aLLien
Kayıtlı Üye
Hayat, zorlu (ve zorunlu) bir yürüyüştür. Zorlu olmasının sebebi de önünde daima bir hedef, ardındaysa vazgeçişler, kayıplar, yok oluşlar bırakmasıdır. Olabilmek (?), travmalarıyla yoğrulan hayata tutunabilmek için önüne bakmak ve daima yürümek zorundadır. Pekâlâ, nereye yürüyecek?
Her insan, önüne aşılması güç engeller koyar. Bu engele doğru ilerlemek ya da o hedefi görebileceği bir yerde bulunmak da "umut"tur. Hedefine ulaştığında ne yaşayacağını tam olarak bilemez; ama umut onu tutunamayanlardan ayırır. Ne yazık ki insan hedefine yürüdüğü sürece kitlelerden ayrıldığını, fikri bir arınma yaşadığını, düşünür. Düşünemese de hisseder.
Kiminin hedefi yüksek (dağ) kiminin hedefi de alçak (tepe) olabilir. Kuzguna yavrusu şahin görünür, misali herkes hedefini diğerlerinden daha ulvi olarak görebilir. Zira birey, bir sanatçı gibi kendini gerçekleştirmek zorundadır.
Öyle sanıyorum ki hedefin yüksekliği mukayese konusu edilmemelidir. Çünkü mukayese, trampaya çevrilebilir ve birey, yoldan çıkmak bir yana, yolu da kendini de kaybedebilir.
Her insan, önüne aşılması güç engeller koyar. Bu engele doğru ilerlemek ya da o hedefi görebileceği bir yerde bulunmak da "umut"tur. Hedefine ulaştığında ne yaşayacağını tam olarak bilemez; ama umut onu tutunamayanlardan ayırır. Ne yazık ki insan hedefine yürüdüğü sürece kitlelerden ayrıldığını, fikri bir arınma yaşadığını, düşünür. Düşünemese de hisseder.
Kiminin hedefi yüksek (dağ) kiminin hedefi de alçak (tepe) olabilir. Kuzguna yavrusu şahin görünür, misali herkes hedefini diğerlerinden daha ulvi olarak görebilir. Zira birey, bir sanatçı gibi kendini gerçekleştirmek zorundadır.
Öyle sanıyorum ki hedefin yüksekliği mukayese konusu edilmemelidir. Çünkü mukayese, trampaya çevrilebilir ve birey, yoldan çıkmak bir yana, yolu da kendini de kaybedebilir.