Üye Etiketleri

 
LinkBack Seçenekler Arama Stil
Seramik Sanatı? Seramik Sanatı Nedir? Seramiğin Terapötik Faktörleri Nelerdir?  04 Ekim 2018, Saat 07:35
DurumuÇevrimiçi
ultrAslan
Yalnızkurt - nickli üyeye ait kullanıcı resmi (Avatar)
UYARI:
Kullanıcıların Profil Bilgileri Ziyaretçilere Kapatılmıştır.

Görmek için Kayıt Olmalısınız

Seramik Sanatı? Seramik Sanatı Nedir? Seramiğin Terapötik Faktörleri Nelerdir?

 
Yorum #1

Seramik? Seramik Nedir? Seramiğin Terapötik Faktörleri Nelerdir?




Kil, sanatla terapide ve psikoterapide tanıdık bir malzemedir. 1990’lı yıllardan günümüze, bireysel, grup ve aile terapilerinde, seramiğin tanısal ve terapötik potansiyelini gösteren çok sayıda çalışma (örneğin Anderson, Mattes ve Robbins) yayınlanmıştır. Seramik denildiğinde, kili yoğurmak, biçimlendirmek ve bir ürün meydana getirmek faaliyetleri söz konusudur. Dolayısıyla, kişinin kendini sanatla ifadesinde, hem üretim süreci hem de ürün, o kişinin iç dünyası ve zihinsel süreçleri hakkında önemli bilgiler sağlar.

Seramik Nedir?
Seramik binlerce yıldır kültürün önemli bir parçasıdır. Tarih öncesi çömleklerinden uzay mekiklerinde kullanılan hassas parçalara kadar, seramik sayısız sanatçının ve zanaatçının uğraşı alanı olmuştur. Teknik açıdan, seramik, ısıtıldığında kalıcı olarak değişen malzemelerden yapılır. Kilin içinde kimyasal olarak bağlı su vardır. Bu da kilden yapılmış ve kurutulmuş bir nesnenin, suya konulduğunda parçalanıp dağılmasına neden olur. Aynı nesne 350°C ile 800°C arasında fırınlandığında ise kil seramik haline dönüşür ve bir daha asla çözünmeyerek kendisine verilmiş olan biçimi korur. Her tür kil bir seramik malzemesidir, ancak başka seramik malzemeleri de vardır. Örneğin, sırlar da seramik malzemeleridir ve fırınlama sırasında değişim gösterirler. Endüstriyel seramikler ise silisyum karbür ve zirkonyum oksit gibi bir dizi farklı malzemeyi içerirler.



Sanat Ve Psikoterapi İlişkisi
Sanatla terapi, üretken ifadenin iyileşmeyi ve zihinsel esenliği geliştirebileceği fikrine dayanan bir terapötik tekniktir. Psikolojik bozuklukların tedavisinde anlamlı bir araç olarak, sanat, kişilerin iletişim kurmalarına, stresin üstesinden gelmelerine ve kendi kişiliklerinin farklı yönlerini keşfetmelerine yardımcı olmak için kullanılmaktadır. Psikolojide, psikolojik bozuklukları tedavi etmek ve ruh sağlığını geliştirmek için sanatsal yöntemlerin kullanılması sanatla terapi (ya da sanat terapisi) olarak bilinmektedir.

Sanat terapisi, ruhsal sağlığı geliştirmek için psikoterapötik teknikleri üretici süreçle bütünleştirir. Sanatla terapi, “kişilerin fiziksel, zihinsel ve duygusal sağlığını iyileştirmek ve korumak için sanatın üretme sürecini kullanan bir zihinsel sağlık yöntemi ve mesleği” olarak tanımlanmaktadır. Bu psikoterapi yöntemi, kendini sanatsal yollarla ifade etme sürecine dahil olanların, iç çatışma ve problemlerini çözmelerine, kişilerarası becerilerini geliştirmelerine, davranışlarını yönetmelerine, streslerini azaltmalarına, öz saygılarını ve öz farkındalıklarını arttırmalarına ve içgörü elde etmelerine yardımcı olmaktadır.

Sanatla terapi çok geniş bir yelpazedeki psikolojik bozuklukları tedavi etmek için ve pek çok durumda da, bilişsel-davranışçı terapi veya grup terapisi gibi diğer psikoterapi teknikleriyle birlikte kullanılabilmektedir. Sanat terapisinden yararlanılan bazı durumlar şunlardır:

– Öğrenme güçlüğü olan çocuklar.
– Ağır stres yaşayan yetişkinler.
– Okulda veya evde, davranışsal veya sosyal sorunları olan çocuklar.
– Akıl sağlığı sorunları olanlar.
– Beyin hasarı olan kişiler.
– Travmatik bir olay yaşayan çocuklar veya yetişkinler
.

Seramiğin Tarihsel Gelişiminde Yüklendiği Anlamlar
Seramik, tarih öncesi dönemlerden başlayarak insanlık tarihinde iyi bilinen, tahıl, zeytinyağı ve şarabın saklandığı amforaları, çanakları, tencereleri, vazoları, insan ve hayvan figürleri de dahil olmak üzere çeşitli sembolik formları da kapsayan bir üründür. Neumann’a göre, kil, antik dünya insanlarının her şeyin kaynağının toprak olduğu inancına da uyuyordu. İşlevsel kullanımına ek olarak, seramik, çeşitli kültürlerce insan hayatında dinsel anlamlar yüklü bir araç biçiminde de (örneğin tanrıça heykelcikleri) yer aldı. Antropologların araştırmaları, kilden yapılmış bu sembolik formların büyülü ve ritüel anlamları olduğunu ortaya çıkardı.

Bu bilgilerden, çeşitli seramik figürler ve insanların zihinsel – ruhsal yapısı arasında, insanlık tarihinin erken dönemlerinde başlamış bir bağlantı olduğu anlaşılmaktadır. Topraktan alınan kilden yani “dünya”dan yapılan figürler, insanın zihinsel dünyası ve maddi dünya arasındaki bağlantıyı yansıtmaktadır. Sanatla terapi bu bağlantıyı merkezine almakta ve sanat malzemelerini kişinin iç dünyasının “temsilinde” kullanmaktadır. 1950’li ve 1960’lı yıllarda sanatla terapide daha çok resim malzemeleriyle yapılan çalışmalara ağırlık verilmiş olması, klinik ortamlarda plastik sanat malzemeleriyle çalışma sürecinin çok daha fazla yer, para ve zaman gerektirmesi, ayrıca kuruduğunda kırılgan hale gelen fırınlanmamış çalışmaların korunmasının zorluğuydu.

1990’lı yıllarda Woltmann’ın yaptığı araştırmalarla, kil ile üç boyutlu dışavurumun ve seramik modellemenin kökleri derinlemesine açıklanmış oldu. Bebeklerin, gelişimlerinin ilk yıllarında, plastisiteyi kendi dışkılarında keşfettiklerini söyleyen Woltmann, ayrıca, “olgunlaşma döngüleri” olarak adlandırdığı plastik malzemelerin kullanımında ustalaşmanın gelişim evrelerini de açıkladı. Bu gelişim sürecinde çocuk, plastik malzemelerle yaptığı amaçsız faaliyetlerden, anlamları ve duygusal değerleri olan gerçek nesnelere doğru ilerler.

Seramik çalışmalarıyla ilgili Golomb ve McCormick’in yaptıkları başka bir araştırma ise, söz konusu üç boyutlu ifade gelişimiyle ilgili iki alternatif hipotez test edildi. Doğrusal grafik hipotezi, resimdeki gelişmeye benzeyen (önce tek boyutlu,sonra iki ve en sonunda üç boyutlu çizim) bir aşamalar dizisini öne sürmekteydi. Doğrudan modelleme hipotezi ise, gelişimin, primitif olsa da üç boyutlu gösterimle başlayıp sürdüğünü ileri sürmekteydi. Dört ila on üç yaş arasındaki 109 çocuk ve 18 üniversite öğrencisi üzerinde yapılan deneylerin sonuçları ikinci hipotezi doğruladı.

Dört yaşındaki çocuklar, bazı temel üç boyutlu kavrayış özellikleriyle üç boyutlu ilkel modelleme örnekleri sergilediler. Daha ileri yaştaki çocukların ürünleri daha rafineydi ve birbirinden farklılaşmaktaydı. Ancak, sekiz ila dokuz yaş arasındaki çocuklarda modellemedeki farklılaşma düzeyi azalma gösteriyordu. Golomb ve McCormick’e göre, bu görünüşte gerileme çocukların gerçek objelerin karmaşıklıklarına daha fazla benzerlik gösteren figürler oluşturmaya ağırlık verme çabasıyla ilişkilidir.

Seramik terapi amaçlı kullanıldığında, biçimlendirme işleminin ve ortaya çıkan ürünlerin bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmesi gereklidir. Bu yaklaşımın, üretim sürecinin ve ürünlerin sanatla terapideki ve psikoterapideki fenomenolojik gözleminin daha kesin bir doğrulukla yapılmasında, hastaların bu “sözel olmayan iletişim” ve gelişimlerinin anlaşılmasında büyük yararı olacaktır.

Seramik Çalışmalarının Psikoterapideki Anlamları
Son elli yılın klinik deneyimlerinin oluşturduğu literatür incelendiğinde, her ne kadar birbirleriyle ilişkili olsalar da ve genellikle tanısal veya terapötik müdahaleler olarak ayrılmalarında güçlük çekilse de, seramik çalışmalarının üç ana terapötik özelliği öne çıkmaktadır:

1 – Dokunsal Deneyim
Seramik çalışması dokunma duyusu ile ilgili güçlü bir dokunsal (taktil) deneyimdir. Dokunma insan gelişiminin ilk duyusal tepkilerinden biridir ve bebeğin öğrendiği ilk iletişim biçimidir. İnsan yaşamının ilk aşamalarına da bebek ve annesi arasındaki ağız ve deri teması hakimdir.
Bu nedenle, kille oynama da çok temel bir kendini ifade etme ve iletişim biçimidir. Kili biçimlendirmek, modelleme için zihinsel açıdan sonsuz bir form zenginliğiyle birlikte, o formları gerçekleştirmek için gerekli sonsuz bir bedensel hareket zenginliğini de içerir. Böylece, seramik, üreticisinin kendi zihinsel alemini, duygularını ve nesne ilişkilerini anlatması için sözel olmayan ama güçlü bir dile, bir iletişim yöntemine dönüşmektedir.

Bağlanma kuramına göre, ardışık işleyen iki bağlanma biçimi vardır. İlki bilinçsiz, yaşamın ilk yıllarında gelişen, oldukça primitif bir yapıdadır. Daha sofistike olan ikinci bağlanma biçimi, dilsel ve bilinçlidir. Bunların her ikisi de aynı anda çalışır. Benlikle ilgili zihinsel ifadeler dilsel kodlaması olmayan sensorimotor ifadelerden gelişir. Sanat, özellikle kile biçim verme, bunları iletmenin bir yoludur. Dokunma duyusu sözel olmayan anı ve ifadelere bir pencere işlevi görür ve özellikle kendilerini sözlü olarak ifade etmekte zorluk çekenlere de yardımcı olur.

Seramik ürünler çok – boyutlu nesnelerdir ve gerçek hayattaki nesneleri çok yakından temsil edebilir. Yükseklik, genişlik ve uzunluğa ek olarak, ağırlık, derinlik ve doku özelliklerine sahiptir. Bir resmin aksine, bir kil ürüne hem bakılabilir, hem dokunulabilir hem de farklı açılardan incelenebilir. Kişi gerçeğine benzer şeyler yapabildiğinden, kilden nesneler iç dünya, korku, endişe, dilek vb. tezahürleri için sembolik oyun nesneleri olarak da işlev görür. Bu, psikoterapide çocuklar için olduğu kadar yetişkinler için de geçerlidir.

2 – Yapıcı Ve Yıkıcı Süreçlerin Yansıtılması
Kille çalışma, olmayan bir şeyi üretmenin, olanı farklı biçimlere dönüştürebilmenin çok anlamlı bir deneyimini sağlar. Kişi, çamura hafifçe dokunarak gerçek dünyaya parmaklarının izlerini yani kişisel işaretlerini bırakır. Bir parça kille kişinin iç dünyasının bir metaforu ve bir sembolü olan somut bir şey yapma fırsatı, duyguyu (örneğin acıyı) anlamlı bir ifadeye dönüştürmek, simyaya benzer bir süreçtir. Gerek işlenmemiş kil parçasına gerekse yeni yapılmış nesneye terapi sürecinde tekrar tekrar biçim verilebilir. Kille çalışmak, psişik değişim, kimlik oluşumu ya da kendi olma süreçlerinde, benliğin yapıcı ve yıkıcı yönlerini görünür kılar.

Yastakiler veya kayıp acısı çekenler, acı, öfke ve hayal kırıklıklarının ifadelerini kile yansıtırlar. Kil, kaybedilenin imajını yeniden oluşturmak için de kullanılabilir. Kaybedilen kişinin (ya da şeyin) imajı kilde canlandırılabilir ve kişi duyguları ve fantezileriyle yüzleşir. Kaybedilenin yeni bir görüntüsünü üretmenin oluşturduğu duygular güçlüdür ve derin acılarla başa çıkmayı kolaylaştırarak iyileştirici bir etki sağlarlar.

3 – Regresyon (Gerileme)
Seramik çalışmaları, duyusal özellikleriyle, regresyon süreçlerine izin verir ve tedavide çok önemlidir. Sanat ürünlerini psikanalitik bir bakış açısından inceleyen Knafo’ya göre üç farklı
regresyondan söz edilebilir:

a) Geçici gerileme ya da psikoseksüel gelişimin önceki aşamalarına dönme: Kramer ve Schlossberg, çocukların ve yetişkinlerin kili bir oyuncak olarak algıladıklarını, kille yaptıkları nesnelerle, oral, anal ve fallik fantezilerini yeniden canlandırdıklarını söylemektedirler.
Sanat terapisinde, çocukların yiyecekleri temsil eden nesneler üretmeleri ve sembolik beslenme düzenleri kurmaları sıklıkla görülen örneklerdir. Bazı çocuklar anal dönemin bir yansıması olarak kili dışkı olarak görebilmektedir. Hem çocukların hem de ergenlerin cinsel fantezilerini ve korkularını yansıtma aracı olarak kili kullanmaları da yaygındır. Ayrıca, agresif regresyon, sert el hareketlerinde veya bıçak gibi kili işleme araçlarının derin kesme vb. agresif biçimlerde kullanılmasındaki öfkede kendini gösterir.

b) Dekompansasyon riskini azaltmak amaçlı regresyon: Dekompansasyon yani kişilik bozukluklarında savunma mekanizmalarının yeterli kullanılamamasıyla ortaya çıkan dengeleme yetersizliğinin gelişmesinin önlenmesinde, kil, kişinin kimliğinin ve gerçekliğin sınırlarında dolaşmasına yardımcı olur. Terapi sırasında, kişiler genellikle sembolik olarak kendilerini temsil eden, ancak çirkin ve çarpıtılmış şekiller de oluşturmaktadırlar. Bu bozuk biçimli nesneler, kişilerin korkutucu olabilecek kendi bilinçaltları ile ilgili yansımalardır. Benliklerinin çeşitli parçalarını ya da bir bütün olarak kendilerini nasıl gördüklerini ortaya koyar. Sanatla terapi kliniklerinin çoğunun rafları genellikle yaratıklar ve agresif figürlerden oluşan seramik canavarlarla doludur.

c) Topografik ve yapısal regresyon: Nesne ilişkileri teorisinin kavramsallaştırdığıı bu tip regresyon, görsel ve temel düşünce tarzlarındaki daha serbestçe erişimle özetlenebilir. Ogden’e göre, insan deneyimlerinin ilkel ucu, dokunma ve ritmik deneyimlerle ilgili duyumların hakim olduğu otistik özelliklere işaret etmektedir. Kilden nesneler, bu bakımdan insanın ilkel varlık ve iletişim modlarını yankılamaktadır.

Seramiğin Terapötik Faktörleri
Psikoterapide ve sanatla terapide seramik çalışmalarının kullanılmasında altı majör terapötik etken söz konusudur:

1 – Duyguların ifadesini kolaylaştırmak.
2 – Katarsis oluşturmak.
3 – Bilinçaltını açığa çıkarmak.
4 – Zengin ve derinlikli ifadelere ulaşmak.
5 – Sözlü iletişimi kolaylaştırmak.
6 – Kişinin iç dünyasının somutlaştırılmasını ve sembolizasyonunu sağlamak
.

Seramik, insanlığın tarihindeki primitif kullanımının ilkel iletişim biçimlerini ve insanın hayattaki erken dönemlerinin deneyimlerinin yankılarını temel bir madde olan kille birleştirir. Kille yapılan çalışmalar, fiziksel çalışma ve hareket yoluyla vücut ifadesini, modelleme ve ürünün gözlemlenmesi yoluyla da zihinsel süreçleri kapsar. Böylece farklı bilinç düzeylerindeki
duyguların, hatıraların ve fantezilerin entegrasyonuna izin verir. Seramik, bilinçaltının ortaya çıkarılmasında, bir sembolün kişisel anlamını göstermede ve özellikle travmatik sorunların tedavisinde, erken dönem belirtilerine de işaret etmektedir. Terapötik süreçte, seramik, kendi, öteki ve kendi ile öteki arasındaki ilişkilerin sözel olmayan temsillerine erişimi mümkün kılan yapısıyla büyük yararlar sağlamaktadır.

Alıntıdır.

 Alıntı
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Yukarı Git