zümrüdüANKA'nın hikayesi  19 Kasım 2019, Saat 15:41
DurumuÇevrimdışı
Yeni Üye
konserve - nickli üyeye ait kullanıcı resmi (Avatar)
UYARI:
Kullanıcıların Profil Bilgileri Ziyaretçilere Kapatılmıştır.

Görmek için Kayıt Olmalısınız

zümrüdüANKA'nın hikayesi

 
Yorum #1






Zümrüdü Anka, diğer adıyla Simurg ilk olarak Pers mitolojisinde ortaya çıkmıştı. Türkiye’de de “Tuğrul Kuşu” olarak adlandırılın bu kuş daha sonra bütün ülkelerdeki kültürlere yayılarak efsanelerde sıkça yer almaya başlamıştı. Hatta bu yüzden araştırmacılar arasında onun gerçek olduğunu rivayet edenler de olmuştu. Sebep olarak da gerçek olmasaydı her kültürde yer almasının imkansız olacağını söylüyorlardı. Ama akıllarda şöyle bir soru da vardı: Gerçekse neden hakkında bu kadar az bilgiye sahibiz? Gerçekten de kuşun hakkında bilinenler oldukça sınırlıydı.

Yunan mitolojisine göre Zümrüdü Anka kartaldan biraz daha büyük olan kalın tüylü bir kuştu. Fars mitolojisinde ise kanatları olan kuş şeklinde kocaman bir canlı olarak resmedilmişti. Fiziksel özellikleri her kültürlerde farklı olsa da nitelikleri genel olarak aynıydı.

Efsanelere göre Anka Kuşu Kaf Dağı’nın tepesinde Bilgi Ağacı’nda direkleri abanoz, sandal ve öd ağacından yapılmış köşke benzer bir yuvada yaşarmış. Her şeyi bilirmiş ve bu yüzden kuşlar ona ne danışırlarsa çözüme kavuşturacağına inanırlarmış. Aynı zamanda Zümrüdü Anka ne zaman öleceğini de bilirmiş. Öleceğini anladığı an ağacın kuru dallarıyla kendine bir kafes örer dışını da ne olduğu bilinmeyen bir sıvıyla kaplarmış. Daha sonra kafesin içerisine girerek Güneş’in kavurucu ateşiyle alev almayı beklermiş. Tamamen küle dönüşene kadar yanar sonra tekrar küllerinden doğarmış. Bu nedenle çok uzun ömürlü bir kuş olduğunu, onu gerçek hayatta görenlerin mutluluğa ulaşacaklarını söylerlermiş.

Günlerden bir gün kuşların başına çözümü olmayan bir dert gelmişti. Kuşlar ne kadar düşünürlerse düşünsünler bir türlü kurtuluşu bulamıyorlardı. En sonunda Anka Kuşu’na danışmaya karar vermişlerdi. Ancak kuşlardan henüz Anka Kuşu’nu hiç gören olmamıştı. Bu da akıllarında onun aslında hiç var olmadığı fikrini doğuruyordu. Günlerce Anka Kuşu’nun gelip kendilerini kurtarmalarını beklemişlerdi. Ama ne gelen vardı ne giden... Tam pes etmek üzereyken bir işaret gelmişti. Ülkenin birinde Anka Kuşu’nun kanadından bir tüy bulmuşlardı. Bu işaret bir anda bütün kuşların umudu olmuştu. Hep birlikte Kaf Dağı’nın zirvelerine giderek Anka Kuşu’nu bulmayı planlamışlardı. Ancak yolculuk onlar için zorlu bir süreç olacaktı. Çünkü dağa ulaşmak için 7 vadiden geçmeleri gerekiyordu.

1- Nefs Vadisi

Bu vadi uçsuz bucaksız güzelliklerle dolu, dert ve tasanın olmadığı, bütün isteklerin gerçekleştiği bir yerdi. Mekanın büyüsüne kapılan bazı kuşlar onca yolu gitmenin getireceği yorgunluğu düşünmüşlerdi. Bu yüzden bütün güzelliklere kolay yoldan ulaşmanın hayaliyle yanıp tutuşarak amaçlarından vazgeçmişlerdi.

2- Aşk Vadisi

Sisten göz gözü görmeyen bir vadiye ulaşmışlardı. Bu yüzden dağı, taşı, tepeyi farklı görmeye başlamışlardı. Ağaçlar kuğuya, yollar sülüne dönüşmüş kalplerine söz geçiremez olmuşlardı. Yine kayıplar vererek bu vadiden de ayrılmışlardı.

3- Cehalet Vadisi

Yolculuk devam ediyordu ve bu sefer de cehalet vadisine gelmişlerdi. Artık yorulmaya da başlamışlardı. Ne gerek vardı bunca yolu bir hiç uğruna gitmeye. Boş veririz her şeyi olur biter diyorlardı. Akıllarında yer kaplayacak diye hiçbir şey düşünmüyorlardı. Sonra düşünmedikçe hafiflediklerinin farkına varmışlardı. Daha çok hafiflemek için düşünmeyi reddetmişlerdi. Ta ki akıllarındaki her şeyi unutana kadar…

4- İnançsızlık Vadisi

Yol uzadıkça uzuyordu. Kuşlarda asla tepeye ulaşamayacakları fikri doğmaya başlamıştı. Bazıları verdikleri kayıpları öne sürerek gidene kadar herkesi kaybedeceklerini söylüyorlardı. Bazıları da Anka Kuşu’nun hiç var olmadığını, boş yere umutlandıklarını söyleyerek geri dönmeyi teklif ediyorlardı. Ve onlar bu yüzden bir sonraki vadiyi görememişlerdi.

5- Yalnızlık Vadisi

Kuşlardan bazıları o vadiye sadece kendileri ulaşmış gibi bir hisse kapılmışlardı. Her şeyi kendileri yapıyorlardı. Kendi başlarına avlanıyor, kendi başlarına uçuyor ve yine kendi başlarına yolu bulmaya çalışıyorlardı. Grupta birlik olmadığı için de hiçbir şeyde başarı elde edemiyorlardı. Birlik olanlar ise güçlerini birleştirerek bir sonraki vadiye doğru yol almaya başlamışlardı.

6- Dedikodu Vadisi

Vadiden fısıltı sesleri yükseliyordu. En arkadaki kuş bir fısıltı duymuştu. Fısıltı ona Anka Kuşu’nun yeniden doğarken tüylerinin yandığını söylemişti. Hemen bunu bir öndekine aktarmıştı. Öndeki kuş da diğerine Anka Kuşu’nun tüylerinin çıkmadığını söylemişti. Diğeri, tüyleri olmadığı için saklandığını iletmişti. Bir diğeri, tüyleri olmadığı için hırçınlaştığını herkese saldırdığını söylemişti. Onun önündeki; Anka Kuşu’nun artık buna dayanamayarak kendini öldürdüğünü, bu yüzden gitmeye gerek kalmadığını söylemişti. Bu söylentiler kuşlar arasında böyle sürüp gitmişti. İnananlar kalmış, inanamayanlar yollarına devam etmişlerdi.

7- Ben Vadisi

Herkes lider olmak istiyordu. Herkesin kendi bildikleri doğruydu ve yolu ancak kendileri bulabilirlerdi. Öne geçip yol göstermek için aralarında kıyasıya bir rekabet başlamıştı. Vadinin dağlarında, taşlarında “ben” sesleri yankılanıyordu. Bunda ısrarcı olanlar kendi yollarına giderek kayıplara karışmışlardı.

Nihayet yolculuk sona ermiş ve Kaf Dağı’nın zirvesine ulaşmışlardı. Yalnız geriye sadece 30 kuş kalmıştı. Yuvaya vardıklarında aslında Anka Kuşu’nun diğer adı olan Simurg’un 30 kuş demek olduğunu anlamışlardı. Yani bilge olan, çözüme ulaştıracak olan onlarmış. Herkes bedeninde Anka Kuşunu yaratacak güce sahip olsa da buna ancak sabredenlerin, asla pes etmeyenlerin ulaşacaklarını anlamışlar. Yaptıkları yolculuk Anka Kuşu’na gibi gözükse de aslında kendilerineymiş. Onlar 7 vadi ve 7 zorlu aşamayı atlatarak özlerine ulaşmış, hepsi birer Anka Kuşu’na dönüşmüşlerdi.





Zümrüdü Anka, diğer adıyla Simurg ilk olarak Pers mitolojisinde ortaya çıkmıştı. Türkiye’de de “Tuğrul Kuşu” olarak adlandırılın bu kuş daha sonra bütün ülkelerdeki kültürlere yayılarak efsanelerde sıkça yer almaya başlamıştı. Hatta bu yüzden araştırmacılar arasında onun gerçek olduğunu rivayet edenler de olmuştu. Sebep olarak da gerçek olmasaydı her kültürde yer almasının imkansız olacağını söylüyorlardı. Ama akıllarda şöyle bir soru da vardı: Gerçekse neden hakkında bu kadar az bilgiye sahibiz? Gerçekten de kuşun hakkında bilinenler oldukça sınırlıydı.

Yunan mitolojisine göre Zümrüdü Anka kartaldan biraz daha büyük olan kalın tüylü bir kuştu. Fars mitolojisinde ise kanatları olan kuş şeklinde kocaman bir canlı olarak resmedilmişti. Fiziksel özellikleri her kültürlerde farklı olsa da nitelikleri genel olarak aynıydı.

Efsanelere göre Anka Kuşu Kaf Dağı’nın tepesinde Bilgi Ağacı’nda direkleri abanoz, sandal ve öd ağacından yapılmış köşke benzer bir yuvada yaşarmış. Her şeyi bilirmiş ve bu yüzden kuşlar ona ne danışırlarsa çözüme kavuşturacağına inanırlarmış. Aynı zamanda Zümrüdü Anka ne zaman öleceğini de bilirmiş. Öleceğini anladığı an ağacın kuru dallarıyla kendine bir kafes örer dışını da ne olduğu bilinmeyen bir sıvıyla kaplarmış. Daha sonra kafesin içerisine girerek Güneş’in kavurucu ateşiyle alev almayı beklermiş. Tamamen küle dönüşene kadar yanar sonra tekrar küllerinden doğarmış. Bu nedenle çok uzun ömürlü bir kuş olduğunu, onu gerçek hayatta görenlerin mutluluğa ulaşacaklarını söylerlermiş.

Günlerden bir gün kuşların başına çözümü olmayan bir dert gelmişti. Kuşlar ne kadar düşünürlerse düşünsünler bir türlü kurtuluşu bulamıyorlardı. En sonunda Anka Kuşu’na danışmaya karar vermişlerdi. Ancak kuşlardan henüz Anka Kuşu’nu hiç gören olmamıştı. Bu da akıllarında onun aslında hiç var olmadığı fikrini doğuruyordu. Günlerce Anka Kuşu’nun gelip kendilerini kurtarmalarını beklemişlerdi. Ama ne gelen vardı ne giden... Tam pes etmek üzereyken bir işaret gelmişti. Ülkenin birinde Anka Kuşu’nun kanadından bir tüy bulmuşlardı. Bu işaret bir anda bütün kuşların umudu olmuştu. Hep birlikte Kaf Dağı’nın zirvelerine giderek Anka Kuşu’nu bulmayı planlamışlardı. Ancak yolculuk onlar için zorlu bir süreç olacaktı. Çünkü dağa ulaşmak için 7 vadiden geçmeleri gerekiyordu.

1- Nefs Vadisi

Bu vadi uçsuz bucaksız güzelliklerle dolu, dert ve tasanın olmadığı, bütün isteklerin gerçekleştiği bir yerdi. Mekanın büyüsüne kapılan bazı kuşlar onca yolu gitmenin getireceği yorgunluğu düşünmüşlerdi. Bu yüzden bütün güzelliklere kolay yoldan ulaşmanın hayaliyle yanıp tutuşarak amaçlarından vazgeçmişlerdi.

2- Aşk Vadisi

Sisten göz gözü görmeyen bir vadiye ulaşmışlardı. Bu yüzden dağı, taşı, tepeyi farklı görmeye başlamışlardı. Ağaçlar kuğuya, yollar sülüne dönüşmüş kalplerine söz geçiremez olmuşlardı. Yine kayıplar vererek bu vadiden de ayrılmışlardı.

3- Cehalet Vadisi

Yolculuk devam ediyordu ve bu sefer de cehalet vadisine gelmişlerdi. Artık yorulmaya da başlamışlardı. Ne gerek vardı bunca yolu bir hiç uğruna gitmeye. Boş veririz her şeyi olur biter diyorlardı. Akıllarında yer kaplayacak diye hiçbir şey düşünmüyorlardı. Sonra düşünmedikçe hafiflediklerinin farkına varmışlardı. Daha çok hafiflemek için düşünmeyi reddetmişlerdi. Ta ki akıllarındaki her şeyi unutana kadar…

4- İnançsızlık Vadisi

Yol uzadıkça uzuyordu. Kuşlarda asla tepeye ulaşamayacakları fikri doğmaya başlamıştı. Bazıları verdikleri kayıpları öne sürerek gidene kadar herkesi kaybedeceklerini söylüyorlardı. Bazıları da Anka Kuşu’nun hiç var olmadığını, boş yere umutlandıklarını söyleyerek geri dönmeyi teklif ediyorlardı. Ve onlar bu yüzden bir sonraki vadiyi görememişlerdi.

5- Yalnızlık Vadisi

Kuşlardan bazıları o vadiye sadece kendileri ulaşmış gibi bir hisse kapılmışlardı. Her şeyi kendileri yapıyorlardı. Kendi başlarına avlanıyor, kendi başlarına uçuyor ve yine kendi başlarına yolu bulmaya çalışıyorlardı. Grupta birlik olmadığı için de hiçbir şeyde başarı elde edemiyorlardı. Birlik olanlar ise güçlerini birleştirerek bir sonraki vadiye doğru yol almaya başlamışlardı.

6- Dedikodu Vadisi

Vadiden fısıltı sesleri yükseliyordu. En arkadaki kuş bir fısıltı duymuştu. Fısıltı ona Anka Kuşu’nun yeniden doğarken tüylerinin yandığını söylemişti. Hemen bunu bir öndekine aktarmıştı. Öndeki kuş da diğerine Anka Kuşu’nun tüylerinin çıkmadığını söylemişti. Diğeri, tüyleri olmadığı için saklandığını iletmişti. Bir diğeri, tüyleri olmadığı için hırçınlaştığını herkese saldırdığını söylemişti. Onun önündeki; Anka Kuşu’nun artık buna dayanamayarak kendini öldürdüğünü, bu yüzden gitmeye gerek kalmadığını söylemişti. Bu söylentiler kuşlar arasında böyle sürüp gitmişti. İnananlar kalmış, inanamayanlar yollarına devam etmişlerdi.

7- Ben Vadisi

Herkes lider olmak istiyordu. Herkesin kendi bildikleri doğruydu ve yolu ancak kendileri bulabilirlerdi. Öne geçip yol göstermek için aralarında kıyasıya bir rekabet başlamıştı. Vadinin dağlarında, taşlarında “ben” sesleri yankılanıyordu. Bunda ısrarcı olanlar kendi yollarına giderek kayıplara karışmışlardı.

Nihayet yolculuk sona ermiş ve Kaf Dağı’nın zirvesine ulaşmışlardı. Yalnız geriye sadece 30 kuş kalmıştı. Yuvaya vardıklarında aslında Anka Kuşu’nun diğer adı olan Simurg’un 30 kuş demek olduğunu anlamışlardı. Yani bilge olan, çözüme ulaştıracak olan onlarmış. Herkes bedeninde Anka Kuşunu yaratacak güce sahip olsa da buna ancak sabredenlerin, asla pes etmeyenlerin ulaşacaklarını anlamışlar. Yaptıkları yolculuk Anka Kuşu’na gibi gözükse de aslında kendilerineymiş. Onlar 7 vadi ve 7 zorlu aşamayı atlatarak özlerine ulaşmış, hepsi birer Anka Kuşu’na dönüşmüşlerdi.

Beğen Anka, saphira, Sindy, StigmatA bunu beğendi.
 Alıntı
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Yukarı Git