Neler yeni
Türkiye'nin En Güncel Forum Sitesi

Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için foruma kayıt olmalı yada giriş yapmalısınız. Forum üye olmak tamamen ücretsizdir.

Mezheplerin Doğuşunda İnsan Unsurunun Rolü

Coolumsu

Geçmiş ya da gelecek yoktur., Sadece sonsuz bir ş
MFC Üyesi
Konum
İzmir
  • Üyelik Tarihi
    11 Haz 2017
  • Mesajlar
    2,609
  • MFC Puanı
    172
  • MFC Seviyesi

Mezheplerin Doğuşunda İnsan Unsurunun Rolü

Din, insanın en iyi şekilde insanlığını gerçekleştirebilmesi için bir araç niteliği taşımaktadır. Din insan içindir. Bu sebepten, dini anlayacak olan insandır. Mezhepler, din anlayışındaki farklılaşmaların kurumlaşması sonucu ortaya çıkan beşerî oluşumlar olduğuna göre, mezhep olgusunun temelinde insan var demektir. İnsanın birtakım özellikleri, mezhepleri oluşturan farklılaşmaları hazırlamaktadır. İnsan,sürekli "oluş" halindeki bir varlıktır. İnsan, her an yeni bir insandır. Bu “oluş” süreci, hem fizyolojik, hem de ruhsaldır. İnsanın ilk hücerelerinin teşekkülü ile birlikte başlayan “oluş süreci”, insanın son nefesini vermesiyle tamamlanmış olur.Buna,fert planında, "insanın kendini gerçekleştirme süreci" adını vermek mümkündür.

Değişen bireylerin meydana getirdiği toplum da, sürekli yenilenmekte, tazelenmektedir. Bireysel olarak da, toplumsal olarak da, sürekli bir değişme ve yenilenme söz konusudur. Bu değişme süreci içerisinde, ister istemez, din anlayışı da değişmekte; öne çıkan ögeler zamana, zemine göre farklı olmaktadır. Her insan, yaratılış itibariyle "tek"tir. Biri diğerinin tıpa tıp aynı olan iki insanın varlığından söz etmek mümkün değildir. Her insan, başlı başına bir dünyâdır. Bu sebepten, insanların, din olgusu konusunda farklı anlayışlara ve tutumlara ulaşmalarının kaçınılmaz olduğu söylenebilir. İnsanların birey olarak "tek"liği, herkesin, eşyayı, olgu ve olayları, öncelikle kendi açısından görmesi sonucunu doğurmaktadır. Görüş, düşünce ve kanaatler, her insanın yeteneklerine, bilgi birikimine, içinde yetiştiği ortama ve kapasitesine göre değişmektedir. İşin içine, dinin inanç boyutu girdiği zaman, farklılaşmalar, kendiliğinden bir kat daha artacaktır; çünkü inanç alanının görünen kısmı, yani başkalarıyla ortak olan yönü çok azdır. Her insan, sadece kendisi inanır; inancının niteliğini, derinlemesine kendisi bilebilir. İnanç alanı ile ilgili tecrübelerin doğru olarak başkalarına aktarılması da pek kolay değildir.

Bu hususla ilgili ferdî tecrübelerin, genel-geçer bir hüviyete büründürülerek aktarılması hem yanlıştır; hem de birtakım ciddi yanılgılara sebep olmaktadır. Öyle zannediyoruz ki, inanç alanı ile ilgili bilgi kaynağının sadece Kur'an olması, keyfilikleri önleyici bir özellik taşıyor olmalıdır. İnanç alanı, fertlere özgüdür; bilgi kaynağının vahiyle sınırlı oluşu, bir dereceye kadar, çarpık oluşumlara engel olmaktadır. Kanaatımıza göre müslümanlar, Kur'an merkezli din anlayışına sahip olma konusunda gereken hassasiyeti göstermiş olsalardı, farklılaşmalar bu kadar çok olmaz ve yaygınlaşmazdı. İnsan ,yaratılışı gereği inanan bir varlıktır. Din olgusunun insanla birlikte varoluşu ve insanlığın tarihî akışına damgasını vurmuş olması ,bu inanmanın ne ölçüde etkin olduğunu göstermektedir. İnsanoğlu, sürekli inanacak bir şeyler aramaktadır. Bu arayışların merkezinde, Tevhid ilkesi vardır; bütün peygamberler, insanları Tevhid çizgisinde tutabilmenin mücadelesini vermişlerdir. Tek Tanrı inancına ulaşamayanlar, önlerine çıkan her şeyi kolayca putlaştırabilmektedirler. Öyle ki, korkulan ve sevilen şeylerin putlaştırılmasının yanında, arzu ve heveslerin bile putlaştırıldığını görmekteyiz. Her putlaştırma olayı, insan özgürlüğünün adım adım yokedilmesi demektir.Gerçek özgürlüğe açılan kapı, tek Tanrı inancından geçmektedir.

Prof. Dr. Hasan Onat
 
Üst Alt