Web sitemizin içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için Web sitemize kayıt olmalı ya da giriş yapmalısınız. Web sitemize üye olmak tamamen ücretsizdir.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Macaristan ovalarında ise Büyük Hun İmparatoru Attila´nın mezarları gizli; Kayıp Mezarlar;
İnsanlık tarihine damgasını vurmuş büyük liderlerin çoğunun mezarlarının yeri belli değildir. Perikles´in
Sokrat´ın
Sezar´ın
Cengiz Han´ın
bazı önemli Mısır firavunlarının
Hz. İsa´nın
Kleopatra´nın ve daha sayısız tarihi ismin nereye gömüldükleri belli değildir veya özellikle gizlenmiştir. Anadolu´da da böyle gizli mezarlar var; en önemlilerinden birisi ise Nemrut Dağı´nda saklı; Commegene Kralı I. Antioch´un mezarı bulunamıyor ve Avrupa fatihi Büyük Attila´nın mezarı da bulunamıyor.
Başkent Ankara´nın 400 km. güneydoğusunda
Anti-Torosların ucunda
2.500 m. yüksekliğinde koni biçiminde
volkanik bir dağ vardır. Dağın adı Nemrud Dağı veya Nemrud´un Dağı´dır. Dağ göründüğü kadar konuksever değildir
kapalı bir bölgede
çelişkili bir iklimdedir. Gündüz sıcaklığının 40 dereceyi aştığı bir günün gecesinde
soğuktan donabilirsiniz. Nemrud´da gölge verecek bir ağaç ve bir su kaynağı yoktur
zirve bazen çok sert rüzgarlı
bazen sağnak yağmurlu
bazen kör edici bir toz fırtınası altında ya da karlı ve buzludur. Bunlara karşın
son yıllarda
ülke turizminin odak noktalarından birisi haline gelen Nemrud Dağı´nda belki dünyanın en güzel gündoğumu ve günbatımı izlenebilir
doğanın inanılmaz renklerle süslü mega-showlarından birisi oradadır...
Dev anıt-mezar...
2000 yıl önce yaşayan
Commanege Kralı I. Antioch´un yükselişi
Büyük İskender´e benzetilebilir hatta ondan daha öteye geçerek
İskender´in yapamadığını yapmış ve üçer metre yüksekliğinde heykellerin çevrelediği dev bir mezar-anıtı yaptırmıştır. Antioch
kralın özel adlarından biridir
MÖ 1.Yüzyıl´da Antioch´un krallığı düzenli ama önemsizdi. Commanege Krallığı
Batıda Roma İmparatorluğu´nun
doğuda Part Krallığı´nın arasında tampon bir bölgeydi. Roma generali Pompei
uzun barış görüşmeleri sonucunda
ancak MÖ 64´de Antioch´la bir anlaşma yapabildi. Kısacası
Antioch ve Commanege Krallığı´nın tarihteki yeri ve ünü
Nemrud Dağı tapınağı kadar önemli olamamış ve tanınamamıştır. Antioch´un mimarları ve işçileri dev kaya kütlelerini yontarak kuzeye
doğuya ve batıya bakan üç büyük avlu veya teras inşa ettiler. Teraslara 7-8 m. boyunda dev heykeller konuldu
Antioch kendisi ve yakınları için bir tanrılar galerisi yani Panteon yaptırmıştı. Tanrı heykellerinin bulunduğu terasların çevrelediği zirve göksel tahtın simgesiydi yani büyük tanrı Zeus´un ve Kral Antioch
Nemrud´un tepesinde kendi krallığını
tanrıların ülkesi biçiminde ölümsüzleştirmeyi amaçlamış ve başarmıştı.
Herşey yerinde ama Kral nerede?
Kaçınılmaz olarak
yüzyıllar geçerken heykeller yıkıldılar
bazıları yok oldu
bazıları ise tanınmaz hale geldiler
yerde duran heykel-tanrı başları bugün durmaktadır. Buna rağmen
arkeologları mutlu edecek kadar kalıntı durmaktadır ve bu şekilde tapınağın genel planı çizilebilmiştir. Doğu terasında
Pers stili görkemli bir ateş-sunağı vardır
ortada tanrıların babası Zeus´un yeri
onun sağında bereket tanrıçası
solunda kendisinin de tanrı olduğuna inanan sakallı Antioch vardır
yanlarında ise Apollo-Mitra ile Herkül-Artagne´nin heykelleri yer alır. Diğer teraslarda da
çeşitli Yunan ve Pers tanrıları görülür
Antioch´un rahipleri teraslarda her ay ayinler yaparlar
kurbanlar keserler
şarkılar söylenir
dans edilirdi. Batı terasındaki tanrı heykellerinin arasında yine Antioch vardır ama bu kez sakalsız olarak. Buraya kadar herşey normal ve tapınak orada duruyor ama Antioch nerede? Commenege Kralı I. Antioch´un anıt-mezarı nerede? Tüm Nemrut Dağı
onun için yapıldığı halde Kral´ın kutsal mezarı nereye saklı?
Yirmi yıl süren çaba...
Bazı arkeologlar yaşamlarını mezarı bulmaya adadılar
New York´lu arkeolog Theresa Goell
Dr. Friedrich Doerner ile beraber 1953-1973 arasında 20 yıl süreyle Nemrut´da kazılar yaptı. Goell´in çizimleri hala bütünüyle yayınlanmış değildir ama hemen tüm tapınağın orjinal halini resimlemeyi başarmış
yazıtları deşifre etmiş
heykelleri tanımlamış ve bir Yunan horoskopunu (Astrolojik gök haritası) tanımlamıştı. Ve horoskopta 7 Temmuz MÖ 62 veya 63 yılı tarihlenmişti. Ama
Theresa Goell ve ekibi tüm çabalarına rağmen Antioch´un mezarının girişini bulmayı başaramadılar ve arkeolog 1985´de 84 yaşında öldüğünde hayal kırıklığı içindeydi. Dağı tümülüsünün sert kaya çekirdeği kazılırken Goell
kuşkuluydu ama girişin buradan olacağına inanıyordu ama höyüğün altına doğru yapılan tüm tünel kazma çabaları boşa gitti. Küçük taşlardan oluşan çığlar
uğursuzca peşpeşe geliyor ve tünel kazılamıyordu. Höyük yumurta büyüklüğünde milyonlarca taştan oluşmuştu ve içine girmeye çalışmak dev bir kum tepesini kürekle boşaltma çabasına benziyordu. Sonunda pes edildi ve Antioch´un gizemi çözülemedi.
Mezar bir gün bulunacak!
Yeni bir maceraya henüz girilmedi
Theresa Goell gerekeni yapmış ve tüm enerjisini doğu terasına harcamıştı ama acaba tercihi doğru muydu? Geride daha iki teras vardı
mezar onların birisinde olamaz mıydı? Antik dünyada
güneşe ibadet ritüelinin kökeninde
doğunun aksine batı ölümle simgelenir
bütünleştirilirdi. Alışıldığı gibi
bir kentin batı kapısı gömü oluşumunun girişi olmalıydı. Öyleyse Antioch
batı yönüne mi gömüldü? Hangisi olursa olsun
ortada şeytani bir yanıltmanın izleri görülüyor. Fakat
henüz teknolojinin son ürünleri Nemrut´a ulaşmış değil ve uygun gün geldiğinde süper teknoloji Nemrud Dağı´nın ters yüz ederek sakladığı gizemi ortaya çıkaracak ama o güne kadar da mezarı ve Antioch´u göründüğü kadarıyla kimse rahatsız edemeyecek.
Attila´nın mezarı da bilinmiyor;
İkinci kayıp mezar Büyük Hun İmparatoru Attila´ya ait. Evet
Attila´dan
5. Yüzyıl´ın başlarında tüm Avrupa´yı titreten Attila´dan söz ediyoruz. Attila
beraberindeki Asyalılar ve Slavlardan oluşan dev bir ordu ile
Roma İmparatorluğu parçalamayı başardı
dev imparatorluğu öylesine hırpalamıştı ki
ardından gelen Alaric zayıflayan Roma´yı fazla zorlanmadan yıktı. Yirmi yıl boyunca Attila
Orta Avrupa´da oturarak Hazar Denizi´nden başlayıp
Ren Nehri´nde biten dev bir imparatorluğu yönetti. MS 451´de Attila
Tuna´dan
Galya´ya uzanan bir harekata başladı. İçlerinde batılı Hıristiyanların
Balkan uluslarının ve hatta Batı Anadolu´dan gelenlerin bulunduğu birleşik ordular oluşturdu. Attila
eğitimli bir asker veya bir general değildi ama doğal kurnazlığın doruğunda usta bir taktisyendi. Nitekim
Galya´da ummadığı bir direnişle karşılaşınca kendisini ve ordularını hiç zorlamadı
bu işi sonraya bırakarak yavaş yavaş geri çekildi ve bir yıl bekledikten sonra İtalya´ya yöneldi. Kuzey İtalya´ya bir kasırga gibi girerek
Padua
Verona ve Milano başta olmak sayısız yerleşim merkezini neredeyse haritadan sildi. Venedik´e ulaştığında
halk kenti terketmişti ve Attila´dan çok önce kurulmuş olan antik Venedik tarihten silinmek üzereydi ve sıra Roma´ya gelecekti. Ama nedeni hala bilinmiyor Attila son anda durdu ve ordusunu Po Ovası´na yayarak Papa ile görüşmeyi kabul etti. Tarihin en önemli görüşmelerinden birisi
Po Irmağı kıyısında sıcak bir yaz günü yapıldı
iki adam buluştuklarında Papa´nın yanında sadece ilahi söyleyen birkaç rahipten başka kimse yoktu. Neler konuşuldu
birbirlerine neler söylediler? Bunu kimse bilmiyor ve bilemeyecek ama Attila´nın tavrını değiştirmesi etkilendiğinin kanıtı. Vatikan kaynaklarına göre
Papa Attila´ya
Roma´yı yok ettiği takdirde ruhunun ölümsüz olamayacağını söylemişti. Belki de
Papa bu dev birleşik ordunun daima ona bağlı kalmayacağını söyledi. Şu veya bu
sonuçta Attila ertesi gün karargahını topladı ve hızla geri çekilirken rivayete göre; "Tanrı´nın Annesi´ni barış içinde bırakıyorum." dedi.
Roma Elçisi
cenazenin tanığı oldu;
Attila poligamdı
sayısız karısı vardı ve sonraki kışın başında yeni bir evliliğe karar verdi. Gelin
başdöndürücü bir güzelliği olan İldico adlı bir Alman kızıydı. Düğün törenini
ordularını yöneten komutanları toplayıp baharda çıkacakları savaşın kampanyasına rastlattı. Düğün gecesi tam bir safahat yaşandı
Attila o kadar çok içmişti ki
birkaç kez burun kanaması geçirdi ve sabaha karşı gelinin çığlıklarına koşanlar Attila´yı ölü buldular; büyük bir olasılıkla kanamadan boğularak ölmüştü. Roma kroniklerinde yazdığına göre Meryem Ana
Roma´yı kurtararak Attila´yı cehenneme yollamıştı
Roma´da bayram ilan edildi
günlerce kutlamalar yapıldı. Attila´nın cesedi geleneksel yas dönemi sırasındı cenaze hazırlıkları yapılıyordu. Sonrasını Roma elçisi Priscus´un ağzından dinleyelim;
" Geleneklerine göre
Attila´nın saçlarının bir kısmını kestiler
korkunç savaş yaralarıyla dolu yüzünü örttüler. Bütün büyük komutanlar ağlıyordu ama bu ağlayış kadınca bir sızlanma ve gözyaşı değildi
acımasız ama mert olan bu korkunç savaşçılar kendi kanlarını akıtarak yas tutuyorlardı... Ovanın ortasında dev bir ipek çadır yürüyordu
çadır sayısız arabanın üzerine kuruluydu ve Attila´nın cesedi çadırın önüne yatıyordu
cansız yatarken bile saygı duyuluyor
korku veriyordu. Seçkin Hun süvarileri çevresindeydiler sanki Roma hipodromunda yapılan muhteşem bir araba yarışındaydık ama burada hiç insan sesi yoktu. Koca ovada kimse konuşmuyordu
sadece tekerlek gıcırtıları
nal sesleri
at kişnemeleri
silah şakırtıları ve perde perde yükselen yas ilahileri
cenaze şarkıları duyuluyordu
yüzbinlerce insanın liderlerine böylesine bir saygı gösterdiği hiç görülmemişti. Yas töreninin ardından "Strava" adı verilen sızlanma ve inleme töreni yapıldı. Irk
inanç ve dil farklılıklarına sahip bu kadar çok insanın çeşitli duygular içinde olmalarına rağmen tek bir noktaya böylesine odaklanması inanılmazdı. Hun geleneklerine göre sonra
eğlence başladı; ölümü eğlenerek kutluyorlardı ve eğlence sırasında gömü yapılacaktı. Aslında eğlence
gömüyü saklamanın bir yoluydu
geceyarısı Attila önce altın bir tabuta kondu
altın tabut gümüş bir tabuta
ikisi birden sonunda demir bir tabuta kondu. Bu uygulama ancak çok büyük krallar için yapılırdı
demir kralın fethettiği ülkeleri
altın ve gümüş ise onun şerefini
gücünü ve imparatorluklarını simgeliyordu. Attila´nın düşmanlarından alınan silahlar
sayısız mücevher ve takı tabutun yanına kondu
bir kral için gereken herşey ona sunuldu. Artık sıra onu insanların merakından uzak tutmaktaydı. Tüm bu hazırlığı yapanlar ve tabutla
eşyaları mezara taşıyanlar boğazlandılar
çalışmalarının karşılığı mezarın gizli kalması için hayatları alınarak ödenmişti. Sadece hemen ölmeleri için çabuk davranıldı..."
Priscus bu kadar yazıyor; bilindiği kadarıyla tarihte çok az kral veya imparator bu kadar zenginlikle beraber gömüldü. Başka kaynaklara göre
tüm Avrupa´yı yağmalayan Hunlar´ın elindeki zenginliği ölçmek bugün dahi mümkün değil. Tabutu ve hazineleri mezara götürüp
gömenlerin öldürülmesi çok eski bir Asya geleneğiydi. Gerek Türk-Moğol İmparatoru Cengiz Han
gerekse de Çin İmparatoru Qin Shi Huang Di bilinen iki örnektir
her ikisi de böyle gömüldüler
Çin İmparatoru´nun mezarı bir raslantıyla bulundu
çevresi ölülerle doluydu
Cengiz Han´ın mezarı da Attila´nın ki gibi bulunmuş değil. Aradan 15 yüzyıl geçti ve Attila hala bir yerde yatıyor ve keşfedilmeyi bekliyor. Nerede olabilir?
Gizli mezar
Macaristan´da mı?
Şimdi soruları sıraya dizelim; öncelikle Attila´nın son karargahının nerede olduğunu bilmemiz gerekiyor. Düğün acaba orada mı yapıldı? Eğer öyleyse ölümden sonra nereye gidildi
ne kadar yol alındı
gömü eğlencesine kadar süren yas dönemi kaç gün sürdü? Ve nerede durulup
eğlenceye ve gömü törenine geçildi? Elçi Priscus
cenazeyi ziyaret ettiğini yazıyor
orada bulunan basit bir ahşap yapıdan da söz ediyor
ama nerede? Hiçbir iz kalmadı mı? Priscus´un yazılarında bir tek ipucu var; Romalı elçi
Tigas
Tiphesas ve Drekon nehirlerini geçtiklerinden söz ediyor ama nereden geçtiler? Birçok tarihçi
Priscus´un geçtiği ana ırmağın Macaristan´daki Tisza Irmağı veya Theiss olduğu düşüncesinde ve Attila´nın karargahının Körös´un kuzeyindeki stepte olabileceğini ve Tisza oradan geçiyor. Burası bugünkü Budapeşte´nin doğu bölgesinde yer alıyor. Priscus´dan yapılan sonraki alıntılarda isimlerin hatalı kopya edildiği de düşünülüyor. Ortak görüş Budapeşte bölgesinde ama bu yetersiz çünkü orası çok büyük bir yer...
Bugüne kadar Attila´nın mezarını bulmak için hiç resmi bir araştırma bilindiği kadarıyla organize edilmedi. Ama bunu yapmak zaten imkansız gibi
ot tarlasında bir toplu iğneyi aramaya benziyor. Demirperde döneminde bu hiç düşünülemezdi
şimdi daha kolay ama nasıl ve kim tarafından aranacak? Nazi Almanyası egemenliğinde
gizemli konuları araştırmakla görevli bir SS grubunun
Attila´nın mezarı başta olmak üzere
bazı gizemleri araştırdığı söylentileri savaştan sonra duyulmuştu ama hiçbir kanıt ele geçirilemedi. Hepsi bu kadar; göründüğü kadarıyla kazara bulunmadığı takdirde Attila´nın ölümlü kalıntısı ve hazineleri yerinde kalacaklar. Bir minik olasılık daha var; gizli hazine avcılarının mezarı bulup
soymuş olmaları ve Attila´nın tabutunun ve de hazinelerinin şu anda bilinmeyen bir antika tutkunu milyarderin gizli yerinde saklı olmaları... Attila´nın mezarı için bunu düşünebiliriz ama Nemrut Dağı´ndaki Antioch´un mezarının en azından Cumhuriyet döneminde soyulmadığını biliyor gibiyiz... Ama
yine de aklımıza getirmeden edemiyoruz... Acaba? Diğer kayıp yerlerde yine buluşacağız...
alıntı.