• Web sitemizin içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için Web sitemize kayıt olmalı ya da giriş yapmalısınız. Web sitemize üye olmak tamamen ücretsizdir.

hi ¿ ·

  • Konuyu Başlatan Konuyu Başlatan Smyrna
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi

Smyrna

Dünyanın bütün sabahlarina iki bilet alda birlikte
Kayıtlı Üye
Konum
Beşiktaş
Forum Yaşı
13 Yıl 5 Ay
Mesajlar
209
Tepkime puanı
50
'
Tesadüf bir başlangıçtır,​

finali sen oynarsın

perdeyi kader kapatır .
 
sorarsam ne hissettiğini

"belki"siz kalırım

bilirsem ne düşündüğünü

"keşke"m olur bir tane daha

oysa ben yaşayamam "belki"siz

ve sevmem "keşke"leri

 
Masal icad oldu
Yalancılara gün doğdu...
 
~

Bekleyeceğim ta ki ;
gözlerim gözlerine değene dek...
sonra yine pervazsızca tüneyecek umarsızlık yüreğime...
ve ben her yeni güne umutla başlayarak bana düşen iki kelimeyi tekrara düşüreceğim...
'' sevmek ve gitmek ''
 
PİA
ne olur kim olduğunu bilsem pia'nın
ellerini bir tutsam ölsem
böyle uzak uzak seslenmese
ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
otelleri bomboş bulmasam
içlenip buzlu bir kadeh gibi
buğulanıp buğulanıp durmasam
ne olur sabaha karşı rıhtımda
çocuklar pia'yı görseler
bana haber salsalar bilsem
içimi büsbütün yıldız basar
bir hançer gibi çıkıp giderdim
ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
singapur yolunda demeseler
bana bunu yapmasalar yorgunum
üstelik parasızım pasaportsuzum
ne olur sabaha karşı rıhtımda
seslendiğini duysam pia'nın
sırtında yoksul bir yağmurluk
çocuk gözleri büyük büyük
üşümüş ürpermiş soluk
ellerini tutabilsem pia'nın
ölsem eksiksiz ölürdüm
Attila İLHAN​
 
Aklım Karakış


ben seni yaralarından tanıdım
ecelime son kurşundun deli davalım
n'olur bulutsuzluğuma darılma
dudağında bizi gül
kıyametime adım kala
beni senden alma
aklım kara kış
ellerim seni üşüyor
bugün günlerden soğuk
ben aysız gecelerde
çocukluğuma mektup yazardım
ah çocukluğum kağıt gemilerim
düşlerim dudaklanıyor
sesin kokuma gizli
yıldızları sönük gecelerde
dilime yağmursun
gözlerini uyuyorum her gece
bu kent içimin bahçesi
gemilerim çözülüyor yüreğine
ellerinle okşuyorsun
bilmiyorsun
kendi bakışlı kız
ömrümün kırçıl masalısın
uçurumlar vaadetme bana
yaralısın...


Kahraman Tazeoğlu​
 
Kabuksuz Yara



Daha kaç kez ölür insan
Adına aşk denen bu intiharda
Nasılsa her cinayete bir katil bulunur
Sesimin gülen yanına bir ölüm daha sus
Hiç gelmeyenin gidişine inanmışsın
Kendinle arandaki köprüleri atmışsın
Tutunacak bir dil aramışsın dilsizlik değil
İçine akşam kaçmış sonbaharlar'a uyanmışsın
Öldürülmüş yanlarına astığın nazalık
Ağır bir uykusuzluk geçirmekte
Günü geçmiş günler satmışsın günsüzlüğüne
Dön gel oruçlarından bir suskunluk borcun kalmış
Adressiz bir gün daha geçmiş kapından
Bir kendine harammış iyi yanın
Hiç bir silah kendini vurmaz
Bu yaradan sana kabuk çıkmaz
Ve daha kaç kez ölür insan
Adına aşk denen bu intiharda.....
Kahraman Tazeoğlu

 
Paylaştıgın için Sağol.
Fakat Yazı Boyutu Küçük Oldugu İçin Okumadan Güzel Olduguna Karar verdim.
 

Zeynep Sağdaş - Yarım Kalanlara Rağmen


Söylemezdin tüm o sözleri
Görseydin en gerçek halimi
Artık önemi yok
Her yanlışta doğar bir doğru
Belkide böyle olmalıydı bu
Boşver ziyanın yok
Başka birine kendimi anlatmak
Başka birine duvarlarımı yıkmak
Başka tenlerde aşkı aramak
İnan istemem artı

~


Zor duramam ayakta hergün kırılıpta
Zor aşk yaşanmıyor hergün her an yanılıpta
Her giden bir parça çalıyor benden
Yarım kalanlara rağmen
Yok bağırma sakın hiç şimdi alınıpta
Yok üstüme gelme hiç eskiye sarılıpta
Her acı bir günah siliyor benden
Yarım kalanlara rağmen
Şimdi yaramı sarmam gerek
Aşkla aramı yapmam gerek
Kime inanmalı
Başka birine kendimi anlatmak.
Başka birine duvarlarımı yıkmak.
Başka tenlerde aşkı aramak.
İnan istemem artık


 

Kadınım....!



Köhne bir yük katarı gibi ayak parmaklarımızı ezerek
önümüzsıra geçen yorgun asır, bizim asrımız değildi. Korkarım,
tozu dumana katarak pürtelaş gelen yenisi de, o imanla
beklediğimiz ahengin asrı olmayacak. Raylar üstünde alelade
bir tımarhane bu...
...tıklım tıkış vagonlarında vahşi bir itiş kakış; dumanında
genzi yakan bir ihtiras kokusu...
Şüphesiz zamanla bu cinnet de ufukta yitip gidecek; lakin
bizim için başka katar yok ömrümüzün içinden geçecek.
Görünen o ki kadınım, seninle biz, "hayat" denen bu metruk
peronda, üzerinde adres yazmayan mektuplar gibi bekleşip,
aşkımızı acılardan damıtarak yaşlanacağız.
* * *
Öyle bir çağdayız ki, insanoğlu geçen asır düşünü gördüğü
"denizler altında 20 bin fersah" yolu katedip, "arzın
merkezine" yaklaştıkça, uzaklaştı insanlığından...
Kalabalıklaştıkça arttı kayıtsızlığın ıssızlığı...
Her bineni ise bulayan sefil bir trenle onun borsadan başka
tapınak, paradan başka tanrı tanımayan son yolcuları,
kainatın raylarındaki şiiri, ilhamı, aşkı ezip geçti.
"Ah o gönül şarkıları" sustu önce...
Sonra, sevdaların ömrü kısaldı; tadı kaçtı hasretin, şehvetin
harı söndü.
Sanal posta kutusu, mektubu öldürdü; bak, bir tek satır yok
kalemimden sana kalacak.
Silinip gidiyor telefondaki aşk mesajları; "seni seviyorum", -ki
amentüsüdür itiraf gecelerinin- parfüm sıkılmış plastik bir gül
dalının teybinde tutsak...
Korkuyorum gülüm; "Seni seviyorum" desem sana, plastik
kokacak.
* * *
A kadınım, A hüznümün bahçesi...!
Görmem mi sanırsın; sesi kısık gözlerinin nicedir... dudakların
buselere sağır... Oysa ben, haykırmak için sesine, solumak için
nefesine muhtacım.
Bilsen neler verirdim bakışlarından o kederi silebilmek, sana
itimadın hazzını yeniden verebilmek için... Lakin öyle bir
tufana yakalandık ki, birbirimize kavuşmak için çekiştirdiğimiz
kement boğuyor bizi... Mübadele garında saadet ülkesine
kesilmiş iki "açık" biletle mecalsiz bekleşiyoruz. Kudretim olsa,
seni bu harabe istasyondan kapar, koştukça yelelerinden
takvim sayfaları uçuşan bir kısrağın terkisine attığım gibi, o
çok sevdiğin ihtişam romanlarının mağrur asrına taşırdım.
Soyunurduk bütün o delik deşik kostümlerimizden, boyası
akmış maskelerimizden... mecburi rollerimizden...
"Devamsızlık yüzünden" tarihten kovulmuş iki muzip çocuk
gibi, azad olurduk kendimizden... Benim boynumda alıçtan
kolyeler, senin tebessümünde sümbülden gamzeler; çözüp
dudaklarımızın mührünü, iç çekişlerimizi toprağa gömer, her
akşam ilk sana gülümseyen yıldızına ip dolayıp keyifle
ayaklarımızı sallandırırdık dünyaya....
Dilimizde, "kavuşmanın tadını/ ayrılık feryadını" taşıyan bir
şarkıyla... Uşşak makamında...


Can Dündar (Şiir Gibi Yazılar)

 
Sevdiğim Adama…..


ilginizi çekebilecek diğer başlıklar
dekorasyon
Küçük değişiklikler
büyük keyifler - 1
Küçük değişiklikler büyük
keyifler
Ferah banyolar - 1
Sizin banyonuz hangisine
benziyor?
Evlerde kırmızı
cazibesi - 1
Evlerde kırmızı cazibesi
Bu odada uyunmaz
mı? - 1
Bu odada uyunmaz mı?
Holde yaşam var - 1
Holde yaşam var
Sevdiğim Adama…..
Ah benim sevdiğim adam; nefesine nefesimi verdiğim, ömrümü
aşkı uğruna tükettiğim, keşke başka bir hayatta
karşılaşsaydık…. Başka olsaydı şartlar belki, kim bilir belki bu
aşkı da tadını çıkara çıkara yaşardık….
Sana ne zaman dokunsam, ne zaman baksam gözlerine, hani
dünya duruyor derler ya, duruyor! Başka bir hayal alemine
geçiyor gökyüzü, sen ve ben başka bir gezegende, hiç
kimsenin olmadığı bir cennet köşesinde el ele yürümeye
başlıyoruz.
Kim bilir defalarca denedik olmayan bu aşkı, yeniden
denemeye cesaret edişimiz bile bir tuhaflıkken, nasıl
anlatabiliriz aşkın vahşetinde demlenen bu sevdanın öyküsünü
başkalarına….
Seni savunacak en ufak bir desteğim yokken üstelik, kendimi
yine kollarında buluşumu nasıl açıklarım cümle aleme? O
yüzden başım önümde susuyorum sorduklarında!
Seninle defalarca denediğim ve hep yanıldığım bu yolculukta,
bu sefer ben mi sana ödevim, sen mi bana derssin hiç
anlamıyorum.
Deliriyor kalbimin içindeki akıl ve hiçbir sevda öyküsüne
yakışmıyor yalnızlığımız ama ben en çok kendime söz
geçiremediğim için kızgınım.
Oysa seni affetmemek vardı bu filmin sonunda. Seni
affetmeden yürüyecektim başka bir hayata, başka hikayelere
ve heyecanlara. Olmadı, ben kendime yeniğim, bir de sana!
Sevdiğim adam, adamım, sevişirken içime çektiğim öbür
yanım; seni sevmekten hiç mi yorulmayacağım? Hiç mi
bıkmayacağım öpüşünden, hiç mi geçmeyecek sevdamızın o
kırmızı ışıltısı? Ben mi sana yazıldım? Sen mi kaderde bir
tuhaf döngünün imtihanındasın?
Şimdi pişman mısın diye soruyorsun ya; her şeyi bilerek tekrar
gelseydim dünyaya, yine seni severdim! Doğru cevap bu değil
biliyorum ama kalbimin mantığı yok ki!


Candan Ünal

Alinti ~

 
ÖZLEDİM SENİ.. - CAN YÜCEL


özledim seni...
ayrılık yüreğimi uyuşturuyor karıncalandırıyor nicedir.
beynimi uyuşturuyor özlemin...
çok sık birlikte olmasak bile
benimle olduğunu bilmenin
bunca zamandır içimi ısıttığını
yeni yeni anlıyorum
Yokluğun,
Hatırladıkça yüreğime saplanan bir sizi olmaktan çıkıp
mütemadiyen bir boşluğa
Sabahları seni okşayarak başlamaları
aksamları her isi bir kenara koyup
seninle baş başa konuşmaları özlüyorum;
oynaşmalarımızı,
yürüyüşlerimizi,
sevimli haşarılığını,
çocuksu küskünlüğünü...
Nasılda serttin başkalarına karşı
beni savunurken;
ve ne kadar yumuşak
bir çift kısık gözle kendini
ellerimin okşayışına bırakırken
Gitmeni asla istemediğim halde
buna mecbur olduğunu görmek
ve sana bunları söylemeden
'git artık' demek
'beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk
kavuşacaksın mutluluğa'
demek sana nede zor
seni görmemek ve belki yıllar sonra
karsılaştığımızda
bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden...
yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek....
 
YAPRAK DÖKÜMÜ - CAN YÜCEL


Sararıp dökülmeden önce kızaran yapraklar ki onlar
Şan verdiler ortalığa bütün bir sonbahar

Mevsim dönüp de yeniden yeşermeğe başlayınca rüzgar
Çıplaklığında o atın yine onlar koşacaklar
O çocuklar
O yapraklar
O şarabi eşkiyalar

Onlar da olmasa benim gayrı kimim var?
 
Geri
Üst