Neler yeni
Türkiye'nin En Güncel Forum Sitesi

Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için foruma kayıt olmalı yada giriş yapmalısınız. Forum üye olmak tamamen ücretsizdir.

Astral Seyahatin Tarihi ve Bilimsel Süreci

Almora

Kayıtlı Üye
MFC Üyesi
Konum
Mersin
  • Üyelik Tarihi
    2 Ağu 2014
  • Mesajlar
    2,859
  • MFC Puanı
    443
  • MFC Seviyesi

Astral Seyahatin Tarihi ve Bilimsel Süreci


BDD'leri ( Beden Dışı Deneyim ) daha derinden incelemek, deneyimin gerçekliği hakkında daha genel verilere sahip olabilmek için tarih içerisindeki anlatımları, konuyla ilgili araştırmaları ve bu araştırmaların sonuçlarını bilmekte fayda vardır. Çünkü tarih içerisinde deneyimle ilgili tüm bilgiler, kayıtlar parçalar şeklinde konunun farklı bir özelliğini yansıtıyor ve bu parçalar birleştikçe deneyimin özüyle ilgili daha kapsamlı bir bilgi sahibi olabiliyoruz.

Çok eski tarihi kayıtlar incelendiğinde Eski Mısırlıların, Kuzey Amerika Kızılderililerinin, Çinlilerin, Yunan filozoflarının, Orta Çağ simyacılarının, Okyanusya Halklarının (Şaman kökenli), Hinduların, Yahudilerin ve Müslümanların astral seyahati bildikleri ve bazı dini ritüellerinde uyguladıkları tespit edilmektedir. Bunların arasında BDD'ler ile ilgili en eski betimlemeler, anlatılar, semboller ise en çok Mısır, Hindistan, Çin ve Tibet'ten gelmiştir. Örneğin, Tibet'te astral seyahat yapmış kişilere "öteden geri dönen" anlamına gelen "delogs" adı verilirdi.

Eski Mısırlılar ise astral bedeni Ka, can ya da ruhu Ba olarak adlandırır ve her ikisinin de istedikleri zaman fizik bedenlerinden ayrılabildiklerine inanırlardı. E. A. Wallis Budge, Mısır'ın Ölüler Kitabı giriş bölümünde, eski Mısırlıların Ka'yı ait olduğu kişinin özelliklerine sahip olan ve onun gibi görünen soyut bir beden olarak gördüklerini, bununla birlikte fizik bedenden bağımsız ve istediği her yere gitmekte özgür olduğunu belirtir.

Ezoterik bilgi, Eski Mısır'a ait birtakım gizli kalmış tarihi ritueller ve eğitim süreçleri hakkında ayrıntılı bilgileri koruyarak günümüze kadar ulaştırabilmiştir. Ülkenin önemli merkezlerinin özenle seçilmiş yerlerinde mabetler, tapmaklar bulunuyordu ve buralarda çok özel şartlarda seçilmiş kişilere inisiyatik eğitim veriliyordu. Öğrenciler bu eğitime alınmak için zor bir kabul edilme sürecini aştıktan sonra tapmağa alınarak mabed rahiplerinden olmak amacıyla artarda yine özel birtakım sınav zincirinden arda arda geçmek zorunda kalıyorlardı.

Bu sınavlardan biri de öğrencinin (müridin) bir astral seyahat deneyimini gerçekleştirme süreciydi. Eski Mısır inisiyasyonlarında astral alanda bilinçli deneyimler yaşayamayan müridin ezoterik öğretinin ruhuna ulaşamayacağı çok iyi bilindiğinden, böyle bir yeteneği gelişmeyen kişiler inisiyasyona kabul edilmezdi. Örneğin, Mısır tapmaklarında gerçekleşen inisiyasyonun önemli bir bölümünü oluşturan oruç aşamasını geçiren müritlerin daha sonra astral seyahat yaşamaları şarttı. Büyük Rahip (hierofant) ve diğer inisiyelerin huzurunda transa sokulan öğrenciye astral seyahat yaptırılırdı. Astral alemin değişik seviyeleriyle karşılaştırılan ve buradaki yasaları üstatlarının da titiz korumasıyla kavrayan inisiye, ancak bu sayede bazı gizli sırlara erişebilme durumuna gelebilirdi. Çünkü görünen alemin, görünmez alemin bir tezahürü olduğu ilkesinden hareket edilirdi. Yani bir anlamda astral alem ve bu alemin yasaları müritlere bu şekilde öğretilirdi.

Astral seyahat denilince akla ilk gelen kültür ise Şamanlar olmaktadır. Konuya girmeden önce şunu belirtmekte fayda var: Şamanizm, her ne kadar Kuzey ve Orta Asya'nın dinsel yaşamına hakim olmuşsa da, bu geniş toprakların dini değildir. Bazen karışıklık, bazen de yüzeysel araştırmalar sebebiyle Şamanizm, Kuzey Asya halklarının, yani Türk ve Tatarların dini olarak ele alınmıştır. Oysa bu uygulamalara Amerika yerlilerinden, Avustralya ve Güney Afrika'ya kadar pek çok yerde rastlamak mümkündür.


Şamanik uygulamalarda ve kabile kültürlerinde hem bireysel hem de toplu trans deneyimlerinin çok önemli bir yeri vardır. Öncelikle şaman denilen kişi psişik yetenekleri oldukça gelişmiş hassas bir medyumdur. Hatta samanların bazılarında şifacılık başta olmak üzere durugörü, duruişiti, prekognisyon (geleceği görme) ve medyumluk yeteneklerinin pek çoğunun birden bulunduğunu görebiliriz. İyi bir şaman bugünün ifadesiyle birinci sınıf bir trans medyumudur. Yani ruhsal alemdeki bedensiz varlıklarla iletişim kurup onların etkilerini ve fikirlerini yeryüzüne aktarabilen bir insandır. Şamanik kökenli kabile kültürlerinde uygulanan çeşitli ritüellerin ve ibadetlerin de asıl amacı bir tür trans halini sağlayarak insanın ruhsal dünya ile ilişkiye geçebilmesini sağlamaktır. Astral seyahat, şamanın bu ruhsal dünya ile iletişime geçmesini sağlayan trans türlerinden biridir.

Çok uzak geçmişte olduğu gibi günümüz primitif toplumlarında da, astral seyahat ruhlarla irtibat olgusundan ve rüyalardan ayrı kalamamıştır. Sosyolojinin ve antropolojinin öncülerinden biri olan Lucien Levy-Bruhl'ün La Mentalite Primitive adlı eserinde, bir misyoner tarafından balkabaklarının çalındığını iddia eden ilginç bir Kızılderili örneği yer almaktadır. Bu Kızılderili, Avrupalı misyonerin, hırsızlık olayının cereyan ettiği anda, köyünden çok uzaklarda bulunduğunu biliyordu ve bunu tartışmıyordu bile ama bu hırsızlığı yapmak üzere deduble olduğu konusunda ısrar ediyordu.

Bazı kimseler, şamanizmin esasının astral seyahat olgusuna dayandığını iddia etmekte ve Şamanlarca trans sırasında gerçekleştirilen "göğe çıkış" ve "ruhlar aleminde seyahat" olgularının astral seyahatten başka bir şey olmadığını ifade etmektedirler. Ve örnek olarak da, XVI. yüzyılda yaşamış olan Upsal piskoposu Olaüs Magnus'un Histoire des Peuples du Nord adlı eserindeki şu ifadeyi öne sürmektedirler.

"Beş yüz millik mesafede bulunan dostlarının veya düşmanlarının halini ve sağlığını öğrenmek isteyen bir kimse, konunun ehli olan bir Lapona veya Fine ya bir olta ya bir giysi ya da bir yay hediye etmekte ve onlardan, söz konusu dostlarının veya düşmanlarının nerede bulunduklarını ve ne yaptıklarını anlamak üzere bir girişimde bulunmalarını rica etmektedir. Bunun üzerine bu ehil kişi, karısı tarafından memnun edildikten sonra bir arkadaşıyla birlikte bir odaya kapanmaktadır. Önce bronzdan bir kurbağayı veya yılanı çekiçle ve ayin usulüne uygun bir edayla dövmekte, ardından da sihirli sözler mırıldanıp yere serilmekte ve kendinden geçmektedir ve böyle vecd hali içinde kısa bir süre ölü gibi yatmaktadır."

"Bu süre içinde, sihirli sözlerin kudreti sayesinde, ruhu geri seviyeli bir bedensiz varlığın da yardımıyla, uzak memleketlerden bir yüzük veya bir bıçak gibi gerekli delilleri sağlayıp getirmektedir. Sonunda da birden kendine gelip dilek sahibine, seyahati sırasında olup bitenleri anlatmaktadır."

Eski haliyle de bugünkü "haliyle de Şamanizmi, primitif diye anılan diğer dinlerden ayıran husus "göğe çıkış" ve "sihirli uçuş" olgularıdır. Sibirya Altaylarında bu tören, kabilede önemli bir sorun meydana geldiğinde gerçekleştirilmektedir.

İlk gün, etrafı çitle çevrili bir tarlaya, üzerinde yedi basamaklı bir merdiven oluşturacak şekilde yedi kertik açılmış olan bir kayın ağacı gövdesi dikilmekte ve aynı alana gece vakti törenle kurban edilecek olan bir de at hapsedilmektedir. Ertesi gün, şaman kendi çevresinde çılgınca döne döne ve ezgi halinde sihirli sözler söyleye söyleye saatlerce dans etmektedir. Zaman zaman sihirli davuluna kuvvetle vurup bedensiz varlıklara, ağaçtaki basamaklara tırmandığı sırada, gelip kendisine iltica etmelerini emretmektedir.

Vecd hali maksimum noktasına ulaşınca, bir gün önce kurban ettiği atın ruhuna biniyormuş gibi hareketler yapmakta ve her basamağında dura dura kayın ağacı gövdesine tırmanmaktadır: gövdedeki yedi basamak, yedi kat göğü temsil etmektedir. Sonra birden durup epey bir süre hareketsiz kalmakta, ardından gözlerini ovuşturup hazır bulunanları selamlamakta ve göğe yükselişi sırasında gördüklerini anlatmaktadır.

Bu ayin türü, bir iki küçük farkla, tüm şamanik topluluklarda icra edilmektedir. Aynı şekilde, sihirli uçuş ve köprü mitine de her yerde rastlanmaktadır. Sibirya'daki, Lapon Eski-molarındaki tüm şamanlar ile Kızılderili büyücüler, Endonezya'daki ve Okyanusya'daki Medecinemenler (şifacılar) uçabildiklerini düşünüyorlardı. Bu insanlar ölmüşlerin ruhlarının, göğe çıkmak için kuş tüyüne dönüştüklerine inanmaktadırlar. Şamanik güçleri sayesinde geçici olarak ölebilmekte ve gökten geri döndüklerinde de tekrar dirildikleri şeklinde yaşadıklarını betimlemektedirler.


Yeni Gine'deki Marind kabilesinde, Medecinemen kendisine ormanda hurma dallarından bir kulübe inşa etmekte, ardından da kollarına ve omuzlarına balıkçıl kuşunun tüylerini yapıştırıp kulübeyi ateşe vermektedir. İddiaya göre, duman ve alev onu hafifletmekte, istediği yere doğru uçmasını mümkün kılmaktadır.

Onların mitolojisine göre, Altın Çağda, yer ve gök birbirine bir köprüyle bağlıydı ve bu köprüden herkes dilediği gibi geçebilmekteydi. Fakat büyük tufanlar sonucunda bu köprünün ilk kemerleri tahrip olmuştur ve şamanlar kalan son kemeri işte o zamandan beri bilmektedirler.

Fizik bedenden bu geçici ayrılış fenomeni diğer dinlerde de gözlemlenmiş bir olgudur: ancak bu durumlarda, gerçek anlamda bedenden ayrılış ile bireye astralde seyahat yapmış izlenimini veren vecd-i trans (transe extatique) arasında ayırım yapmak zor bir iştir. Çeşitli ifadelere bakılacak olursa, Tibetli lamalar telepatiye ve bilokasyona (astral seyahat) egemen olmayı başarmaktadırlar. İfadesini kulak arkası edemeyeceğimiz Alexandra David-Neel yıllarını geçirdiği Tibet'e ilişkin eserlerinde, bir sürü astral seyahat örneği sergilemiştir: Bu türden seyahatler yardımıyla, lamalar çok uzaklardaki manastırları ziyaret edebilmektedirler.

Tantrik mezhep mensubu olup "kırmızı takke" giyen ve uzun bir inisiyasyon evresi sonucunda psişik güçleri elde eden keşişlere daha çok, Butan'da, Tibet'te ve Nepal'de rastlanmaktadır. Bu güçler, amaç olarak değil, fakat basit anlamda birer araç olarak, yani zamanlarının çoğunu din işlerine ayırmalarını mümkün kılacak birer vasıta olarak kabul edilmektedir.

Dilerseniz biraz da Alexandra David-Neel'in tanık olduğu astral seyahat olayına göz gezdirelim. Belirttiğine göre, lamalar astral seyahatin tüm sırlarına vakıftırlar. Bu seyahati manastırlarında gerçekleştirmektedirler. Bedenlerinden ayrılmak istedikleri zaman manastırın çatısında toplanmakta, orada yere uzanıp hipnotik uykuya dalmakta ve astral dubleleri bedenlerinden ayrılıncaya kadar bu halde kalmaktadırlar. Böylece inisiyeler, yer kürenin herhangi bir köşesine olağanüstü bir hızla uçup gidebilmektedirler.

Alexandra David-Neel bu bilgiyi bize lamaların sözlerine dayanarak iletmektedir. Keşişlerin okült sırlarını incelemek üzere Tibet manastırlarının içlerine kadar girmiş ilk Batılı kişi olarak Tibet'te geçirdiği on dört yıl zarfında, bu gözü pek seyyah hanımefendi kilometrelerce uzakta olduğunu bildiği bir lamayla birçok kez görüşmeyi başarmıştır.

Şunu belirtmekte fayda var: Astral seyahat fenomeni dünyanın hemen bütün kültürlerinde bilinmesine rağmen bu kültürlerin çoğunda BDD kutsal, esrarlı veya aşkın muamelesi görür. Birçok ilkel toplumun şaman ve kutsal adamları yukarıda da gördüğümüz gibi kendilerindeki gücü, levitasyon ve ateşe karşı bağışıklık gibi büyük güçlerle aynı kategoride yer alan BDD yeteneğini pratik hayatta uygulamakla kanıtlarlar. Çeşitli dinlerin ruhsal disiplinlerinde beden dışı becerileri geliştirmeyi hedefleyen metotların yer almasının kökeninde belki de bu neden yatmaktadır.

Bu metotların yapısı, inanç sistemlerinin dünyaya bakış açılarına göre değişir ve çoğu bizim için kaybolmuş durumdadır. Asırlarca aydınlanma yolunun yolcusu olan eski Grekler, günler boyu kutsal ayinlere katılmak yoluyla ruhsal olarak yeniden doğdukları Elözis Mabedine yolculuk ettiler. Burada gerçekleştirilen ayinlerin kapsamında BDD'nin de yer aldığını işaret eden veriler mevcuttur. Fakat ritüeli meydana getiren tekniklerin kendileri kayıpür.

Sırlarını çok iyi korumalarına karşın Elözis rahiplerinin bedeni terk etmeyle ilgili bilgiler büyük sözlü gelenekler vasıtasıyla Hindistan ve Tibet'ten gelip günümüze kadar ulaşmıştır. Hint kozmolojisinden ve okült geleneğinden büyük ölçüde etkilenen Tibet Budizm'i de astral projeksiyon, astral beden ve astral bedenin işlevlerini incelikleriyle işleyen ayrıntılı doktrinler içerir. Bu doktrinlerin bazıları geleneksel Taoizm öğretileri ve hatta Museviliğin gizli mistik öğretileri olan Kabalizmle benzerlik gösterir.

Bu ekollerin ve dinlerin yanı sıra bazı filozoflar da bu fenomeni biliyordu ve yazmış oldukları eserlerde bununla ilgili günümüze bazı ipuçları bıraktılar. Örneğin, Eflatun fizik bedenlerimiz içinde sürdürdüğümüz yaşamın aslında fizik bedenden bağımsızken ruhlarımızın görebileceği şeyin ancak soluk bir taklidi olduğuna inanırdı. Aristo da ruhun bedenden ayrılabileceğini ve başka ruhlarla iletişim kurabileceğini belirtmiştir. Eski Yunanlar ikinci bir bedene, bir süptil bedene sahip olduğumuza inanırlardı.

Druid geleneğinde de, açık bir astral seyahat anlatımı olan, Batı Munster'den Mog Ruith'in adlı bir druidin kuş kostümü içinde düşman ordularının başları üzerinde uçup onlarla ilgili ayrıntılarla geri dönmesini konu eden eski bir öykü anlatılır.

Astral seyahatle ilgili ilk bilimsel deney ise Fransız bilim adamı Hector Durville tarafından on dokuzuncu yüzyılın sonunda yapıldı. Durville istediği zaman bedeninin dışına çıkabildiğini iddia eden bir denekle çalışmıştı. Bu adam, bedeninin dışında olduğu sırada, odanın uzak köşesindeki bir masaya hafifçe vurarak sesler çıkarmış, fotoğraf plakalarında bir sis etkisi oluşturmuş ve kalsiyum sülfit ekranların daha açık görünmesine yol açmıştı.

Madam Blavatsky ve onun oluşturduğu Teozofi akımının öncüleri, 1875 yılında New York'ta Theosophical Society'yi kurmuştur. Balavatsky kırk yıl boyunca Doğu'da seyahat etmiş ve oradaki üstatlardan pek çok şey öğrenmişti. Onun topluluğu, bizim sadece fizik bedenlerimizin bir ürünü olmadığımız, daha çok üst üste giysiler gibi en az yedi bedenden yapılmış olduğumuz fikrini ileri sürmüştür. Benzer fikirler günümüze kadar korunmuş okült bilgilerde de mevcuttur. Theosophical Society, Doğu felsefesinin birçok yönünün yanı sıra astral seyahati kamuoyuna tanıtmada da muazzam etkisi olmuş bir kurumdur.
Beden dışına çıkmayla ilgili tarihe geçmiş sayısız kişisel anlatı da bulunmaktadır.

Çok bilinen örneklerden biri ilk olarak Edmund Gurney'in 702 psişik deneyimi anlattığı ilgi çekici kitabı Phantasms of the Living'de 14. Vaka olarak kaydedilmiştir. 1881 yılının Kasım ayında, Bay S. H. Beard nişanlısının yatak odasına başarılı bir astral seyahat gerçekleştirmiştir. Beard deneyimini şöyle anlatıyor: "1881 yılı Kasım'ayının bir Pazar akşamında, insan iradesinin uygulayabileceği muhteşem gücün gösterdiği üzere, varlığımın bütün gücüyle, Kensington'daki Hogarth Road 22 numarada bulunan bir evin ikinci katında, ön cephedeki yatak odasında ruhen bulunabileceğime karar verdim." Bu odayı nişanlısı Bayan L. S. Verity ve on bir yaşındaki kız kardeşi paylaşıyordu.
Bay Beard, Bayan Verity'den yaklaşık üç mil ötede oturuyordu ve nişanlısına yapmayı planladığı şeyi söylememişti. Takip eden Perşembe günü onu gördüğünde Bayan Verity geçen Pazar akşamı ne kadar korktuğunu, çünkü onu yatağının yanında dururken gördüğünü anlattı. Adam kendisine doğru hareket edince çığlık atmıştı. Bu çığlıklar kız kardeşini uyandırmış, o da bu görünüme şahit olmuştu.

Doğal olarak başarısından çok hoşlanan Bay Beard iki kez daha nişanlısına astral seyahat yapmıştı. Bay Beard bunu nasıl yapüğmı şöyle anlatmıştı: "İrade gücümü çok kuvvetli bir şekilde kullanmamın yanında, sözcüklere dökemeyeceğim bir çaba da ortaya koydum. Bedenime sızan bir tür gizemli etkinin farkındaydım ve aklımda o ana dek bilmediğim, ama artık belirli zamanlarda istediğim an harekete geçirebildiğim bir güç harcadığıma dair açık bir izlenim vardı."

Başarıyla belgelenmiş bir başka tarihi vaka ise Emmanuel Swedenborg (1689-1772) ile ilgilidir. 17 Temmuz 1759'da, Stockholm'da feci bir yangın başladığı sırada Swedenborg, yaklaşık 300 mil uzaktaki Göteborg'da bir partide bulunuyordu. Saat 18.00'de Swedenborg'un birden beti benzi attı ve diğer misafirlere yangından söz etmeye başladı. Diğer misafirlere yangının nerede, nasıl başladığı ve nasıl ilerlediğini anlatarak huzursuz bir şekilde evin içinde ve bahçede dolanıyordu.
Onlara adını da vererek bir arkadaşının evinin yok olduğunu, kendi evinin de tehlikede olduğunu söyledi. Saat 20.00'de, Swedenborg dışarı çıktı ve, "Tanrıya şükürler olsun, yangın söndürüldü, evimden üç kapı uzaklıkta!" diye bağırdı. Ertesi gün Swedenborg yangınla ilgili şeyleri tekrar anlatmak için resmi emirle Vali'nin evine çağrıldı. Göteborg'daki birçok kişi yangın hakkında kaygılanmıştı çünkü çoğunun Stockholm'de yaşayan arkadaşları ve akrabaları vardı. Bazılarının aynı zamanda orada malı mülkü de bulunuyordu. Stockholm'den habercilerin gelmesi ve Swedenborg'un anlattıklarını her ayrıntısıyla doğrulaması iki günü buldu. Swedenborg istediği yere astral seyahat yapma yeteneğine sahipti hatta ruhsal alemlere bile gitmiş ve oradaki izlenimlerini kapsamlı bir şekilde yazmıştır.

1918 yılında, Ernest Hemingway italya'da görevli on dokuz yaşında bir askerdi, italyan askerlerine çikolata dağıtırken bacaklarından kötü bir şekilde yaralanmış ve kendiliğinden bir beden dışı deneyim yaşamıştı. Bu olayı, "Ruhumun ya da öyle bir şeyin bedenimden çıktığını hissettim, ipek bir mendili bir köşesinden tutup bir cepten çekmeye benziyordu," diye betimliyor. Hemingway, A Farewell to Anns'ı (Silahlara Veda) yazarken kitabın kahramanı Frederick Henry'e bir beden dışı deneyim yaşatarak bu deneyimi romanında başarıyla kullanmıştı.

Tüm zamanların en ünlü astral seyyahlarından biri de Edgar Cayce'dir. Cayce kendisinden belki de binlerce kilometre uzakta olan hasta insanlara tıbbi tanı koyabilmek için transa girebiliyordu. Trans halindeyken, yaşamsal işlevleri sanki ölüme yakın bir komadaymış gibi tamamen yavaşlıyordu. Daha sonra, kendisinin "daha ince beden" adını verdiği beden, sorunun ne olduğunu belirlemek için hastalarının bilinçaltı zihinlerine seyahat yapıyordu.

Astral seyahat konusu yirminci yüzyılda büyük bir popülarite kazandı. Birinci Dünya Savaşı, Avrupa'nın büyük bölümünü yakıp yıkarken, iki adam sessiz sedasız astral seyahatle ilgili deneyler yapıyordu. Bu kişilerden ilki, Astral Projection adlı kitabı bu konudaki tarihte en iyi kitaplardan biri olan mühendis ve Teozofist Hugh Callaway'di. 1920 yılında Occult Review dergisi için yazmış olduğu iki uzun makaleden yola çıkarak hazırladığı kitabı "Oliver Fox" takma adıyla İkinci Dünya Savaşı'ndan hemen önce yayımlandı. Callaway yalnızca kendiliğinden gerçekleşen BDD'lerini yazmakla kalmamış, bunları istemli olarak başlatabilmek doğrultusunda kendisini nasıl eğittiğini de kaleme almıştı. İkincisi ise, Türkçeye Pratik Astral Projeksiyon olarak çevrilen Le Médecin de l'Ame adlı kitabını "Yram" takma adıyla yayımlayan Manş Denizi'nin diğer ucundaki Fransız mistik Marcel Louis Forhan'dı.

Dilerseniz BDD'leri kamuoyuna tanıtan kişileri, Oliver Fox takma adıyla bilinen Callaway'in hikayesini anlatarak tanımaya başlayalım. Bir İngiliz okültist olan Oliver Fox bu tür deneyimlere gençliğinde başlamıştı. Daha henüz bir BDD yaşamadan önce, hemen hemen tüm uykuları kabuslarla dolup taşıyordu. Bir defasında Fox rüyasında evinin dışında ayakta .duruyordu. Her şey normaldi fakat kaldırımda eve dönmeye başladığı zaman adımlarını attıkça, ayağının altındaki kaldırım taşları pozisyon değiştirmeye başladı. Bu sırada aniden kendini bir ışık içinde buldu. Renkler canlılık ve parlaklık kazandı ve Fox kendisini mistik bir deneyimin içinde buldu. Gerçekten rüya görüp görmediğini düşünmeye başladı. İlk beden dışı deneyimi olan bu hali için Fox sonradan şunları yazmıştır: "O zaman anlamamış olmama rağmen, zannedersem o gerçek bir projeksiyondu..."
 

Almora

Kayıtlı Üye
MFC Üyesi
Konum
Mersin
  • Üyelik Tarihi
    2 Ağu 2014
  • Mesajlar
    2,859
  • MFC Puanı
    443
  • MFC Seviyesi

Fox yine bu ilk deneyiminden sonra bir şey daha anlamıştı ki BDD sırasında görülen dünya, normal halde görüp algıladığımızın tam bir kopyası değildir.

Fox bu deneyiminden sonra herhangi bir rüyası ile beden dışı deneyimlerinin arasındaki farkı öğrendi. Daha sonra rüyadan beden dışı deneyime geçmeyi keşfetti ve artık her istediği zaman BDD'yi kendi iradesiyle gerçekleştirmeyi başarıyordu.

Fox bu ilginç deneyimin kayıtlarını İngiltere'de tutarken, Amerika'da başka bir kişi benzer deneyimleri yaşıyordu: Sylvan Muldoon. Kendisi genç yaşma rağmen rahatsızlığı nedeniyle en az iki yıl yatakta istirahat etmek zorunda kalmıştır. On iki yaşında bir gün yatağında uyandığı zaman kendisini felç olmuş halde buldu. Bu felç hali ona, havada asılı duruyormuş hissini verdi. Ne olduğunu daha iyi anlamak için ayağa kalkıp da arkasına dönüp yatağa baktığında fizik bedeninin hala orada olduğunu, kendisiyle onun arasında tiril tiril titreyen gümişi bir kordonun olduğunu hayretle gördü.

Bu Muldoon'un ilk deneyimiydi. Kalp rahatsızlığı bu deneyimleri için adeta körükleyici bir unsur oluşturmuş ve bunlardan yüzlercesini yatakta yıllar süren tedavisi süresince yaşamıştır. 1920'lerde Hereward Carrington'un Modern Psychical Phenomena (Modern Ruhsal Olaylar) isimli kitabını okumuştu. Muldoon, Carrington'a bir mektup yazarak durumunu anlattı ve bu şekilde aralarında başlayan mektuplaşma, 1929'da birlikte The Projection of the Astral Body (Astral Bedenin Projeksiyonu) kitabının yazılmasıyla devam etti.
Muldoon'un deneyimleri Fox'unkilerden oldukça farklı özellikler taşıyordu.

Örneğin, onun deneyimleri daha fizikseldi. O daima kendisini bir astral beden içinde bulmuştur. "Astral beden" sözcüğü Muldoon'un yazılarında oldukça popüler olmuştu. Deneyimleri sırasında genellikle kendisini dünyasal manzaralara yansımış şekilde görüyordu. Muldoon'un BDD konusuna belki de en büyük katkısı "gümüş kordon"la ilgili verdiği bilgilerdir.

Fox gibi Muldoon da beden dışı deneyimleri kolaylaştırıcı, körükleyici yöntemleri, unsurları yazdığı eserlerde vermeye çalışmıştır. Kendisinin deneyimleri genellikle uyku durumunda başlıyordu. Buna dayanarak, isteyenlerin uykuya dalmadan önce, uyku sırasında astral yolculuk yapacaklarını kendi kendilerine telkin ederlerse, bunda başarılı olabileceklerini belirtmiştir. Aynı şekilde, insan kendisine rüyasında beden dışı bir deneyime geçebileceğini telkin edebilir. Muldoon'un tavsiye ettiğine göre uçma sahneleri içeren rüyalar bu iş için özellikle elverişli görünmektedir.

Muldoon konuya ilgisini zaman içerisinde sürdürdü. Bu konudaki olay ve deneyimlerin oluşturduğu koleksiyonunu zenginleştirmeye devam etti ve sonunda 1951 yılında yine Hereward Carrington'la birlikte The Case For Astral Projection kitabını çıkardı.

Fox ve Muldoon literatüre beden dışı deneyimlerini en iyi şekilde kaydetmiş iki isim olarak bu şekilde geçmiştir. Bunlara eklenecek başka isimler de yok denemez; Marcel Lois Forhan bunlardan biri olup, daha çok astral yolculuklarını Çin'e düzenlemiş ve deneyimlerini Pratik Astral Projeksiyon olarak çevirebileceğimiz bir kitapta aktarmıştır.

Bundan başka bir Amerikalı medyum olan Cora Richmond otobiyografisini My Experiments out of Body (Beden Dışındaki Deneyimlerim) adlı bir kitap halinde kaleme almıştır. Bir İngiliz spiritualist medyum olan Vincent Turvey prekognisyon ve durugörüyle karışık olarak ortaya çıkan bu yeteneğini The Beginnings of Seership (Görücülüğün İlk Günleri) adlı kitabında anlatmıştır. Bu isimlere ekleyebileceğimiz William Dudley Pelley ve Shine Gifford deneyimlerini küçük kitapçıklar halinde yayınlamışlardır.

Deneyimlerinin kaydını çok düzenli bir şekilde tutmuş son yılların başka bir ismi de Matematik Profesörü Dr. H. M. Whitman'dir ve kendisinin, Fox ve Muldoon'un tersine, konularla ilgili ayrıntılı bir bilgisi olmadığı gibi hiçbir spiritualist ya da okült bir geçmişi bulunmamaktadır. Capetown Üniversitesinde matematik okutur ve felsefe konularıyla ilgilenirdi. Fakat sonraları sık sık yaşamaya başladığı gerek mistik, gerekse beden dışı deneyimlerini The Mystical Life (Mistik Yaşam) adlı kitabında toplamıştır.

Whitman'a göre, BDD yaşayan bir şahsın şartlandırılmış algısından dolayı bu astral alem, fizik (ve gerçek olan) dünyanın taklit edilmiş şeklinden başka bir şey değildir. Bunun nedeni de BDD yaşayan bir kimsenin bunun gerçekliğini fizik dünyanın çehresiyle karşılaştırmasıdır. Bununla birlikte, bu kimseler gidip geldiği bu yeni ortama alıştıkça, oranın fizik dünya ile olan farkına varabilecektir. Bu aşkın deneyimler sırasında (bilinç çevreye göre değiştiğinden dolayı) beden dışı deneyim yaşayan kimsenin bilinci mistik uyanıklık düzeyine karışabilir.

Kuşkusuz Fox, Muldoon ve Whitman deneyimleri sırasında birbirine benzer haller olduğu kadar farklı haller de yaşadılar. Bu farklılıklar onların kişilikleriyle ve zihinsel durumlarıyla doğal olarak ilgilidir.
Yine de yetenekli süjelerin yazdıkları incelendiğinde deneyimlerinde birçok ortak yan olduğu görülür:
Bedenden ayrılma ve tekrar bedene dönme hissi, fizik bedenin yakınında bulunduğu sırada hem fizik hem de fizik olmayan astral bedenlere ait iki ayrı bilinç hali, renklerin daha canlı ve parlak algılanması, fizik dünyada olan ya da olmayan tanımlanamayacak kadar güzel manzaralar içine yansıtmalar, özellikle deneyimlerinin uzaması ya da çok uzaklara gitmeleri halinde başlarının arka kısmında fizik bedenlerine doğru bir çekilme hissedilmesi, kendilerini bir tür başka dünyaya ait beden içinde bulmaları, genellikle fizik dünyayı olduğundan biraz daha farklı bir şekilde görmeleri (örneğin, aslında bulunmayan eşyalar) gibi...

Buraya kadar verdiğimiz örneklerin çoğu, hemen hemen hiçbir bilimsel analize tabi tutulmamış kişisel deneyimlerden başka bir şey değildir. 1960'lara kadar bu böyle sürmüştür. Altmışlı yıllarda iki bilim adamının tamamen farklı bir yaklaşımla bu deneyimleri analiz etmeye başladıklarını ve bizim anlayışımıza önemli katkıda bulunduklarını görüyoruz.

Bunlardan birincisi, iki doktora sahibi olan Aberdeen Üniversitesi'nden Jeolog Dr. Robert Crookall'dır. Tüm mesaisini BDD'lerin analizine ayırabilmek için jeoloji mesleğinden ayrılmıştır.

Crookall'ın ilk olarak dikkatini, birbirleriyle hiç bağlantısı olmayan, BDD raporları arasındaki ilişki çekmişti. Carrington ve Muldoon gibi o da toplayabildiği kadar çok rapor topladı. Bununla birlikte kendinden öncekilerden farklı olarak, toplanan bilginin kritik bir analizini yapmayı düşündü. Amacı asıl deneyimin ne olduğu hakkında bir yere ulaşmaktı. Crookall bir kısmı ruhsal olayları araştırma literatüründen, bir kısmı da birinci el kaynaklardan olmak üzere bine yakın rapor topladı.
 
Üst Alt