Francis Bacon - Çarmıha Gerili Figürler Üzerine Üç Çalışma/Three Studies for Figures at the Crucifixion’
adlı eserle kendini resim dünyasına kabul ettirdi.
Varolmanın ısdırabını, ümitsizliği ve ‘insanoğlunun kötü ruhluluğu'nu resmeder. Eserlerinde birazda Picasso'nun etkileri görülür. Bacon, bir röportajda insanoğlunu ’doğası henüz gelişememiş hayvan’ olarak nitelemiştir.
Eserlerinde genelde bir figür, kapatılmış/kafeslenmiş olarak bir iç mekanda resmedilir. İnsan tenini derisi soyulmuş, kasap penceresinde asılı hayvan eti ile ilişkilendirerek betimler. Figürler çarpılmış, güçlü bir devinim içinde hapsolmuş, bir girdaba ya da fırtınaya kapılmış gibilerdir.
Francis Bacon’ın Düşünce Dünyası
Francis Bacon insani doğada güç kazanabilen bir varlık olarak tanımlar; insan doğayı tanıdığı ölçüde güçlenecektir.
“İnsanın bilimi onun gücünün ölçüsüdür, çünkü nedeni bilmemek sonucu ortaya çıkaramamaktır. Doğayı ancak doğaya baş eğerek ele geçirebiliriz: kurgusal düşüncede neden diye bilinen şey uygulamada kural olur.”
Bacon’ın kurduğu bu mantık bir tümevarım mantığıdır.
Bu bilim düşünürünün felsefi donanımı yok denecek kadar azdır. Bunun yanı sıra bilim alanında da büyük ölçüde derinleşmiş değildir.
Çağında yapılan gök bilim çalışmalarından hatta Galileo Galilei’den bile haberdar değildir. Kan dolaşımı fikrini ortaya atanlara da çok ateşli bir şekilde karşı çıkmıştır.
Bacon’ı daha çok öngörülü bir aydın olarak tanımlamak daha doğru olur.
Bütün bu olumsuz özelliklerine rağmen doğmakta olan yeni bilimsel anlayışın temelini çok iyi kavramıştır.
Bacon yaşadığı çağdaki bilim anlayışını verimsiz buluyor, yaşadığı çağdaki bilim anlayışının yerinde saydığını düşünüyordu. Ona göre bilim sürekli gelişim gösteren bir dinamik olmalıydı.
Bacon’ı en iyi anlayan kişilerden birisi de 18. Yüzyıl aydınlanma düşüncesinin en önemli düşünürlerden biri olan Voltaire’dir. İngiliz düşüncesine hayran olan Voltaire, Francis Bacon için şöyle söyler.
“Şansölye Bacon henüz onu tanımıyordu ama ona çıkan bütün yolları biliyordu.”
Bacon’a göre insan ile doğa arasında hiçbir yakınlık, hiçbir akrabalık yoktur, ikisi birbirinden çok ayrıdır. Analığın doğası, doğanın doğasına uymaz. Bunun için doğayı kavramak yolunda zihnin özel bir yönelime gereksinimi vardır. Bu yönelim de elbet yöntemli yönelim olacaktır.
Deneysel yöntem her araştırmanın temelinde yer alacaktır. Bacon’ı bizim için önemli kılan, deneysel yöntemle ve yöntemin belirleyiciliğinde yapılacak bilimsel araştırma anlayışıyla ilgili görüşlerdir. Ama böyle bir yöntemin ortaya konabilmesi için önce zihnin ön yargılardan kurtarılması gerekir.