıkar. Komanın birkaç gün içinde çözülmediği olgularda hastalı*ğın kötü gidişli olduğu düşünülür. Has*ta, ölümle sonuçlanabilen bronkopnömoni (bronş-akciğer iltihabı) ya da öteki enfeksiyonlara karşı büyük ölçü*de savunmasız durumdadır.

Beyin Damar Kökenli Hastalıklar İncelemeler

Anjiyografi ile yapılan radyolojik ince*lemede beynin damar ağı görüntülene*rek damar sertliği, damar keçeleşmesi, tıkanma vb değişimler saptanabilir. Ta*nıya çok yardımcı olan bir başka ince*leme yöntemi de bilgisayarlı tomogra*fidir. Bu yöntem özellikle beyindeki kanama ve doku ölümü alanlarının be*lirlenmesinde kullanılır. Elektroensefalogram ve sintigrafi ile hem lezyonun yeri, hem de hastalığın gidişi hakkında geniş bilgi sağlanabilir. Gene son yıl*larda geliştirilen magnetik rezonans, tanıda çok önemli veriler sağlayan bir yöntemdir. Kanamalı olgularda belden beyin-omurilik sıvısı çekilerek (lomber ponksiyonu) sıvıda kanın varlığı saptanabilir. Ama bu yöntem olası tehlikele*ri nedeniyle ancak tanı için zorunlu du*rumlarda uygulanmalıdır.

Kanama, tromboz, emboli

Beyin dolaşım sistemine ait en sık görülen bozukluklar tromboz, kana*ma ve embolidir. Tam ancak bir dizi inceleme sonucu konabilir. Nede*ne yönelik tanıda bilgisayarlı tomografi gibi pahalı ve ileri tekniklerden de yararlanılır. Ama bazı belirti ve bulgular da felç tanısına götürebilir.

Beyin kanaması
• genel kural olmamakla birlikte, çalışma ya da başka yorucu işler ka*namayı uyarabilir;
• kanamanın yer ve şiddetine bağlı olarak, felç birkaç dakika sonra ya da bir saat içinde gelişir;
• kanamanın yer ve şiddetine bağlı olarak koma görülür.

Beyin trombozu
• ortaya çıkması çalışma ile ilgili değildir; baş dönmesi, konuşma yiti*mi gibi ön belirtiler verir;
• belirtiler dakikalar, saatler içinde aşamalı olarak ortaya çıkar;
• bilinç görece sağlamdır.

Beyin embolisi
• ön belirti vermeden, birkaç saniye ya da birkaç dakika içinde gelişir;
• hızla iyileşebilir;
• bilinç görece sağlamdır.

Örümceksizar altı (subaraknoit) kanama
• ani ve şiddetli baş ve ense ağrısıyla ortaya çıkar;
• çok değişken bir gidişi vardır;
• yalnızca ağrıyla seyredebildiği gibi, koma durumu da gelişebilir.

Beyin Damar Kökenli Hastalıklar Tedavi

Damar kökenli beyin hastalığı genellik*le acil girişim gerektiren bir durumdur. İlkyardım uygulaması oldukça kolay*dır: Hasta yarı yatar bir duruma getiri*lip solunumun rahatlaması sağlanır. Gömlek yakası, kemer vb gevşetilerek alna ve yüze soğuk kompres uygulanır. Hasta kusuyorsa, kusmuğun soluk bo*rusuna kaçması önlenmelidir. Çırpınma nöbeti olan hastaların dillerini ısırmala*rı, dişler arasına sağlam ama sert olma*yan bir cisim konarak önlenebilir. Ayrı*ca bu durumdaki hastalar, kendilerini yaralamamaları için yakın gözetimde "tutulmalıdır.

Hasta hastaneye yatırıldıktan sonra, tedavi tanıya göre belirlenir. Hastalık nedeni geçici iskemi (kanlanma eksikli*ği) nöbeti olduğunda, tedavinin amacı beyinde ileri derecede doku yıkımını önlemek olmalıdır. Tedavide öncelikle pıhtılaşma önleyici ilaçlar kullanılır. Ayrıca tehlikedeki beyin dokularının kanlanması cerrahi girişim ile yeniden düzenlenir. Bu tedavi yaklaşımlarının hangisinin önce uygulanacağı her olgu*da değişebilir. Damar sertliği, şeker hastalığı, kan basıncı yüksekliği gibi tehlike etkenlerinin yaygın olarak gö*rüldüğü yaşlı hastalara günde 0,5 gr asetilsalisilik asit (aspirin) ağız yoluyla verilir. Beyin dokusunda oksijen yeter*sizliği olduğunda pıhtılaşma önleyici ilaçlar kullanılır. Felç kanamaya bağlı ise bu ilaçlar kesinlikle verilmemelidir. Asetüsalisilik asit ya da pıhtılaşma önleyici ilaçlarla yapılan tedavinin esas amacı pıhtı oluşumunu önlemektir. Felçten sorumlu olan damar tıkanıklığı*nın yeri ve niteliği radyolojik incele*meyle belirlenerek cerrahi tedavi plan*lanabilir. İç şahdamarının (karotis atar*damarı) kafatası dışı bölümünün tıkan*dığı ya da bir darlığın geliştiği olgular*da cerrahi girişimle pıhtının çıkarılması son derece olumlu sonuçlar vermekte*dir. Şahdamarının kafatası içi bölümü*nün tıkanıklıklarında ise, pıhtıya ulaşıl*ması güç ya da olanaksız olduğundan yüzeyel şakak atardamarı (arteria tem*poralis superficialis), orta beyin atarda*marına (arteria cerebri media) bağlanır. İleri derecede ayrıntılı damar cerrahisi yöntemlerinin uygulanmasını gerekti*ren bu ameliyatlar ancak geniş mikro-cerrahi olanaklara sahip büyük merkez*lerde gerçekleştirilebilir. Tüm vücudu tutan felçlerde tedavi olanakları geniş değildir. Yatalak hastanın yatış durumu sık sık değiştirilerek zatürree ya da ya*tak (dekubitus) ülseri (hastanın vücudu*nun yatağa değen yüzeyinde sürekli yatma sonucu gelişen yaralar) oluşumu önlenmeye çalışılır. Hastanın hareket ettirilmesi kol ve bacakların işlevlerini belli bir ölçüde de olsa yeniden kazan*masına yardımcı olabilir. Bu hastalar burundan mideye sokulan tüp ya da da*mar yolundan verilen serum ile beslen*melidir. Gerekirse idrar sonda ile alınır ve soluk borusunda açılan bir delik ile rahat solunum sağlanır. Hastanın huzur*suz olduğu durumlarda sakinleştirici ilaçlar yararlıdır. Felç gelişiminden 2-3 gün sonra şahsilik asit tedavisine ve radyolojik incelemelere başlanır. Beyin kanamalarında uygulanan cerrahi teda*vi hastanın yaşamını kurtaran ancak ge*nellikle sinir sisteminin bütünlüğünü korumada başarısız kalan bir yöntem*dir. Bazı beyin kanaması olgularında hastalar rehabilitasyon ile felci büyük ölçüde yenerek kendi kendine yetebilir duruma gelirler. Çoğunlukla anevriz*maya (damarlarda balonlaşma), anjiyoma (damar tümörü) ve atardamar-toplardamar oluşum bozukluklarına (AVM) bağlı olarak gelişen örümceksi-zar altı (subaraknoit) kanamalarda cer*rahi girişim, büyük tehlikeleri olsa da, olumlu sonuçlar verir. Bu cerrahi giri*şim hastanın bilinç durumuna göre he*men (erken cerrahi) ya da birkaç hafta sonra (geç cerrahi) yapılabilir.

Bilmek İstedikleriniz

Beyin damarlarında anevrizma olan hastalar kurtarılabilir mi?

Bu soruya yanıt vermek güçtür. Anevrizmanın cerrahi tedavisi ancak yırtılma öncesinde yüksek basan oranına sahiptir.

Damar sertliği en çok hangi beyin atardamarlarında görülür?

Bu lezyonlar şahdamarı gibi büyük ya da çapı 0,6 mm'den büyük atar*damarlarda sık görülür. Daha küçük damarlar hastalıktan seyrek ola*rak etkilenir.

Beyin iskemisi ne demektir?

Beyin iskemisi, beynin bir bölgesinin az kan ve dolayısıyla yetersiz oksijen alması durumudur. İskeminin yavaş geliştiği olgularda klinik belirtiler dikkat çekici olmayabilir. Ama ani gelişen iskemilerde beyin işlevleri büyük ölçüde bozulabilir.

Şahdamarının dallarından birinin tıkanması ne gibi belirtilere yol açar?

Tıkanmanın tam olduğu durumlarda yedek kılcal damarların tıkanıklı*ğın yarattığı bozukluğu giderememesi sonucunda tıkanan damara gö*re, şiddetli baş ağrısı ve tıkanmanın olduğu taraftaki gözde körlük, ko*nuşma ve bellek bozukluktan ortaya çıkabilir. Böyle bir tıkanıklık ge*nellikle önceden, geçici beyin iskemisi belirtileri verir. Geçici beyin iskemisi geriye dönüşlü ve önemli sonuçlar doğurmayan kısa iskemi nöbetleridir (transiskemik ataklar)
 Alıntı
 Yeni Konu   Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil