- Yönetici
- #1
Kimimiz yaşadığımız olayları okumada gaflete düşüyoruz, kimimiz ibadetlerimizde. Bazıları dünyanın çekiciliğine karşı koyamayarak düşüyor gaflet kuyusuna bazıları da sebeplerin Asıl Yaratıcısını unutarak.
Gaflet... Kelime manasına bakalım önce: İhmal etmek, nefsin arzularına uyarak zamanı boşa geçirmek, önemsiz şeylerle uğraşmak, dalgınlık, dikkatsizlik, aymazlık, tedbirsizlik Başka bir ifadeyle; kişinin nefsine uyarak insanın yapması gerekli olan şeyleri tam olarak sezememesi, akıbetinden habersiz ve endişesiz yaşaması anlamına geliyor.
Sözlük anlamlarından da kolayca çıkarabileceğimiz üzere gafletin pek çok dereceleri bulunuyor. Öyle ki küfür bir gaflet olduğu gibi ibadetlerdeki eksiklikler de bu tanım içine giriyor. İmanın yoğunluğunda bile gafletler bulunabiliyor. Hatta manevî terakki yolunda bir alt makam, bir üst makama göre gaflet sayılıyor.
İnsanoğlu zaaflarıyla maalesef zaman zaman gaflete düşmeye meyyal. Yani nefsimizin arzularına uyuyoruz, zamanımızı boşa harcıyor, bizi ilgilendirmeyen önemsiz işlerle uğraşıyor, önemli olaylar karşısında duyarsız kalıyoruz.
Tasavvuf Profesörü Abdulhakim Yüce, gafletin dereceleri gibi tezahür ettiği pek çok alan olduğunu söylüyor. Sıraya koyacak olursak bunlardan ilki neticeyi sebeplere bağlama gafleti. Yani sebeplere çok önem verme, her şeyi sebeplere bağlayarak Müsebbibül-Esbabı unutma veya Onu (cc) görememe ya da görmezden gelme. İnsan kendisini yaratan, çeşitli nimetlerle donatan Rabbini tanımak, Ona ibadet etmek, neticede Allahın rızasına ulaşmak için yaratılmıştır. İşte önce bu gayeyi, sonra da Cenab-ı Hakkı unutmak ve yapması gerekenler karşısında duyarsız kalmak en büyük gaflet.
Sosyal bir varlık olduğumuz için çevremizde olup biten olaylara duyarsız kalmak da bu manevî hastalığın tezahürü. Prof. Dr. Yüceye göre akraba ve dostlarımızla ilişkilerimizden muhtaçlara yardıma; ülke kalkınmasına katkıdan insanlığa her türlü güzelliği ulaştırmaya kadar değişik meselelere duyarlı olmak, gafletten kurtulmanın bir gereği. Ayrıca maddî ve manevî iki boyuta sahip insanda ciddi gayretler gösterilmezse maddenin manayı yenmesi kaçınılmaz hale geliyor.
Süslü ve çekici olan dünyaya gereğinden fazla değer vermek ve bağlanmak gafletin temel nedenleri arasında. Zira mal ve evlât, başlı başına birer imtihan vesilesi. Helâl-haram demeden malı çoğaltma yarışına girme ve tûl-i emel, karşı cinse, makama düşkünlük ise diğerleri Daha uzatabileceğimiz bu liste, kişinin yaradılış gayesinden gaflete düşmesine sebep.
Manevî cepheyi oluşturan akıl, zihin, ruh, kalp, nefs ve daha başka unsur-mekanizmalarımızın da sağlıklı beslenmeye ve uygun gıdalara ihtiyacı var. Bunların en büyüğü ise Allahı zikretmek. Bir de ibadetlerimizin farkında olmak mühim. Kime ve niçin ibadet ediliyor, okunan âyet ve tesbihlerin anlamı ne, sadaka önce kimin eline ulaşıyor, zekat neden malımızın kırkta biri? Bu soruların cevabını hakkıyla veremiyorsak ibadetlerimizde ciddi bir gaflet yaşıyoruz demek.
GAFLET, TOPLULUĞU DA ESİR ALABİLİR
Meseleyi daha geniş bir dairede düşünürsek, aynı tehlike bir topluluk için de söz konusu. Meselâ bir camia, dine ve insanlığa hizmet için yapılan işlerin neticelerini kendinden bilirse gaflete düşmesi kaçınılmaz hale geliyor.
Baştan beri ele aldığımız bütün bu gafletler istidat ve kabiliyete göre değişiklik arz edebiliyor. Kimisi için biri, bir başkası için ise diğeri daha fazla imtihan olabiliyor. Fakat herkes için her gaflet, zarar veren fikir ve his. Fethullah Gülen Hocaefendi, gafleti dağıtacak birçok önemli iksir olduğunu bir sohbetinde zikrediyor: Mesela tedebbür, tezekkür, tefekkür ve teemmül gibi hususlar gafleti dağıtacak önemli birer vesile. Her zaman basiretle hareket etme, hassas ve duyarlı olma, eşya ve hâdiselerin hakikatini görmeye çalışma, her zaman gönül gözünü açık tutma, vicdana duyurma gibi kalbî, ruhî, fikrî amel ve aksiyonlara bağlı.
İçten ve samimi bir şekilde eda edilen ibadetler de gafleti dağıtmada çok etkili. Gafletin zıttı, tasavvuf kaynaklarında yakaza ve zikir olarak geçiyor. Zikir, Kurânda genellikle Allahı anmak, Onu daima hatırlayıp hiç unutmamak manalarına kullanılır. Zikire bütün ibadetleri bünyesinde toplayan şemsiye de diyebiliriz. Dua etmek, Kurân okumak, namaz kılmak, hac ve akla gelebilecek başka ibadetler hep bu şemsiyenin altına giriyor.
Ömür sermayesinin en kârlı bir şekilde harcanması yani zamanın gereğine uygun değerlendirilmesi, gaflete düşmemenin olmazsa olmazlarından. Aksi halde pişmanlık, cehalet, bencillik ve bağımlılık kaçınılmaz. Geçmiş geçmiş; gelecek ise henüz gelmemiş. Anı dolu dolu yaşamak gafleti dağıtan en etkili iksir.
Hakikat yolcuları dikkat etmeli
Fethullah Gülen Hocaefendi günümüzde hak ve hakikat yolcuları için tehlike arz eden bir gaflet çeşidinin, vazifede dikkatsiz davranmak olduğunu söylüyor bir makalesinde. Bunun da değişik türleri var. Meselâ karambole hareket etmek, diplomasinin gerektiği yerde diplomasiyi kullanmamak, menfî oluşumları hesaba katmaksızın sadece kendi durumumuzu nazar-ı itibara alarak adım atmak, macera adına yanlış işlere girmek, popülizm mülâhazasına takılmak, Kredimizi yükseltelim. anlayışının peşinde koşmak, değişik testlere tâbi tutarak başarılı bir sonuç elde edileceğini garanti altına almaksızın bir işe teşebbüs etmek gibi yanlışlıklar, vazifede dikkatsiz davranmanın çeşitleri. Diğer yandan bir iş yaparken, bir hakikate tercüman olurken, muhataplarımızı rencide etmeme, kimseyi kırıp geçirmeme, şefkatle herkesin üzerine eğilme çok önemli esaslar.
Eşyayı hikmetine uygun kullansak
Eşya ve mahlukâtı yaratılış hikmetine uygun şekilde kullanmama da bir gaflettir. Geceyi bütünüyle uykuda geçirme, mali imkanların geniş olması, hâne tutkusu, ikbal arzusu, siyaset yolu, kazanma hırsı, İslam âleminin perişan halini görmeme ve ümmet için dua etmeme gibi daha pek çok gaflet var. Gençlik ve sıhhat, en önde gelen iki gaflet sebebi. İnsanın içten içe kendini beğenmesi de gaflet. Bu hal, ayrıca iç çöküntüsünün emaresi olduğu için istiğfar ile tamir edilmeli.
Büyük zatların gaflet hakkında söyledikleri
Seyyid Abdülhakim Arvasi Hazretleri: Fırsat ganimettir. Ömrün tamamını faydasız işlerle telef etmemeli, Hak Teâlânın rızasına uygun şeylere harcamalı.Beş vakit namazı, tadil-i erkan ile ve cemaat ile kılmalı, teheccüd namazını elden kaçırmamalı, seher vakitlerini istiğfarsız geçirmemeli, ölümü düşünmeli, fani dünyanın haram olan işlerinden yüz çevirmeli. Sözün kısası, Allahtan gayrı şeylerin sevgisinden korunmalı ve bedeni dinin hükümlerine uymakla süslemeli, onunla meşgul olmalı. İş budur, bundan gayrısı hiçtir.
Abdül Kuddüs Hazretleri: Vaktin kıymetini bil! Gece-gündüz ilim öğrenmeye çalış! Her zaman abdestli bulun! Beş vakit namazı, sünnetleri ile ve tadil-i erkan ile huzur ve huşu ile kılmaya çalış! Bunları yapınca, dünyada ve ahirette, sayısız nimetlere kavuşursun. İlim öğrenmek, ibadet içindir. Kıyamette, işten sorulacak, çok ilim öğrendin mi diye sorulmayacaktır. İş ve ibadet de ihlas da Allahü Teâlâyı sevmek içindir.
İbrahim-i Edhem Hazretleri:
1- Günah işleyeceksen, Allahın verdiği rızkı yeme! Rızkını yiyip de Ona isyan edilir mi?
2- Günah işleyeceğin zaman, Onun mülkünden çık! Onun mülkünde Ona isyan edilir mi?
3- Günah işlerken Onun görmediği yerde işle! Onun mülkünde, rızkını yiyip, gördüğü yerde günah işlenir mi?
4- Azrail, ruhunu almaya gelince, bir müddet izin isteyebilir veya o meleği kovabilir misin? O zaman hemen tevbe et! Çünkü o melek ani gelir.
5- Mezarda, melekler, sual sorunca, (beni imtihan etmeyin) diyerek onları kovabilir misin? Öyle ise, şimdiden onlara cevap hazırla!
6- Kıyamette (Günahkârlar cehenneme ) dendiği zaman, (ben gitmem) diyebilir misin?
İmam-ı Rabbani Hazretleri: Bu zamanınız hem fırsat hem de büyük nimettir. Sıhhat ve üzüntüsüz geçen vakitler, bulunmaz ganimettir. Her saati Allahü Teâlâyı zikretmek ile geçirmeli. Resûlullahın bildirdiğine uygun olan her iş, hatta alışveriş bile zikirdir.