Neler yeni
Türkiye'nin En Güncel Forum Sitesi

Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için foruma kayıt olmalı yada giriş yapmalısınız. Forum üye olmak tamamen ücretsizdir.

Astral Projeksiyonun Kademeleri

Almora

Kayıtlı Üye
MFC Üyesi
Konum
Mersin
  • Üyelik Tarihi
    2 Ağu 2014
  • Mesajlar
    2,859
  • MFC Puanı
    443
  • MFC Seviyesi

Astral Projeksiyonun Kademeleri


Dr. Douglas M.Baker

Ayrışma ve Arzu Faktörü
Esas olarak iki tip astral projeksiyon vardır. Birincisi, uyanıklık şuuru içerisinde. süje, tümüyle şuurlu ve uyanık haldeyken meydana gelir. İkinci şekilde ise, astral projeksiyon fizikî beden uykuda veya şuursuz olduğu durumda vuku bulur. Bu kitapta ilgilenilen projeksiyon, ikinci kategoriye girer.

Fiziksel beden uyku durumunda ya da şuursuzken yapılan projeksiyonlarla yeterli tecrübe kazanılmadan, uyanık hâlde astral seyahat (astral projeksiyon) çalışması yapılmaması tavsiye edilir. Uykuda yapılan projeksiyonlar çok daha emniyetlidir ve yazarın fikrine göre, uyanık haldekine nazaran çok daha iyi sonuçlar vermektedir.

Burada beş kademe tarif edilmektedir. Bu bölümde, her projeksiyon kademesini meydana getiren bir tekniği gözönüne alacağız. Her kademeden sonra, yazarın kendisine veya tanınmış okültistlere ait deneyimler, örnek olarak verilecektir.
Birinci Kademe
Astral beden neredeyse fizik bedenden ayrılmak üzeredir. İki bedenin çakışması hâli sona ermiş fızîk bedenden taşmaya başlamıştır. Bu, uykuya dalan mutad bir insanın normal durumudur. Uyku hâli içerisinde, astral beden, çakışmış olduğu fizik kopyasından ayrılır. İyi bir gece uykusunun canlandırıcı mükâfatını, ilâç veya diğer uyuşturucu nesnelerle elde etmek mümkün değildir. Uyku sırasında, astral bedenin fizik bedenle olan sıkı bağlılığı gevşediği zaman, bütün içsel araçlar ahenkli bir hâle gelirler.

Kendilerini çabucak, âlemlerden akan muhteşem enerjilerle doldururlar ve uyandığımız zaman elde ettiğimiz kazanç, sadece fiziksel bedenin metabolizmasının dinlenmesinden dolayı değil, fakat uykuda, beden dışındayken kazanılan enerjilerden ileri gelen astral ve manîal zindelikten dolayıdır da.

Uykudayken hepimiz astral projeksiyon yaparız! Ne var ki, bir kısmımız bedenlerimiz dışında olduğumuzu farkeder ve bunu canlı rüyalar olarak adlandırırız. Çok az bir kısmımız ise, bazen, fizik beden tamamen uykudayken tümüyle şuurludur. İşte bu durumdayken projeksiyon yapmaya muktedir oluyoruz.

Teknikler bölümünde, astral bedenin tam şuurlu olarak nasıl projekte edileceğini ve gayet tabii, o sırada fizik bedenin derin uykuda olmasının niçin tavsiye edildiğini açıklayacağız.

Tam Şuurlu Projeksiyon

Hepimiz bazı zamanlar, uyku sırasında tam şuurlu olarak fizik bedenimizin dışında bulunma tecrübeleri yaşamışızdır.Bir örnek vereyim: Konferans verdiğim tüm dinleyicilerin yüzde altmışından fazlası bu hususu doğrulamıştır.

Hayatınızda bazı zamanlar yoğun ve sürekli fiziksel faaliyet içeren bazı monoton işler yapmışsınızdır. Belki de kıvrılarak uzanan şehirdışı yollarda virajları ala ala, hiç durmadan onaltı saat boyunca araba kullanmışsınızdır. En sonunda bitkin bir vaziyette evinize varırsınız. Üstünüzü değişemeyecek kadar yorgunsunuzdur, adeta sürüklenerek yatak odanıza gidersiniz, kendinizi boş bir çuval gibi yatağa fırlatırsınız.

Fakat uyuyamadığınızı görürsünüz. Zihniniz hâlâ alert (uyanık, tetikte) vaziyettedir. Tekrar biraz önceki yoldasınız ve gaz vererek, fren yaparak viraj ahyorsunuzdur. Fizik bedeniniz gevşemiştir ve görünüşte uykuda gibidir! Birdenbire, uyanık zihniniz içerisinde, yolun tam kenarına direksiyon kırarsınız. Bu travmatik iç tecrübe size şok etkisi yapar ve aniden sarsılarak şuurlu hâlinize dönersiniz. Zihniniz uyanık vaziyette iken, bitkin bedeninizden dışarı doğru bir projeksiyon (yansıtma) yapmışsınızdır! Tam şuurlu olarak birinci kademede astral projeksiyon yapmış olursunuz.

Eileen Garrett'e göre, şiddetli sarsıntının sebebi, astral âlemde karşılaşılan bir engelin, bizi, sarsıcı bir şekilde tekrar fizik bedenle bir hizada olmaya zorlamasıdır. Pekâlâ böyle olabilir. Zira, beden-dışı deneyim sırasında, genellikle bitkin veya olumsuz bir durumda olan fizik bedenin durumunu hatırlamak, burada önem taşır. Bunun neden böyle olduğunu daha sonra göreceğiz.


Çocukluğum sırasında böyle bir deneyim yaşadığımı hatırlıyorum. Denizde bir yatın güvertesinde öne arkaya, yukarı aşağı sallandığım uzun bir günün sonrası idi. O akşam dinlenmeye çalışırken, tekrar yatın üzerindeydim ve sağa sola sallanan işaret dubalarına çarpmamak için manevra yapıyordum ( pek başarılı olmadığımı söylemeliyim). Ve bu, beni sarsıntıyla fizik bedenime geri döndürdü.

Anestesiziklerin kullanılması, astral bedeni, çakıştığı fizik bedenden ayırır. Bu, lokal bir fenomen olabileceği gibi, bedenin tümü de etkilenebilir. Doğum sırasında Trilene gazı kullanımı, hamile bir kadında, olması gerektiği gibi onu şuurlu durumda tutan, teknik olarak konuşacak olursak, projeksiyonun kısmen birinci kademesinde tutan, kısmî anestezi meydana getirir. Fakat bu durumda, odadaki olaylar öyle yoğun bir dikkat gerektirir ki, projeksiyon fenomeni gözden kaçar.

"Murakabeye oturulduğu" zaman da, aynı fenomen vukubulur. Bu durum içerisinde süje, kendisini çok pasif bir hâle sokmuştur. Herhangi bir enerji veya tesir akışına alıcı vaziyettedir. Astral Beden daha aktif bölgelere doğru çekilir ve fizik bedeni, onu tasarruf etmek isteyen başka şuurlara bir vasıta olsun diye bırakır. "Murakabeye oturan kimse", bir ustanın veya tecrübeli bir medyomun gözetimi altında değilse, deneme elden kaçabilir, böylelikle beden dışına kayış, kontrolsüz hâle gelebilir. Bu ise, düşük seviyeli astral varlıkların obsesyonu şeklindeki bazı şizofreni türlerine götürür.

Hava seyahati, gerçek uykunun verdiği canlandırıcı etkiyi getirmeden, sadece sinirsel ve fiziksel yorgunluğa sebep olacak şekilde içsel araçları düzen dışına çıkmaya zorlayabilir.
Bu noktada, güneş banyosu yapan herkese bir uyanda bulunmak istiyorum. Gün ortasında, sıcak güneş altında uyumak son derece tehlikelidir. Bu durumdayken, astral beden eski hizasında, yani yerinde değildir ve fizik beden, kozmik ışınların güçlü akışına karşı korumasız kalmıştır, zira aciz kalan fizik dokuları desteklemek üzere içsel araçların tamponlama faaliyeti kalmamıştır. Bu ise, güneş çarpmasına ve aşırı yanıklara yol açar.

İkinci Kademe

Astral beden,fizik kılıfından bir metre kadar uzağa projekte edilir.Halka psişik konularla ilgili soru formları gönderildiğinde, bu fenomen sık sık rapor edilir. Projeksiyonun bu kademesi bazı sarsıntılar veya kazalar sonucu da vuku bulabilir. Kişiye bir araba çarpmıştır veya dağdan yuvarlanmıştır. Birdenbire kendisini bedeninin dışında bulur. Bazen kendisinin yukarısında bulunarak hemşire ve doktorların meşgul olduğu kendi fizik bedenini görür.
"Teknikler" başlığı altında, tam uyanık şuurluluk içerisinde (ancak gece fizik beden uyur durumdadır) fizik bedenden belli uzaklığa nasıl projekte yapılacağım inceleyeceğiz.
Astral projeksiyonun geri kalan bütün kademelerinde, artık arzu faktörü büyük bir önemle devreye girer ve daha ileri gitmeden önce konuya girilmesi tavsiye olunur.


Güçlü Bir Arzu Faktörü

Esas olarak astral veya emosyonel mahiyetteki projeksiyon, güçlü bir arzu faktörünün bulunmasını gerektirir.
Batılıların çoğuna göre, şuur, güneş sinir ağındaki şakra ve astral plânla bağlantılıdır. Ayrıca denir ki, çoğumuz görüş açısı bakımından hâlâ Atlantlıyız. Hem fizik ve hem de astral âlemde hedefine ulaşmadaki kuvvetli arzunun kudreti, Yakın Doğuda bir yerden gelen eski bir masalla açıklanabilir.

M.S. 1500 yıllarında, mevcut düzeni yıkıp onun yerine kendi adamlarım yerleştirmek amacıyla, politik cinayet yöntemini kullanan bir grup insan, güç kazanmıştı. Bunların reisleri. İran sınırı yakınlarında güçlü bir şehrin halifesi olan son hükümdarlardan birini devirmek için uzun zamandır bir suikast hazırlamaktaydı. Ancak her seferinde, en iyi şekilde hazırlanmış olan cinayet plânları, halifeyi ortadan kaldırmakta başarısızlığa uğruyordu. Bunun üzerine çeteden biri, diğerlerinin bu konuda başarısızlığa uğraması üzerine zalimce ve şeytanı bir plân yaptı.

Genç ve ateşli bir asker, çete tarafından ayartılarak bir meyhaneye götürüldü ve iyice sarhoş edildi. Daha sonra başına vurularak, şuursuz bir vaziyette dağda gizlendikleri yere taşındı. Burası, bir geçit üzerinde yükselen, beyaz mermerden yapılmış muhteşem bir şatoydu. Saray bahçesinde genç askerler ayıltılıyor ve kendilerine her türlü konfor sağlanıyordu. Asker kendine gelince cennette olduğunu zannetti ve canını alıp, kendisini buraya gönderen meyhane kavgasına şükretti. Sarayda azametle gezinen tavus kuşları, güzel cariyeler ve her arzusunu yerine getiren hizmetkârlar, bu cennette bin yıl süreyle kalma iştahını kabartıyordu.

Fakat birdenbire kendisine acıklı bir hikâye anlatıldı. Ona, bir hata yapıldığı söylendi. Asla ölmemesi gerekiyordu; cennet henüz ona ait değildi. Bu kederli haberi iletenlerin kararını hiçbir yalvarış değiştiremezdi. Çare yoktu. Geri dönmesi ve kendi sefil varlığını sürdürmesi gerekiyordu. Ancak, tekrar ölümü ve cenneti kazanmak için bir şey yapabileceği kendisine söylendi. Bu iş neydi? Çetenin cinayetlerini her seferinde savuşturan halifenin yaşadığı, civardaki ülkeye gitmeliydi. Orada cennete dönme karşılığında halifeyi öldürmeliydi.
Genç adam bu işi seve seve kabul etti ve güzel bir cariyenin kendisine sunduğu şarapla iyice sarhoş olarak, bu defa meyhanede kendine geldi. Burada, kendisine at ve silâh temin edildiğini gördü., En korkunç engellere, halifenin nöbetçileri tarafından ellerinin sakatlanmasına, işkence görmesine ve hatta hadım edilmesine rağmen, sonunda işini başardı.

Bu meseleden çıkarılacak iki önemli sonuç vardır: Birincisi, arzu yeteri kadar güçlü olduğu zaman, bütün engelleri aşabilir ve gerçekten arzu, astral projeksiyonun başlangıçtaki kademelerinin esasını teşkil eder. İkinci olarak bu misal, bir cennet pırıltısının veya yeni bir âlemin, insanın bakış açısını nasıl etkileyebileceğini gösterir ve astral projeksiyonun yüksekliklerinde, kişi, genç adamın bulutlar arasındaki şatosuyla mukayese edilmeyecek cennetleri yaşayabilir! Bunlar bir defa ziyaret edildiği vakit, onlara geri dönme arzusu, daha sonraki astral projeksiyonları kolaylaştırır.

Şekil 9 - Canilerin Tuzaği , Dünyada Cennet
Üçüncü Kademe

Astral beden, 80 - 100 metre veya belki de birkaç mil uzaklığa, fakat daima bilinen yerlere projekte edilir. Şimdi, işin içine arzu faktörü girer. Belki evin içinde veya bahçede, yakındaki bir köyde, sevilen biriyle beraber veya sevilen bir yerde olmak arzusu vardır. Eğer arzu yeteri kadar güçlüyse, bu, arzu objesine veya artık bundan sonra kullanacağımız tabirle "hedefe" doğru bir projeksiyona yol açabilir.

''Enerji düşünceyi takib eder" okült yasası altında, astral adını verdiğimiz enerji beden, hedefe veya arzu edilen ya da kuvvetle düşünülen şeye doğru kuvvetle çekilir. Hedefle beraber olmak için, yani sevilen biriyle veya sevilen bir yerde olmak için bir arzu vardır ve arzu, görmüş olduğumuz gibi çok şiddetli olabilir.
Üçlü Kademede Projeksiyon Örneği
Burada nakledeceğim üçüncü kademede astral projeksiyon örneği, bana aittir. Tıp okulunda öğrenci olduğum sıralar, civardaki bir şehirde konferans vermem istenmişti, ancak bu, orada bir gece kalmamı gerektiriyordu. Konferans için çok önceden söz vermeme rağmen kararsızlık içindeydim, zira ortaya bir sorun çıkmıştı. Köpeğim gebe idi. Yavrulamak üzere olduğundan, onu tek başına bırakmaya gönlüm elvermiyordu. Bereket versin ki, ona göz kulak olacak bir tamdık bulabildim. Köpeğime garajda rahat bir köşe hazırlayıp, yatırdım ve iç huzuruyla konferansıma gittim.

Ama hâlâ endişeleniyordum ve o gece odama çekildikten sonra uzaktaki köpeğimi düşünmeye başladım. Onu hasırdan yapılmış yatağında tahayyül ettim. Bana ihtiyacı olup olmadığını merak etmekteydim. Bundan sonra hatırladığım şey, uykuya daldığımdı. Tekrar garajımdaydım ve köpeğim hasır şiltesinin üzerinde sessizce uzanmıştı. Onu çağırdım; yerinden sıçrayarak bana doğru koştu. Köpeğimin uzanmış durumda bıraktığı fizik bedenini görebiliyordum ve henüz doğurmadığını keşfetmiştim. Böylelikle sevdiğim birine projeksiyon yapmıştım. Onunla birlikte olma arzum, yani arzu bedenim, üçüncü kademe tipindeki bir projeksiyonla, beni ona sürüklemişti.


Uzak Hedefler
Astral beden çok uzak mesafelere projekte edilebilir. Bu kademede, arzu faktörü mevcuttur ve kuvvetlidir, ancak irade onu gölgede bırakmıştır. Astral formu uzak mesafelere yansıtmak için güçlü bir irade gereklidir. Mesafe bakımından kısa projeksiyonlarda (yansıtmalarda), eterik madde astral maddeye nasıl yapışır ve sararsa, astral madde de projekte edilecek mantal cevheri öyle sarar. Projeksiyonun yapılabileceği mesafe, projeksiyonu yapanın "Çember Sınırına" bağlıdır. Bu ise, o kişinin spiritüel gelişme derecesine, ya da irade gücüne bağlıdır. Üçüncü Dereceden inisiyelerin projeksiyonları, Ay'ın çok az ötesine uzanan bir "Çember Sınırına" kadardır. Dördüncü Dereceden inisiyeler, Güneşe erişebilirler. Beşinci Dereceden inisiyeler ise (üstadlar ve mürşitler), Güneş sisteminin herhangi bir yerine ve hatta büyük Sirius yıldızına bile erişebilirler.

Çok uzak mesafelere yapılan bu projeksiyonlarda, astral beden, mantal kopyası ve sevkedici unsur olan iradesi tarafından desteklenir. Hem mantal çıkış çabası sırasında bu işe dayanması ve hem de projeksiyonlar boyunca, yansıtılmış olan astral bedeni "hedef üzerinde" tutabilmesi için, fizik beden özel bir muameleye ihtiyaç gösterir.

Projekte edilen bedenler çok hızlı hareket ederler. İki ya da üç saniye içerisinde birkaç bin mil mesafe katedfebilirler. Projeksiyonu yapan, böylesine bir hızla hedefe varabilir ve bazen,eğitimin ilk kademelerinde, astral bedenini hedef üzerine "merkezlerken" geriye sekme fenomenini yaşayabilirler.

Bayan Garrett'in astral projeksiyondaki başarıları, insanlığın yararına olmak üzere bu okült işlemin nerelere kadar kullanılabileceğini göstermektedir.
İkili Şuur
Bayan Garrett, yüksek dereceli bir tür şuur ikilisi geliştirmişti. Hung G. Callaway takma adıyla yazı yazan Oliver Fox da, aynı fenomeni tecrübe etmekteydi:

"Kendimi rüyada ayakta durup, astral plândaki manzarayı seyrederken hissedebiliyordum; fakat aynı zamanda yatakta uzanmış olarak kendimi de hissedebiliyor ve yatak odamı görebiliyordum."

Bu ikili şuurluluk, İngiliz Üstad Robert Browning'in bir zamanlar bana "esolepsy" olarak tarif ettiği şeyin, yani zihni içeri çevirme ve her iki âlemde de şuurlu olma yeteneğinin bir niteliğidir. Sözünü ettiğimiz bu durum, Kova Burcu Çağında Batının geliştirdiği yeni yoganın esasını teşkil eder. Bu, öğrencinin (yogin) şuurlu olduğu iç âlemdeki kuvvetlere kanal açmasını gerektirir. Yeni yogaya ön ayak olan, yeni çağın hudut bekçileri olan bizler için, bu sahadaki deneyimlerin müşterek unsurlarının müşahedesi hayatı bir önem taşımaktadır. Oliver Fox, Bayan Garrett ve ben, yollarımız biraz farklı olmakla beraber, doğru istikamette olduğumuzu gösteren fizikî, mantal, emosyonel semptomları tarif etmekteyiz. Esolopsy mevcutken, kataleptik trans vardır. Bizi izleyenler, bu hâl içerisinde uzuvlarını hareket ettirmeyi öğrenmek zorundadır. Bana gelince, ancak yirmi yıllık bir çabadan sonra, bu hâldeyken sadece göz kapaklarımı ve belki bir ya da iki parmağımı hareket ettirmekteyim.

Şekil 10 - Üçüncü Kademe Tipinde Projeksiyon

Şekil 11- Astral Bedenin Hedef Üzerine Merkezlenmesi
 

Almora

Kayıtlı Üye
MFC Üyesi
Konum
Mersin
  • Üyelik Tarihi
    2 Ağu 2014
  • Mesajlar
    2,859
  • MFC Puanı
    443
  • MFC Seviyesi

Bayan Garrett'in Deneyi

Bayan Garrett, 1932 yılında, o sıralar telepati konusuyla ilgilenen bir kaç tanınmış psikiyatrist ve bilim adamıyla çalıştı. New York'ta kendisiyle alâkalı bir deney düzenlendi. Bayan Garrett'in tecrübesini içeren aşağıdaki rapor, H.F. Prevost'un Man Outside Himself adlı eserinden alınmıştır.

Deneyi başarıyla sonuçlandırmak için, ulaşmak istediğim Newfound land'daki hedefe varmak üzere şuurlu projeksiyonu kullanmam gerektiğini biliyordum. Deneyin düzenlendiği Newfoundland'daki yerde projeksiyon durumum içerisinde, kendimi sadece deney yerinde bulunmakla kalmayıp, eve girmeden önce, girmem gereken bu evden başka, bahçeyi ve denizi de görebiliyordum. Atmosferdeki rutubeti bile hissettim ve patikanın kenarındaki çiçekleri gördüm. Daha sonra, duvarların içinden geçtim ve deney yapılması plânlanan odaya geldim. Odada kimse yoktu. Bana orada bulunacağı söylenen deneyciyi araştırmak için yukarıya, merdivenlere baktım. Onu bulmak için merdivenlere doğru hareket etmek zorunda kalsaydım, bu benim yönümden fazladan bir gayret olacaktı, ama bereket versin ki, deneyci o sırada merdivenlerden aşağı indi ve deney için seçilmiş olduğunu bildiğim odaya girdi. Daha sonra o-lup bitenler, sadece telepatiyi değil; durugörü, duruişiti ve prekognisyon (öncedenbilme) dahil olmak üzere, normalüstü duyumlamanın her çeşidini içeriyordu. Bu deneyde görevli olan doktorun kendisi de normalüstü algılama güçlerine sahipti ve besbelli benim varlığımın farkındaydı. Deney başlamıştı. Karşılıklı olarak birbirimizin farkında oluşumuzun kanıtı biraz sonra ortaya çıkacaktı.

Yüksek sesle konuşarak bana hitaben, "Bu başarılı bir deneme olacak." dedi ve ben New York'daki odada oturduğum yerden, fizikî olarak işitiyormuşcasına bu konuşmayı alabiliyordum. Newfoundland'daki araştırmacı, incelemesi için projekte etmiş olduğum duble'me hitabederek, "Şimdi, masadaki cisimlere bakın" dedi. O andan itibaren, ipnotize edilen bir kimsenin telkinlere karşılık verişi gibi, onun talimatını takibettim.
Masadaki cisimleri, mutad görme vasıtasıyla değil, fakat bir durugörü vizyonu şeklinde görebiliyordum. Daha sonra, New York'da yanımda not tutan kişiye, gördüğüm şeylerin tariflerini yaptım. Doktorun şöyle dediğini duydum: "Sizin tarafınızdaki deneycilere özürlerimi iletin. Bir kaza geçirdim ve beklediğim şekilde çalışamıyorum."Newfoundland'da duyduklarımın aynısını New York'da not tutan kişiye ilettim ve ayrıca doktorun başındaki bandajı tarif ettim.

New York'daki deneycinin söylediklerini işittiğim zaman,, burada bir uyuşmazlık olduğu gözüküyordu. Deneyci şöyle diyordu: "Bunun gerçek olmasına imkân yok, zira doktordan birkaç gün önce bir mektup aldım ve o zaman gayet iyiydi."

Deney devam etti ve ben projekte vaziyette kaldım: Newfoundland'daki araştırıcının hareketlerini takibettim. Bundan sonra yaptığı şey odasındaki kitaplığa yürümek oldu; oraya varmadan önce, belli bir kitabı düşürdüğünü ve bu kitabın raftaki konumunu biliyordum: Bu telepati idi. Kitabı raftan indirdi ve kesin olarak benim orada bulunduğumu, kitabın başlığım okuyabileceğimi düyünerek kitabı yukarıda tuttu. Daha sonra kitabı açtı ve bir bölümdeki paragrafı, konuşmadan, kendi kendine okudu. Kitap Einstein ve O'nun izafiyet teorileri ile ilgiliydi. Seçmiş olduğu paragrafı sessizce okudu ve bunu yaparken, okuduğu şeylerle alâkalı izlenimleri onun zihninden telepatik olarak alabili yordum. Okumasıyla ilgili algımı, New York'daki odada oturan stenografa kendi kelimelerimle rapor ettim.

Bu arada deneyci, yüksek sesle konuşarak, projekte halimdeki bana, bu deney esnasında kendisinin de, deney yardımcısı olan psikiyatristin New York'daki yatak odasına projeksiyon yapmış olduğunu söyledi. New York'a daha önceki ziyareti (fizikî olarak) sırasında, orada gerçekten görmüş olduğu iki fotoğrafı tarif ederek, konuşmasını sürdürdü. Fakat, şimdi Newfoundland' dan açıkladığına göre, bu fotoğraflar kaldırılmıştı ve arkadaşının yatak odası, son fiziki ziyaretinden beri yeniden dekore edilmişti.

Böylece deney son buldu ve kayıtçı, bütün olup bitenin onbeş dakika sürdüğünü ifade etti. Bu deney sadece telepatiye mi dayanıyordu? Ne deneyciye, ne odanın bulunduğu yere ve ne de deney düzenine asla erişemezdim ve de onları göremezdim. Deney sadece telepatiden ibaret olsaydı, bende, deneycinin zihnindeki düşünceler ve bana yüksek sesle söylediği kelimelerin izleri meydana gelirdi.

Şekil 12 - Bayan Eilcen Garrett
New York'daki deney raporları, o gece Newfoundland'daki doktora postalandı. Ertesi sabah ondan bir telgraf geldi: burada, deneye başlamadan önce meydana geien kazadan söz ediyordu ve gene doktordan bir gün sonra aldığımız mektupta da. plânlanmış olduğu deney adımlarını sıralamıştı. Sadece DUBLEM'le konuşan doktorun mesajını doğru bir şekilde işitmekle kalmayıp başındaki bandajı da algıladığımı, telgraf kanıtlamıştı. Mektubundan öğrendiğimize göre, bir masa kullanmış ve onun üzerine DURUGÖRÜ aracılığıyla doğru bir şekilde gördüğüm bazı eşyalar koymuştu;doktorun davranışları ile ilgili olarak yaptığını tariflerin her adımı da doğru çıktı. Raftan çıkardığı kitap, kitabın ismi, kendi kendine okuduğu bölüm; kendi şuurlu projeksiyonum, uygulandığım durugörü ve telepati aracılığı ile aynen tarif ettiğim gibiydiler.
Beşinci Kademe

Bu kademede projeksiyon, tümüyle, projeksiyonu yapan kişinin kortrolu altında değildir. Bu kimse, bir Mürşit veya yüksek dereceden bir inisiye olması gereken başka bir varlık tarafından aktif olarak desteklenir. Bu sessiz bir gözeticinin sübjektif bir tecrübeye yardım maksadıyla olaya katılması ve projeksiyonu yapan kimseyi eğitici ve yararlı sonuçlara götürmek üzere idareyi eline alması gibidir. Bu durum, projeksiyonu yapan kimsenin bir ashrâm'da çalışıyor olması gereğini ve onun deneme devresindeki bir şakirt veya bir Mürşit tarafından kabul edilmiş bir mürit olması gerektiğini ifade eder. Böyle bir kişinin yaptığı projeksiyon, daha tecrübeli kardeşlerinin kendisine uyguladığı eğitimin bir bölümü olacaktır. Mürit, projeksiyonun ilk kademelerinin tümünü kendi kendine geçmeye muktedirdir, fakat bu kademede şartlar zordur.

Burada hedef; karışıktır, ulaşılamaz ya da yeri kesinlikle bilinmez; fakat bazı nedenlerle şakırtın hedefe erişmesi önemlidir. Bir Ustanın ya da bir İnisiyenin yardımına ihtiyaç duyduğundan, morali çok yüksek olmalı ya da bir mürit olarak, bu hayatındaki veya önceki hayatındaki fiilleri nedeniyle aktif bir yardıma hak kazanmış olmalıdır.

İnsan, böylesine mahrem bir tecrübeyle ilgili olarak kendi yaşamından örnek verip vermemekte tereddüt ediyor, ancak burada, bu açıklamayı yapmak için sessiz gözeticimden izin aklını. Bu durumda bile, şimdi bahsedilecek astral misyona inanmak zordur!
Büyük Parlaklık
Benim bu kademedeki tecrübem yedi sene kadar önce vuku buldu. Bu, benim spiritüel günlüğümde kayıtlı 'durumdadır, fakat ben, hafızamda canlı olarak duran anılarımdan söz edeceğim. "Büyük Yakarış'ın sondan ikinci mısraı üzerinde uzun uzun düşünmüştüm: ... Dilerim kapansın kötülüğün yaşadığı kapı." İngiliz üstad, diğer mısralar ve onların altında yatan ezoterik anlamlar hakkında bana ışık tutmuştu. Bir sabah erken saatlerde, meditasyon teması olarak o mısraı almıştım. Birdenbire,fizik bedenden ileri kademede çözüldüm ve tam arkamda büyük bir parlaklığın farkına vararak büyük huzur duydum.Onun, yüzünü nadiren tam olarak gösteren Üstad olduğunu biliyordum. Nazikçe yukarı çekildim ve aniden tam bir projeksiyona girdim.
Ancak bu kere, benim yönümden harcanan herhangi bir çaba yoktu.Gevşeyebiliyordum ve "manzaradan zevk alıyordum"... Aslında O'nun avrası içerisinde ve Onunla beraber projekte edilmiştim. Uzun mesafeli seyahatlerde normal olarak yaptığım gibi, ani ve kaba bir süratle değil, düzgün ve hafif hareketlerle birçok kara parçası üzerinden geçtik. Vadi ve çöller aşarak, sonunda dağlık bir bölgeye ulaştık. Burada tepeler çıplak ve karanlıktı; bir geçitten aşağı doğru geçtiğimizde, atmosferin giderek artan, sıkıntılı bir hâle geldiğini farkettim ve daha sonra bir mağaraya girdik. Atmosfer artık cehennemi bir hâl almıştı. Kötülük havayı doldurmuş gibiydi ve giderek büyüyen muazzam bir yeraltı koridorunda olduğumuzun farkmdaydım. Orada daha önce tanık olduklarıma hiç benzemeyen bir medeniyet vardı. İnsanları açık renk tenli, fakat koyu saçlı idi. Buranın sakinleri çıplak kayalar üzerindeki köylerde kümelenmişlerdi, vs.

Kısacası, şimdi kara büyü dediğimiz, kötü sanatlarla uğraştıkları için Atlantis'in batmasına neder olan, soysuzlaşmış bir Atlant ırkı tarafından sembolize edilen, "kötülüğün yaşadığı yeri" ziyaret etmiştim. Bu ırk hâlâ mevcuttur ve yeraltına kapanmışlardır. Bu Atlantis artıkları uzun zamandır unutulmuş olmakla beraber, insanlığı, astral vampirlik ve astral tasarruf yoluyla avlamak için, yeraltındaki sığmaklarından astral form içinde ayrılarak; okült sanatları vasıtasıyla hâlâ yaşamaktadırlar. Onlardan birini ziyaret etmiştik. Spiritüel sağlamlığı olan yalnız bir kimseydi ve kendi insanlarının bir tür kurtuluşunu sağlamak için uğraşıyordu.

Şekil 13 - Bir Astral Misyon
 
Üst Alt