Neler yeni
Türkiye'nin En Güncel Forum Sitesi

Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için foruma kayıt olmalı yada giriş yapmalısınız. Forum üye olmak tamamen ücretsizdir.

Dini Sohbet

tufan35

Kayıtlı Üye
MFC Üyesi
  • Üyelik Tarihi
    14 Ara 2018
  • Mesajlar
    874
  • MFC Puanı
    579
  • MFC Seviyesi

Gönül telefon hattın hangi yöne bağlı,

Gönül telefonun kime açık
Cebinde taşıdığın telefonun hangi yöne açık ise o hattın bağlanır ve konuşursun.

Telefonun kapalı ise sana kimse ulaşamaz ve sana ihtiyacı olan kimse
senden yardım göremez.

Ayrıca telefonu aküsü de önemli.

Telefonun aküsü bitikse şarzını dolduramazsan işin daha da zor.

Çünkü sen zor duruma düşersen yardım görebileceğin merciye ulaşamaz
çaresiz kalırsın.

Gönül telefonun ise daha çok önemli, çünkü hem dünya ihtiyacını hem
ahiret ihtiyacını ilgilendiriyor.

Akıl santralını doğru çalıştırırsan gönül telefon hattını h.z Allaha bağlarsan
selamettesin demektir.

Fakat akıl santralın dünyaya, gönül telefonun nefsinin isteklerine bağlı
ise, h.z Allah ile hattın kapalı demektir.

Bu hal ile sıkıntıda kaldığın zaman h.z Allahın yardımı sana ulaşamaz.
Ne kadar yalvarsan da cevap alamazsın .

Gönül telefonun şarzı bitikse zaten sen bitmişsin demektir.

Vakit geçirmeden gönül telefonunun şarzını doldur.
Nerede, irfan meclislerinde.

H.z Allahın anıldığı sevildiği zikredildiği meclislerde kalpler nurlanır
kişinin imanı artar.

H.z Allah ile gönül hattı kurulur.

Riyasız yapılan her ibadette h.z Allah ile irtibat kurulur yapılan duanın
karşılığı verilir.

Sen kalbini O'na samimi içten ve gönülden bağlı ol kalp telefonun açıktır.

H.z Allah ile randevu vakti olan namaz vakitlerini de kaçırma ki hattın hep açık kalsın.
 

Orçun

Kayıtlı Üye
MFC Üyesi
  • Üyelik Tarihi
    30 Kas 2020
  • Mesajlar
    374
  • MFC Puanı
    4,430
  • MFC Seviyesi

CİLAU'L HATIR/ABDÜLKADİR GEYLANİ HAZRETLERİ

20. KADERE RIZA, BELAYA SABIR

"Yazık sana! Ey kaderinden dolayı Allah-ü Teâlâ’ya îtiraz eden, boşu boşuna hezeyanlar, saçmalıklar yapma! Kaderi değiştirecek bir kimse yoktur. Onu bertaraf edecek kimse yoktur. Teslim ol ki, rahat edesin.

Şu geceyi ve gündüzü geri döndürmen mümkün mü? Gece geldiği zaman gelir; sen istesen de, istemesen de. Gündüz de aynen böyle. Her ikisi de sana rağmen gelir. Fakirlik gecesi geldiği zaman teslim ol ve zenginlik gündüzünü bekle.

Hastalık gecesi geldiği zaman teslim ol ve sıhhat gündüzünü bekle. Sevmediğin bir gece geldiğinde teslim ol ve sevdiğin gündüzün gelmesini bekle. Hastalık, rahatsızlık, fakirlik ve hayal kırıklığı gecelerini müsterih bir kalp ile karşıla.

Allah-ü Teâlâ’nın takdîrini, kazâsını ve kaderini reddetme, sonra helâk olursun, îmânın gider, kalbin kederlenir, bulanır ve sırrın ölür."


 

tufan35

Kayıtlı Üye
MFC Üyesi
  • Üyelik Tarihi
    14 Ara 2018
  • Mesajlar
    874
  • MFC Puanı
    579
  • MFC Seviyesi

H.z. Allaha kaçmak.

Şirkten tehvide.

Küfürden imana.

İsyandan itaata.

Zulümden adalete.

Nifaktan sadakate
.
Riyadan ihlâsa.

Kibirden tevazuya.

Cimrilikten cömertliğe.

İsraftan kanaate.

Adâvetten muhabbete.

Tefrikadan ittifaka.

Kötülükten iyiliğe.

Günahtan sevaba.

Bu iyiliklere kavuşmak için h.z Allaha kaçmak lâzımdır.
Ayeti kerimede: Allaha kaçınız .(Zâriyat 50) buyuruyor.
O,nun hıvzı himayesine sığınan, O,na iltica eden.O.na itimat eden
dünyasını da ahiretini de garanti altına almıştır.
Diğer bi Ayeti kerimesinde: Allaha sığın.(Mümin 56) buyuruyor kucak açmış
kullarını şeytandan kurtarmak istiyor.

Diğer bir Ayeti kerimede ise:
Allah rızasını arayanları,onunla kurtuluş yollarına eriştirir,
ve onları izni ile, karanlıklardan aydınlığa çıkarır,
onları dosdoğrubir yola iletir.(Mâide 16)

H.z Allah c.c. cümle Ümmeti Muhammedi karanlıklardan
aydınlığa çıkarsın İnşaAllah.
 

tufan35

Kayıtlı Üye
MFC Üyesi
  • Üyelik Tarihi
    14 Ara 2018
  • Mesajlar
    874
  • MFC Puanı
    579
  • MFC Seviyesi

manevi sermaye

Manevi sermayeye kavuşmak için.
Başta kalpten iman etmek geliyor.
Sonra şeriatı yaşamak.
Sonra tevbe, zikir ve şükürle ömür geçirmek.
Bu halde ömür bitiren Ahirete sermasi bol olarak gider İnşaAllah.
 

tufan35

Kayıtlı Üye
MFC Üyesi
  • Üyelik Tarihi
    14 Ara 2018
  • Mesajlar
    874
  • MFC Puanı
    579
  • MFC Seviyesi

Kibir şaşkınlığı

Küçük bir fâre kocaman bir devenin yularını kapmış, eline almış, kurula kurula gidiyordu. Deve, kendi huyu, uysal tabiatı yüzünden, onunla yol alıp giderken fâre, kendi küçüklüğünü göremeden:

"- Meğer ben ne müthiş bir pehlivanmışım, develeri sürükleyebilecek bir yiğitmişim!" diye böbürleniyordu.

Gide gide bir nehrin kenarına geldiler. Nehri gören fare, kibrinin şaşkınlığı içinde donup kaldı. Onun kibrinin farkında olan deve ise, mânidar bir şekilde:

"- Ey dağda, ovada bana arkadaşlık eden! Neden durakladın? Neden böyle şaşırıp kaldın? Haydi, yiğitçe nehrin içine gir. Sen benim kılavuzum, öncüm değil misin? Yol ortasında böyle şaşırıp kalmak, sana yaraşır mı?" dedi.

Mahcup düşen fâre, kekeleyerek şöyle cevap verdi:
"-Arkadaş! Bu su pek büyük, pek derin bir su; boğulurum diye korkuyorum."

Deve suyun içine girip:

"- Ey kör fâre! Su diz boyu imiş, korkmana gerek yok!" dedi.

Fâre çaresiz ve mahcup itirafına devam etti:

"- Ey hünerli deve! Nehir sana göre karınca, bize göre de ejderha gibidir. Çünkü dizden dize fark vardır. Benimki gibi yüz tane diz üst üste koysak ancak senin bir dizin eder."

Bunun üzerine akıllı deve, fâreye şu nasîhatte bulundu:

"- Öyleyse, gurur ve kibire aldanıp bir daha terbiyesizlik etmeye kalkma; haddini bil! Sana olan hoş görüş ve müsâmahama kapılıp şımarma; çünkü Allâh, şımaranları sevmez!..

Var git; sen, kendin gibi fârelerle boy ölçüş!"

Artık iyiden iyiye gerçeği anlayıp utanmış bulunan fâre:

"- Tevbe ettim, pişman oldum. Allah için olsun şu öldürücü, şu boğucu sudan beni geçir!" diye yalvardı.

Böylece deve, yine merhamet edip ona acıdı da:

"- Haydi! Sıçra da hörgücümün üstüne çık, otur! Bu sudan geçmek veya başkalarını geçirmek benim işimdir. Zîrâ vazîfem, senin gibi yüz binlerce âcize hizmetten ibarettir." dedi ve fareyi nehrin öbür tarafına geçirdi.

Hazret-i Mevlânâ'nın Mesnevî'de anlattığı bu hikâyede fâre; başından büyük işler görmeye kalkışan, kendini başkalarından üstün gören, böbürlenen bir kişinin sembolüdür. Deve ise sabırlı, tecrübeli, hünerli ve kâmil bir insanın remzidir.

Hazret-i Mevlânâ'nın bu kıssayı nakletmekten murâdı da, ondan nice ibretli düşünce, fikir ve hisseler aksettirmektir. Cümlelerinin her birini bir irfan deryâsı hâlinde söyleyen Hazret-i Pîr, buradan çıkarılması gereken nükteleri de yine kendisi şöyle ifade buyurur:

"İblis, önceleri melekler arasında büyük tanınmış, kendini üstün görmeye alışmıştı. Bu alışkanlığı yüzünden şımardı ve Allâh'ın emrinin azamet ve haşmetinin farkına varmadı; Âdem(a.s.)'ı hakîr, aşağı gördü. Böylece aşağıların aşağısı bir âkıbete dûçâr oldu..."

"Bil ki, bakır, altın olmadıkça bakırlığını bilmez. Gönül de mânevî kıvâma ulaşmadıkça hatalarını görmez, süflîliğini anlamaz. Ey gönül! Nefsin kibir ve gurur çukurundan kurtul da sen de bakır gibi iksîre hizmet edip bir altın hâline gel! Gönülleri kuşatan sevgiliye hizmet et!.."

"Bu sevgililer, gönül sahibi olanlardır. Gece ile gündüz birbirinden nasıl çekinir ve ayrılırsa, onlar da dünyadan öyle çekinir, öyle kaçıp dururlar..."

Bütün bu anlatılanlar gösteriyor ki, "benlik" ve "iddiâ"nın girdiği yerde mevkî ve rütbenin putperestliği başlar, orada aslâ rahmet tezâhür etmez. Zîrâ benlik ve iddiâ, rûhânî hayâtın kanseridir.

Benlik ve iddiânın kaynağı ise, insanın, ilâhî kudret karşısında kibirlenmesidir. Yani büyük bir sahrada bir kum tanesi bile olmamasına rağmen bu mevkîini unutarak elindeki, Allâh'ın ihsan ettiği birtakım emânet imkânlara aldanmak sûretiyle kendisini büyük görmesi, kibirlenmesidir. Kibir ise, hiç şüphesiz insana, onu olduğundan daha güçlü, hünerli ve kabiliyetli gösterir. Oysa mahlûkâtta ne kadar güç varsa, Cenâb-ı Hakk'ın ihsân ettiği güç değil midir?

Bu hakîkati idrâk edemeyenlere çok yazık! Nitekim Firavun ve Nemrud'un ilâhlık iddiâsına kadar varan kibirleri ve neticede ilâhî intikâma dûçâr olmaları mâlûmdur.

Onun için Cenâb-ı Hak, Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem- ve ashâbına, bilhassa büyük zaferlerden sonra dâima tevâzu ve teslimiyet telkin buyurmuş ve onların nefsânî bir böbürlenme içine girmelerine mânî olmuştur. İslâm'ın var oluş mücâdelesi olan Bedir muzafferiyeti hakkında, mü'minlere, onların ihlâslarına göre önce bin, sonra üç bin, daha sonra beş bin melek gönderdiğini beyân buyurmuş ve:

"(Rasûlüm!) Attığın zaman sen atmadın, Allâh attı!.." âyetini inzâl eylemiştir.

Bu yüce ve ilâhî terbiye neticesinde Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem- ve sahâbe-i kirâmın hâli, bütün ümmete ebedî bir örnek teşkil etmektedir. Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-, Mekke'yi fethinde, o gün aslında içine girdiği şehirden çok gönülleri fethetmişti. O mübârek beldeye girerken de zafer işaretleriyle değil, şükrân hisleri içinde ve devesi üzerinde secde hâlinde idi.

İşte bütün bu yüce hâller:

"Nefsini bilen Rabbini bilir!.." düsturunu tâlim etmektedir.

Zîrâ kendi hâl ve mevkiini bilen her kul, ona göre hayat sürer, yâni yaratıcısını ve onun yüce emirlerini idrâk ederek yaşar. Yoksa hikâyede geçen fârenin deve karşısında şımarması, onun kendi cüceliğinden habersiz oluşundandır.

Nitekim kendini bilince devenin gücünü de idrâk etmiştir. Yine bir karınca da, eğer fil ile güreşmeye kalkarsa, bu da onun kendi acziyetinin farkında olmamasından dolayıdır. İşte insan da, eğer Rabbine kulluk etmiyor ve kibir, gurur bataklığında geziyorsa, o da kendisinden haberdar değildir, âdetâ ilâhî azamet karşısında bir körebe oyununun içindedir, demektir. Onun için en mühim mesele, kendimizi tanımak ve böylece Rabbimizi tanımaktır...

Kendini tanıyanlar, hiçbir zaman kibre ve gurura düşmez, bilâkis tevâzularını artırır ve mahfiyete bürünürler.

Kendini tanıyanlar, devamlı şükür ve secde hâlinde yaşarlar.

Kendini tanıyanlar, ebedî saâdete hazırlanırlar.

Kendini tanıyanlar, yüce Allâh'a, Rasûlullâh'a ve ehl-i îmâna dost olarak hayatlarını devam ettirir, sonsuzluk kervânına dâhil olurlar.

Kendi yaratılış hikmetinden habersiz olanlar ise, bütün bu güzelliklerden mahrûmdur. Şeyh Sâdî'nin dediği gibi:

"Fıstık misâli kendisinde bir iç var zanneden kimse, soğan gibi hep kabuk çıkar..."

Böylelerini Hazret-i Mevlânâ -kuddise sirruh- şöyle îkâz buyurur:

"Ey gâfil insan! Madem ki peygamber değilsin, ötelerden haber alamıyorsun, sana uyanlar da yok; bu yolda haddini bil, kendi safında kal; ileri gitme! Yürüdüğün hakîkat yolunda da büyük bir velînin arkasından yürü ki, bir gün nefsaniyet kuyusundan çıkıp Hz. Yûsuf gibi bir mânâ padişahı olasın."

"Madem ki Hakk'ta fânî olup Hakk'ın lisânı olamadın; bâri kulak kesil! Bir şey söyleyeceksen bile suâl tarzında söyle de, sözün bir şeyler öğrenmeye yarasın! Padişahlar padişahıyla hiçbir şeyi olmayan fakir ve muhtaçlar gibi konuş!"

"Kibrin ve kinin başlangıcı her türlü nefsânî arzulardan, bilhassa Karun gibi bir zenginliğe ve dünyevî isteklere karşı duyulan aşırı sevgidendir. Bu aşırı arzuların gönüle yerleşip kalması, kök salması da âdet ve alışkanlıktandır."

"Kötü huy alışkanlıkla kuvvetlenince, seni ondan vazgeçirmek isteyene kızarsın, kin bağlarsın. Puta tapanlar bile alışkanlıkla puta tapmayı huy edindiklerinden, putun etrafında toplanırlar; onları yollarından alıkoyanlara düşman kesilirler..."

Bu kibir hâli ise, nefret edilecek olmasının yanısıra bir o kadar da acınacak bir perişanlıktır. Nitekim merhametin pek çok şûbesi vardır. Bunlardan biri de, zayıfa, fakire ve garîbe acımaktan ziyâde; gururlu ve kibirliye acımaktır.

Çünkü bir bakıma mağrur; sefih vicdânına uymak, nefsinin esîri olmak ve gönlünü perişan etmekle kulluk haysiyetini ziyân eylemiş ve iblisin arkadaşı olmuş bir zavallıdır.

Rabbimiz, bizleri kibir ve gurur şaşkınlık ve şımarıklıklarından muhâfaza buyursun! Nefsimizi tanıyarak Hakk'a kulluk ve ibâdet dolu bir hayat yaşayan sâlihlerden eylesin!..
Âmîn!..

"
Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma. Çünkü sen (ağırlık ve azametinle) ne yeri yarabilir, ne de
dağlarla ululuk yarışına girebilirsin!" (İsrâ, 37)

-alıntıdır-
 

tufan35

Kayıtlı Üye
MFC Üyesi
  • Üyelik Tarihi
    14 Ara 2018
  • Mesajlar
    874
  • MFC Puanı
    579
  • MFC Seviyesi

Bitki tohumu

Bitki tohumunun ne işler yapacağını onu var eden içine kopyalıyarak
yaratmıştır.

Onun nasıl bir bitki olacağını, hububat ise nereye ekileceğini,kimler
tarafından biçileceğini, insanlara mı, hayvanlara mı yem olacağını
bilmeden dünyaya gelir.
h.z Allaha teslim olmuştur itiraz etmek
için aklı da yoktur.

Hayvanlar ise yemeyi içmeyi cinsi münasebet yapmayı bilecek kadar
akıl sahibidirler.
Ancak kimlerin emrine girmişlerse onların yetiştirmeleri ile onlara
hizmet ederler.

Dünya da sahibi tarafından proğramlı, geceyi gündüzü, mevsimleri,
meydana getirmesi için İlâhi emrini almış ona verilen süre kadar
bir robot misali dönmeye devam edecektir.
Neticede onu ısıtan ikinci robot olan güneşin de görevi sona erecektir.

Fakat biz insanlar robot değiliz, bizim aklımız var fikrimiz var
bizi yaratan bizden kulluk vazifesi bekliyor.

Bizi imtihan etmek için içimize şeytanın girmesine müsade ettiği gibi
alternatif olarak da melekleri bizim içimize sokmuştur.
Yani meydanı şeytana büsbütün bırakmamıştır.

Biz hayvanlar gibi değiliz biz iyiyi kötüyü ayırdedecek kabiliyette yaratıldık.
Hayvanlar hesaba çekilmeyecek toprak olun İlâhi emir ile toprak olacaklardır.
Fakat biz kaçacak delik bulamıyacağız tıpkı dünyada bitkilerin, hayvanların,
insanlara itiraz edemediği gibi, biz de hiç bir emre itiraz edemeyeceğiz.

Daha açık bir ifadeyle,bizler dünya hayatımızda istediğimizi yapabiliyoruz
ister inanır hz Allaha robot oluruz, istersek inanmayız bırakın şu işleri,
kim ölmüş te geri gelmiş hepsi eskilerin uydurduğu masal dersek
ikinci yaratılışımızda hayvanlar misali ahirette hiç bir söz hakkımız olmıyacaktır
sahibimiz biz nereyi hak ettik ise oraya koyacaktır.

Öyle akıllı insanlar var ki, insan yaratıldığı halde icraatları hep hayvan,
yesin içsin cinsi münasebet yapsın aklı hep o yöne çalışıyor,
İçindeki şeytanının yönetimine girmiş şeytanın robotu olunca
melekler de ondan ilgiyi kesmiş o halde ölmüş o haliyle dirilmiş
şimdi varın düşünün bu halde ikinci bedene girenleri.

Hani bu insandı aklı vardı fakat aklını şeytana kaptırdı hayvandan daha
beter duruma düştü.
Hayvan toprak olunuz ilâhi emri gelince toprak oldu kurtuldu
fakat insanın böyle bir şansı olmadığı için cehennemi boyluyacaktır.

Ey insan aklını kullan seni yaratan seni insan yarattı hayvan yaratmadı.
İsteseydi seni hayvan yaratırdı, yaratsaydı itiraz edebilirmiydin sen biraz
insafla düşünsen seni insan yarattığı için Allahına gece gündüz secde ederdin.

Çünkü sana şeref verdi insan suretinde yarattı bunun şükrünü yaptın mı?
Fakat şunu kafana sok sen onun elinde kuklasın sana mühlet verdi vaktin bitince
senden verdiği emanetini alacak,ikinci yaratılışta, dünyada domuz gibi yaşadı isen
domuz suretinde, ***** gibi yaşadı isen ***** suretinde, insan gibi yaşamış isen
insan suretinde yaratılacaksın.
Onun için aklını kullan da verilen nimetlerin şükrünü yap.

Ya diğer verdiği nimetleri yeme içme eş evlat ve zahir batin nimetleri saymakla
bitmez üstelik seni her hususta bilgi sahibi yaptı cahil bırakmadı seni bilgi sahibi
yapacak ilâhi kitaplar gönderdi.
Hele son dine inanmışsan Alemlere Rahmet Muhammed Mustafa s.a.v
Efendimize ümmet isen ne mutlu sana.

H.z Allah c.c cümlemize bu değerlerin kıymetini bilmemizi şükrümüzü yapmamızı
nasip etsin İnşaAllah.
Vel hamdü Lillâhi Rabbil Alemin.

Allahümme salli Alâ Seyyidina ve Nebiyyina Muhammedin Ve Alâ
Ali Muhammed..
kuzey is nu online
Mesajı Moderatöre bildir
 

tufan35

Kayıtlı Üye
MFC Üyesi
  • Üyelik Tarihi
    14 Ara 2018
  • Mesajlar
    874
  • MFC Puanı
    579
  • MFC Seviyesi

Yalan Neden Söylenir?

Yalan, gurur ve kibir nedeniyle söylenir.Alışkanlık ile söylenir.
Alay etmek ve kızdırmak için söylenir.
Zor gelen bir işi yapmaktan kurtulmak için söylenir.
"Bilmiyorum" dememek için söylenir.
Yaşanan veya tanık olunan olayları abartmak için söylenir.
Kötülük yapmak ve aldatmak için söylenir.
Gösteriş yapmak için söylenir.
Çıkar ve gelir sağlamak için söylenir.
Bir tartışmada haklı çıkmak ve üstün gelmek için söylenir.
"Beyaz yalanlar" aldatmacası ile söylenir.
Yapmayacağını bildiği bir şeyi vaat ederken söylenir.
İnsanlardan korkup çekinerek söylenir.
Kahrolsun, o 'zan ve tahminle yalan söyleyenler'; Ki onlar, 'bilgisizliğin kuşatması' içinde habersizdirler.(Zariyat Suresi, 10–11
 

tufan35

Kayıtlı Üye
MFC Üyesi
  • Üyelik Tarihi
    14 Ara 2018
  • Mesajlar
    874
  • MFC Puanı
    579
  • MFC Seviyesi

Zemzem suyunun esrarı.

Bekir kardeşimizin Zemzem suyu haber yazısı bize
1995 yılında Hacc farızasını ifa ettiğimizde yaşadığımız
bir manevi hadiseyi hatirlattı.

Şöyle ki;
Beytullahı tavafımı bitirmiş Zemzem kuyusuna inmiştim.
Zemzem suyumu içmiş seccademi sermiş tavaf namazını
kılacaktım.
Sağ tarafımda bulunan bir hacı, Tavaf namazından sonra
iki rekat da Zemzem suyu için namaz kıl dedi.
Fakat böyle bir namaz şartı duymamış olduğum için
hiç ciddiye almamıştım.

Tavaf sahasından ayrıldım istirahate çekildim terlik torbamı
yastık yaparak yüzüm beytullaha dönük vaziyyette yattım.
Daha uykuya yeni dalmıştım ki etrafımı resmi kıyafetli
memur kılıklı insanlar sardı.
Bana, Su borcun var neden ödemiyorsun dediler ben ise
itiraz ediyor benim su borcum diyordum.
Yetkili memur ise bana çıkışırcasına kalk borcunu öde
Derken uyandım.

Kalktım oturdum aklıma bana zemzem suyu için de namaz
kıl diyen hacının sözleri geldi.

Hemen kalktım abdest tazeledim ve yine yüzüm beytullaha
dönük vaziyette yattım.

Daha gözümü kapatmıştım ki, baktım karşıdan ihramlı bir
hacı geliyor elinde de gümüş renkli bir tas içi Zemzem dolu
al şimdi içebilirsin dedi ve ben uyandım.

Bu hadiseden sonra her tavaf namazından sonra iki rekat da
Zemzem suyu için şükür namazı kılmayı ihmal etmedim.
H.z Allah şahidimdir ki bu hadiseyi yaşadım.

Bundan sonra hacca giden her rasladığıma bu hadiseyi anlatıp
Zemzem suyu için şükür namazı kılmalarını tavsiye ettim.
İşte bu mesajla da siz kardeşlerime de tavsiye ediyorum.

Şunu iyi bilelim ki h.z Allah c.c. bu mucize rahmet suyu için
şükür bekliyor.
 
Üst Alt