Neler yeni
Türkiye'nin En Güncel Forum Sitesi

Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için foruma kayıt olmalı yada giriş yapmalısınız. Forum üye olmak tamamen ücretsizdir.

Dünyanın Dokunulmazları

Rapunzel

Kayıtlı Üye
MFC Üyesi
  • Üyelik Tarihi
    11 Mar 2015
  • Mesajlar
    5,449
  • MFC Puanı
    1,785
  • MFC Seviyesi

Dünyanın Dokunulmazları

Çingeneler

Bizanslılar 1000 yıl önce benim insanlarıma athinganoi adını verdiler. Bu dokunulmaz demekti.. Bundan sonra her gittiğimiz ülkede insanlar bizi böyle çağırdı. Zigeuner cigani veya çingene... Bizlere dokunulmaz dediler... Korktular bizden. Farklıydık. Daha yoksulduk. Daha özgürdük. Ama insandık. Tıpkı onlar gibi. Onlar bunun farkında değildi. Bizimle çalışmak bizimle yaşamak bizimle konuşmak istemediler. Atalarım bu haksızlıklardan kurtulmak için her yolu denediler... Haykırarak baktılar insanların gözlerine; "biz çingene değiliz insanız." Çingenelerin konuştuğu dillerden birinde insan Rom demekti. Onlarda insanlara biz romanız dediler yani sizden bir farkımız yok. Bizi kabul edin. Lütfen! Bugüne kadar kimse onları dinlemedi. Ben atalarım gibi umutsuzca yalvarmayacağım. Biliyorum ki gerçekten de biz farklıyız! Özgür hırçın dayanıklı güçlü insancıl ve yaratıcıyız. Tarihin en barışçı insanlarıyız. Bu yüzden utanmam gerekmiyor. Ben olduğum şeyle gurur duyuyorum. Herkes bilsin!» [1]

Çingeneler (Rom Romani Romanlar Gypsy Gipsy)

Çingeneler Hindistan'ın hayat şartlarının zor olduğu Kuzeybatısındaki yüksek dağlarda yaşarken bu hayattan vazgeçmiş İran ve Anadolu üzerinden dünyaya yayılmış Hint-Avrupa kökenli halkın adıdır. [2] Gerçek yurtları belli olmayan esmer tenli göçebe topluluklardır. İlk olarak 1505'te İrlanda'da1514'te de İngiltere'de nüfus kayıtlarına resmen girmişlerdir. Aynı dönemde Avrupa'nın birçok ülkesinde gezgin çalgıcı ve falcılardan oluşan kimi göçebe toplulukların kayıtlarına rastlanır. Günümüzde dünyanın dört bir yanına yayılmış olan Çingeneler'in büyük bölümü Avrupa'nın güney kesiminde toplanmıştır. 19. yüzyılın sonlarına doğru Kuzey Amerika'ya da göç eden Çingeneleryaşadıkları her ülkede değişik adlarla anılırlar.[3] Vatanlarını neden terk etmek zorunda kaldıkları hala kesin olarak bilinmemektedir.[2]

Bazı Çingeneler kendilerine "Rom" derler "Rom" Çingenece'de (Romani dili) "erkek" ya da "koca" ile ilişkili olup Sanskritçe "Rama" "Ramana" ve "Ramona" aynı anlama gelir. [4] Eski bir Hint dili olan Sanskritçe'yle ilişkisi bulunduğu düşünülen bu dilin sözcük dağarcığında Yunanca Türkçe ve Farsça sözcükler de vardır. Buna bağlı olarak Çingeneler'in anayurtlarının Hindistan olduğu sanılmaktadır. Ama kökenleri hâlâ tartışma konusudur. Çingeneler'in de kendi tarihleri ile ilgili hiçbir kayıtları yoktur. Çoğu yaşadıkları ülkenin dilini konuşur diğerleri ise Çingenece ile yaşadıkları yörede konuşulan dilin karışımı olan bir lehçe kullanırlar. Örneğin Fransa'dakilerin bir bö***lümü ve Almanya'daki Çingeneler Romani ve Almanca karışımı bir dil konuşurlar. İngiltere ve Fransa'dakilerin başka bir bölümünün ise İspanyolca ile karışık bir lehçesi vardır.[3]

Roman sözcüğü yerleşik düzeni olmayan göçebe insanları çağrıştırır. Roman adı onlara Avrupa'da büyücülükle itham edip; eziyet edenlere kendi dillerinde: “Biz de romuz ( insan) neden bizi dışlıyorsunuz eziyet ediyorsunuz?" demeleri üzerine Avrupalılar tarafından konulmuş bir isimdir.[2]

Çingene sözcüğü yerleşik düzeni olmayan göçebe insanları çağrıştırır. Oysa günümüzde Çingeneler'in çok azı göçebe bir yaşam sürer. Bazıları kendi istekleriyle göçebeliği bırakmışoturdukları ülkenin yaşam biçimini tümüyle özümsemiş hatta çingene olmayan insanlarla evlenmişlerdir. Bazıları ise yerleşik bir yaşama geçmeye zorlanmışlardır.

Çingeneler'in büyük bir bölümü gelenek görenek ve topluluklarının yönetim biçimlerini korumuştur. İlk olarak 19. yüzyılda Avrupa'da sayıları 10-100 aile arasında değişen Çingene toplulukları şefler seçmeye başladı.

Çingeneler'in kendilerine özgü yasaları vardır. Genellikle yaşadıkları toplumun dinsel inançlarını benimserler. Ne var ki kutsama düğün ve ölü gömme törenlerinde kendi gelenek ve törelerini sürdürürler.[3]

Çingeneler insanlık ailesinin ayrılmaz bir parçasını oluştururlar. Çingeneler göçebe zanaatçı ataların çocuklarıdır. Tarihin en eski zamanlarından beri kimi insan grupları; tarım veya hayvancılıkla geçinmişlerdir. Çingeneler ise çeşitli nedenlerden dolayı göçebe zanaatçılıkla yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Çingenelerin ataları; sepet elek metal eşya kalay vs gibi ürün ve hizmetleri meydana getirerek bunları tarım ve hayvancılıkla geçinen diğer toplumlara satmışlardır.[2] Önsezilerinin güçlü olduğuna inanıldığı için kadınlar falcılık yapar dilenir ya da dans ederdi. Erkekler ise çalgı çalar kap-kacak lehimciliği hayvan ticâreti hayvan eğiticiliği gibi işlerle uğraşırbir işten öbürüne kolaylıkla geçebilirlerdi. Göçleri sırasında artık atlarla çekilen arabalar yerine kamyon ya da karavanlar kullanmaya başladılar. Eski uğraşlarının yerini meyve toplama asfalt dökme kullanılmış araba ticareti sirklerde hayvan bakıcılığı ya da eğiticiliği hurda maden ve antika eşya alım satımı gibi işler aldı. Birçok Çingene müzik ve dans sanatını zenginleştirecek katkılarda bulundu. Bazı ünlü İspanyol gitaristleri ve flamenko dansçıları Çingene ya da yarı Çingene'dir. Çingeneler sepetçilik porselen ya da bakır işçiliği gibi el sanatlarında da çok ustadırlar.[3]

Avrupa Ülkeleri Çingeneleri metal işlerinde başarılı oldukları için sanayi devrimlerinde kullanmışlardır. Bu günkü Avrupa sanayisinin temelinde Çingenelerin kanı ve teri mevcutturözellikle de Çingene çocukların yaşanmamış çocuklukları. Eğer Çingeneler olmasaydı: Avrupa bugün bu medeniyet seviyesinde olmazdı.

Çingeneler dünyanın en renkli göçebe topluluklarından biridir. Onları göçmen kuşlara benzetebilirizancak kanadı kırılırsa ya da yaralanırsa göçemez. Öz yurtlarından çağırdıkları Çingeneleri aileleri ile birlikte Romanya'ya yerleştirmişler zaman zaman işlerine yarayanı getirtip çalıştırmışlardır. Romanya adı oradan gelmektedir. Bu gün en fazla Çingene nüfusu Romanya'da yaşamaktadır. Türkiye'de yoğun olarak yaşadıkları yerlerin başında Çanakkale Edirne Düzce Tekirdağ İzmirAdana ve İstanbul gelir.[2]


Çingeneler'in göçebe yaşamları yerleşik toplumlarınkinden çok farklı olduğu için yerel halk tarafından sık sık hırsızlık büyücülük çocuk kaçırma gibi eylemlerle suçlanmışlar; hatta cezalandırılmışlardır. 1554'te İngiltere'de Çingene olduğu söylenen herhangi bir kişinin asılması işten bile değildi. Ne var ki birçok ülkeden sürülmelerine karşın. Çingeneler bir süre sonra bu ülkelere geri dönmeyi başarırlardı. Hemen hiçbir yerde istenmeyen bu insanlar II. Dünya Savaşı'nda Almanlar tarafından büyük bir kıyıma uğratıldılar. Yaklaşık 500 bin Çingene aşağı ırktan oldukları gerekçesiyle Macaristan Polonya ve Çekoslovakya'daki Nazi kamplarında yok edildi.

Yarı göçebe yarı yerleşik bir topluluğun nüfus sayımının doğru bir biçimde yapılması oldukça güçtür. Yapılan tahminlere göre bugün dünyadaki Çingeneler'in sayısı 23 milyon dolayındadır.[3]

Karakter özelliklerinden dolayı çok çabuk canları sıkılır ve aynı işi devamlı yapamazlar. Zamanında Fatih Erkoç Konservatuara girip mezun olan tek Çingene sanatçımızdır. Diğerleri kulakları ve müzik yetenekleri çok iyi olduğu halde yıllarca aynı okula devam etmeye dayanamamış okulu terk etmişlerdir.[2]

Müzik ve dansa büyük katkıları olmasına karşın Çingenece'nin yazılı bir dil olmayışı yüzünden edebiyat yapıtları yoktur.[3]

Tarihçe

Roman halkının vatanlarını neden terk etmek zorunda kaldıkları bugün bile yanıtsız kalmaktaysa da tarihçiler üç teori ortaya sürmektedir:

Gazneli Mahmut'un Sindh ve Penjap'ı işgali sırasında 500.000 Hintliyi esir aldığı bilinmekte olupHindistan'ı fetheden Müslümanların Romanları köle olarak alıp ülkelerine götürülmesi en yaygın teoridir.
En düşük kast olduğu sanılan Romanların Müslüman fatihlere karşı paralı asker olarak olarak kullanılmış olabilirler ki yenilginin ardından göç etmek zorunda kalmış olabilirler.
Firdevsi'nin Şehnamesi'ne göre MS 420 yılında vatanlarını (Hindistan Karaçi) terk edip dünyaya yayılan 12.000 kişilik Luri halkı eğer Romanlarsa dünyaya yayılmalarının Hindistan'ın işgali ile ilişkisi olamaz.
İlk kez 1505'te İrlanda'da 1514'te de İngiltere'de nüfus kayıtlarına geçirildiler. Aynı tarihlerdeAvrupa'nın birçok ülkesinde gezgin çalgıcı ve falcılardan oluşan bazı göçebe toplulukların kayıtlarına rastlanır. Günümüzde Romanlar dünyanın dört bir yanına dağılmış olarak yaşarlar. Büyük bölümü Avrupa'nın güney kesiminde toplanmıştır. 19. yy.ın sonlarına doğru Kuzey Amerika'ya da göç etmişlerdir. Romanlar yaşadıkları her ülkede değişik adlarla anılırlar.

Romanlar dünyanın en renkli göçebe topluluklarından biridir. Türkiye'de yoğun olarak yaşadıkları yerlerin başında Trakya'da Çanakkale Edirne Kırklareli Tekirdağ Düzce ve İstanbul gelir.

Romanlar insanlık ailesinin ayrılmaz bir parçasını oluştururlar. En gerçek ve doğru manasıyla Romanlar göçebe zanaatçı ataların çocuklarıdır. Tarihin en eski zamanlarından beri kimi insan grupları; tarım veya hayvancılıkla geçinmişlerdir. Romanlar ise çeşitli nedenlerden dolayı göçebe zanaatçılıkla yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Romanların ataları; sepet elek metal eşya kalay vs gibi ürün ve hizmetleri meydana getirerek bunları tarım ve hayvancılıkla geçinen diğer toplumlara satmışlardır. Bu sebeple diğer toplumlar gibi hayvan sürülerine ve geniş topraklara sahip olmadığından göçebe zanaatçılıktan başka bir geçim imkânı bulamamışlardır. Aslında Romanlar ile Roman olmayanları birbirinden ayıran yegane fark budur.

Sanıldığı gibi romanları diğer insanlardan ten rengi ırksal özellikler ya da dil ayırmaz. Esmer romanlar kadar beyaz tenli ya da sarışın Romanlar da vardır. Farklı ırklara mensup Roman grupları da vardır. Farklı diller konuşan Roman grupları da vardır. Ama tüm Romanların ortak özelliği atalarının binlerce yıl boyunca göçebe zanaatçılıkla geçinmiş olmalarıdır. Bugün birey olarak bir Roman hangi mesleği yapıyor olursa olsun insanlığın ilk zamanlarında atalarının göçebe zanaatçı olması onun da Roman toplumuna ait olduğunu gösterir.

Romanlar'ın büyük bölümü gelenek göreneklerini ve topluluklarının yönetim biçimlerini korumuştur. İlk olarak 19. yy.da Avrupa'da sayıları 10-100 aile arasında değişen Çingene toplulukları şefler seçmeye başladı.

Roman sözcüğü yerleşik düzeni olmayan göçebe insanları çağrıştırır. Oysa Romanlar'ın çok azı günümüzde göçebedir. Bazıları kendi istekleriyle göçebeliği bırakmış yaşadıkları ülkenin yaşam biçimini benimsemişlerdir. Roman olmayanlarla evlenen Romanlar da vardır.Bazı ülkelerde de yerleşik yaşama zorlanmışlardır.Soykırıma uğramışlardır.

Yarı göçebe yarı yerleşik bir topluluğun sayımının yapılması güç olduğu için Romanlar'ın kesin nüfusu bilinmemektedir. Bununla birlikte bugün dünyada 3-4 milyon dolayında Roman olduğu tahmin edilmektedir. Türkiye'de ise 750.000 dolayında Roman olduğu tahmin edilmektedir.

Nisan 1971'de Romanlar'ın sorunlarını tartışmak üzere Londra yakınlarında ilk Uluslararası Roman Kongresi toplanmış olup bu kongreye atfen 1990'dan itibaren 8 nisan Dünya Romanlar Günü olarak kutlanmaktadır. [4]

Çingene Sancağı

Çingene sancağı Osmanlı Devletin' de Rumeli topraklarında yaşayan Romanlar' ın yönetsel mali ve askeri işlerini düzenlemek amacıyla Rumeli eyaletine bağlı sancak. 16. yüzyıla kadar Çingeneler yalnızca cizye ve ispenç vergisi ödemişlerdi. Ancak toprakların genişlemesiyle birlikte Çingeneler bir sancak sayıldı. Kanuni devrinde Cingâne Livasını ve bütün çingeneleri ilgilendiren ilk hukuki düzenleme tahminen 937/1531 tarihinde yapıldı. "Kanunnâmei Kıbtıyânı Vilâyeti Rumeli" yani "Rumeli Eyaleti Çingeneleri Kanunnamesi" adını taşıyan bu yasa çeşitli düzenlemeler getirdi.

Çingenler Müslüman ve gayri müslim olarak vergilendirildi. Müslümanlar 22 akçe gayri müslimler de 25 akçe vermekle yükümlüydü. Diğer vergileri - arusiye cürüm ve cinayet akçesi - diğer reaya ile aynıydı. Çingenelerin bazıları müsellemdi ve bu müsellemler askerlikte eksik işleri tamamlama ve haberleşme gibi görevlerde bulunurdu. Müslüman ve gayri müslim çingeneler arasında kız alıp verme birlikte iş yapma ve birlikte göçmeleri yasaktı. Çingene sancağını "Çingene beyi" ya da "mir-i Kıptiyan" adı verilen yöneticiler yönetirdi. Bu sancak beyleri vergi toplar güvenliği sağlarmüsellemleri toplayıp orduya teslim ederdi. [5]

Kimler Çingenedir? Çingenelerin Sınıflandırılması

(Sınıflandırma bizzat Çingeneler tarafından yapılmış ve uzmanlar tarafından da kabul edilmiştir.)

Çingene kanı taşıdığını iddia eden üç ana grup bulunmaktadır: Kaldera Gitano ve Manuşlar.

1. Kaldera Çingeneleri

Yalnız kendilerinin gerçek Çingeneler olduğunu iddia ederler. Adlarından da anlaşıldığı üzere çoğu kazancılıkla uğraşmaktadır. Rumence'de kazanın adı caldera'dır. Önce Balkan Yarımadası'ndan çıkmışlar sonra Orta Avrupa'dan Fransa'ya geçip beş kola ayrılmışlardır.

a. Lovariler : Macaristan'da uzun süre yaşadıklarından dolayı Fransa'da Macar adıyla çağrılırlar.
b. Boybalar : Transilvanya'dan gelmişlerdir ve savaştan önce evcilleştirilmiş hayvanlarla gösteri yapan Çingeneler'in çoğunluğunu oluşturmaktaydılar.
c. Luri ya da Luliler : Bugün de Firdevsî'nin anmış olduğu Hint kavminin adını taşırlar.
d. Çurariler : Diğer Kaldera Çingeneleri'nden ayrı olarak yaşarlar. Vaktiyle at alıp satan Çurarilerbugün kullanılmış araba alım satımıyla uğraşmaktadır.
e. Turko-Amerikalılar : Avrupa'ya gelmeden önce Türkiye'den Amerika Birleşik devletleri'ne göç etmiş oldukları için kendilerine bu isim verilmektedir.

2. Gitanolar

Kendilerine yalnızca İspanya Portekiz Kuzey Afrika ve Güney Fransa'da rastlamak mümkündür. Dış görünüşleri lehçeleri ve gelenekleriyle Kalderalılar'dan ayrılırlar. Kendi içlerinde İspanyol ya da Endülüslüler ve Katalonyalılar diye ayrılırlar.

3. Manuşlar

Orta Avrupa'daki Çingeneler'dir. Muhtemelen İndus kıyılarından geldikleri için kendilerine Sinti de denmektedir. Üç alt gruba ayrılırlar.

3.a. Valsikanlar ya da Fransız Sintileri: Pazarcılık yapar ve sirklerde çalışırlar.
3.b. Gaygikanlar ya da Alman Alsalsı Sintiler : Bunlar çoğu kez Çingene olmayan ancak aynı gelenek ve göreneklere göre yaşayan Avrupalı göçebelerle karıştırılmaktadır.
3.c. Piemontesliler ya da İtalyan Sintileri : Örneğin İtalya'nın tanınmış ailelerinden Buglioneler bu gruba girmektedir.

Bu üç grubun dışında İngiltere İrlanda ve İskoçya'da yaşayan Gypsieler Kaldera Manuş ve Tinkerler'e benzerler. Bunlar gezginci kazancılardır ve Çingene asıllı olup olmadıkları kesin değildir.

Bütün bu ayrımlar elbette keyfidir. Bu gruplardan her biri yalnız kendilerinin gerçek Çingene olduğunu iddia eder ve diğer grupları kendilerinden aşağı görür. Her grubun kendi lehçesi kendi yasaları ve gelenekleri bulunmaktadır. Ancak Çingene kavimleri konusunda her bir grubun kendine özgü bir sınıflandırma tasarımına sahip olması çok daha önemlidir.

Kendi kavimlerinin mensupları dışındaki insanları nitelendirmek için genellikle onların meslekleri belirtilir. İşte böylece Ursariler yani ayı oynatıcılarından söz edilir. Örnek olarak Romanya'daki değişik Çingene gruplarının bir listesi verilmektedir. Bu isimler oldukça farklı bir lonca oluşturan Laieşi ve Ursari Çingenelerince kullanılmaktadır:



Blidariler ahşap mutfak araç gereci yapıp satar.
Chivutseler bunların karıları badanacıdır ve dolayısıyla oturdukları evlerin dış cephelerini her yıl yeniden boyamakla görevlidirler.
Ciobatoriler ayakkabı yapımı ve onarımıyla uğraşırlar.
Costorariler kalaycıdır.
Ghilabariler çalgıcıdırlar.
Lautariler çalgıcı ve lüt yapımcısıdırlar.
Ligurariler ahşap ve araç gereçler yapıp satarlar.
Meshteri Lacatuşiler çilingirdirler.
Rudariler ahşap araç ve gereç yaparlar.
Salaboriler duvarcıdırlar.
Vatraşiler çiftçi ve bahçıvandırlar.
Zlatariler ırmak kıyılarında altın ararlar.

Bu liste henüz tam değildir. Popp Serboianu on dört ayrı Rumen Çingene grubundan söz etmektedir. Ancak bunlar da yine listenin tamamı değildir.
 
Üst Alt