• Web sitemizin içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için Web sitemize kayıt olmalı ya da giriş yapmalısınız. Web sitemize üye olmak tamamen ücretsizdir.

Edeb-i hâl

  • Konuyu Başlatan Konuyu Başlatan MisaL
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
İki duble acı alayım oradan, su katma lütfen ben sek severim. Malum alışılmışın dışına çıkamıyorum. Başka türlü çekilmez ki bu uykusuz geceler devirmeden kadehi. Bir de Halil Sezai den isyaaaan adlı parça çalsın tam olalım. Yalan olmuş bir hayat, film şeridi gibi geçiyor gözlerimden kırık dökük… Haykırıp atsam da çığlıkları içimdekileri kussam kim duyar ya da ne fayda eder geçecek mi olanlar. Dönecek mi zaman geriye o gençliğin en dolu güzel günlerine. Çocukluğuma dönebilecek miyim? Yeni alınmış beyaz takunyalarımı giyip sokağa fırlayacak mıyım? Yakan top oynarken yanan yüreğime geçmişten bir göndermemi yapacağım…
Bir şeyler değişmeli artık bu düzensizlikler silsilesin de tutunacak bir şey olmalı bir umut… Yıkımlar içersinde kafam bir dünyaaa hadi yanıma gel, otur bakalım şimdi olduğun yerden izle.
Bak ben her gece böyle sızarak uyumaya çalışıyorum. Acılarımı ortak ediyorum kadehime ve yudumladığım aslında bişeylerin yokluğu..Garip ama ben böyle kahır çekerken, sebep olanların benim yüzümden üzülmeni istemeyecek kadar da merhametim tutuyor . Oysa çektiğim tüm sancılara beni gebe bırakan, gökkuşağındaki renkleri siyaha boyayan onlar…
Perdesini kaldırıyor gökyüzü gün ışıyacak az sonra… Gözlerim ağırlaştı iyice, ruh beden birleşmesi gerçekleşecek ve sahtelikler dünyasına girmek için hazırlanacak bedenim..
Vehasıl kelam yine sahte bi gün GÜNAYDIN..


( MisaL )
 
Asıl eksiklik, eksik olduğumuzu düşünmekti.
Asıl eksiklik, çareyi başkasında aramaktı. Hayatın matematiği farklı;
iki yarımı toplayınca bir etmiyor. İnsan tek başına mutsuzsa başka biriyle de
mutlu olamıyor.
Önce yalnızdık. 9 ay boyunca karanlık bir yerde dışarı çıkmayı bekledik ve dünyaya ağlayarak geldik.Pişman gibiydik. Ya da mecburen gelmiş gibi.
Biraz büyüdükten sonra, kendimizi bildiğimiz anda, içimizi kemiren, kalbimizi
kurcalayan o tuhaf duyguyu hissettik: Bir yerde bir eksik var dedik.
Korktuk.
‘Bunun sebebi ne?’ diye sorduk kendimize. Cevabı yapıştırdık:
‘Demek ki sahip olmadığımız bir şeyler var.
O yüzden eksiklik hissediyoruz’. Peki, neye sahip olmamız gerekiyor?
Çocukken ‘yaşımız küçük’ diye düşündük. Her istediğimizi yapamıyoruz.
Kurallar, yasaklar var. Büyüyünce her şey yoluna girecek.
Büyüdükçe bir şey değişmedi.
Yine huzursuzduk. İçimizden bir ses aynı sözcükleri fısıldıyordu:
‘Bir eksik var. Kafamız karıştı. Nasıl kurtulacağız bu iğrenç duygudan?
Nasıl geçecek bu?
Aklımıza yeni cevaplar geldi: Okulu bitirince geçecek. İşe girince geçecek.
Para kazanınca geçecek. Tatile gidince geçecek. Okulu bitirdik. Diploma aldık.
İşe girdik. Kartvizit aldık. Çalıştık. Para kazandık. Taşındık. Araba aldık.
Çalıştık. Eve yeni eşyalar aldık. Tatile gittik. Dans ettik. Terfi ettik.
Kartviziti değiştirdik.
Daha çok çalıştık. Daha çok para kazandık. Çalıştık. Çalıştık.
Geçmedi.’Bir yerde bir eksik var’ hissi, hala orada duruyordu.
Bu sefer de ‘Sevgilimiz olunca geçecek’ dedik. ‘Yalnızlığımız sona erince bu
illetten kurtulacağız.
‘Beklemeye başladık.
Derken, biri çıktı karşımıza aşık olduk. Ve anında başka biri olduk.
Daha güçlü, daha güzel, daha akıllı biri. Hesap cüzdanları, kartvizitler,
hatta ilaçlar bile böyle hissetmemizi sağlamamıştı.
Sevgilimizin gözlerinde, daha önce bize verilmemiş kadar büyük sevgi ve
hayranlık gördük.
Sevgilimizin gözlerinde Tanrı’ yı gördük.
Işığı gördük.’Tünelin ucundaki ışık b u olmalı’ diye düşündük ‘kurtulduk’.
Sonra bir gün, daha dün bize deli gibi aşık olan insan çekip gidiverdi.
Ya da artık eskisi gibi sevmediğini söyledi. Ya da başka birine aşık olduğunu
söyledi.
Ya da daha kötüsü, başka birine aşık oldu ama söylemedi.
Telefonu açmamasından, elimizi tutmamasından, bahane bulmak
zorunda kalmamak için bir çok hareketinden anladık, bir
terslik olduğunu.
Belki de sevmekten vazgeçen veya terk eden sevgilimiz değildi, bizdik.
Fark etmez. Sonuçta aşk bitti.
Şimdi her yer bomboş. Şimdi tekrar yalnızız. Başladığımız yere döndük.
Yıllarca uğraştık, eksiğin ne olduğunu bulamadık. Halbuki her şeyi denedik, her
yere baktık.
Öyle mi? Bakmadığımız bir yer kaldı.
İçimize bakmadık.
Eksik parçayı dışarıda aradık ama içimizde saklı olabileceğini akıl etmedik.
Birilerini sevdik, birileri bizi sevsin diye uğraştık ama kendimizi sevmedik.
Şaşıracak bir şey yok, tabii ki sevmedik.
Kendimizi sevsek bu kadar koşturur muyduk? Canımız yanmasın diye duvarların
ardına saklanır mıydık?
Kendimizi boş sanıp doldurmaya uğraşır mıydık? Terk edilmekten korkar mıydık?
Asıl eksiklik, eksik olduğumuzu düşünmekti.
Asıl eksiklik, çareyi başkasında aramaktı.
Hayatın matematiği farklı; iki yarımı toplayınca bir etmiyor.
İnsan tek başına mutsuzsa başka biriyle de mutlu olamıyor.
‘Herkes beni sevsin’ diye uğraşınca kimse gerçekten sevmiyor, herkes sevgisine
şart koyuyor, sınır koyuyor.
Oysa ‘kendime duyduğum sevgi bana yeter’ diye düşününce, kendimizi olduğumuz
gibi kabullenince yarım tamamlanıyor.
Her şey bir oluyor. İşte o zaman perde aralanıyor.
Acı diniyor.
İşte o zaman başka `bir`i bir araya gelerek, hesabın kitabın, korkunun kaygının
hüküm sürdüğü sahte bir sevgi yerine, gerçek bir sevgi yaratılabiliyor.
 
İki Çelişki bir aşk, bir adet sesli mesaj sonrada sensizlik…
İki Çelişki bir aşk, yarım yamalak eksik bir fotograf, cebimde bir kaç kırıntı sevgi eski günlerden kalan…
İki çelişki bir aşk, içimde paramparça olmuş koca bir yaz.
Ben ve sen çok çelişik aşk arada bitip gitmiş sen ve ben aptal bir gecede terk edilmiş…
İki Çelişki bir aşk, çok yorgunum rahat bırak beni biraz.
Kalbimde iğne ucu kadar bir delik, içinden geçen koskocaman bir hissizlik…
Üstüme doğru esen bilinmezlik, beni benden almış fark ettirmeden sensizlik.
İki çelişki bir aşk, dünya denen düzeni bozuk bir yuvarlak.
Kuralsız bir oyunda kural koymak cesaret işiydi, yenildi(k)m(i)? biraz.
Tamam sus, en güzeli kus ne biriktiyse bırak. Dur durak bilmeden çok ama çok fazla uzak, sonsuz uzak, git yalvarırım benide alıp sormadan uzaklaş.
İki Çelişki bir aşk, şimdi olduğum her yer bana çok dar…
Emin değilim benlemisin yoksa nerdesin? sahi çelişkimiz nasıl ? yaşıyor mu bari özledim desem inanırmısın ki ?

İnan özledim, insan sonunu getiren şeyi özlermi? ben özlerim çünkü onu sen ve ben var ettik. aşkımızıda uğruna feda ettik.
Ama olsun bizden eksilttik hiç değilse başkaları gibi başkalarına zarar vermedik.
İki çelişki bir aşk, şimdi sonsuza dek içimde kalma zamanın geldi sanırım o an bu an.
Duyduğum ses senin değil sonumun. Oyunu benliğimin. Durumu ruhumun yanımda sen varmışsın gibi sanki …

İki çelişki ve bir aşık, bu oyun burada finallenir artık…
Sen daima yanımdasın, biz daima çelişkideyiz, aşk daima avucumuzda… sonsuzluk bizim gerisi vız gelir.
Gidiyorum şimdi ama sen hep aklımda sol yanımın tam sol kenarında ….
 
Kalp yorar birikintiler, ruh kirletir, sakat bırakır, hissettirmeden yavaş yavaş zehirler.
İncitir, hissizleştirir, ağlatır… bir şekilde atılması gerekir
Zordur birikmişlerden kurtulması, çünkü her alışkanlık kolay terk edilmez,
İnsan sahiplenince bir yeri, durunca hayatın noktalarından birinin üzerinde…
Biriktirir istesede istemesede…
Birikir aşklar, birikir öfkeler,birikir söylenemeyenler,birikir… birikir ve eskir…
Gün gelir kanar, gün gelir susar, günün birinde hep bir ağızdan haykırırlar…
Ama çok azdır gören, çok azdır duyan ve yok gibidir hisseden.
Nefret eder insan birikintilerinden, hala canlıysalar eğer.
C (an (l) ı) ysalar birikintiler, daha çok acıtırlar çünkü
Bu yüzdendir belkide varlığımızın öldürme güdüsü.
Öldürünce gömer birikmişlerini kimisi, kimiside gövde gösterisi…
Zaman öldürür yada, diriltir aslında biriktirdiklerimizi,
Nafile bir iyileşme çabası sadece bizimkisi.
Birikintiler masum, suçlu, temiz, kirli, beyaz, zenci, iyi, kötü, güze,l çirkin, sonlu, sonsuz….
Herkesinkiler farklı, herkesinkiler kesin değil, biraz tutarsız ve kendiyle kavgalı.
Ama kesin olan bir şey var …
Her insan bir başkasının birikinti artığı…
 
Geri
Üst