Hacc bütün yüreklerin aynı anda aynı kıbleye yönelme mekanıdır.Tek kalp, tek millet, tek din, tek duygu halini alıp tek sevdayla dolup taşmaktır.
Hacc mevsimi geldi.Dünyanın dört bir yanından hacılar kutsal topraklara akın ettiler.Kalplerinde olanı somut bir şekilde karşılarında görmenin heyecanına, büyük tövbe, büyük dönüş, büyük teslimiyet ekleniyor şimdi.
Hacc başlı başına meşakkatir sanırım.Onca yol aşılacak, orada kaidesine kurallarına göre bu büyük vazife yerine getirilecek.Her zorluğu göze almadan yola çıkılamayacağı gibi bu büyük ibadetin getirdiği mükellefiyetleri taşıyamananlar da bu kutsal yola çıkmamalı.Hacca bir gidiş olduğu gibi bir de dönüş var elbette.Giden siz, dönen sizden farklı olmak zorundasınız.Haccdan dönerken günahlardan vazgeçen, tüm gemileri yakan, harama el sürmeyen, dili gıybete gönlü harama kaymayan müminler olarak dönmek lazım.Hacı olmak için Hacca gidilmemeli.Adet yerini bulsun diye, tatile gider gibi gidilmez.
Önce nefsi Hacca ikna etmek lazım.Giderken nefsinizi,maddi arzularınızı, en önemlisi şeytanınızı evinizin askısına asıp gitmek lazım.Kalp kırıklıklarının helalliği dilenmeden, borçlar ödenmeden, nefsin eli ayağı bağlanmadan oraya gidilirse dönüşte dünyalık kaygılarınızın nefis ve şeytanın evinizin askısında hazır sizi beklediğini görebilirsiniz.
Hacca gitmeyi çok isterim.Başlığı görenler de belki Hacca gittiğimi düşünebilirler.Düşünüyorum elbette hatta kalbimde en çok arzuladığım şey, Kabeyi yakından görmek.Hacerül Esvede yüz sürmek.Zemzemi kendi çeşmelerinden içmek.Onca hacı ile kucaklaşmak, dünyanın zirve noktasına çıkıp hayatıma bir de oradan bakmak.En çok istediğim şey bunlar.Kalbi olan herkes Kabeyi özler, çünkü Kabe, kalbimizden bir parçadır.Mevla, her an kalplerimize tıpkı Kabeye baktığı gibi bakmaktadır.Kalp, küçük bir Kabedir esasen.Bizler akşama kadar çatır çatır kalpler kırarken Allahın Kabesini taşladığımızı fark ediyor muyuz acaba? Bunun farkına varmadan gidilecek bir Hacc, gerçek anlamını bulamayacaktır.
Göklerle irtibata geçmenin somut halidir Hacc.O kutsal topraklarda nereye basılsa ya Hacerin ayak izine, ya İbrahimin izinin tozuna değecek ayaklarımız.Gözümüzün değdiği her yerde Efendimizin doğduğu ev, ilk namaz kıldığı-kıldırdığı mescit, Hz.Alinin gölgesi, Hz.Ömerin heybeti, Hz.Ebubekirin ayak izi, Hz.Fatımanın göz yaşı.Hepsi o kutsal topraklarda.Onlara değen ellerin ayakların tekrar gelip bu dünyanın pisine pasına değeceğini düşünmek bile istemiyor insan.
Etekteki dünyalıkları dökmenin, kalpteki sevgilileri defterden silmenin yeridir Kabe.Zira Kabe en büyük sevgilidir.Bir sevgiliden ne bekleniyorsa Kabeyi taşıyan kalp aynı hazzı duyar.Kalbinde Kabeyi taşımayan Kabeye taşınsa ne fark eder?
Nefsinizi Hacca ikna edebilmenin ilk şartı kalbimize seyyar bir Kabe inşa etmektir.Zaten Yüce Yaratıcı bizim aciz bedenlerimize kendi Aziz ruhundan bir nefes üfürürken kalplerimizi de Kabe olsun diye yaratmadı mı? Kalplerimize inşa edeceğimiz Kabemize asla şeytan yaklaşamayacak, nefis elini eteğini çekecek.Gıybetin kokusu o Kabeye ulaşamayacak, Kalp Kabesine kara çalmak, kimin haddine?
Kalp Kabesine saygısı olmayanların gerçek Kabeye sevgileri de riyadır ancak.
Zemzem Kuyusunun bulunuş hikayesindeki Hacer Anamızı o haliyle görme yeridir Kabe.Hacılar 7 kez Safadan Merveye koşarken içlerindeki zemzemi yeniden coşturmanın, tıkanmış kalp damarlarını açmanın derdindedirler aslında.Dünya sevgisi ve nefis kalp damarlarımızı öyle bir tıkamış ki ancak zemzemle yapılacak bir sondaj o tıkanıklıkları giderebilir.
İşin bir de Kurban kısmı var ki onu yazmaktan aciz hissediyorum kendimi.İbrahim atamızın oğlu İsmaili kurban etmeyi göze alış sahnesi sanırım her Hacc mevsimi orda tekrar tekrar yaşanıyor.Hacıların kurban kesişleri anını görmeyi de çok isterim.Hacca giden herkes İsmailin teslimiyetini, İbrahimin tevekkülünü de görmeye gitmeli.
Rabbimiz bizlere Hacerin sabrını, İbrahim ve İsmailin teslimiyetini, Sahabe efendilerimizin meziyetlerini ve Peygamber Efendimizin ahlakını yaşamayı ve yaşatmayı nasip etsin.
Hacc mevsimi geldi.Dünyanın dört bir yanından hacılar kutsal topraklara akın ettiler.Kalplerinde olanı somut bir şekilde karşılarında görmenin heyecanına, büyük tövbe, büyük dönüş, büyük teslimiyet ekleniyor şimdi.
Hacc başlı başına meşakkatir sanırım.Onca yol aşılacak, orada kaidesine kurallarına göre bu büyük vazife yerine getirilecek.Her zorluğu göze almadan yola çıkılamayacağı gibi bu büyük ibadetin getirdiği mükellefiyetleri taşıyamananlar da bu kutsal yola çıkmamalı.Hacca bir gidiş olduğu gibi bir de dönüş var elbette.Giden siz, dönen sizden farklı olmak zorundasınız.Haccdan dönerken günahlardan vazgeçen, tüm gemileri yakan, harama el sürmeyen, dili gıybete gönlü harama kaymayan müminler olarak dönmek lazım.Hacı olmak için Hacca gidilmemeli.Adet yerini bulsun diye, tatile gider gibi gidilmez.
Önce nefsi Hacca ikna etmek lazım.Giderken nefsinizi,maddi arzularınızı, en önemlisi şeytanınızı evinizin askısına asıp gitmek lazım.Kalp kırıklıklarının helalliği dilenmeden, borçlar ödenmeden, nefsin eli ayağı bağlanmadan oraya gidilirse dönüşte dünyalık kaygılarınızın nefis ve şeytanın evinizin askısında hazır sizi beklediğini görebilirsiniz.
Hacca gitmeyi çok isterim.Başlığı görenler de belki Hacca gittiğimi düşünebilirler.Düşünüyorum elbette hatta kalbimde en çok arzuladığım şey, Kabeyi yakından görmek.Hacerül Esvede yüz sürmek.Zemzemi kendi çeşmelerinden içmek.Onca hacı ile kucaklaşmak, dünyanın zirve noktasına çıkıp hayatıma bir de oradan bakmak.En çok istediğim şey bunlar.Kalbi olan herkes Kabeyi özler, çünkü Kabe, kalbimizden bir parçadır.Mevla, her an kalplerimize tıpkı Kabeye baktığı gibi bakmaktadır.Kalp, küçük bir Kabedir esasen.Bizler akşama kadar çatır çatır kalpler kırarken Allahın Kabesini taşladığımızı fark ediyor muyuz acaba? Bunun farkına varmadan gidilecek bir Hacc, gerçek anlamını bulamayacaktır.
Göklerle irtibata geçmenin somut halidir Hacc.O kutsal topraklarda nereye basılsa ya Hacerin ayak izine, ya İbrahimin izinin tozuna değecek ayaklarımız.Gözümüzün değdiği her yerde Efendimizin doğduğu ev, ilk namaz kıldığı-kıldırdığı mescit, Hz.Alinin gölgesi, Hz.Ömerin heybeti, Hz.Ebubekirin ayak izi, Hz.Fatımanın göz yaşı.Hepsi o kutsal topraklarda.Onlara değen ellerin ayakların tekrar gelip bu dünyanın pisine pasına değeceğini düşünmek bile istemiyor insan.
Etekteki dünyalıkları dökmenin, kalpteki sevgilileri defterden silmenin yeridir Kabe.Zira Kabe en büyük sevgilidir.Bir sevgiliden ne bekleniyorsa Kabeyi taşıyan kalp aynı hazzı duyar.Kalbinde Kabeyi taşımayan Kabeye taşınsa ne fark eder?
Nefsinizi Hacca ikna edebilmenin ilk şartı kalbimize seyyar bir Kabe inşa etmektir.Zaten Yüce Yaratıcı bizim aciz bedenlerimize kendi Aziz ruhundan bir nefes üfürürken kalplerimizi de Kabe olsun diye yaratmadı mı? Kalplerimize inşa edeceğimiz Kabemize asla şeytan yaklaşamayacak, nefis elini eteğini çekecek.Gıybetin kokusu o Kabeye ulaşamayacak, Kalp Kabesine kara çalmak, kimin haddine?
Kalp Kabesine saygısı olmayanların gerçek Kabeye sevgileri de riyadır ancak.
Zemzem Kuyusunun bulunuş hikayesindeki Hacer Anamızı o haliyle görme yeridir Kabe.Hacılar 7 kez Safadan Merveye koşarken içlerindeki zemzemi yeniden coşturmanın, tıkanmış kalp damarlarını açmanın derdindedirler aslında.Dünya sevgisi ve nefis kalp damarlarımızı öyle bir tıkamış ki ancak zemzemle yapılacak bir sondaj o tıkanıklıkları giderebilir.
İşin bir de Kurban kısmı var ki onu yazmaktan aciz hissediyorum kendimi.İbrahim atamızın oğlu İsmaili kurban etmeyi göze alış sahnesi sanırım her Hacc mevsimi orda tekrar tekrar yaşanıyor.Hacıların kurban kesişleri anını görmeyi de çok isterim.Hacca giden herkes İsmailin teslimiyetini, İbrahimin tevekkülünü de görmeye gitmeli.
Rabbimiz bizlere Hacerin sabrını, İbrahim ve İsmailin teslimiyetini, Sahabe efendilerimizin meziyetlerini ve Peygamber Efendimizin ahlakını yaşamayı ve yaşatmayı nasip etsin.