ABBÂSİ DEVLETİ (750-1258)

s3rdar

Kayıtlı Üye
MegaForum Üyesi
Profil Bilgileri
Üyelik Tarihi :
10 Ara 2012
Bulunduğu Yer :
Bodrum Muğla
Mesajları :
764
Puanları :
0
Hazret-i Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in amcası Hazret-i Abbas -radiyallahu anh-ın soyundan geldiği için Abbasi devleti diye anılır.

Abbâsi döneminin ilk halifesi Ebu’l Abbas Abdullah’tır.

Abbâsiler iktidara gelince Suriye’nin nüfuz ve iktidarı kaybolmaya, onun yerini Irak almaya başladı. Abbâsîler, Emeviler’e âit bütün topraklara sahip oldular. Sadece Endülüs (İspanya), hiçbir zaman Abbasiler’e tâbi olmadığı gibi, Kuzey Afrika’nın batı kısımları da bir müddet Abbâsiler’e bağlı kalmışsa da daha sonra oralarda da müstakil idareler kurulmuştur.

İkinci Abbâsi halifesi olan Ebu Cafer Mansur Bağdat şehrini kurup orayı İslâm devletinin başşehri yaptı. İmâm-ı Âzam Ebu Hanife -rahmetullahi aleyh- Hazretleri de bu dönemde yaşamış ve büyük eserler vermiştir. Abbâsiler devri Arap olmayanların da idari teşkilatta görev alabildikleri ve Türkler’in hızla müslümanlaştığı bir dönemdir.

Abbasilerin en parlak devri Harun Reşid zamanıdır. (786)



Harun Reşid:

Beşinci Abbasi Halifesi Harun Reşid, hakkı gözeten adaleti seven bir halife idi. Halk onun zamanında çok rahat etmiştir. İlmi ve ilim adamlarını sever, onlarla sohbet eder, iltifat ederdi. İmam-ı Âzam -rahmetullahi aleyh- Hazretleri’nin talebesi Ebu Yusuf’u kendine Kadiyyul-kuzat görevine getirmiştir.

Yapılan fetihlerle ülke öyle genişlemişti ki, o devirde hiçbir hükümdarın Harun Reşid kadar büyük ülkesi yoktu. Bağdat’a hastaneler, rasathaneler ve medreseler yapıldı. Memleketin imarına çok önem verdi. Bilim, sanat ve edebiyata önem vermiş, devrinde teknoloji Avrupa’yı geçmiştir.

Harun Reşid halkını seven, adaleti gözeten, şefkatli bir halife idi. Geceleri kıyafet değiştirip, halkın dertlerini dinler, onlara çare olmaya çalışırdı.

Harun Reşid’in ailesi Zübeyde Hatun da birçok imar faaliyetlerine ve hayır işlerine girişmiş, Mekke şehrine uzak mesafeden su getirtmiştir. Hâlâ bu su faal vaziyettedir.

Bizans ile yapılan savaşlar neticesi Bizans imparatoru sulh istemiş ve ağır vergiler ödemişti. Maveraünnehir bölgesinde çıkan isyanı bastırmak için ordusuyla yola çıktığında yolda hastalanarak vefat etmiştir.

Harun Reşid ehl-i sünnet’e bağlı idi. Ondan sonra gelen halifeler Mu’tezile mezhebini takip etmiş ve savunmuşlar, birçok ehl-i sünnet âlimine işkence etmişlerdir. Mu’tasım Billâh zamanında İmâm Ahmed bin Hanbel -rahmetullahi aleyh- gerek halife Mu’tasım ile gerekse Mu’tezile mezhebi savunucuları ile çok büyük mücadele etmiş, kendisine büyük işkence yapılmıştır.

Tâki Halife Mütevekkil Alellah ehl-i sünnet’e dönünceye kadar bu zulümler devam etmiştir.



Abbâsi Devlet Teşkilatı:

Hilafeti Emeviler’den alan Abbâsiler, merkezi Bağdat olan geniş bir devlete sahip oldular. Sâsânî Devleti’nden de istifade ederek devlet teşkilatını meydana getirdiler. Abbâsi halifeliği, cismani ve ruhani bütün idareyi elinde tutmuş, bir devlet olarak da diğer organları teşekkül ettirmiştir. Halife ve divandan başka adlî, askeri ve idari teşkilat da kurulmuştu.

Halifeden sonra en büyük makam ve mevki vezâretti. Veziri ilk defa İslâm âleminde Abbâsiler kullanmıştır. Hârun Reşid’den itibaren devlet işleri vezirlere bırakılmıştır. Abbâsilerin mükemmel orduları vardı. Ordu, muhtelif İslâm milletlerinden oluşuyordu. Türklerden ilk defa asker alan Mansûr idi.

Abbâsiler devrinde, müslüman milletler bir İslâm cemiyeti meydana getirmişlerdir. Kadınlar oldukça serbest bir hayat sürmüş, devlet işlerine müdahale edenleri bile olmuştur.

Pek çok zengin çıkmış, lüks ve israf içinde yaşamışlardır. Temizliğe verilen ehemmiyet sebebiyle Bağdat’ta pekçok hamam yapılmıştır. Ticaret iyice gelişmiştir. Dicle nehri ve Basra körfezi yoluyla deniz ticareti de iyice gelişmiş ve diğer devletlerle de alış-veriş yapılmaya başlanmıştır. Harun Reşid, Süveyş kanalını açtırmak istemiş, fakat Bizans’ın donanmasının ilerde Mekke ve Medine’ye zarar verebileceği düşüncesiyle bu plândan vazgeçmiştir.

Sanayinin, dokumacılığın, madenciliğin her kolu, bütün İslâm dünyasında gelişmiş, değerli eserler meydana getirilmiştir. Cam sanayii Suriye’den sonra Mısır ve diğer yerlerde de gelişmiş, haçlı seferleri esnasında renkli, mineli ebrulu rengarenk camlar, Avrupa’ya götürülmüştü. Kağıt, miladi sekizinci asırda Çin’den Semerkand’a oradan da Bağdat’a gelmiş ve kağıt imâlâthâneleri kurulmuştur.

Abbâsiler zamanında, her türlü ilimle uğraşılmış ve pek değerli eserler meydana getirilmiştir. İslâmi ilimler, Kûfe ve Basra’dan sonra Bağdat’ta gelişmeye başlamış, Kur’an, Tefsir, Hadis, Fıkıh ve Lisan ilimlerinde pekçok âlim yetişmiş ve önemli eserler kaleme alınmıştır. Öteyandan astronomi, tıp ve coğrafya sahasında da önemli çalışmalar yapılmıştır.



Abbâsî Devleti’nin Yıkılışı:

Son Abbâsî Halifesi Mustasım devlet işlerini şiî ve devlet düşmanı olan veziri Alkami’ye bırakmıştı. Alkami’nin aleyhte çalışması, halifeyi yanıltması ve halifenin Moğol Hükümdarı Cengiz’in torunu, Hülâgû’ya sert bir cevap vermesi üzerine, Hülâgû, veziri Nâsıreddin-i Tûşî ve hıristiyan zevcesinin teşviki ile Bağdat’ı kuşattı. Halife, kendisine ve ailesine dokunulmamak şartıyla teslim oldu. Buna rağmen bütün Abbâsi ailesi öldürüldü. Şehir uzun süre yağma edildi. Kütüphaneler ateşe verildi, bir kısmı Dicle’ye atıldı. Asırlardan beri ilim ve ticaret merkezi olan Bağdat, böylece harabeye çevrildi. (1258)

Abbâsî devletinin yıkıldığı bu yılda Söğüt’te, Osmanlı Devleti’nin bânisi olan Osman Bey doğmuştur. Abbasilerin son halifesi Mustasım’ın oğlu, Hülâgû’nün Bağdat istilasından kurtularak Mısır’daki Sultan Baybars’a sığınmış, nesebini ve mukadder emanetleri ispat ederek 1261’de Mısır’da el-muntansır billah ünvanıyla halife ilân edilmiştir. Daha sonra hilafet Osmanlı sultanı Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi (1517) sonucu Osmanlı Devleti’ne geçmiştir.



Abbâsîler’in Yıkılış Sebepleri:

Abbâsi Halifeler’i içinde Harun Reşid gibi adaletli ve dirayetli hükümdarlar az yetişmiştir.

Abbâsiler eleman istihdamında ve adam kullanmakta gerekli dirâyeti gösteremediler. Kendilerine sadâkatle hizmet eden vezirleri ve kumandanları, sudan sebeplerle öldürerek yok etmişlerdir. Bu durum değerli adamların devlet işlerinden uzaklaşmasında yegane sebep teşkil etmiştir.

Hazret-i Ali -radiyallahu anh- oğullarına, Emeviler gibi düşmanca davrandılar, bu yüzden onlar da sık sık isyanlar çıkarıp devleti yıpratmışlardır.

Din adamlarına gereği kadar hürmet ve saygı göstermediler, isyanların çıktığı sırada Mu’tezile mezhebini resmi mezhep kabul edip, Ehl-i sünnet âlimlerine çok sert davrandılar.

Halkın ve âlimlerin kendilerinden uzaklaştığını görünce, yabancılardan hassa ordusu kurdular. Daima fitne ve fesada kayan Irak halkını, kendi haline bırakıp Samarra’ya göçtüler. Hassa ordusuna hakim olamayıp kendi başlarına belâ ettiler. Böylece Abbâsi Devleti zayıflayıp yıkıldı.



Türklerin Müslüman Olması:

Yeni bir din ve medeniyetin kabulü, cemiyet içerisinde inanış, düşünüş ve yaşayış gibi türlü bakımlardan husule getirdiği derin değişiklik ve inkişaflar dolayısıyle bir kavmin tarihinde, en mühim bir hadise olmak vasfını dâimâ muhafaza eder. Türkler’in İslâm dinine ve medeniyetine toptan girişleri, diğer din ve medeniyetlere intisaplarından farklı olarak, doğurduğu büyük ve müsbet neticeler itibariyle yalnız Türk ve İslâm tarihinin bir dönüm noktasını teşkil etmekle kalmaz, dünya tarihinin de en büyük hadiselerinden sayılacak bir ehemmiyet taşır.

Müslümanlar, Hulefâ-i raşidin devrinde Arap Yarımadası’ndan çıkmış, Hazret-i Ömer devrinde de İran’ı fethedip Horasan’ı almış, Türkistan hududuna dayanmıştır. Bu şekilde Türkler’le ilk temas bu dönemde başlamıştır. Göktürk Devleti’nin ikiye ayrılması neticesinde, Çinliler’in bazı bölgeleri istila etmeleri ve bu sıralarda Türkler’in aralarında birliği tesis edememelerinden istifade eden Emevî-İslâm kuvvetleri bu mıntıkada birçok bölge ele geçirmişlerdi. Kuteybe bin Müslim’in bu bölgedeki faaliyetleri oldukça verimli olmuştu. (705-715) Bilhassa Ömer bin Abdülâziz devrinde İslâmiyet, Türkler ve Berberiler arasında çok yayılmıştı.

Emeviler’in yıkılmasından sonra Abbâsîler, İslâm dünyasının lideri olarak Türkistan işleri ile uğraşmaya başladılar. Çin’in Mâverâünnehr’i istila etmek istemesi üzerine Horasan Valisi Ebu Müslim kumandanlarından Salih bin Ziyad’ı o bölgeye Talas’a göndermiş ve Türkler’e yardım etmiştir, neticede de Çin yenilerek iç karışıklığa maruz kalmıştır. Bu aynı zamanda hem Türkler’in, hem de İslâm ordusunun zaferi olmuştur. (751)

Bu zafer Türkler için bir dönüm noktası olmuştur. Türkler, kitleler halinde müslümanlığı kabul etmişler ve İslâm dini için canlarını, mallarını feda etmekten geri durmamışlardır.
 
Üst