• Web sitemizin içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için Web sitemize kayıt olmalı ya da giriş yapmalısınız. Web sitemize üye olmak tamamen ücretsizdir.

Hasretim

  • Konuyu Başlatan Konuyu Başlatan Esinti
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
Bir şarkı çalıyor radyoda
“Seni uzaktan sevmek
Aşkların en güzeli “
Ah uzaklardaki sevgili
Yine düşüme düştün bu gece.
Düşlerimde canlanıyorsun
Düşlerime sarılıyorum sensizce
Yokluğuna ağlıyorum sessizce
Kalemime uzanıyor ellerim
Satır satır seni yazıyorum
Seni yazmak ne kadar güzelse
Bir o kadar ne zor bir bilsen
Düşler kuruyorum senlice benlice
 
Anılar...Beni ağlattılar

Özlemler ve hasretler daha yoğundur gecelerde nedense, bir sessizlik çöker içimize. Gecelermidir bizleri hüzünlendiren, yoksa içimizdeki özlemlermi? Sanırım her ikiside. Özlemler ve hasretler içinde anılara bir yolculuk başlar gecenin sessizliğinde.........

Tavan araları gibidir anılar,yarı karanlık, yarı küflü, kiminin üzeri üfürdüğünüzde akıp giden ince toz tabakası ile kaplıdır. Kimide elinizi attığınızda heryanınızı kaplayan örümcek ağları gibi yapışkan, bazense ekmek kırıntıları gibi un ufak...... Bazende lego parçaları gibi ancak ip uçları ile çözülecek bulmacalar gibi...Bazende açmaya korktuğumuz bir ceyiz sandığına benzer anılar. Olmadık bir yerde olmadık bir zamanda tanıdık gelen bir ses. Bazen bir korku bazende bir şekerin tadı....bazende yüreğinizi yakan bir acı......

Bazende albümlerde saklı beyaz resimlerdedir anılar, çoğu siyah beyazdır sararan resimler. Ansızın karşına çıkıverir saklandığı yerden anılar.Her resim bir anıyı, bir sevinci, bir hüznü anlatır. İnsanı o ana götürür o anı yaşar insan. Ama bir yabancı gibi dışarıdan izler, sadece o andaki gülüşmeleri duyar o anı koklar......Yetim duruşlu resimlere takılırken gözler, usul usul akar gözyaşları.... Hıçkırıkları duyulmaz olur anılar yolculuğunda...
 
Günün geceye bıraktığı saatlerdeyim, Saatler seni sen geçiyor… Seni sen gecen saatlerde hep seni düşünür seni yaşarım, Ruhumun karanlıklardan sıyrıldığı anlar….. Senli saatlerde Gün ışığım oluyorsun günümü aydınlatıyorsun Ay parçası oluyor gecemi aydınlatıyorsun. bütün bir gece seninle aynı havayı soluyoruz, dinlediğim tüm şarkılarda seni buluyorum seni yaşıyorum..
Sadece sana ait gecelerimde.
Tıpkı yüreğimde ki gibi…
 
'Hani biriyle tanışırsın, çevrende görmeye alıştığın insanlardan çok farklı biri….
Öyle biri ki her şeyi bambaşka bir gözle görür ve seni de bakış açını değiştirmeye yöneltir.
Dünyaya onun gözleriyle bakmaya başlarsın. İçine ve dışına da. Etkilenirsin.
Etkilenmek ne kelime, büyüsüne kapılırsın.
Gene de ilk başlarda araya bir mesafe koyabileceğini, yüreğini kontrol altında tutabileceğini zannedersin.......
Oysa rüzgâr sandığın fırtınadır.
Sınır sandığın yer oynak ve kaygan bir zemindir.
Bir bakmışsın, farkında bile olmadan açılmış, karadan uzaklaşmışsın.
Okyanusun tam ortasındasın...'
 
Yaşanılan hayat içinde bazen öyle yalnız hissedersin iki kendinizi, dört duvar arasına hapsedilip kaldığınızı ve ruhunuzun çığlıklarını duyulmadığını farkedersiniz,bir ses duymak istersiniz yada,en yakınındakiler en sevdiklerinin zamanla nasıl değiştiğini,farkedersiniz,sizi sarmıyor sizin içinizi ısıtmıyorsunuz.

Bir boşluktasınızdır.Yeni bir hayata başlamak için bir otobüse binip bu diyarlardan gitmek istersiniz.Ve bir gün hiç tanımadığınız uzaklardaki bir çıkıp geliverir,o boşluğunuzdan dalıp içinize dalar,sizi sizden alıp çalar,duaları olursun önceleri, bir tanesi olursun halbuki bu içindeki susuz kaldığın çölde gördüğün bir seraptır.

İşte camdan olan kırılmış ve bin parçaya bölünmüştür,yüreğin binlerce cam kırıkları ile doludur.Acıtan cam kırıkları değil kırılan gururunun acısıdır.

Gecenin ıssız ve sessiz kucağında, buruk bir öyleyişle matem tutan gözlerin, gözlerinin hasretinde hüzün yağmurı yağar durmaksızın.İçindeki çölün ateşini söndürmek için..

İki ayrı nehirden akıp
Yanlış zamanda yanlış bir okyanusa aktığının artık farkındasın.
 
Yoksun yine işte
Yokluğunda yüreğimde inci sızı
Dilimde dillenen bir şarkı var
Sana sesleniyorum
Gecelerimi aydınlatan
Ne bir yıldız nede o Ay parçası var
Ellerin gidiyor ben (D) üşüyorum
Zifiri karanlık bir Ekim gecesinde
Sırılsıklam üşüyorken
Seni düşlüyorum...
 
Bu gece bir başka boşluktayım, üşümelerim var, sanırım yokluğundan yüreğimde bir başka sızı var, bu gece bir başka hüznü yaşamaktayım. Öyle yorgun ki yüreğim çıkıp geliversen tüm yorgunluğum gececek. Resmin bile bir başka bakıyor gözlerime, sanki bana bakmıyor bana hüzünleri yaşatıyor.
Yüreğimde ince bir sızı, sanki inceden kanarken kan sızıyor, yokluğunla kan kaybediyorum üşümeler başladı, varlığına sarılmak istiyorum sarılamıyorum yoksun. Tükeniyorum,ve boşluğuna sarılıyorum.Ve ölüyorum her an üşümelerimde.Belki geliverirsin diye beklemekteyim, üşümelerimi alırsın diye.
Konuşuyorum sensizliğinle kendi kendimle, anlamsız susmalar anlamsız haykırışlar var içimde.ve sayıklıyorum ve yüreğimin sesini yazıyorum
Sana yazıyorum, en güzel dizeleri
Gel artık yürek odalarıma
Odalarımın hepsi senin
Şiirlerimsin
Şarkılardaki güftemsin
Yaşamımın anlamısın sen
Gel seni beklemekteyim
Gel ki boşluğuna sarılmayayım
Gel ki üşümelerim bitsin
Gel ki çünküler bitti
Çok üşüyorum….
 
Zamanın olduğunda uğrayıver yüreğime, uzun uzun sev beni.
Gelmesen de olur, malum hayat işte: herkesin aşk'ı başından aşk'ın.
 
Herkesin bir kader çizginse sahip olduğuna inanırım ne yaparsan yap o kader çizgisinde yürüyeceksin, o yüzden sende benim kader çizgimde ki sana hiç söyleyemediğim,söylemekten hep korktuğum, söylemek isterken de çok heyecanlandığım o çocuksu hiç unutulmayan ilk aşksın, sen,ilk yürek kesiğimsin yıllarca izi silinmeyen..
Araya yıllar girmesi de kader çizgisi, aynı topraklardan doğup ayrı ırmaklardan akarak aynı denizde buluşmak gibi…Yıllar sonrası kavuşmakta kaderin çizgisi.
İlk aşkın son aşk olması gibi
İlk yürek kesiğinin son yürek kesiği olması gibi.
Hoşgeldin dünyama sevgili
 
Bugün anılarla bir yolculuğa çıkmak istedim, uzandım sırt üstü, gözlerimi kapadım anılara gömüldüm, siyah beyazdı anılar ama renkli resimlerden çok daha canlılardı..O siyah beyaz anıların duygu ve anlam yüklü fotoğraflarında buldum kendimi.
İlk cocukluğum geldi gözlerimin önune, o bahçeli çift katlı evimiz, altı kardeştik biz çok yoksul, çokta zengin değildik ama mutluyduk..
Sokakların hakimiydik, oyunlarımız vardı kendimizin yarattığı ve sokaklarda oynadığı biz çocuklar,sabahları çıkar akşamları dönerdik evlerimize, sokaklarda ekmek arası yerdik yemeklerimizi koşar oynar hiç yorulmazdık
Hele macuncu dedenin her gelişinde etrafına koşardık,tepsisinde üçgen dilimler içinde rengarenk macunlar, kimi zaman alıp yer tadına doyamazdık kimi zaman ağzımız sulanarak seyrederdik.
Ya o simitçi Niyazi amca. Her sabah aynı saatlerde hiç görmeyen gözleri ile bir elinde bastonu bir kolunda simit sepeti…”SICAK SİMİT, PAMUK SİMİT SİMİT “ diye bağıran hakkın rahmetine kavuşan Niyazi’yi amcayı ve o sıcak simit kokusunu, tadını şimdilerde özlememek mümkün mü.
Çocukken yavaş yavaş büyüdük, çocuksu sevdaları yaşadık, günlükler tuttuk şiirler yazdık.Şimdi gülümsetiyor o siyah beyaz asla geri gelmeyecek anılar. Gizliden gizliye yazdığım ve kimselere göstermediğim bir defterim vardı, sanki gizliden bir şey yapıyormuşum gibi herkesten saklardım yazdıklarımı. İlk yazdığım bir şiirdi sanırım ilk aşık olmaya başladığım ilk yüreğimin pır pır ediş zamanlarıydı. Kimselere söyleyemediğin yüreğinin sesini o yıllarca saklayacağım defterime yazıyordum, Çünkü hep dinliyordu. Çocuksuda olsa yazdıklarım o hiç gülmüyor alay etmiyordu.
Seni seviyorum demeye hep utanmış ve korkmuşumdur, o yüzdende hep yazmışımdır, öyle bir şeydi ki bizim zamanımızda sevdiğini söylemek mi? Çok zordu, hele flört etmek el ele dolaşmak bir hayaldi. O zamanlar yazmak, gizliden gizliye bakmak vardı.. Korkardık da bakıp ta anlayacak diye,nasıl aşksa bu aşk…
Okul yıllarım arkadaşlarım, ilk çocuksu aşkım, ilk gençlik aşkım, çocukluğum şimdi hepsi siyah beyaz anılarda saklı kaldı.. Büyüdük yavaş yavaş büyüdük,büyürken yüreklerimizde büyüdü, o çocukken oynarken düşüp yaralanıp kanattığımız dizlerimizin yerini, kabuk bağlayan yürek kesikleri aldı.
Bugün güzel bir yolculuk yaptım anılara, yazmak keyif ve mutluluk veriyor bana, yazmanın en güzel yanı, burada yazdıklarımı okul arkadaşlarımın, birbirinden habersiz okuyabilme ihtimali, hatta belkide kücücük yüreğime derin kesik çiziği atan o coçuksu ama hiç unutulmayan aşkımın bile okuyarak yorum yazma ihtimali.

Eskiden ağladıklarıma şimdilerde gülebiliyorum, en güzeli de öyle ağlayarak hatırladığım anılarımın olmaması.

Ben büyümesine büyüdüm ama

Hala o içimdeki çocuk büyümedi, ve hala yaramazlıklar yapıyor,
 
Ne keyifle okuduğum şiirler ezberimde, ne de bağıra çağıra söylediğim şarkıların sözleri. Dalgın gözlerle yürüdüğüm caddelerde kayboluyorum.

Sonsuz bir inatla sarıldığım radyodan gelen o harika melodilerin de tadı yok? Peki ya o yağmurda iliklerime kadar ıslanmalarımı kim çaldı benden? Bilmiyorum!

Susuyorum artık... Sustukça susuyorum. Sustukça, üzerime gelen insanlardan kurtarmak için ruhumu, suskunluğuma sarılıyorum. Ama yine de saplanıyor yüreğime bazı kelimeler. Bazıları da acıtıyor üstelik…

Sessiz geceler benim için sığınılan bir liman sanki. Kendimi bulup bulup
kaybettiğim karanlıkta, şöyle bir uğradığım kelime hazinem de bir anlam ifade etmiyor. Düşünüyorum da bu güne kadar hep; gibi yazmışım, gibi okumuşum, gibi söylemişim ve en önemlisi; gibi sevmişim...

Elbette hiçbir şey, ben ol deyince olmaz. Bunu biliyorum ama zaman da geçiyor hızla. Tükenmez sandığım bütün sözler bitiyor ve ben de yavaş yavaş tükeniyorum... Onca yıldan sonra; hayata dair ne kaldı ki elimde? Kocaman bir hiç! Öyleyse neden bunca çaba, neye bunca isyan…

Öyle anlamsızki yaşadığım hayat. Her şey az sonra gerçekleşecekmiş gibi duruyor, elimi uzatıyorum tutmak için, kayboluyor. Benim dışımda kopuyor bütün kıyametler ve ben kendime uyan bir kıyamet beğenmiyorum…

Kalbime bir kurşun sıkacak gönüllü katilimi arıyorum ya da yüreğime su serpecek elin sahibini... Toprağa ateşi düşürecek, denizi yakamozlarla süsleyecek sesin sahibini… Artık basit şeyler bekliyorum yaşamdan. Örneğin, kimselerin bilmediği sırlarım olmalı ölürken... Kimselerin gitmediği sokaklarım olmalı... İçimi kanatan özlemlerle yaşlanıp, sonra da sessizce gitmeliyim bu dünyadan.

İşte yine susuyorum; siyah bir geceye dönüyor her anım ve okuduğum her şiir kanatıyor yaralarımı. İçimdeki çocuk ölüyor... Yalancı gülümseyişlerle beni ciddiyete çağıran insanları da önemsemiyorum. Elimden kayıp gidenlerden korktuğumu bilmiyor ki hiçbiri…
 
Yardım etmek mi istiyorsun? O zaman dinle; yaşama sevinci getir bana çokça olsun çabuk tükenmeyenlerinden. İhtiyacım var bu ara unutmak üzereyim mutluluğu, unuttum sıcak bir çayın tadını, esen rüzgarın serinliğini, hadi durma öyle hatıralarımı canlandır, iyi olanları? yoksa ölüyorum bEn...:! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! !
 
Geri
Üst