Neler yeni
Türkiye'nin En Güncel Forum Sitesi

Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için foruma kayıt olmalı yada giriş yapmalısınız. Forum üye olmak tamamen ücretsizdir.

Çok bilinmeyen Zonguldak, Kömür, Maden şiirleri?

ReiS

 ‬
Co Admin
  • Üyelik Tarihi
    8 Ara 2012
  • Mesajlar
    17,184
  • MFC Puanı
    5,951
  • MFC Seviyesi

Şiir, Zonguldak Şiirleri, Sunay Akın, Sunay Akın Şiirleri, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Fazıl Hüsnü Dağlarca Şiir, Fazıl Hüsnü Dağlarca Zonguldak, Fazıl Hüsnü Dağlarca Zonguldak Şiirleri, Murathan Mungan, Murathan Mungan şiirleri,Murathan Mungan zonguldak, Cem Karaca, Cem Karaca şiirleri, Cem Karaca zonguldak?




Çaylar Kuyusu…

Ana, kardeş çocuk bıraktılar geldiler,

Yeryüzünden yüz kırk metre aşağıya indiler

Bir uğultu duyuluyor, neyleyim neyli

Çıkamadılar tam kırk sekiz kişi idiler

….

Yüzbeş işçi indi yeraltına bir postada

Kırksekizi kaldı yeraltında bir postada

İncir Harmanı bölümünde Çaylar Kuyusu

Ağır olur kara gözlü kömürlerin uykusu

Çeker kucağına Ereğli’den, Devrek’ten

Nice uykusuz garipleri bir anda uyutur

Çaylar Kuyusu derler bir derin kuyudur.



Ceyhun Atuf Kansu



Ağıtlara yakın durur Zonguldak

Sabahın köründe açar

Kara ağızlarını ocaklar

Ekmeğimiz derinde

Burnumda canımın kokusu

Ciğerlerimde kömür tozu

Avuçlarım patlar akşamlara dek

Karanlığa kazma sallamaktan



Kendimden kopar biraz da

Madenden kopardığım her parça

Önümde bir çimdik ışık

Arkamda grizu, göçük

Islak tüyleri değer vücuduma

Ölümün ve yalnızlığın

Yüreğimin sesi dağları oyar



Paydosa doğru her fısıltıyla

Haber sorar geride kalanlardan

Gayrı hiç dışarıya çıkmayan arkadaşlar

Bastıkça basar omuzlarıma

Dünyanın ağırlığı

Ağıtlara yakın durur Zonguldak

Kanımı süzer uzak akşamlar



Mehmet Başaran



BU ŞİİR KÖMÜR KOKAR

bu şiir kömür kokar
kapkara buram buram kömürdür
dağlar nehirler göller tren yolları
bir yarım asrın ipe dönmüş insanları
kederleri ümitleri buruk boyunlar ile
bu şiirden geçerler

bu şiirde dağlar sıra sıradır
kırmızı kayaların sırtında kertenkeleler dolaşır
ağaçlar bir karıştır
yaprakların üzerinde tavşanlar oynaşır
toprak rüya görmez toprağın altı paramparçadır

dağlar düşünceli ve vakarlıdır
bir akar su gibi inmiştir üstüne insanların
tepelerinden yaban ördekleri geçer
bulutların hışırtısını duyarsın
dağlar katıp önlerine
binlerce insan elini ayağını kolunu
dağlar insanları
peşin ellerinden ayaklarından
sonra kendilerinden etmiştir

bir asılı çengele benzer insanlar
elleri kocaman yürekleri ufacık
toprağın üstünde kara bir akrep gibidir
çocuklar çöp gibi
kadınların memeleri görünür
gariptirler naçardırlar
arabalar hayvanlar insanlar
bir gün dağların arkasındaki köylerinden
dağları bir pabuç gibi giyip gelmişlerdir.

kimi tertemiz gökyüzünü
kimi masmavi denizi
kimi anasının san yüzünü
kimi karısının iki korkunç gözünü
içine yerleştirip çıkmıştır
kursaklarında bir parça kara somunla
iki minare boyu toprağın altında
hepsinin rüyaları başka başkadır

öyle insanlar gördüm ki
ölüm peşlerine düşmeğe korkardı
kılları uzamış hayvanların yanısıra
ya kuyulara iniyorlar
ya kuyulardan çıkıyorlardı
kazmaları kürekleri lâmbalariyle
ya insanlar gibi toprağın üstünde
ya köstebekler gibi toprağın altındaydılar

bir düdük sesinde bütün şehir ayaktaydı
dağlara tepelere doğru bir ayaklanmadır başlıyordu
ikinci düdüğe kadar bütün şehirde tıs yoktu
uyudum uyandım hep aynı seslerdi
anladım insanlar bir vardiya giriyorlar
bir vardiya çıkıyorlardı
anladım en kısa ömür insan oğlunundu
sonra kurtlar böcekler
ve tarla farelerinindi

birtakım insanlar gördüm ki
kelepçeli jandarmalıydı
ya dağların arkasından geliyorlardı
ya dağların arkasına gidiyorlardı
baktım sapsarıydılar
gözleri çıkık boyunları buruktu
sanki hiç yaşamıyordular
bir acaip mahlûklardı

ben boyuna seni düşünüyordum
sen kederimizin yanısıra ayaktaydın
sen kara bir somun gibi yediğimiz şehir
sen ki gecenin aralığından
kapkara ellerini kollarını çıkarmış
nefes alıyordun
boyuna insanlar geçiyordu
sanki hiç bitmiyeceklermiş
sanki hiç tükenmeyeceklermiş gibi
kahrın ve zulmün önünde dimdiktiler

bu şiir kömür kokar
bu şiirde ölüm iki kaş arasıdır
bu şiirde insanlar
birbirinin nefesiyle yaşarlar
birbirlerinin soluğuna kulak verip çalışırlar
bu şiirde insanlar
vatan dışı dünya dışıdır

İlhan Berk





Zonguldak Ağıdı

Bir kömür, bir uzak, bir kara, bir derin,

Ellerin, yer altında yitmiş kocaman ellerin.



Yıllarca çalışırsın, gündeliğin on lira,

Açsın, susar kuyular bağıra bağıra



Ko yamyassı ayakların balçık toprağa girsin,

Kim yürürse öldürürler bilirsin.



Zonguldak ölü iki gecede gecede diri bir,

Zonguldak bir Türkiye, bir aç Türkiye değil midir?

Tanrı yeryüzünündür, bir pay düşmez sana,

Sen yer altındasın, Tanrısızsın, anlasana.



Fazıl Hüsnü Dağlarca



Ay oğul Ay Kemal’im

Sen hep samsun’a mı çıkarsın ay oğul ay kemal’im

hele bir de buralara

çık hele bir

çık hele bir

kemal’ım!



yol uzak

hane viran

dersen eğer kemal’ım!

dilediğin yere çık

çık hele bir

çık hele bir

kemal’ım!



gör ki ne haldedir ‘ey türk gençliği’n

gör ki ne haldedir bursa’da dediklerin

gör ki ne haldedir ‘bu yurdun efendisi’

sen hep samsun’a mı çıkarsın ay oğul ay kemal’ım

hele bir de oralara

çık hele bir

çık hele bir

kemal’ım!



karadeniz derler bir kara derya

abanmış üstüne kozlu’da çocukların

kömür müdür yürek midir ocaklardaki

ağıt mıdır figan mıdır bacalardaki

zonguldak zonguldak vurur yüreğim

zonguldar dertlerim günde beş öğün

katarlanır albayraklı cenazelerim

kimi ağlar ekmek ekmek, ne bilem

kimi ağlar okul okul, ne bilsin

ne bilsin grizuyu grevi sendikayı, kemal’ım

ne bilsin yoksul yetim?

sen hep samsun’a mı çıkarsın ay oğul ay kemal’ım

hele bir de kömürlere

çık hele bir

çık hele bir

kemal’ım!



kimi kurşun sıkar kimi cop sallar

kan akar okulların kapılarında

defteri kan kitabı kan günaydını kan

böyle mi doğmuştu güneş samsun’dan?

ekmeksizler okul diye meleşir

bir kalemi yedi kardeş üleşir

ölen ölür ölmeyenler ağlaşır

bu muydu beklediğin kurtuluşundan?

sen hep samsun’a mı çıkarsın ay oğul ay kemal’ım

hele bir de okullara

çık hele bir

çık hele bir

kemal’ım!



pamukta tütünde neler dönüyor

demirden petrolden kimler vuruyor

millet ucun ucun akmış gidiyor

‘benim bu gidişe aklım ermiyor’

vahdettin döküntüsü fetva veriyor

‘derdim çoktur hangisine yanayım?’

hangi bir kurbana ağıt düzeyim

ne yöne gittik ki geldik bu yana

bu kuyudan hangi yöne bakayım?

kemal’ım kemal’ım tatlı kemal’ım

kılıcı belinde atlı kemal’ım!

sen hep böyle heykelde mi durursun

sen hep böyle nutuk’ta mı durursun?

sen hep böyle samsun’a mı çıkarsın ay oğul ay kemal’ım

hele bir de ırgat pazarlarına

hele bir de zindanlara

çık hele bir

çık hele bir

kemal’ım!



yazın gel güzün gel zemheride gel

zemheri soğuk dersen

kemal’ım

azıcık beride gel

gel de anlasınlar sen kimin kemal’ısın

ağanın mı beyin mi beyoğlunun mu

tacirin mi tefecinin mi kompradorun mu

yoksa benim gibi emekçinin mi

gel hele bir

gel hele bir

gel de anlasınlar sen kimin kemal’ısın!

gel de bir gör hele hallerimizi

kimler çalıp çırpar ellerimizi

yunus’lu pir sultan’lı dillerimizi!

sen hep samsun’a mı çıkarsın ay oğul ay kemal’ım

hele bir de her yere

çık hele bir

çık hele bir

kemal’ım!



çık ki her yer samsun olsun kemal’ım

çık ki her yer samsun olsun kemal’ım!



Hasan Hüseyin Korkmazgil



KÖMÜR

Uzun Mehmet’ten hediyedir taş kömür,

Uğrunda nice bedenler tüketti ömür.

Helalleşip evinden çıkar madenci,

Ekmeğini taştan çıkarır, dilinde şükür.



Çekilir besmeleler, yayılır ses,

Kuyulardan süzülerek iner kafes.

Çavuşlar çalışanlara verirken emir,

Zehirli gazdır soludukları nefes.



Gözlerde sevinç, alınlarda ter,

Yerin üstünde gün doğar, gün biter;

Alt tarafı karanlık, geceden beter.

Tüneller uzar, bölüm bölüm

Bir ihmal kadar yakındır ölüm.

Grizu yıllardır kanayan yara,

Kömür gibi el, yüz kapkara;

Alınlar ak, helaldir kazanılan para.



Aşağısı ıslak, çizmeler çamur,

Emeğin nuru damlar üstüne.

Dışarıda inceden yağar bir yağmur,

Bir kadın bekler gözleri mahmur;

Kaygılı yüreğinde acepler dumur,

Vardiya servisini bekleyip durur…



Karaelmas yıldır yıldır parlar,

Vagonlar hazırda, çıkanları toparlar.

Kışın çıtır çıtır yanarken kömür,

Karalar içerisinde, sadece gözlerinin

Beyazı ışıldayan bir madenci gülümser.

Yüreğinin sıcaklığıyla odamızı ısıtır,

Yataklarımız rahat, koltuklarımız samur;

Farkında bile olmayız çoğu kez.

Bütün şehir tatlı uykusunda uyur,

Maden şehitlerine, gökten iner nur.



Muhittin Alaca



Kömür

yorgun çeliği yalanladığın harflerin

sözün tütmez içinin ham kilidinden

sancıdaş küslük

adaş yemin

tuzaklarla doğar bazı insanlar

kimse kimsenin gecesini anlamak zorunda değil

düşman ve sırdaş cehennemi

birbirine benzeyen erkeklerin

içlerinde tutuşmayan, yanmayan çiğ kömür

birbirlerini silahlandıran ve istisnalardan tanrılar

sen de öylesin



hem görünmeyeni okşar

hem kendiyle dargın

kömür siyah silah

ya da şiir yaptıkları hoyrat hatıralarından

kimse çıkamaz dışarı

kendileriyle yüzleşmemek için

dünyaya karşı açtıkları savaş

yalnızca kendini kavurur ölü kömür

sen de öylesin



Murathan Mungan



Maden Ocağı

Maden ocağının dibinde

Hava yok ışık yok

Maden ocağının dibinde

Besin yok karın yok

Maden ocağının dibinde

Oğlun bile yok

Maden ocağının dibinde

Bir sen varsın direnen



Ayırdılar seni dünyadan

Aldılar elinden

Işığını havanı besinini

Sevdiğin kadını taptığın oğlunu

Aldılar elinden

Ayırdılar seni dünyadan



Cem Karaca







Yanartaş isimli romanından…

Açılmış yerin altına

Sayısız kara kanlı kapak

Bu kapaklar üstüne kurulmuş

ZONGULDAK



Mehmet Seyda…



Deli kızın türküsü…

…

Güneşli bir günde

Masmavi göreceğiz Karadeniz’i

Balkaya’dan Kapuz’ a kadar,

Karış karış biliriz bu şehri;

EKİ’ nin çiçekli bahçeleri,

Rıhtıma kömür taşıyan vagonlarıyla;

Paydos saatlerinde yollara dökülen,

Soluk benizli insanlarıyla.

Siyah akar Zonguldağın deresi

Yüz karası değil, kömür karası

Böyle kazanılır ekmek parası?



Orhan Veli Kanık



Kömür

Yine bir kömür

kütürdedi sobada

kayıp bir madencinin

kalbi rastgeldi

atıverdi sıcak odada



Sunay Akın
 
Üst Alt