Yüce Allah hadisi kudside şöyle buyurdu: Dünyada sevdiği bir dostunu aldığım zaman, (sabredip) ecrini Allahtan bekleyen mümin kulumun katımdaki karşılığı cennettir.
Bu hadisimiz, mânası Allahtan lafzı Peygamberden olan kudsî hadislerdendir. Görüldüğü gibi burada söz, Hz. Peygamber tarafından açıkca Allah Teâlâya izâfe edilmektedir. Çok sevdiği bir dostunu kaybetmiş müslümanı teselli ve sabra teşvik bakımından, Allah Teâlânın bir müjdesini ona haber vermek, hiç şüphesiz diğer insanların sözünden çok daha etkili olacaktır. Sevgili Peygamberimiz, ölüm gibi dönüşü olmayan ciddî bir kayıp olayında, sabır ve rızâ göstermeleri karşılığında cenneti elde edeceklerini hatırlatmak suretiyle müminleri teselli etmiş ve eğitmiştir. Bu hadiste iki nokta dikkatimizi çekmektedir:
Birincisi, ölümün, Allahın irade ve fermanı ile gerçekleştiğidir. Dünyada sevdiği bir dostunu aldığım zaman ifâdesi bunu göstermektedir. O halde alan da veren de Allah olduğu hatırlanacak, başka hiç kimse suçlanmayacaktır. Her şeyden önce bu gerçeği hatırlamak başlı başına bir teselli kaynağıdır.
İkincisi, böyle bir kayıp halinde karşılığını Allahtan bekleme sabır ve olgunluğunu gösteren mümin, bu beklentisinde yanılmayacak, kendisi cennete konulacaktır. Bu büyük müjde, dostunu kaybeden müslümanın, bir taraftan büyük bir imtihana tâbi tutulduğunu gösterirken, bir taraftan da dikkat etmemesi halinde, dostunu kaybetmekten daha büyük kayıp-lara uğrayabileceğini, meselâ -Allah korusun- küfre düşebileceğini de hatırlatmaktadır.
İKİ BÜYÜK GERÇEK
İşte bu iki büyük gerçeğe Hz. Peygamber konunun gereğine uygun olarak Allah Teâlânın bir beyanı ile açıklık getirmektedir. Bu arada şuna da işâret edelim ki, değerlendirme açısından diğer hadislerden hiç de farklı olmayan kudsî hadislerin, iki özelliği vardır:
a) Bu hadiste olduğu gibi, Hz. Peygamber hadîsi Allah Teâlâ şöyle buyurdu diye nakleder. Bu şeklî bir özelliktir.
b) Yine hadisimizde görüldüğü gibi, hemen bütün kudsî hadisler, özellikle Allah Teâlânın isim ve sıfatlarının tecellilerini, Onun tasarruf-larını konu edinirler.
HADİSTEN ÖĞRENDİKLERİMİZ
1. İnsanın dostunu kaybetmesi en büyük musîbetlerdendir.
2. Büyük musîbetlere sabretmenin zorluğu nisbetinde sonucu da büyüktür.
3. Başa gelen belâ ve musibetlerin ecrini Allahtan ummak, müslümandan beklenen yegâne tavırdır. 4. İnsanın yaptığı işten Allah katında ecir alabilmesi için iman şarttır. Kâfir, iyi bir davranışta bulunsa bile, imanı olmadığı için alabileceği herhangi bir ödül söz konusu değildir.
Yazar: Prof. Dr. M. Yaşar Kandemir
Bu hadisimiz, mânası Allahtan lafzı Peygamberden olan kudsî hadislerdendir. Görüldüğü gibi burada söz, Hz. Peygamber tarafından açıkca Allah Teâlâya izâfe edilmektedir. Çok sevdiği bir dostunu kaybetmiş müslümanı teselli ve sabra teşvik bakımından, Allah Teâlânın bir müjdesini ona haber vermek, hiç şüphesiz diğer insanların sözünden çok daha etkili olacaktır. Sevgili Peygamberimiz, ölüm gibi dönüşü olmayan ciddî bir kayıp olayında, sabır ve rızâ göstermeleri karşılığında cenneti elde edeceklerini hatırlatmak suretiyle müminleri teselli etmiş ve eğitmiştir. Bu hadiste iki nokta dikkatimizi çekmektedir:
Birincisi, ölümün, Allahın irade ve fermanı ile gerçekleştiğidir. Dünyada sevdiği bir dostunu aldığım zaman ifâdesi bunu göstermektedir. O halde alan da veren de Allah olduğu hatırlanacak, başka hiç kimse suçlanmayacaktır. Her şeyden önce bu gerçeği hatırlamak başlı başına bir teselli kaynağıdır.
İkincisi, böyle bir kayıp halinde karşılığını Allahtan bekleme sabır ve olgunluğunu gösteren mümin, bu beklentisinde yanılmayacak, kendisi cennete konulacaktır. Bu büyük müjde, dostunu kaybeden müslümanın, bir taraftan büyük bir imtihana tâbi tutulduğunu gösterirken, bir taraftan da dikkat etmemesi halinde, dostunu kaybetmekten daha büyük kayıp-lara uğrayabileceğini, meselâ -Allah korusun- küfre düşebileceğini de hatırlatmaktadır.
İKİ BÜYÜK GERÇEK
İşte bu iki büyük gerçeğe Hz. Peygamber konunun gereğine uygun olarak Allah Teâlânın bir beyanı ile açıklık getirmektedir. Bu arada şuna da işâret edelim ki, değerlendirme açısından diğer hadislerden hiç de farklı olmayan kudsî hadislerin, iki özelliği vardır:
a) Bu hadiste olduğu gibi, Hz. Peygamber hadîsi Allah Teâlâ şöyle buyurdu diye nakleder. Bu şeklî bir özelliktir.
b) Yine hadisimizde görüldüğü gibi, hemen bütün kudsî hadisler, özellikle Allah Teâlânın isim ve sıfatlarının tecellilerini, Onun tasarruf-larını konu edinirler.
HADİSTEN ÖĞRENDİKLERİMİZ
1. İnsanın dostunu kaybetmesi en büyük musîbetlerdendir.
2. Büyük musîbetlere sabretmenin zorluğu nisbetinde sonucu da büyüktür.
3. Başa gelen belâ ve musibetlerin ecrini Allahtan ummak, müslümandan beklenen yegâne tavırdır. 4. İnsanın yaptığı işten Allah katında ecir alabilmesi için iman şarttır. Kâfir, iyi bir davranışta bulunsa bile, imanı olmadığı için alabileceği herhangi bir ödül söz konusu değildir.
Yazar: Prof. Dr. M. Yaşar Kandemir