Neler yeni
Türkiye'nin En Güncel Forum Sitesi

Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için foruma kayıt olmalı yada giriş yapmalısınız. Forum üye olmak tamamen ücretsizdir.

Leyla ile Mecnun

diShy

~ یơυℓℓεss ..
Emektar Yönetici
  • Üyelik Tarihi
    27 Kas 2009
  • Mesajlar
    24,083
  • MFC Puanı
    339
  • MFC Seviyesi

LEYLA İLE MECNUN

Leyla ile Mecnun'un aşkları bir Arap efsanesine dayanmaktadır . Bu efsanede Mecnun mahlasıyla şiirler söyleyen Kays ibni Mülevvah adlı bir Arap şairiyle Leyli ( Leyla ) adlı bir Arap kızın arasında geçen ve ayrılıkla sona eren bir aşk serüveni anlatılmaktadır .

Söylentiye göre Kays ile Leyla kardeş çocuklarıdır .Küçük yaşta birbirlerini severler . Kays'ın Leyla için söylediği şiirler dillerde dolaşır .Leyla'nın babası ,adını dillere düşürdüğü için kızının Kays'la evlenmesini önler .Leyla başka biriyle evlendirilir .Kays çöllere düşer .Mecnun (deli ) diye anılmaya başlar .Ayrılık acısına dayanamayan Leyla kederinden ölür . Mecnun bunu duyunca onun mezarının başına koşar ve o da orada can verir .

Bu efsane Arap edebiyatında X. yüzyılda çok yaygın bir hale gelmiş ,Mecnun'a ait olduğu söylenen şiirlerin arasına nesirler de eklenerek hikaye haline getirilmiştir .Bu konu daha sonra Fars ve Türk edebiyatlarında da işlenmiştir . Bunların arasında en ünlüsü Fuzuli'nin yapıtıdır ( 1535)

Aşağıda okuyacağınız küçük hikaye Fuzuli`nin Leyla vü Mecnun adlı mesnevisinden alınmıştır.

Kays, bilinen adıyla Mecnun, Leyla`nın aşkından kendisinden geçip yarı meczup bir halde çölde giderken, namaz kılmakta olan bir dervişin önünden geçer. Derviş hemen namazını selamlayıp, Mecnun'a "Namaz kılan birinin önünden geçilmez, bunu bilmiyor musun?" diye çıkışır. Mecnun cevap verir "Ben Leyla'nın aşkından öyle bir hale geldim ki, senin burada namaz kıldığını görmedim bile, sen nasıl bir aşkla namaz kılıyorsun da benim senin önünden geçtiğimi görüyorsun?"

Leyla ve Mecnun'un hikayesi Türk Halk edebiyatının da etkilemiş ve Leyla ile Mecnun adıyla bir Karagöz oyunu haline getirilmiştir .

Karagöz oyunlarında işlenen Leyla ile Mecnun hikayesi ise şöyle :

Oyunun başında Leyla ile Mecnun birbirlerine olan sevgilerini şiirlerle dile getirirler. Aralarında bir gül ağacı vardır. Zebani gelerek gül ağacını alır ve yerine karaçalı koyar. Karagöz bu karaçalıyı almak isterken zebani Karagöz’ü kaldırıp baş aşağı kara çalının üzerine atar. Hacıvat gelerek Karagöz’e Leyla ile Mecnun’un hikayesini anlatarak, Zebani’nin kara çalıyı onları ayırmak için koyduğunu söyler.

Perdeye içinde Leyla’nın babası ve annesinin olduğu bir kervan gelir. Hacıvat onlara bir ev bulur. Daha sonra Mecnun’un babası olan Halepli Haşim gelir. Hacıvat Leyla’nın anne ve babasının olduğu yere ergeç Mecnun’un da geleceğini söyler. Mecnun gelip Leyla’ya olan aşkını Hacıvat’a anlatır ve ondan yardım ister. Bu esnada bir aslan gelip Karagöz’ün köpeğini yutar. Leyla’nın babası kızını Mecnun’a istemeye gelen Hacıvat’ı kovar. Hacıvat, Karagöz’ün ninesi olan Cazu’dan yardım ister. Cazu nine Leyla’nın babasına giderek eğer kızlarını Mecnun’a vermezlerse Leyla’nın öleceğini söyler.

Bunun üzerine Leyla’nın babası kızını Mecnun’a vermek için üç şart koşar. Birincisi Mecnun çok sevdiği dişi ahuyu öldürecektir. İkincisi aslan ile boğuşup onu da öldürmesi. Üçüncüsü ise yedi başlı ejderhayı öldürmesi. Karagöz Mecnun’a bir bıçak verir. Mecnun kendi isteğiyle ahuyu öldürür. Daha sonra aslan ile ejderhayı da öldürür ve koşulları yerine getirmiş olur. Zebani iki sevgilinin kavuşmasını engellemek amacıyla araya yine kara çalı koyarsa da Mecnun bıçağı ile karaçalıyı kesip atar.
Sevgililer birbirlerine kavuşurlar ve kervanla memleketlerine dönerler ...


 

Asalet

Kayıtlı Üye
MFC Üyesi
Konum
Başkent
  • Üyelik Tarihi
    23 Nis 2009
  • Mesajlar
    669
  • MFC Puanı
    2
  • MFC Seviyesi

Aşkdan bahsedilince herkesin bir tarifi, bir yorumu olur. Belki Kendine göre herkes aşkı yaşadığını zanneder. Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin'in aşkı gibi der hatta. Mecnun Leylası için çöllere düştü, Ferhat Şirin için dağları deldi. Peki bu hikayeleri ayrıntılarıyla ne kadar biliyoruz?

Leylâ ile Mecnun, Arap efsanesine dayanan klasik aşk hikâyesidir.

Nizami başta olmak üzere birçok kişi tarafından işlenmiş olan konuyu Fuzulî,1535 yılında mesnevî türünde kaleme almıştır. Eser hala çok kıymetlidir. Mesnevî tarzına ve Türk diline yenilik getirmiştir.

Bu aşk hikayesinin konusu şöyledir:

Leyla ve Kays(Mecnun’un asıl adı) ilkokul yıllarında birbirlerine âşık olmuşlardır. Kısa zamanda her yere yayılan bu aşkı duyan annesi Leyla’yı okuldan alır ve Kays’la görüşmesini yasaklar.

Ayrılık ıstırabıyla mahvolan Kays halk arasında Mecnun diye anılmaya başlar. Bu sevda yüzünden çöllere düşen Mecnun’a (Kays'a) birçok kişi Leyla’yı unutmasını söyler; ancak onun için kainat artık Leyla’dan ibarettir ve hiçbir şekilde bu aşktan vazgeçmez.

Hatta dedesi onu bu dertten kurtulmak üzere Allah’a yakarması için Kabe’ye götürür...

Ancak o tam tersine derdinin artması için dua eder. "Ya Rab belâ-yı aşk ile kıl âşinâ beni Bir dem belâ-yı aşkdan etme cüdâ beni." diye. Duâsı neticesi aşkı daha da çoğalır ve bütün vaktini çöllerde geçirmeye başlar.

Hem Leyla’nın hem Mecnun’un halleri gittikçe perişanlaşmaktadır. Ailesi Leyla'yı İbn-i Selâm isimli zengin ve îtibârlı birine verir. Bu zengin kişiyle nikahlandırılan Leyla, kocasından kendisini uzak tutmak için bir hikâye uydurur...

Ancak, Leylâ kendisini bir perinin sevdiğini ve eğer kendisine dokunursa ikisinin de mahvolacağını söyleyerek İbn-i Selâm' ı vuslatından uzak tutmayı başarır.

Mecnûn, çölde, Leylâ' nın evlendiğini arkadaşı Zeyd' den işitince çok üzülür. Leylâ' ya acı bir sitem mektubu gönderir. Leylâ da durumunu bir mektupla Mecnûn' a anlatır. Kendisini anlamadığından dolayı o da sitem eder. Bir müddet sonra Mecnûn' un âhı tutarak İbn-i Selâm ölür.

Dünyayla bütün bağlantısı kesilir ve sadece ruhuyla yaşar hale gelir Mecnun. O, çölde âhular, ceylanlar ve kuşlarla arkadaşlık etmektedir ve mecâzî aşktan ilâhî aşka yükselmiştir.

Leyla’nın ise vücudu da dahil olmak üzere bütün maddi varlıklarla ilişkisi bitmiştir.

Bir gün Leyla çölde Mecnunu bulur ama Mecnun onu tanımaz ve “Leyla benim içimdedir, sen kimsin?” der. Leyla, Mecnunun ulaştığı mertebeyi anlar ve evine geri döner ve üzerinden fazla zaman geçmeden Leyla hayata gözlerini yumar...

Mecnûn bir gün Leylâ' nın ölüm haberini öğrenir. Gelip mezarını kucaklar, ağlayıp inler; "Ya Rab manâ cism ü cân gerekmez Cânânsuz cihân gerekmez." Der, kabri kucaklayarak ölür.

Bir müddet sonra Mecnûn' un sâdık arkadaşı Zeyd Rüyasında, Cennet bahçelerinde birbiriyle buluşmuş iki mesut sevgili görür. Bunlar kimdir? diye meleklere sorunca, derler ki: "Bunlar Mecnûn ile onun vefalı sevgilisi Leylâ' dır. Aşk yoluna girip temiz öldükleri, aşklarını dünya hevesleriyle kirletmedikleri için burada buluştular." derler.

Bu mesnevide Fuzuli, dünyevi aşkı bir basamak olarak kullanıp onun üstünden maddeden ayrılıp tamamen ruha ait olan ilahi aşkı anlatır.

Ferhat ile Şirin hikayesi

Hüsrev - ü Şirin, ya da Ferhat ile Şirin adlarıyla İran'lı ve Türk divan şairlerince mesnevi biçiminde yazılmış olan bu halk öyküsü, Orta Asya, Azerbaycan, İran, Türkiye ve Balkanlar'da ülkelere ve yörelere göre bazı değişikliklere uğramış olarak yüzyıllardır anlatılmaktadır. (Khusraw o Shirin: 1177 - 1181)

Amasya ve Gaziantep - Sakçagözü'nde bulunan figürler Anadolu'da geçen haliyle Ferhat İle Şirin'in Amasya ile ilintisi bulunmaktadır. Öykünün en eski Türkçe baskısı 1854 yılında, yeni harflerle de 1930 yılında yayımlanmıştır.

Konusu Azerbaycan'da Erzen kentinin kadın hükümdarı Mehmene Bânu kız kardeşi Şirin için bir köşk yaptırmıştır. Köşkü süsleme işini o yörenin en usta süslemecisi Ferhad'a (Nakkaş'a) verirler.

Ferhad, çalışırken Şirin'i görür ve ona âşık olur. Sarayları süsler, ve fırçasından dökülen zarafetin Şirin'e olan duygularının ifadesi olduğu söylenir.

Mehmene Bânu da Ferhad'ı sevmektedir, bu nedenle Şirin'le evlenmesini istemez, karşı çıkar.

Ferhad bir gezi sırasında Amasya kentinin hükümdarı Hürmüz Şah ile tanışır. Hürmüz Şah Ferhad'ın başına gelenleri dinleyince onu yanına alır.

Birlikte Erzen'e giderler. Hürmüz Şah, Şirin'i Ferhad için Mehmene Bânu'dan ister. Mehmene Bânu karşı çıkınca iki hükümdar birbirlerine savaş açarlar.

Savaş sırasında Hürmüz Şah'ın oğlu da Şirin'e âşık olur. Savaş sonunda yenilen Mehmene Bânu her şeyi bırakarak kaçar.

Şirin Amasya'ya getirilir. Oğlunun da Şirin'e âşık olduğunu öğrenen Hürmüz Şah güç durumda kalır. En sonunda Ferhad'a başarılması imkansız bir iş verir ve bu işi başarması koşuluyla Şirin'e kavuşabileceğini söyler.

Ferhad, Amasya yakınlarındaki bir dağı delecek ve kente oradan su getirecektir.ve ancak bu işi başarırsa Şirin'le evlenebilecektir.

Ferhad büyük bir coşku ile işe koyulur ve bir süre sonra işin sonuna yaklaşır. Ferhad'ın bu işi başaracağını anlayan Hürmüz Şah, çalıştığı bir dağda Ferhad'a yaşlı bir kadınla Şirin'in öldüğü haberini yollar.

Bu yalan habere inanan Ferhad, Şirin'in ölüm acısına dayanamaz ve dağları deldiği gürzünün canına kıymak amacıyla havaya fırlatır ve yere düşen gürzün altında intihar eder.

Ferhad'ın ölüm haberini alan Şirin de bir hançerle kendini öldürür. İki sevgiliyi yan yana gömerler.

Ferhad ile Şirin'in mezarı

Bir söylence niteliği kazanan bu öyküye göre her bahar Ferhad'ın mezarı üstünde kırmızı bir gül, Şirin'in mezarı üstünde beyaz bir gül ve iki gülün arasında da bir diken biter. Ferhad ile Şirin'i sonsuza kadar ayıran bu diken kimine göre Mehmene Bânu, kimine göre Ferhad'a yalan haberi getiren yaşlı kadındır.

Tahir & Zühre Gerçek Hikayesi

Geçmiş zaman ve eski günlerde zengin ve şöhretli bir padişah vardır Malı, mülkü, askeri kısaca her şeyi vardır Ancak çocuğu olmamaktadır Doktorlara gitmiş derdine çare bulamamıştır Bunlardan fayda göremeyince kendisini eğlenceye verir ve yaptırdığı bahçeye gidip gelmeye başlar

Bir gün veziri ile çarşıda dolaşmaya çıkar “Her kim bana bir altın verirse tanrı onun muradını versin” diyen bir dilenciye para verir Oradan ayrılıp bahçeye doğru giderler ve bir ağacın altında otururlar İleride bir ağacın altında da yaşlı bir derviş görürler, onun yanına giderler Derviş “marifetlerim vardır” deyince, padişah gönlünden geçeni bilmesini ister Dervişte padişah ve vezirin çocuğunun olmadığını, evlat istediklerini bilir Bunun üzerine dervişten yardım isterler Dervişte cebinden bir elma çıkarır ve ikiye böler Bu elmaları yerlerse çocukları olacağını, padişahın kızı, vezirin oğlu olacağını, ama onları ayırmamalarını, evlendirmelerini söyler Padişah da vezir de çok sevinir Akşam elmayı yerler ve dokuz ay on gün sonra padişahın kızı, vezirin oğlu olur Kızın adını Zühre, oğlanın adını Tahir koyarlar

Tahir ile Zühre birlikte büyürler En tanınmış hocalardan ders alırlar ve çok zeki olduklarından her şeyi öğrenirler Fakat on yaşında Zühre’nin gönlü Tahir’e düşer ve uyurken Tahir’i öper Tahir çok kızar çünkü kardeş olduklarını sanır Bir gün Zühre Tahir’i yine öper ve Tahir de Zühre’yi döver Zühre o kadar üzülür ki Allah’a “Allah’ım benim sevgimin yarısını Tahir’e ver” diye dua eder Tahir de Zühre’ye aşık olur Bu sefer Zühre kendini naza çeker Ancak kardeş olmadıklarını öğrenen Tahir ile Zühre günden güne bir birine daha çok bağlanırlar Sazlarını alıp birbirlerine türkü söylerler Bunları gören Arap köle padişahın karısına söyler

Padişah kızını Tahir’le evlendirmenin zamanı geldiğini söyler Ancak karısı kızının padişah oğluyla evlenmesini istemektedir Padişah kendi gözleriyle aşıkları görmek ister ve görünce de aşıkları evlendirmeye karar verir Bu arada Tahir rüyasında iki kara köpeğin kendisine saldırdığını görür ve rüyası çıkar Padişahın karısı, padişaha sihirbaz cadının yaptığı şerbeti içirince padişah Tahir'den soğur ve onu saraydan kovar Aşkı ile yanıp tutuşan Tahir, Zühre’nin köşkünün önüne gelerek sitem dolu türküler söyler Zühre de olayları dadısından öğrenir ve her şeyi Tahir’e açıklar Arap köle bunları görünce yine padişaha haber verir Bu sefer padişah onu Mardin’e sürer

Mardin’de yedi yıl kalan Tahir bir gün Allah’a dua eder ve onu zindandan kurtarmasını ister Duası kabul olur zindanın açılan kapısından siyah atıyla Hızır gelir ve onu atına alıp, o uyurken Zühre’nin köşkünün önüne bırakır Zühre Tahir’i dadısına gönderir O günden sonra her gece gizli gizli buluşup zevk ve sefa eylerler Fakat bir gün Tahir rüyasında yine kara köpeklerin etrafını sardığını görür Rüyası yine çıkar çünkü Arap köle onları yine görmüştür Bunu padişaha haber verir ve Tahir, üstü açık bir sandıkla Şat suyuna bırakılır

Şat suyu kenarında da Göl padişahının sarayı vardır Zühre bunu bildiği için Göl padişahının kızına mektup yazar ve göl padişahının kızları da onu bulurlar Göl padişahın üç kızı da Tahir’i sevmektedir ve bir gün onu paylaşamadıkları için kavga ederken, Tahir bunları duyar ve kaçar Bir çeşme başında dua eder ve uyur

At sesiyle uyanınca, yanında bir derviş görür Yine ata biner ve gözlerini kapatır Derviş “aç” dediği zaman Tahir kendisini Zühre’nin köşkü önünde olduğunu görür Dadısına gider Dertleşirler Bir gün Tahir davul zurna sesleri duyar ve dadısından Zühre’nin evleneceğini öğrenir Kadın esvabı ile düğüne giderKendini Zühre’ye tanıtır Ertesi gün Zühre ile anlaşırlar Hamama gitmek için çıkıp kaçmaya karar verirler

Ancak Arap köle de kadın kılığına girmiş ve onları görmüştür Arap köle durumu padişaha haber verirPadişah Tahir’i yakalatır Mecliste onu ve kızını anmadan üç hane türkü söylerse affedeceğini söyler Tahir iki haneyi söyler fakat üçüncü hanede Zühre'nin içeri girdiğini görünce onun ismini kullanır Padişah da onun boynunu vurdurmaya karar verir Cellat Tahir’in boynunu vurmadan Tahir namaz kılıp Allah’a ruhunu alması için dua eder ve hemen ölür

Bunu gören Zühre aklını kaçırır Hekimler çare bulamaz hatta Tahir’in etini yedirmeye çalışırlar ama dadısından bunu öğrenen Zühre’de çok kızar, Tahir’in mezarına gider Allah’a ruhunu alması için dua eder ve ölür Mezara gelen Arap köle de Zühre’ye aşık olduğu için kendini hançerle öldürür Padişah kızını Tahir’e vermediği için pişman olur ama iş işten geçmiştir

Bir süre sonra aşıklara mezar yapılır Arap köle de başuçlarına gömülür Oradan geçenler Zühre'nin mezarında beyaz bir gül fidanı, Tahir’in üzerinde ise kırmızı bir gül fidanı görürler Arap’ın mezarında da kara bir çalı bitmiştir Her sene aşıklar baltalarla o çalıyı keserler ancak çalının yine bittiğini görürlerZiyaretgah olan mezarı da aşıklar ve bağrı yanıklar sürekli ziyaret ederler
 

Asalet

Kayıtlı Üye
MFC Üyesi
Konum
Başkent
  • Üyelik Tarihi
    23 Nis 2009
  • Mesajlar
    669
  • MFC Puanı
    2
  • MFC Seviyesi

Aşkdan bahsedilince herkesin bir tarifi, bir yorumu olur. Belki Kendine göre herkes aşkı yaşadığını zanneder. Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin'in aşkı gibi der hatta. Mecnun Leylası için çöllere düştü, Ferhat Şirin için dağları deldi. Peki bu hikayeleri ayrıntılarıyla ne kadar biliyoruz?

Leylâ ile Mecnun, Arap efsanesine dayanan klasik aşk hikâyesidir.

Nizami başta olmak üzere birçok kişi tarafından işlenmiş olan konuyu Fuzulî,1535 yılında mesnevî türünde kaleme almıştır. Eser hala çok kıymetlidir. Mesnevî tarzına ve Türk diline yenilik getirmiştir.

Bu aşk hikayesinin konusu şöyledir:

Leyla ve Kays(Mecnun’un asıl adı) ilkokul yıllarında birbirlerine âşık olmuşlardır. Kısa zamanda her yere yayılan bu aşkı duyan annesi Leyla’yı okuldan alır ve Kays’la görüşmesini yasaklar.

Ayrılık ıstırabıyla mahvolan Kays halk arasında Mecnun diye anılmaya başlar. Bu sevda yüzünden çöllere düşen Mecnun’a (Kays'a) birçok kişi Leyla’yı unutmasını söyler; ancak onun için kainat artık Leyla’dan ibarettir ve hiçbir şekilde bu aşktan vazgeçmez.

Hatta dedesi onu bu dertten kurtulmak üzere Allah’a yakarması için Kabe’ye götürür...

Ancak o tam tersine derdinin artması için dua eder. "Ya Rab belâ-yı aşk ile kıl âşinâ beni Bir dem belâ-yı aşkdan etme cüdâ beni." diye. Duâsı neticesi aşkı daha da çoğalır ve bütün vaktini çöllerde geçirmeye başlar.

Hem Leyla’nın hem Mecnun’un halleri gittikçe perişanlaşmaktadır. Ailesi Leyla'yı İbn-i Selâm isimli zengin ve îtibârlı birine verir. Bu zengin kişiyle nikahlandırılan Leyla, kocasından kendisini uzak tutmak için bir hikâye uydurur...

Ancak, Leylâ kendisini bir perinin sevdiğini ve eğer kendisine dokunursa ikisinin de mahvolacağını söyleyerek İbn-i Selâm' ı vuslatından uzak tutmayı başarır.

Mecnûn, çölde, Leylâ' nın evlendiğini arkadaşı Zeyd' den işitince çok üzülür. Leylâ' ya acı bir sitem mektubu gönderir. Leylâ da durumunu bir mektupla Mecnûn' a anlatır. Kendisini anlamadığından dolayı o da sitem eder. Bir müddet sonra Mecnûn' un âhı tutarak İbn-i Selâm ölür.

Dünyayla bütün bağlantısı kesilir ve sadece ruhuyla yaşar hale gelir Mecnun. O, çölde âhular, ceylanlar ve kuşlarla arkadaşlık etmektedir ve mecâzî aşktan ilâhî aşka yükselmiştir.

Leyla’nın ise vücudu da dahil olmak üzere bütün maddi varlıklarla ilişkisi bitmiştir.

Bir gün Leyla çölde Mecnunu bulur ama Mecnun onu tanımaz ve “Leyla benim içimdedir, sen kimsin?” der. Leyla, Mecnunun ulaştığı mertebeyi anlar ve evine geri döner ve üzerinden fazla zaman geçmeden Leyla hayata gözlerini yumar...

Mecnûn bir gün Leylâ' nın ölüm haberini öğrenir. Gelip mezarını kucaklar, ağlayıp inler; "Ya Rab manâ cism ü cân gerekmez Cânânsuz cihân gerekmez." Der, kabri kucaklayarak ölür.

Bir müddet sonra Mecnûn' un sâdık arkadaşı Zeyd Rüyasında, Cennet bahçelerinde birbiriyle buluşmuş iki mesut sevgili görür. Bunlar kimdir? diye meleklere sorunca, derler ki: "Bunlar Mecnûn ile onun vefalı sevgilisi Leylâ' dır. Aşk yoluna girip temiz öldükleri, aşklarını dünya hevesleriyle kirletmedikleri için burada buluştular." derler.

Bu mesnevide Fuzuli, dünyevi aşkı bir basamak olarak kullanıp onun üstünden maddeden ayrılıp tamamen ruha ait olan ilahi aşkı anlatır.

Ferhat ile Şirin hikayesi

Hüsrev - ü Şirin, ya da Ferhat ile Şirin adlarıyla İran'lı ve Türk divan şairlerince mesnevi biçiminde yazılmış olan bu halk öyküsü, Orta Asya, Azerbaycan, İran, Türkiye ve Balkanlar'da ülkelere ve yörelere göre bazı değişikliklere uğramış olarak yüzyıllardır anlatılmaktadır. (Khusraw o Shirin: 1177 - 1181)

Amasya ve Gaziantep - Sakçagözü'nde bulunan figürler Anadolu'da geçen haliyle Ferhat İle Şirin'in Amasya ile ilintisi bulunmaktadır. Öykünün en eski Türkçe baskısı 1854 yılında, yeni harflerle de 1930 yılında yayımlanmıştır.

Konusu Azerbaycan'da Erzen kentinin kadın hükümdarı Mehmene Bânu kız kardeşi Şirin için bir köşk yaptırmıştır. Köşkü süsleme işini o yörenin en usta süslemecisi Ferhad'a (Nakkaş'a) verirler.

Ferhad, çalışırken Şirin'i görür ve ona âşık olur. Sarayları süsler, ve fırçasından dökülen zarafetin Şirin'e olan duygularının ifadesi olduğu söylenir.

Mehmene Bânu da Ferhad'ı sevmektedir, bu nedenle Şirin'le evlenmesini istemez, karşı çıkar.

Ferhad bir gezi sırasında Amasya kentinin hükümdarı Hürmüz Şah ile tanışır. Hürmüz Şah Ferhad'ın başına gelenleri dinleyince onu yanına alır.

Birlikte Erzen'e giderler. Hürmüz Şah, Şirin'i Ferhad için Mehmene Bânu'dan ister. Mehmene Bânu karşı çıkınca iki hükümdar birbirlerine savaş açarlar.

Savaş sırasında Hürmüz Şah'ın oğlu da Şirin'e âşık olur. Savaş sonunda yenilen Mehmene Bânu her şeyi bırakarak kaçar.

Şirin Amasya'ya getirilir. Oğlunun da Şirin'e âşık olduğunu öğrenen Hürmüz Şah güç durumda kalır. En sonunda Ferhad'a başarılması imkansız bir iş verir ve bu işi başarması koşuluyla Şirin'e kavuşabileceğini söyler.

Ferhad, Amasya yakınlarındaki bir dağı delecek ve kente oradan su getirecektir.ve ancak bu işi başarırsa Şirin'le evlenebilecektir.

Ferhad büyük bir coşku ile işe koyulur ve bir süre sonra işin sonuna yaklaşır. Ferhad'ın bu işi başaracağını anlayan Hürmüz Şah, çalıştığı bir dağda Ferhad'a yaşlı bir kadınla Şirin'in öldüğü haberini yollar.

Bu yalan habere inanan Ferhad, Şirin'in ölüm acısına dayanamaz ve dağları deldiği gürzünün canına kıymak amacıyla havaya fırlatır ve yere düşen gürzün altında intihar eder.

Ferhad'ın ölüm haberini alan Şirin de bir hançerle kendini öldürür. İki sevgiliyi yan yana gömerler.

Ferhad ile Şirin'in mezarı

Bir söylence niteliği kazanan bu öyküye göre her bahar Ferhad'ın mezarı üstünde kırmızı bir gül, Şirin'in mezarı üstünde beyaz bir gül ve iki gülün arasında da bir diken biter. Ferhad ile Şirin'i sonsuza kadar ayıran bu diken kimine göre Mehmene Bânu, kimine göre Ferhad'a yalan haberi getiren yaşlı kadındır.

Tahir & Zühre Gerçek Hikayesi

Geçmiş zaman ve eski günlerde zengin ve şöhretli bir padişah vardır Malı, mülkü, askeri kısaca her şeyi vardır Ancak çocuğu olmamaktadır Doktorlara gitmiş derdine çare bulamamıştır Bunlardan fayda göremeyince kendisini eğlenceye verir ve yaptırdığı bahçeye gidip gelmeye başlar

Bir gün veziri ile çarşıda dolaşmaya çıkar “Her kim bana bir altın verirse tanrı onun muradını versin” diyen bir dilenciye para verir Oradan ayrılıp bahçeye doğru giderler ve bir ağacın altında otururlar İleride bir ağacın altında da yaşlı bir derviş görürler, onun yanına giderler Derviş “marifetlerim vardır” deyince, padişah gönlünden geçeni bilmesini ister Dervişte padişah ve vezirin çocuğunun olmadığını, evlat istediklerini bilir Bunun üzerine dervişten yardım isterler Dervişte cebinden bir elma çıkarır ve ikiye böler Bu elmaları yerlerse çocukları olacağını, padişahın kızı, vezirin oğlu olacağını, ama onları ayırmamalarını, evlendirmelerini söyler Padişah da vezir de çok sevinir Akşam elmayı yerler ve dokuz ay on gün sonra padişahın kızı, vezirin oğlu olur Kızın adını Zühre, oğlanın adını Tahir koyarlar

Tahir ile Zühre birlikte büyürler En tanınmış hocalardan ders alırlar ve çok zeki olduklarından her şeyi öğrenirler Fakat on yaşında Zühre’nin gönlü Tahir’e düşer ve uyurken Tahir’i öper Tahir çok kızar çünkü kardeş olduklarını sanır Bir gün Zühre Tahir’i yine öper ve Tahir de Zühre’yi döver Zühre o kadar üzülür ki Allah’a “Allah’ım benim sevgimin yarısını Tahir’e ver” diye dua eder Tahir de Zühre’ye aşık olur Bu sefer Zühre kendini naza çeker Ancak kardeş olmadıklarını öğrenen Tahir ile Zühre günden güne bir birine daha çok bağlanırlar Sazlarını alıp birbirlerine türkü söylerler Bunları gören Arap köle padişahın karısına söyler

Padişah kızını Tahir’le evlendirmenin zamanı geldiğini söyler Ancak karısı kızının padişah oğluyla evlenmesini istemektedir Padişah kendi gözleriyle aşıkları görmek ister ve görünce de aşıkları evlendirmeye karar verir Bu arada Tahir rüyasında iki kara köpeğin kendisine saldırdığını görür ve rüyası çıkar Padişahın karısı, padişaha sihirbaz cadının yaptığı şerbeti içirince padişah Tahir'den soğur ve onu saraydan kovar Aşkı ile yanıp tutuşan Tahir, Zühre’nin köşkünün önüne gelerek sitem dolu türküler söyler Zühre de olayları dadısından öğrenir ve her şeyi Tahir’e açıklar Arap köle bunları görünce yine padişaha haber verir Bu sefer padişah onu Mardin’e sürer

Mardin’de yedi yıl kalan Tahir bir gün Allah’a dua eder ve onu zindandan kurtarmasını ister Duası kabul olur zindanın açılan kapısından siyah atıyla Hızır gelir ve onu atına alıp, o uyurken Zühre’nin köşkünün önüne bırakır Zühre Tahir’i dadısına gönderir O günden sonra her gece gizli gizli buluşup zevk ve sefa eylerler Fakat bir gün Tahir rüyasında yine kara köpeklerin etrafını sardığını görür Rüyası yine çıkar çünkü Arap köle onları yine görmüştür Bunu padişaha haber verir ve Tahir, üstü açık bir sandıkla Şat suyuna bırakılır

Şat suyu kenarında da Göl padişahının sarayı vardır Zühre bunu bildiği için Göl padişahının kızına mektup yazar ve göl padişahının kızları da onu bulurlar Göl padişahın üç kızı da Tahir’i sevmektedir ve bir gün onu paylaşamadıkları için kavga ederken, Tahir bunları duyar ve kaçar Bir çeşme başında dua eder ve uyur

At sesiyle uyanınca, yanında bir derviş görür Yine ata biner ve gözlerini kapatır Derviş “aç” dediği zaman Tahir kendisini Zühre’nin köşkü önünde olduğunu görür Dadısına gider Dertleşirler Bir gün Tahir davul zurna sesleri duyar ve dadısından Zühre’nin evleneceğini öğrenir Kadın esvabı ile düğüne giderKendini Zühre’ye tanıtır Ertesi gün Zühre ile anlaşırlar Hamama gitmek için çıkıp kaçmaya karar verirler

Ancak Arap köle de kadın kılığına girmiş ve onları görmüştür Arap köle durumu padişaha haber verirPadişah Tahir’i yakalatır Mecliste onu ve kızını anmadan üç hane türkü söylerse affedeceğini söyler Tahir iki haneyi söyler fakat üçüncü hanede Zühre'nin içeri girdiğini görünce onun ismini kullanır Padişah da onun boynunu vurdurmaya karar verir Cellat Tahir’in boynunu vurmadan Tahir namaz kılıp Allah’a ruhunu alması için dua eder ve hemen ölür

Bunu gören Zühre aklını kaçırır Hekimler çare bulamaz hatta Tahir’in etini yedirmeye çalışırlar ama dadısından bunu öğrenen Zühre’de çok kızar, Tahir’in mezarına gider Allah’a ruhunu alması için dua eder ve ölür Mezara gelen Arap köle de Zühre’ye aşık olduğu için kendini hançerle öldürür Padişah kızını Tahir’e vermediği için pişman olur ama iş işten geçmiştir

Bir süre sonra aşıklara mezar yapılır Arap köle de başuçlarına gömülür Oradan geçenler Zühre'nin mezarında beyaz bir gül fidanı, Tahir’in üzerinde ise kırmızı bir gül fidanı görürler Arap’ın mezarında da kara bir çalı bitmiştir Her sene aşıklar baltalarla o çalıyı keserler ancak çalının yine bittiğini görürlerZiyaretgah olan mezarı da aşıklar ve bağrı yanıklar sürekli ziyaret ederler
 
Üst Alt