Web sitemizin içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için Web sitemize kayıt olmalı ya da giriş yapmalısınız. Web sitemize üye olmak tamamen ücretsizdir.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Düşünüyorum… Ya başkasına bakarsa aşkla, o güzel gözleriyle. Ona aşka dair ne varsa gözlerine bakarak söylerse… Ona yazarsa hissettiklerini, ya başkasına bir şeyler hissederse? Ona dokunursa…
Tanrım! Bu aklımdan geçerken bütün hücrelerim acıyla doluyor! Ya bir başkasını düşünerek onunla hayal kurarsa? Ya hayal kuracak kadar birini çok severse? Rüyalarında görmeyi dileyecek kadar çok severse? Ne yaparım o zaman?
Nasıl geçer günler?
Nasıl biter o kabus?
Nasıl diner onun acısı?
Gözlerimi kapatıyorum, derin derin nefes alıyorum… Sonra aklıma geliyor.
Beni sevdi mi acaba?
Özlüyor mu acaba?
Unuttu mu diyeceğim ama, Unutmaya çalışacak kadar sevdi mi ki…
Günler hep böyle gelip geçiyor.
Ve geçmeye devam ettikçe bir gün unuttum diyerek uyanabilecek miyim acaba?
Peki onu unutmak istiyor muyum?
Ya bir daha sevemezsem?
Ya bir daha baktığım her yerde görmek isteyecek kadar çok birini sevemezsem?
O ister miydi bir başkasını sevme mi?
İster miydi bir başkası dokunsun bana? Onun için ettiğim her duayı bir başkası için etme mi ister miydi?
Başkasını düşünerek hayal kurma mı ister miydi?
Onu unutmamı ister miydi?
Bak yine kalp ritmim değişti, acıyla değil de mutlulukla atacak mı bir gün dersin?
Birden ay ışığını kesti
Bir de sen çok değiştin
Yaşananlar hiç yaşanmamış gibi
Söylenenler hiç söylenmemiş gibi
Birde sen karşıma geçtin
“Başka biri var, biri var” dedin
İnanamadım bittiğine
İnanamadım gittiğine
Ne sen baktın ardına ne ben,
Hep ayrı yollarda yürüdük
En eski hikâyedir kadın Saçından iktidar, makyajından medeniyet devşirilen ”Erkek” ve “Erken” kelimelerininin asında nefes almaya çalışırken Kadın; Boynunda cinsiyet künyesi, alnında namus fünyesi Dünya’nın orta yerinde ortasından taşır kederi Aşık olunası, hatta aşktan öldürülesidir nazarda Bu yüzden yaşayan her kadına ölü bir çiçek, Ölen her kadına canlı bir çam ağacı hak görülür başucuna Herkes yaşamı boyunca bir kadını öldürür hattı zatında Kimi doğururken, kimi doğurduğu tarafından Kimi alın terinde boğar, kimi şehvetine adak tutar Bazıları çok severek, bazıları hiç sevmeyerek öldürür Bazen de yok sayarak dizlerinin üzerine düştüğü caddelerde, Kim vurduya sarılarak gönüllü linç’in ellerinde Ahir hakkı töredir, gelenektir, günahtır Altından da örse huzuru, Kuyumcuda bozdurulur gülüşü Kendi yuvası açık cezaevi, sokakta namusu saman alevi, Yürüse suç, ağlasa ayıp, koşsa edepsiz ve ölse kadersiz….
Ağzın ömrüm. Ağzın öptükçe derin
Konuşuyorsun, kanatlı bir karanfil dudakların.
Gözlerin iki dağ suyu güldükçe köpüklenen
İndiriyorsun kirpiğini upuzun bir güz.
Bir kapı önündeyim, girsem suç gitsem ayaz
Titriyor tüm geçmişim parmaklarının ucunda.
İstekle esrik biri, biri bir korkuyu emziriyor
İnip inip kalkıyor göğüslerin ufkumda.
Oturuyorum dizlerinin dibinde kan ter içinde
Bu alçak dünyada ne kadar yükseksen o kadar mutluyum
Çocuğum benim, çocuğum benim, çocuğum
Her zaman sözden gidilmez ki sevginin ülkesine
Gövdeden söze gelerek de büyür insan dingin bir hazla.
Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında.
Aşklarım, inançlarım işgal altındadır
tabutumun üstünde zar atıyorlar
cebimdeki adreslerden umut kalmamıştır
toprağa sokulduğum zaman çapa vuran adamlar
denize yaklaşınca kumlar ve çakıl taşları
geçmiş günlerimi aşağılamaktadır.
Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında.
Ve rüzgar buruşturuyor polis raporlarını
kadınlar fazlasıyla günaha giriyorlar
bazı solgun gömleklerin çözük düğmelerinden
çelik tırpan gibi silkiniyor çocuklar
denizin satırları arasında.
Gece arsızca kükrüyor paslı beyninde şehrin
küfre yaklaştıkça inancım artıyor.
Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında
öyle yoruldum ki yoruldum dünyayı tanımaktan
saçlarım çok yoruldu gençlik uykularımda
acılar çekebilecek yaşa geldiğim zaman
acıyla uğraşacak yerlerimi yok ettim.
Ve şimdi birçok sayfasını atlayarak bitirdiğim kitabın
başından başlayabilirim.
Yazık Saatler yoğuruyor, devrilen yaşımızı
En hainimiz geldi, vurdu en hasımızı
Çekilince kopmayan, bu melun başımızı
Bir ite kaptırmışız, bir ite kaptırmışız!
Bugün akmıyor desek, gözümüzün yaşına
Düşüp kurban da olsak toprağına, taşına
Her gün birimiz düşsek hem de her karışına
Bir ite kaptırmışız, bir ite kaptırmışız!
Uzun olsa yolumuz, arşınlasak yolları
Dünlerden bize kalan Kaşgar, Tuna boyları
Her haliyle cennetin aynası o dağları
Bir ite kaptırmışız, bir ite kaptırmışız!
Akbabalar altında ezilecek leşimiz
Aç kalacak çoğumuz, eşimiz, bebeğimiz
Sanki bu memleketi, yerde bulmuş gibi biz
Bir ite kaptırmışız, bir ite kaptırmışız!
Her insan öldürür gene de sevdiğini
Bu böyle bilinsin herkes tarafından,
Kiminin ters bakışından gelir ölüm,
Kiminin iltifatından,
Korkağın öpücüğünden,
Cesurun kılıcından!
Kimisi aşkını gençlikte öldürür,
Yaşını başını almışken kimi;
Biri Şehvet’in elleriyle boğazlar,
Birinin altındır elleri,
Yumuşak kalpli bıçak kullanır
Çünkü ceset soğur hemen.
Kimi pek az sever, kimi derinden,
Biri müşteridir, diğeri satıcı;
Kimi vardır, gözyaşlarıyla bitirir işi,
Kiminden ne bir ah, ne bir figan:
Çünkü her insan öldürür sevdiğini,
Gene de ölmez insan.