fqessquar222
Kayıtlı Üye
Sevgili; nicedir dünyalık aşklara dal-budak salan yüreğim yanıyor.. Gecikmiş sevdanın hicranıyla yüreğim kavruluyor.. Her bir saniye, Sen'i hakkıyla sevemeyişin intikamını alıyor benden.. Korkutuyor yolları kesişen akrep ve yelkovanın öfke kusan bakışları...
Yakıyor yüreğimi aslolan bir sevdaya gecikmelerim.. Yakıyor da yangınlarında tutuşuyor arzularım.. Affımı talep etmek istiyorum, sesim yıllarca avaz avazken kısılıyor huzurunda.. Onca gafletimin yükü sırtıma kamburun yumrusu misali çöreklenmişken yanına varmaya güç yetiremiyorum.. Yorgunum sahte koşturmalardan Sevgili.
Alemin tozuna hayran olduğu ayaklarının önünde iki büklümüm... İki büklüm inliyorum kısık kelamımla.. Türlü vaveylaların yükseldiği hengamede dahi beni duyduğunu biliyorum.. Duyduğunu biliyorum da Vahşî gibi sütunların ardından seyrediyorum cemalini.. Utanıyorum Senden Efendim.. Sen gül olmaklığın en güzel timsaliyken, bedenime giydirdiğim dikenlik urbasından utanıyorum...
Sevgili, içinde Sen geçen dualara haykırarak ''Aminnnn'' diyecek derman yok kurumuş dudaklarımda.. Ben Sensiz sevgilerde körelttim duygularımı. Aminlerimin safiyaneliğini küstürdüğümden habersizdim heyhatt!... Evet, bilsem yapmazdım; zira Sen'i hakkıyla bilsem nazenin bir papatya gibi tutardım avuçlarımda. Yıldız diye asardım semalarıma da, kayma diye dualar ederdim parmaklarım karıncalanıncaya dek... Bilsem ihanet etmezdim beni sevdiği için yaratan Rabbimin enn sevdiğine!... Habibine!...
Yeni yeni tohumlar serpiyorum toprağa.. Yeni adayışlar, yeni yakarışlarla!... Kimsenin görmediği saklı köşelerde döktüğüm gözyaşlarımla sarmalıyorum tohumlarımı... İçimde Senli dualara aminler büyütüyorum...
Sevgili, gönlünden katar katar martılar azat ettin gönlüme.. Senin selamını tatlı bir şerbetçesine ruhuma içirmek için çalındı kapım.. En sağır halimi takındım gelen her kapı sesinde... Ve ben, kapının eşiğinde barınmayı bile çok gördüm martılarına.. Yol yorgunu selamlarını savurdum gökyüzüne. Sen kuşun gagasına sığdırdın gönlünü, ben ise kalbimde minicik bir yer açmaktan bile acizdim... Gafil sevgilerin daralttığı kalbimde Senin koskocaman aşkına yer bulamadım.. Pişmanım Sevgili, çokk pişmanım..
Şimdi her çalan kapıya Sen diye koşuyorum.. Kapı eşiklerinde ağlıyorum, duyan olmuyor hıçkırıklarımı.. Gözyaşlarımı keffarettir diyerek kirpiklerime bahşediyorum.. Martılar uzaklardan uçuyor da, dokunmuyor gagaları kapı tokmağıma.. İçimde martılara teliyle duvağıyla hasretler biriktiriyorum....
Eyy günahın karasına bulanmış göğümü eşsiz fırça darbeleriyle mavisine kavuşturan yar!..
Eyy zemheri ayazında kanatları buz tutmuş serçeleri sinesinin ılıman ikliminde misafir eden ev sahibi!...
Eyy çöl çöl dolanan devenin adımlarındaki acemi yürüyüşlerin varış noktası.. Mağara önünün sadık bekçisi güvercinin yumurtasında sakladığı vuslat muştusu!..
Eyy asırlardır dantela örnekleri biriktiren örümceğin ağında neşv ü nema bulan nakış nakış ahenk!....
Eyy kalplerin gencecik kıpırdanışlarını aşkının ortak paydasında buluşturan Sevgili!.. Sevgililerin en vefalısı!..
Tüm yasak arzuların boyunduruğundan çıkardım gönlümü.. Issız yollarda huzuruna emeklerken dikenli tellere takıldım; Sana doğru kanıyorum..
Huzuruna yaklaştıkça daralttığım her mesafede ıssızlığım şenleniyor... Issızlığım Senleniyor.. Ve tabipleri hayrete düşürecek çabuklukta devasını buluyor yaralarım...
Kışın ortasında renk renk çiçekler açıyor nadasa bıraktığım topraklarımda... Bulutlar baharıma katil yağmurlarını düşürmek hayali kuruyor sinsice.. Çağlar ötesinden gelen aşk besten bengisuya dönüştürüyor yağmurları; katre katre ummanına dökülüyor.. Umman oluyorsun Sevgili.. Yahut umman Senleşiyor.. Susayan gönüllerimizi çöllerden toplayıp arınma kurnana daldırıyorsun...
Eyy uçurum uçurum çoğalan çaresizliğimden saçının perçemine tutunarak kurtulduğum ipek saçlı güzel!...
Eyy inim inim inleyen mazlumun sancılı matemini duyup zaman-mekan aşıp gelen Yavuz Atlı Server!...
Eyy tüm dünyanın sırt çevirdiği yetim duyguları, yetim yavruları şefkat şemsiyesinde himaye eden rahmet sığınağı!...
Kimsesizim... Başıma o ana sütünden ak ellerinin dokunuşlarını bekliyorum.. Kimsesizliğin bağrından söküp, katılaşan kalplere inat, okşa başımı Sevgili... Okşa ki dağılsın üstümdeki toz bulutları... Dokunduğun her zerreme gül rayihan doluşsun.. Merhametinin gölgesine sığınayım yaz sıcağında...
Sevgili, içim yanıyor.... Hercai aşkların oyuncağı yüreğim kavruluyor...
Gecikmiş sevdanın vefasız talibi yüreğim acıyor..
İki büklümüm... Ayaklarımda derman, dilimde halimi meşruya dökecek kelam yok.. Bizarım!..
Kalbinde merhamet adlı bir çınar olduğunu okudum sana dair tüm satırlarda.. Gönlünün çınarından uçuracağın martıları bekliyorum pencere diplerinde, kapı eşiklerinde..
Bahriye Karabacak
Yakıyor yüreğimi aslolan bir sevdaya gecikmelerim.. Yakıyor da yangınlarında tutuşuyor arzularım.. Affımı talep etmek istiyorum, sesim yıllarca avaz avazken kısılıyor huzurunda.. Onca gafletimin yükü sırtıma kamburun yumrusu misali çöreklenmişken yanına varmaya güç yetiremiyorum.. Yorgunum sahte koşturmalardan Sevgili.
Alemin tozuna hayran olduğu ayaklarının önünde iki büklümüm... İki büklüm inliyorum kısık kelamımla.. Türlü vaveylaların yükseldiği hengamede dahi beni duyduğunu biliyorum.. Duyduğunu biliyorum da Vahşî gibi sütunların ardından seyrediyorum cemalini.. Utanıyorum Senden Efendim.. Sen gül olmaklığın en güzel timsaliyken, bedenime giydirdiğim dikenlik urbasından utanıyorum...
Sevgili, içinde Sen geçen dualara haykırarak ''Aminnnn'' diyecek derman yok kurumuş dudaklarımda.. Ben Sensiz sevgilerde körelttim duygularımı. Aminlerimin safiyaneliğini küstürdüğümden habersizdim heyhatt!... Evet, bilsem yapmazdım; zira Sen'i hakkıyla bilsem nazenin bir papatya gibi tutardım avuçlarımda. Yıldız diye asardım semalarıma da, kayma diye dualar ederdim parmaklarım karıncalanıncaya dek... Bilsem ihanet etmezdim beni sevdiği için yaratan Rabbimin enn sevdiğine!... Habibine!...
Yeni yeni tohumlar serpiyorum toprağa.. Yeni adayışlar, yeni yakarışlarla!... Kimsenin görmediği saklı köşelerde döktüğüm gözyaşlarımla sarmalıyorum tohumlarımı... İçimde Senli dualara aminler büyütüyorum...
Sevgili, gönlünden katar katar martılar azat ettin gönlüme.. Senin selamını tatlı bir şerbetçesine ruhuma içirmek için çalındı kapım.. En sağır halimi takındım gelen her kapı sesinde... Ve ben, kapının eşiğinde barınmayı bile çok gördüm martılarına.. Yol yorgunu selamlarını savurdum gökyüzüne. Sen kuşun gagasına sığdırdın gönlünü, ben ise kalbimde minicik bir yer açmaktan bile acizdim... Gafil sevgilerin daralttığı kalbimde Senin koskocaman aşkına yer bulamadım.. Pişmanım Sevgili, çokk pişmanım..
Şimdi her çalan kapıya Sen diye koşuyorum.. Kapı eşiklerinde ağlıyorum, duyan olmuyor hıçkırıklarımı.. Gözyaşlarımı keffarettir diyerek kirpiklerime bahşediyorum.. Martılar uzaklardan uçuyor da, dokunmuyor gagaları kapı tokmağıma.. İçimde martılara teliyle duvağıyla hasretler biriktiriyorum....
Eyy günahın karasına bulanmış göğümü eşsiz fırça darbeleriyle mavisine kavuşturan yar!..
Eyy zemheri ayazında kanatları buz tutmuş serçeleri sinesinin ılıman ikliminde misafir eden ev sahibi!...
Eyy çöl çöl dolanan devenin adımlarındaki acemi yürüyüşlerin varış noktası.. Mağara önünün sadık bekçisi güvercinin yumurtasında sakladığı vuslat muştusu!..
Eyy asırlardır dantela örnekleri biriktiren örümceğin ağında neşv ü nema bulan nakış nakış ahenk!....
Eyy kalplerin gencecik kıpırdanışlarını aşkının ortak paydasında buluşturan Sevgili!.. Sevgililerin en vefalısı!..
Tüm yasak arzuların boyunduruğundan çıkardım gönlümü.. Issız yollarda huzuruna emeklerken dikenli tellere takıldım; Sana doğru kanıyorum..
Huzuruna yaklaştıkça daralttığım her mesafede ıssızlığım şenleniyor... Issızlığım Senleniyor.. Ve tabipleri hayrete düşürecek çabuklukta devasını buluyor yaralarım...
Kışın ortasında renk renk çiçekler açıyor nadasa bıraktığım topraklarımda... Bulutlar baharıma katil yağmurlarını düşürmek hayali kuruyor sinsice.. Çağlar ötesinden gelen aşk besten bengisuya dönüştürüyor yağmurları; katre katre ummanına dökülüyor.. Umman oluyorsun Sevgili.. Yahut umman Senleşiyor.. Susayan gönüllerimizi çöllerden toplayıp arınma kurnana daldırıyorsun...
Eyy uçurum uçurum çoğalan çaresizliğimden saçının perçemine tutunarak kurtulduğum ipek saçlı güzel!...
Eyy inim inim inleyen mazlumun sancılı matemini duyup zaman-mekan aşıp gelen Yavuz Atlı Server!...
Eyy tüm dünyanın sırt çevirdiği yetim duyguları, yetim yavruları şefkat şemsiyesinde himaye eden rahmet sığınağı!...
Kimsesizim... Başıma o ana sütünden ak ellerinin dokunuşlarını bekliyorum.. Kimsesizliğin bağrından söküp, katılaşan kalplere inat, okşa başımı Sevgili... Okşa ki dağılsın üstümdeki toz bulutları... Dokunduğun her zerreme gül rayihan doluşsun.. Merhametinin gölgesine sığınayım yaz sıcağında...
Sevgili, içim yanıyor.... Hercai aşkların oyuncağı yüreğim kavruluyor...
Gecikmiş sevdanın vefasız talibi yüreğim acıyor..
İki büklümüm... Ayaklarımda derman, dilimde halimi meşruya dökecek kelam yok.. Bizarım!..
Kalbinde merhamet adlı bir çınar olduğunu okudum sana dair tüm satırlarda.. Gönlünün çınarından uçuracağın martıları bekliyorum pencere diplerinde, kapı eşiklerinde..
Bahriye Karabacak