Neler yeni
Türkiye'nin En Güncel Forum Sitesi

Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için foruma kayıt olmalı yada giriş yapmalısınız. Forum üye olmak tamamen ücretsizdir.

Tokyo

Bizi öldürmeyen şey güçlendirir.
Moderatör
  • Üyelik Tarihi
    3 Haz 2020
  • Mesajlar
    5,448
  • MFC Puanı
    64,810
  • MFC Seviyesi

Açlık sınırında yaşayan, işsiz, eğitimsiz, vahşi kentleşme sonucu hızla çölleştiği için çok yakında bir damla suya muhtaç olacağımız, tarım yapılamayacağı için bir dilim ekmeğe servet ödeyeceğimiz topraklarda, gelecek beklentisi, aidiyet duygusu olmadan yaşamaya çalışan insanların mutsuzluklarını, kaygılarını, yaşama küskünlüklerini hastalık diye etiketlemek ne kadar bilimsel, ne kadar etik?

Yaşamın zorlukları karşısında yenik düşen kişinin hafızasının, odaklanmasının, duygu durumunun, mantık yürütme becerisinin, öfke yönetiminin bozulduğunu, suça ve intihara eğiliminin arttığını bilmiyor muyuz yoksa?

Acı toplumsal gerçeklerin üzerinin örtülmesinde psikiyatrik “tanı” ve “antidepresan” ilaçların üstlendiği rolü tartışmamız gerekmiyor mu?

Bu insanların sorunlarının gerçek çözümlerini dile getirmek yerine ellerine birer reçete tutuşturup gönderirken, vicdanen kendimizi hiç sorumlu hissetmiyor muyuz?

Yoksulluk ve eğitimsizliğin beden sağlığını da olumsuz etkilediğini, yüksek tansiyondan kalp krizine, diyabetten vücut savunma sistemini zayıf düşürerek kansere kadar sayısız hastalığa, çocukların kalıcı gelişimsel gerilikler yaşamasına yol açtığını neden tartışmıyoruz?

Ya da yetersiz beslenme, sağlıksız konut, ulaşılamayan kaliteli sağlık hizmetleri nedeniyle bedenen hastalanan bir insanın, ruhen kendini iyi hissetmesi mümkün mü?

Bilimin, sanatın, felsefenin zenginliğinden beslenmeyen toplumlarda, hali vakti yerinde olanın da durumunun iyi olmadığını görmüyor muyuz?

Büyük çoğunluğu yaşama katkıda bulunma becerisinden yoksun, sürekli kendiyle uğraşarak, doktor doktor gezerek amaçsız ve anlamsızca yaşayan böyleleri de kaygılı ve mutsuz değil mi?

Konuyla ilintili olarak bu sabah “Science” adlı saygın bilim dergisinde okuduğum önemli bir araştırmayı sizlerle paylaşmak istiyorum:

“Hem sanayileşmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde ekonomik olarak üretken bir yaşam için zihinsel denge şarttır.

20. yüzyıldaki yaygın önyargıların aksine, depresyon ve anksiyete “refah hastalığı” değildir.

Bazı ölçütlere göre, yoksulların, zenginlere göre akıl hastalığına yakalanma olasılığı büyük ölçüde daha yüksektir.

Örneğin, Hindistan'da, en düşük gelire sahip olanların, zenginlere göre depresyon veya anksiyete yaşama olasılığı 1,5 ila 3 kat daha fazladır.

Aşırı yağıştan dolayı azalan tarımsal üretim ve gelir nedeniyle, Endonezya'nın kırsal kesimlerinde depresyon ve intihar oranları yükselmiştir.

Avusturya'da fabrikaların kapanmasından kaynaklanan iş kayıpları, daha yüksek antidepresan kullanımına yol açmış ve akıl sağlığı sorunları nedeniyle hastaneye yatışları artırmıştır.

Amerika Birleşik Devletleri'nde Çin'le ticaretin serbestleştirilmesinden etkilenen işçi gruplarında, gelir ve istihdamın azaldığı ve bu insanlarda aşırı dozda uyuşturucu nedeniyle ölüm oranlarının arttığı görülmüştür.

Tüm bu durumların, “umutsuzluğun ölümleri” olgusunda rol oynadığı düşünülmektedir.”

Sayın araştırıcılar, söz ettiğiniz “umutsuzluk ölümü” şöyle bir şey olabilir mi?

“Samsun'un Canik ilçesinde eline "iş-aş" yazan bir kişi İMKB Anadolu Lisesi önünde kendini boynundan iple asarak intihar etti.”

 
Üst Alt