Hacerül Esved Taşı Kâbenin güney doğu kısmına yaklaşık yerin bir buçuk metre yüksekliğine yerleştirilmiş, yumurta şeklide otuz santim çapında gayet parlak siyah bir taştır. Hac sırasında Hz. Peygamberin yaptığı gibi, sünneti gereğince öpülmek suretiyle saygı gösterilen bu taş câhiliye döneminde Araplar arasında da kutsal sayılmaktaydı. Bu sebeple Hz. İbrahimden bu yana bu taş özenle korunmuştur.
Hacerül Esved Taşının Muhafaza Kabı
Peygamberimizin naklettiğine göre Hacerül- Esved taşı cennetten getirilmiştir. Bu konuda iki hadis bulunmaktadır;
Hacerül-Esved cennetten indirilmiştir. Sütten daha beyazdı fakat onu Ademoğlunun hataları kararttı.
Hacerül-Esved cennetten geldi. Kardan daha beyazdı. Fakat onu müşriklerin hataları kararttı.
Hz. İbrahim efendimiz Kâbeyi inşa ederken bu taşı Ebu Kubeys Dağından getirdiği rivayet edilir. Hz. Adem cennetten yeryüzüne indiğinde Yüce Mevla, meleklerin aracılığıyla ona bir cennet çadırı gönderdi. Hacerül-Esved de bu çadırın içindeydi vetamamen beyaz bir yakuttu.
Hz. İbrahim, oğlu Hz. İsmaille beraber Kâbeyi inşa ederken tavaf başlangıcı olarak oğlu İsmailden bir taş istemiştir. Hz. İsmail taşı aramaya gitmiş fakat eli boş dönmüştür. Bu sırada Hz. Cebrail, Hz. İbrahime taşı getirmiştir.Nuh Tufanında Kâbe sular altında kalmış, Ebu Kubeys dağı Yüce Mevlanın emri gereği Kâbe tekrar inşa edilene kadar bu kutsal taşı muhafaza etmiştir.
Hacerül Esved Taşını öpmek sünnetttir.
Hacerül-Esved taşı; Hz. İbrahim (a.s.) ve oğlu İsmail (a.s.) tarafından inşa edilen ilk mâbed Kâbenin tarihiyle beraber anılır. Allah (c.c.) Hz. İbrahime insanlar için bir mescid yapmasını emrettiğinde Hz. İbrahim ve oğlu İsmail Kâbenin temellerini atmışlardır. Tarihî kaynaklar ise Hacerül-Esved taşının buraya Hz. İbrahim tarafından konduğunu ifade eder.
Osmanlı döneminde kutsal emanetlerde muhafaza edilen Hacerül Esved Taşının Muhafaza Kabı
Hz. İsmailden sonra Kâbe, Cürhümîlerin eline geçmiş ve bir süre onların yönetimi altında kalmıştır. Kabe zamanla ilgisizlikten harabe hâline gelmiş ve tarihe Seylül farre adıyla geçen bir sel felaketiyle duvarları tümden yıkmıştır. Kâbeden geriye boş bir arazi kalmıştır. Bu dönemde Hacerül-Esved taşının nasıl muhâfaza edildiği bilinmemektedir.
Daha sonra bu bölge Amalika kabîlesinin eline geçmiş ve Kâbe onlar tarafından tekrar inşa edilmiştir. Bu dönemde Kâbenin duvarları eskisinden daha yüksek yapılmıştır. Hz. İbrahimden sonra bu Kâbenin ikinci inşasıdır. Bir süre Kâbeyi hürmetle muhâfaza eden Amalikalılar daha sonra burayı kendi mülkleri gibi değerlendirip gelen ziyaretçilere engel olmaya ve parası olmayanlara zemzem suyunu dahi vermemeye başladılar.
Kâbeye saygının azaldığı bu dönemde harabe şekline gelen Kâbe ikinci bir sel baskınıyla tamamen yıkılmıştır. Amalikalılar da bu durum karşısında bölgeyi terkettiler. Amalikalılardan sonra tekrar Cürhümîlerin eline geçen Kâbe üçüncü kez inşa edilmiştir. Zamanla Cürhümîler Kâbeye ve hacılara hürmetsizlik edip etrafa terör estirmeye başladılar. Cürhümîlerin bu tutumuna sinirlenen Bekroğulları ve Huzâalılar onlara Cürhümîlere savaş açarak onları Mekkeden çıkardılar. Cürhümîler şehri terkederken Kâbenin değerli eşyalarını ise yağmaladılar. Hacerül-Esved taşını toprağa gömerek sakladılar.
Şehri ele geçiren Huzâalılar Cürhümîlerin sakladıkları bu taşı bularak tekrar eski yerine yerleştirdiler. Huzâalılardan sonra Miladî 440 senesinde Mekke ve Kâbenin yönetimi Peygamber efendimizin beşinci atası Kusay b. Kilab ve oğullarına geçmiştir. Uzun bir kesintiden sonra Kâbe tekrar Hz. İsmailin torunlarına geçmiş oldu. Kusay Kureyşten, Kureyş ise Hz. İsmailin soyundan gelmekteydi.
Kusaydan önce Kâbenin yakınlarına ev yapıp yerleşmek saygısızlık olarak kabul edilmesi nedeniyle yerleşim birimi değildi. Kusay, Beytullahın yanına evler kurulmasını ve buranın şenlendirilmesini emretmiştir. Hz. Peygamber zamanında, duvarları alçak olan Kâbenin değerli eşyaları çalınmaya başlanmıştı. Bu nedenle Kureyş Kâbeyi daha korunaklı bir şekle dönüştürmeye karar vermiştir. Bu dönemde bir yangınla tahrip olan Kâbe, ardından gelen bir sel felaketiyle tamamen yıkılmış ve tekrar inşa edilmiştir. Fakat Hacerül-Esvedi yerine yerleştirme konusunda bencil davranan kabileler bu şerefi başkalarına vermek istemeyince sorun büyüdü, hatta kılıçlar çekildi. Ancak kan dökmek istemedikleri için Kâbeye gelecek ilk kişinin hakemliğini kabul etmekte anlaştılar. Kararlaştıkları günün sabahı Kâbenin çevresinde beklerken Kâbeye Muhammedül-emin dedikleri Hz. Peygamber Efendimiz girince memnun oldular. Henüz bu zamanlarda peygamber değildi, ona düşman olacakları zamana daha vardı. Hz. Muhammed (s.a.s.) bir bez parçası istedi onu yere serdi. (başka rivayete göre abasını yere açtı) Hacerül-esvedi kendi elleriyle bu bezin üzerine koydu. Her kabîleden bir temsilciye bezin bir ucundan tutup kaldırmalarını söyledi. Onların kaldırdığı bu taşı tekrar elleriyle alıp yerine koydu. Allah bu şerefi Peygamberine nasib etti. Kabîleler ise kaldırmaya ortak olmanın verdiği mutlulukla barıştılar.
Miladî 1022 yılında münafık birinin sopa ile vurması sonucu Hacerül-Esved üç parçaya bölündü. Sonradan bu kırık parçalar tekrar yerine yapıştırıldı ve üç bin yedi yüz seksen gram gümüşten yapılma bir çerçeve muhâfaza kabına yerleştirildi.
Osmanlı Padişahı Birinci Ahmed zamanında tekrar tamir edilen Kâbe şiddetli bir sel baskınıyla tekrar yıkıldı. Hacerül-Esvedin bir parçası kırıldı. Kâbenin, Dördüncü Muradın emriyle yapılan tamir ve inşasıyla birlikte Hacerül-Esved de tamir edilmiştir. Bakırdan yapılmış olan Muhâfaza kabı gümüşle kaplanarak altınla yaldızlandı (M. 1629). Abdülmecid devrinde ise (1839-1861) taşın gümüş çerçevesi tekrar yenilenmiştir. Eski kabı ile birlikte Hacerül-Esvedden kopan bazı küçük parçalar İstanbula getirilmiştir.
Hacda tavâfa Hacerül-Esvedden başlanır ve yine onunla bitirilir. Tavâf esnasında Hacerül-Esved öpülür, bu imkân olmadığı takdirde elle, bu da mümkün olmaz ise uzaktan selâmlanır. Onu öpmek sünnettir. Hacerül- Esvedin öpülme imkânı bulunmadığı zaman Kâbede ikinci bir taş olan Yemame taşına elle dokunmak da onun yerine geçer. Bu taşın bulunduğu yere Rüknül-Yemanî denir.
Hz. Peygamberin Hacerül-Esvedi öptüğü, ayrıca Vedâ Haccında hasta olduğundan devesinden inmeden tavâf sırasında değneğiyle ona dokunduğu; bir başka zaman da eliyle selâm verdiği rivâyet edilmektedir. Hz. Ömer bir haccında Hacerül esvede yaklaşıp öpmüş ve şöyle dediği rivayet edilir; Çok iyi bilirim ki, sen zararı ve faydası olmayan bir taş parçasısın. Eğer Rasûlullah öpmemiş olsaydı seni asla öpmezdim (Tecrîd-i Sarîh Tercümesi, VI, 108-109). Hz. Ömer puta tapmaktan yeni kurtulmuş bir toplumun, bir taşın öpülmesinin küllenmiş duyguları yeniden kabarmasına neden olabileceğinden endişe ederek böyle bir açıklamayı gerekli görmüştü. Batılıların iddia ettikleri gibi Hacerül-Esved taşını öpmek puta tapıcı Araplardan müslümanlara geçen bir miras değil aksine peygamberimize ve onun sünnetine bir saygı göstergesidir.
Hacerül Esved Taşının Muhafaza Kabı
Peygamberimizin naklettiğine göre Hacerül- Esved taşı cennetten getirilmiştir. Bu konuda iki hadis bulunmaktadır;
Hacerül-Esved cennetten indirilmiştir. Sütten daha beyazdı fakat onu Ademoğlunun hataları kararttı.
Hacerül-Esved cennetten geldi. Kardan daha beyazdı. Fakat onu müşriklerin hataları kararttı.
Hz. İbrahim efendimiz Kâbeyi inşa ederken bu taşı Ebu Kubeys Dağından getirdiği rivayet edilir. Hz. Adem cennetten yeryüzüne indiğinde Yüce Mevla, meleklerin aracılığıyla ona bir cennet çadırı gönderdi. Hacerül-Esved de bu çadırın içindeydi vetamamen beyaz bir yakuttu.
Hz. İbrahim, oğlu Hz. İsmaille beraber Kâbeyi inşa ederken tavaf başlangıcı olarak oğlu İsmailden bir taş istemiştir. Hz. İsmail taşı aramaya gitmiş fakat eli boş dönmüştür. Bu sırada Hz. Cebrail, Hz. İbrahime taşı getirmiştir.Nuh Tufanında Kâbe sular altında kalmış, Ebu Kubeys dağı Yüce Mevlanın emri gereği Kâbe tekrar inşa edilene kadar bu kutsal taşı muhafaza etmiştir.
Hacerül Esved Taşını öpmek sünnetttir.
Hacerül-Esved taşı; Hz. İbrahim (a.s.) ve oğlu İsmail (a.s.) tarafından inşa edilen ilk mâbed Kâbenin tarihiyle beraber anılır. Allah (c.c.) Hz. İbrahime insanlar için bir mescid yapmasını emrettiğinde Hz. İbrahim ve oğlu İsmail Kâbenin temellerini atmışlardır. Tarihî kaynaklar ise Hacerül-Esved taşının buraya Hz. İbrahim tarafından konduğunu ifade eder.
Osmanlı döneminde kutsal emanetlerde muhafaza edilen Hacerül Esved Taşının Muhafaza Kabı
Hz. İsmailden sonra Kâbe, Cürhümîlerin eline geçmiş ve bir süre onların yönetimi altında kalmıştır. Kabe zamanla ilgisizlikten harabe hâline gelmiş ve tarihe Seylül farre adıyla geçen bir sel felaketiyle duvarları tümden yıkmıştır. Kâbeden geriye boş bir arazi kalmıştır. Bu dönemde Hacerül-Esved taşının nasıl muhâfaza edildiği bilinmemektedir.
Daha sonra bu bölge Amalika kabîlesinin eline geçmiş ve Kâbe onlar tarafından tekrar inşa edilmiştir. Bu dönemde Kâbenin duvarları eskisinden daha yüksek yapılmıştır. Hz. İbrahimden sonra bu Kâbenin ikinci inşasıdır. Bir süre Kâbeyi hürmetle muhâfaza eden Amalikalılar daha sonra burayı kendi mülkleri gibi değerlendirip gelen ziyaretçilere engel olmaya ve parası olmayanlara zemzem suyunu dahi vermemeye başladılar.
Kâbeye saygının azaldığı bu dönemde harabe şekline gelen Kâbe ikinci bir sel baskınıyla tamamen yıkılmıştır. Amalikalılar da bu durum karşısında bölgeyi terkettiler. Amalikalılardan sonra tekrar Cürhümîlerin eline geçen Kâbe üçüncü kez inşa edilmiştir. Zamanla Cürhümîler Kâbeye ve hacılara hürmetsizlik edip etrafa terör estirmeye başladılar. Cürhümîlerin bu tutumuna sinirlenen Bekroğulları ve Huzâalılar onlara Cürhümîlere savaş açarak onları Mekkeden çıkardılar. Cürhümîler şehri terkederken Kâbenin değerli eşyalarını ise yağmaladılar. Hacerül-Esved taşını toprağa gömerek sakladılar.
Şehri ele geçiren Huzâalılar Cürhümîlerin sakladıkları bu taşı bularak tekrar eski yerine yerleştirdiler. Huzâalılardan sonra Miladî 440 senesinde Mekke ve Kâbenin yönetimi Peygamber efendimizin beşinci atası Kusay b. Kilab ve oğullarına geçmiştir. Uzun bir kesintiden sonra Kâbe tekrar Hz. İsmailin torunlarına geçmiş oldu. Kusay Kureyşten, Kureyş ise Hz. İsmailin soyundan gelmekteydi.
Kusaydan önce Kâbenin yakınlarına ev yapıp yerleşmek saygısızlık olarak kabul edilmesi nedeniyle yerleşim birimi değildi. Kusay, Beytullahın yanına evler kurulmasını ve buranın şenlendirilmesini emretmiştir. Hz. Peygamber zamanında, duvarları alçak olan Kâbenin değerli eşyaları çalınmaya başlanmıştı. Bu nedenle Kureyş Kâbeyi daha korunaklı bir şekle dönüştürmeye karar vermiştir. Bu dönemde bir yangınla tahrip olan Kâbe, ardından gelen bir sel felaketiyle tamamen yıkılmış ve tekrar inşa edilmiştir. Fakat Hacerül-Esvedi yerine yerleştirme konusunda bencil davranan kabileler bu şerefi başkalarına vermek istemeyince sorun büyüdü, hatta kılıçlar çekildi. Ancak kan dökmek istemedikleri için Kâbeye gelecek ilk kişinin hakemliğini kabul etmekte anlaştılar. Kararlaştıkları günün sabahı Kâbenin çevresinde beklerken Kâbeye Muhammedül-emin dedikleri Hz. Peygamber Efendimiz girince memnun oldular. Henüz bu zamanlarda peygamber değildi, ona düşman olacakları zamana daha vardı. Hz. Muhammed (s.a.s.) bir bez parçası istedi onu yere serdi. (başka rivayete göre abasını yere açtı) Hacerül-esvedi kendi elleriyle bu bezin üzerine koydu. Her kabîleden bir temsilciye bezin bir ucundan tutup kaldırmalarını söyledi. Onların kaldırdığı bu taşı tekrar elleriyle alıp yerine koydu. Allah bu şerefi Peygamberine nasib etti. Kabîleler ise kaldırmaya ortak olmanın verdiği mutlulukla barıştılar.
Miladî 1022 yılında münafık birinin sopa ile vurması sonucu Hacerül-Esved üç parçaya bölündü. Sonradan bu kırık parçalar tekrar yerine yapıştırıldı ve üç bin yedi yüz seksen gram gümüşten yapılma bir çerçeve muhâfaza kabına yerleştirildi.
Osmanlı Padişahı Birinci Ahmed zamanında tekrar tamir edilen Kâbe şiddetli bir sel baskınıyla tekrar yıkıldı. Hacerül-Esvedin bir parçası kırıldı. Kâbenin, Dördüncü Muradın emriyle yapılan tamir ve inşasıyla birlikte Hacerül-Esved de tamir edilmiştir. Bakırdan yapılmış olan Muhâfaza kabı gümüşle kaplanarak altınla yaldızlandı (M. 1629). Abdülmecid devrinde ise (1839-1861) taşın gümüş çerçevesi tekrar yenilenmiştir. Eski kabı ile birlikte Hacerül-Esvedden kopan bazı küçük parçalar İstanbula getirilmiştir.
Hacda tavâfa Hacerül-Esvedden başlanır ve yine onunla bitirilir. Tavâf esnasında Hacerül-Esved öpülür, bu imkân olmadığı takdirde elle, bu da mümkün olmaz ise uzaktan selâmlanır. Onu öpmek sünnettir. Hacerül- Esvedin öpülme imkânı bulunmadığı zaman Kâbede ikinci bir taş olan Yemame taşına elle dokunmak da onun yerine geçer. Bu taşın bulunduğu yere Rüknül-Yemanî denir.
Hz. Peygamberin Hacerül-Esvedi öptüğü, ayrıca Vedâ Haccında hasta olduğundan devesinden inmeden tavâf sırasında değneğiyle ona dokunduğu; bir başka zaman da eliyle selâm verdiği rivâyet edilmektedir. Hz. Ömer bir haccında Hacerül esvede yaklaşıp öpmüş ve şöyle dediği rivayet edilir; Çok iyi bilirim ki, sen zararı ve faydası olmayan bir taş parçasısın. Eğer Rasûlullah öpmemiş olsaydı seni asla öpmezdim (Tecrîd-i Sarîh Tercümesi, VI, 108-109). Hz. Ömer puta tapmaktan yeni kurtulmuş bir toplumun, bir taşın öpülmesinin küllenmiş duyguları yeniden kabarmasına neden olabileceğinden endişe ederek böyle bir açıklamayı gerekli görmüştü. Batılıların iddia ettikleri gibi Hacerül-Esved taşını öpmek puta tapıcı Araplardan müslümanlara geçen bir miras değil aksine peygamberimize ve onun sünnetine bir saygı göstergesidir.