Forum  
Go Back   Forum > EĞİTİM - ÖĞRETİM > Ödevler Dünyası > Tarih

SRC, ÜDY, ODY

SRC, ÜDY, ODY

Kullanıcı Etiket Listesi

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 29-04-2008, 16:59   #1 (permalink)
AchiLLeus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 04.03.08
Bulunduğu yer: Kayıp Coğrafya
Mesajlar: 5,935
Aldığı Teşekkürler: 7
Ettiği Teşekkürler: 0
Etiketlendiği Mesajlar: 0
Etiketlendiği Konular: 0
Tecrübe Puanı: 2601
Rep Puanı: 651
Rep Derecesi: AchiLLeus is a splendid one to beholdAchiLLeus is a splendid one to beholdAchiLLeus is a splendid one to beholdAchiLLeus is a splendid one to beholdAchiLLeus is a splendid one to beholdAchiLLeus is a splendid one to behold

Lightbulb Kara Fatma

Kara Fatma’yı Rus kilisesine muhtaç edenler utansın!


Hani bazen yaprakları kelam-ı kadime dönmüş eski dergi sayfalarını karıştırırken yüreğinizin orta yerine bir ağırlık, karabasan gibi çöker ya...

Yedigün dergisinin 1930’lu sayılarını karıştırırken de aynı hal arız oldu bana. Fotoğrafta, sadece o hülyalı bakışlarındaki derinliği korumuş bir kadın başı bana bakıyordu. Gözüm bir yerden ısırıyordu bu bakışları ama nereden?

Bakışlarım fotoğrafların üzerindeki başlığa kayıyor ister istemez. “Kara Fatma Rus manastırında” kelimelerini bir hamlede okuduğumda kendime, ‘Yok canım, o olamaz, olsa olsa bilmediğimiz başka bir Fatma’dan bahsediyor olmalı’ diye teselli vermeye çalışırken, asıl darbe, resim altı yazısında balyoz gibi iniyordu beynime. Şöyle diyordu bu iki büklüm olmuş kadının fotoğrafı altında: “Açlığımı kimseye belli etmemek için odama kapanır, ağlarım.”

Yaşadığım yürek burkuntusuna rağmen yine de bu ‘açlıktan ağlayan kadın’ portresini bildiğim Kara Fatma’ya yakıştırmama inadım formundaydı. Ne var ki bu direnişim, asker kıyafetli bildiğimiz Kara Fatma fotoğraflarının birinin altında güneş görmüş inatçı Erzurum karı gibi eriyordu. “Şimdi 55 yaşındayım” diyordu belinde kaması ve göğsünde fişekliği olan kadın, ve devam ediyordu: “Askere gittiğim zaman 24 yaşında idim.”

Çatıdan üzerime iri bir buz parçası düşer gibi oldu. Bu o... Evet, bu o...

O 9 Ağustos 1933 tarihli Yedigün’ün 22. sayısında yakışıklı bir efsane çöküyor ve ikrah ettiren acılıkta bir tarih yazılıyordu.

Erkek askerler için Mehmetçik hangi anlamı taşıyorsa, orduya katılan kadın askerlere de genel olarak “Kara Fatma” denildiğini biliyoruz. Üstelik bilinen ilk Kara Fatma, 1854-1856 Kırım Harbi’ne katılmış; kendisi Çukurova’daki Cirit aşiretine mensup bir ocağın kâhyasıdır. Ayağında çizmeleri, başında tülbent sargısı, belinde silahları ve elinde kamçısıyla ve dahi güneşten esmerleşmiş yüzüyle erkekten bir farkı olmadığını, bizzat Gazi Ahmed Muhtar Paşamız anlatıyor. Hatta Sivastopol Destanı’nda adının “Nisâlar kahramanı” olarak geçtiğini dahi biliyoruz.

Lakin Kurtuluş Savaşı’ndaki Kara Fatmaların en meşhuru, Erzurumlu olanıdır. Kocası Binbaşı Derviş Bey’le birlikte kâh Kars cephesinde, kâh Balkanlarda savaşmış. Edirne’de Bulgarlara karşı mücadele vermiş, ağaç kabuğu kemirerek hayatta kalanlardan biri olmuş. Mütarekeden sonra ise kaybetmiş eşini. Sonra onu İstanbul’dan Sivas’a giderek Mustafa Kemal Paşa ile görüşürken görürüz; ardından o artık cephelerdedir: İzmit, Düzce, Adapazarı, İznik civarında Yunanlılara baskınlar düzenlerken, köylerden, kasabalardan gönüllü toplarken karşımıza çıkar.

Bir de gazetecilere ilginç bir figür olarak görünmüş olmalı ki, 1923 yılına kadar kendisiyle çeşitli söyleşiler yapılmış, korkusuzluğu, cesareti ve yaralı olduğu halde gözünü budaktan esirgemeyişi vurgulanmış, adı Garp cephesinde bir efsane bulutu gibi dolaşmış; bir de kendisine bağlanmak istenen maaşı Kızılay’a bırakmasındaki yüce gönüllülüğü.

Velhasıl Erzurumlu Fatma Seher Hanım ya da nam-ı diğer Kara Fatma, Kurtuluş Savaşı’nın sembol ismi olarak günümüzde ders kitaplarına kadar girmeyi başarmıştır.

Lakin Yedigün dergisinde bulduğum söyleşi, Kara Fatma’nın 1923-1944 arasında gözlerden uzak geçen hayatı üzerindeki karanlığı kaldırıyordu. Bugünden bakınca Kurtuluş Savaşı gazileri Lozan’dan sonra sanki yere göğe sığdırılamamış gibi geliyor bize.

Onlara topyekün sahip çıkılmış ve bir dedikleri iki edilmemiş zannediyoruz. Ne kadar yanıldığımızı birazdan bir kere daha anlayacağız.

Kara Fatma, 1933 yılında İstanbul’un Galata semtindeki Rus manastırının bir odasında sefalet içinde yaşamaktadır.

Aradığı kişiyi 2. kattaki 9 numaralı odada bulan muhabir Mekki Sait Bey’i önce bir Rus çocuğu karşılar ve kendisine Kara Fatma’nın odasını gösterir. Muhabir onu, komşularının artıklarıyla karnını doyuran ve yalnız kaldığı zamanlarda utancından hüngür hüngür ağlayan birisi olarak anlatır bize. Kara Fatma’nın odasında iki çuval seriliymiş ya, kendisi yerde tahta üzerinde yatıyormuş. Çuval dediği, torunlarının yatağı. Köşede bir tencere, soğuk bir sac mangalın yanında aylarca evvel yere nasıl bırakıldıysa öyle duruyordur.

Kara Fatma konuşmaya, iş bulamamaktan şikayet ederek girer: Kapıcılığa, hatta çöpçülüğe bile razıdır torunlarına bakabilmek için. Ama kimse iş vermemiştir ona.

Yaralarından söz eder sonra, savaşta aldığı. Kızının parmaklarını şarapnel uçurmuş, evlenip çoluk çocuğa karıştıktan sonra ise delirmiş. Böylece torunlarına bakmak zorunda kalmış Kara Fatma. Yine de göğsüne taktığı İstiklal madalyasından gurur duymaktadır: “Bütün sefaletimi unutturan, beni yaşatan, bu İstiklal madalyasıdır. Açım ama şerefliyim!”
Aç ama şerefli kadın ağlamaya başlar o sırada. Ağlarken anlatır, anlatırken ağlar:

- Bazen çocukların elinden tutuyor, ‘Şu yetimler aç kalmış, ölecekler’ diye nineleri olduğumu sezdirmeden onlar için yardım toplamaya çıkıyorum. Ne yapayım, siz söyleyin!

Muhabirin aklına torunlarının nerede olduğunu sormak gelir. Sokaktadırlar; birazdan geleceklerdir. Dilenmekten dönerken birinin avucunda 100, diğerininkinde 60 para olacaktır. “Al nine” derler, “hiç harcamadık, olduğu gibi sana getirdik. Bir çay pişiremez misin bunlarla? Ekmek batırıp da beraber yiyelim.”

Torunlarıyla birlikte dilenen bu Kara Fatma portresine alışık olmayan yüreğiniz hop oturup hop kalktı, biliyorum ama gerçeğin yüzü bazen böylesine acımasız ve soğuktur.

1944’te (69 yaşında) yeniden hatırlanıp Defterdarlık’ta bir işe yerleştirilen Kara Fatma, 1954 yılına gelindiğinde artık 79 yaşındadır ve yine sefil bir vaziyette İstanbul’da bir kulübede tek başına yaşamaktadır. Tek Parti dönemini perişanlıklarla geçiren Kara Fatma’ya doğru dürüst bir maaş ne zaman bağlanmıştır bilir misiniz?

Demokrat Parti devrinde, 22 Şubat 1954’te. Ancak özel bir kanunla kendisine ‘ömür boyu’ 170 lira maaş bağlanan Kara Fatma’nın ömrü bu maaşı yemeye yetmeyecek ve ertesi yıl Erzurum’da hayata gözlerini yumacaktır.

Sağlığında bir gazeteciye, “Göğsümde bir şarapnel parçası var. Acı veriyor.” demişti.

Tarihimizin göğsündeki şarapneller ne olacak Fatma teyze, sen söyle?

MUSTAFA ARMAĞAN

__________________
PHP- Kodu:
"SusuLacak Yerde Konusmak AptaLLık , KonuşuLacak Yerde Susmak KorkakLıktır" 

27/06/2008 Tarihinden İtibaren Forumla İlişiğimi Kestim Soru ve İstekleriniz İçin Msn Adresimi Kullanabilirsiniz.
AchiLLeus isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Reklam alanı

Chat.Org Kameralı Sohbet

Reklam alanı
Otobüs Bileti
Alt 29-04-2008, 16:59   #2 (permalink)
AchiLLeus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 04.03.08
Bulunduğu yer: Kayıp Coğrafya
Mesajlar: 5,935
Aldığı Teşekkürler: 7
Ettiği Teşekkürler: 0
Etiketlendiği Mesajlar: 0
Etiketlendiği Konular: 0
Tecrübe Puanı: 2601
Rep Puanı: 651
Rep Derecesi: AchiLLeus is a splendid one to beholdAchiLLeus is a splendid one to beholdAchiLLeus is a splendid one to beholdAchiLLeus is a splendid one to beholdAchiLLeus is a splendid one to beholdAchiLLeus is a splendid one to behold

Standart

Kara Fatma




(ORTADA OTURAN KARA FATMA)





1878 yılında Erzurum'da dünyaya gelir. Balkan Harbi'nde eşi Derviş Erden'le birlikte Edirne'de, düşman işgali altında olan 'Yanık Kışla’da bulunur, askerlik hayatını birlikte paylaşır. Cihan Harbi’nde kendi ailesinden 9- 10 kadınla birlikte Kafkas Cephesi'ne gider. Mütareke yıllarında ise binbaşı eşi Derviş Bey’in ölümü üzerine Erzurum'a oradan da Sivas'a Mustafa Kemal’in yanına gider. Burada bir müfreze kurar. Daha sonra Mustafa Kemal tarafından görevli olarak 9 yaşındaki kızı Fatma ile birlikte İstanbul’a gönderilir. Burada gizli teşkilatla birleşerek silah ve adam kaçırma gibi faaliyetlerde bulunur...

İSTİKLAL harbimizde çok sayıda kişisel kahramanımız var.

Bunların öyküleri bugüne kadar çok yazılıp anlatıldı. Ama bir 'Kara Fatma' Fatma Seher var ki hepsinden ayrı. Hâlâ yazılıp anlatılsa bitecek cinsten değil. 'Kara Fatma' İstiklâl Harbimizin en simgesel kahramanı. Ailece İstiklâl Harbi'ne katılırlar ve birçok cephede büyük başarılar gösterirler.
Üsteğmen rütbesiyle emekli olan 'Kara Fatma', kendisine bağlanan emekli maaşını da hayır kurumuna bağışlar. 1933 yılında ise yoksulluktan İstanbul'da Rus manastırına sığınır. 1955 yılında öldüğünde ise yine yoksuldur. Tıpkı aynı dönem silah arkadaşlığı yapan 'Kartallı Kâzım' gibi...
1878 yılında Erzurum'da dünyaya gelir. Balkan Harbi'nde eşi Derviş Erden'le birlikte Edirne'de, düşman işgali altında olan 'Yanık Kışla’da bulunur, askerlik hayatını birlikte paylaşır. Cihan Harbi’nde kendi ailesinden 9- 10 kadınla birlikte Kafkas Cephesi'ne gider. Mütareke yıllarında ise binbaşı eşi Derviş Bey’in ölümü üzerine Erzurum'a oradan da Sivas'a Mustafa Kemal’in yanına gider Burada bir müfreze kurar. Daha sonra Mustafa Kemal tarafından görevli olarak 9 yaşındaki kızı Fatma ile birlikte İstanbul’a gönderilir. Burada gizli teşkilatla birleşerek silah ve adam kaçırma gibi faaliyetlerde bulunur.
Daha sonra kaçarak İzmit'e gelir. Burada müfrezesi 480 kişiyi bulur. Yanına kardeşi Süleyman'ı da alır, İzmit'in işgali sırasında Yunanlıların eline düşer ve 19 gün işkenceli esaretten sonra Yunanlı nöbetçiyi öldürerek kaçar. I. İnönü, II. İnönü, Sakarya ve Büyük Taarruz'a katılır. Kendi deyimiyle bugüne kadar müfrezesinde 43 kadına karşı 700 erkek askeri vardır. Kadınlardan 28’i şehit olur. Kendisi de birçok kez yaralanır. Çavuşluk rütbesiyle işe başlayan Fatma Hanım, en son Üsteğmen rütbesiyle emekli olur. Büyük Zafer’in coşkusunu yaşar. Ömrü boyunca bu coşkuyu unutmaz. Kendisine bağlanan maaşı, "Vatanının büyük kurtarıcısı Ebedî Şef‘in lâyık olmadığım büyük iltifâtı beni son derece sevindirmiştir. Esasen bütün emel ve arzum, yapmış olduğum hizmetten hiçbir menfaat beklemiyorum. Bu itibarla taltif edilmiş olduğum rütbenin mukabilinde verilecek maaşımı Kızılay’a terk etmekle son vazifemi yaptım" diyerek Kızılay’a bağışlar. Uzun yıllar izini kaybettirir. Bu sırada -bir çatışmada iki elini ve akli dengesini kaybeden- kızının çocuğuna sahiplenir. Ona uzun yılar
didinerek bakmaya çalışır. İstanbul'daki Rus manastırına sığınır. Burada kendisi yerde yatarken torununu tahta yatakta yatırır.

RUS MANASTIRINDA
Zamanın ünlü mecmuası Yedigün, 'Kara Fatma'yı İstanbul Galata’daki Rus manastırında bulur. Onunla mülakat yapar. Mekki Sait Bey, bu mülakatı derginin 9 Ağustos 1933 tarihli sayısında yayımlatır. Sararmış dergi arşivlerinde kalan bu mülakatı ilk defa burada yayımlıyoruz. Çünkü 'Kara Fatma'nın biyografisini yazanlar bu bilgiyi bilmiyor. Hatta "1923-44 yılları arasındaki hayatını aydınlatıcı malzemeyi henüz elde etmiş değiliz" diyorlar.

YOKSUL ve GURURLU
'Kara Fatma'nın odasına girdiğimiz dakikadan beri yanımızdan ayrılmayan küçük Valântin, adeta kulağımıza fısıldar gibi:
- Vaziyeti çok fena! Dedi, acaba niçin bir iş bulmuyor da sana sola çatıyor!
Kara Fatma öfkelendi:
- Sen çekilsene bakalım odana!.. Bizi biraz yalnız bırak.. Belki aramızda konuşacak şeylerimiz var...
Sonra bize döndü:
- Canım dedi.. Biz kendi aramızda dertleşeceğiz... Bunun burada işi ne?.. Ben babasına cephede kurşun atmışım, kızı burada bana lâkırdı atıyor...
- Sinirlenme canım, dedik... Çocuk bu, kusuruna bakılır mı?..
- Ne olursa olsun, ben bunlara halimi belli etmek istemiyorum. Hatta başka yerde eşyalarım olduğunu, torunlarımı sağlam yetişsinler diye tahta üstünde yatırdığımı söylüyorum. İşten bahsediyor... İş bulamıyorum ki.. Kapıcılık kolculuk bulsam.. çöpçülüğe de razıyım. Kızımla torunlarıma bakayım...
- Kaç yaşındasın?
- 55 yaşındayım. Askere 24 yaşında girdim. Seferberlikte Kars, Kâğızman, Bayazıt taraflarında çalıştım. 275 kişilik bir çetenin reisi idim. İstiklâl Harbinde Garp Cephesi'nin hemen her tarafında bulundum. Bereket Alakaya taarruzunda, sonra Düzce’de eşkıya ile müsademede, Sivrihisar’da, bir de Değirmendere’de yaralandım. Bunlardan başka ufak tefek çizikler sıyrıklar da var, onları saymıyorum. Kızımın parmaklarını da şarapnel kesti. Zavallı şimdi yarı deli bir vaziyettedir.
Yetimleri bana kaldı. Çalıştığım müddetçe âmirlerimin takdirlerini kazandım. Bütün sefaletimi unutturan, beni yaşatan bu İstiklâl madalyasıdır, açım ama şerefliyim!
Kadıncağız ağlamaya başladı:
- Bazen çocukların elinden tutuyor; “Şu yetimler aç kalmış, ölecekler” diye torunlarım olduğumu sezdirmeden, onlar için yardım toplamaya çıkıyorum, ne yapayım, siz söyleyin!
- Şimdi nerede çocuklar?
- Sokaktalar.. Birazdan gelirler, birinin elinde yüz para, ötekinin avucunda altmış para:
- “Al nine, derler... Açsın... Vallahi biz de içinden hiçbir şey harcamadık, olduğu gibi sana getirdik. Bir çay pişiremez misin bunlarla... Ekmek batırıp ta beraber yiyelim.”
- Ah, ah... Onlara doğru dürüst birer dilim ekmek bile yediremiyorum...
Matbaaya dönüyorum... Vakit öğle... İnsan acıkınca taze ekmek ne güzel kokuyor... Hay var olun Tophane fırıncıları! Ne pişkin, ne kabarık, ne beyaz, ne mis kokulu ekmekler çıkartıyorsunuz!.. Hem de 6 kuruşa ha!..
Eğer günahı büyükse, varsın Kara Fatma çeksin, ona zırnık bile vermeyin isterseniz, fakat ey Türkiye’nin en has ve en lezzetli ekmeğini pişiren, iyi kalpli Tophane fırıncıları! Bayatından bir okka somunla, iki yavruyu dilenmekten bari siz kurtarınız!”

TEKRAR MAAŞ BAĞLANDI
Kara Fatma'nın yoksulluk içindeki yaşamı uzun yıllar sürer. Bu sıkıntısı üzerine zamanın Kars mebusu Tezer Taşkıran ve Rize mebusu İzzet Akçal tarafından “İstanbul’da bir kulübede yaşamakta ve büyük bir sefalet içinde kıvranmaktadır” şeklinde önerge TBMM’ne verilir. 17 Şubat 1954 günü bu önerge kabul edilir ve Fatma Hanım’a 170 lira maaş bağlanır.
Ancak bu aylıklı yaşam kısa sürer. Fatma Hanım memleketi Erzurum'a geri döner. Ve burada 1955 yılında (ay ve yılını bile bilen yok) hayata veda eder. Tıpkı diğer silah arkadaşları gibi...
Herkes 'Kara Fatma'nın kahramanlıklarını bilir de bu acı öyküsünü bilmez. İstanbul’un Anadolu yakasına büyük bir Fatih heykeli dikeceklermiş. Karşısına da aynı boyutlarda 'Kara Fatma' heykeli dikseler acaba fazla mı olur?
Hey gidi hortumlanan Türkiye hey!..

Ercan DOLAPÇI

(Kaynaklar:
1-Feziye Abdullah Tansel, İstiklâl Harbi’nde Mücahit Kadınlarımız, Atatürk Kültür Merkezi Yayınları, Ankara, 1988.
2- Niyazi Ahmet Banoğlu, “Kara Fatmalar”, Tarih Coğrafya Dünyası, 1 Mayıs 1959, c.1, Sayı: 2.
3- H.M., “Kahraman Fatma”, Devrin Yazarlarının Kaleminden Milli Mücadele ve Gazi Mustafa Kemal, c.2, Kültür Bakanlığı
Yayınları, Ankara, 1992.
4- Türk Ansiklopedisi, c.21, Milli Eğitim Basımevi, Ankara, 1974.
5- Mekki Sait, “Kara Fatma Rus Manastırında”, Yedigün, 9 Ağustos 1933, Sayı: 22, s.10- 12.
6- Semyen İvanoviç Aralov, Bir Sovyet Diplomatının Türkiye Anıları, Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.,
İstanbul, 1997)
(Hürriyet, Yalçın Bayer)

__________________
PHP- Kodu:
"SusuLacak Yerde Konusmak AptaLLık , KonuşuLacak Yerde Susmak KorkakLıktır" 

27/06/2008 Tarihinden İtibaren Forumla İlişiğimi Kestim Soru ve İstekleriniz İçin Msn Adresimi Kullanabilirsiniz.
AchiLLeus isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Reklam alanı
Otobüs Bileti
Yeni Konu aç  Cevapla

Etiketler
fatma, kara, kara fatma, osmanli


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık




Megaforum'un desteklemiş olduğu otogar.com sitesinden online olarak otobüs bileti satın alabilirsiniz.


sohbet.net