49- el-HUCURÂT SÛRESİ
Medine-i Münevvere'de ve Mücâdile Sûresinden sonra nazil olmuştur.[1]
l. Ey o iman etmiş olanlar, Allah'ın ve Rasûlü'nün huzurunda öne geçmeyin. Allah'tan takva üzere olun. Muhakkak ki Allah Semî'dir, Alîm'dir.
a) el-Hasen ibn Muhammed kanalıyla Abdullah ibnu'z-Zübeyr'den rivayete göre Allah'ın Rasûlü (sa)'neTemîm oğullan kafilesi geldiğinde Ebu Bekr: "Onların üzerine el-Ka'kâ' ibn Ma'bed'i emir tayin et." dedi. Ömer de: "el-Akra' ibn Habis'i emir tayin et." dedi. Ebu Bekr: "Sen ancak bana muhalefet etmek istedin." dedi. Ömer: "Hayır, sana muhalefet etmek istemedim." dedi ve tartışırlarken sesleri yükseldi de bu hususta âyetin sonuna kadar olmak üzere "Ey o iman etmiş olanlar, Allah'ın ve Rasûlü'nün huzurunda öne geçmeyin..." âyet-i kerimesi nazil oldu.[2]
Vâhıdî'nin kendi isnadıyla Abdullah ibnu'z-Zubeyr'den rivayetine göre o şöyle anlatmış: Temîm oğullarından bir grup Rasûlullah (sa)'a gelmişlerdi. Bunların başına emîr olarak kimin tayin edileceği mes'elesinde Hz. Ebu Bekr ile Hz. Ömer ihtilâf ettiler. Hz. Ebu Bekr, Ey Allah'ın elçisi Ka'kâ' ibn Ma'bed'i emir tayin et derken Hz. Ömer de: "Hayır, bilakis el-Akra' ibn Habis'i emîr tayin et dedi. Hz. Ebu Bekr: "Sen sırf bana muhalefet etmek için böyle yapıyorsun." dedi. Hz. Ömer: "Hayır, sana muhalefet etmek istemedim." dedi ve biraz tartıştılar, bu arada sesleri de yükselmişti. İşte bunun (seslerini yükseltmeleri) hakkında "Sen onlara çıkıncaya kadar sabretmiş olsalardı..."ya kadar olmak üzere "Ey o iman etmiş olanlar, Allah'ın ve Rasûlü'nün huzurunda öne geçmeyin..." âyet-i kerimelerini indirdi.[3] Bu hadise Buhârî'de, bu Sûrenin ikinci âyetinin nüzul sebebi olarak zikredilmiştir ki birazdan gelecektir.
b)İbnu'l-Münzir'in el-Hasen'den rivayetine göre bazı kimseler Kurban bayramı günü Hz. Peygamber (sa)'den önce kurbanlarını kesmişler de Hz. Peygamber kurbanlarını iade etmelerini, yeniden kurban kesmelerini emretmiş ve işte bunun üzerine Allah Tealâ: "Ey o iman etmiş olanlar, Allah'ın ve Rasûlü'nün huzurunda öne geçmeyin..." âyet-i kerimesini indirmiş.
İbn Ebi'd-Dünyâ'nın Kitâbu'l-Edâhî'deki ifadeleri ise şöyledir: "Bir adam (Kurban bayramı günü bayram) namazından önce kurban kesti de bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil oldu."
c) Taberânî'nin el-Mu'cemu'1-Evsat'ta Hz. Aişe'den rivayetle zikrettiğine göre bazı kimseler oruç ayı girmeden bu ayı oruçla karşılamak için Hz. Peygamber (sa)'den önce oruca başladılar da Alalh Tealâ bunun üzerine "Ey o iman etmiş olanlar, Allah'ın ve Rasûlü'nün huzurunda öne geçmeyin..." âyet-i kerimesini indirdi.[4]
d) Mâverdî'nin Dahhâk'ten, onun da İbn Abbâs'tan rivayetinde o şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber (sa), Amir oğullarına ashabından 24 (bir rivayette 27) kişi seçerek (seriyye veya muallim olarak) göndermişti. Amir oğullarının başında Amir ibnu't-Tufeyl vardı ve Hz. Peygamber (sa)'in bu gönderdiklerini öldürdüler. Ancak onlardan (yolda yürürlerken) geri kalan üçü öldürülmekten kurtulup Medine-i Münevvere'ye geri döndüler. Yolda Süleym oğullarından iki kişiye rastladılar ve hangi kabileden olduklarını sordular. Onlar da Süleym oğulları kabilesinden daha güçlü olduğu için Süleym oğullarından olduklarını gizleyip "Amir oğullarındanız." dediler. Bu üç sahabi de onları Amir oğullarından zannederek öldürdüler, yanlarında bulunan eşyaları da ganimet olarak alıp Medine'ye girdiler. Hz. Peygamber onlara: "Ne kötü yaptınız, onlar Süleym oğullarındandı." veya "Onlar bizimle aralarında antlaşma olan bir kavimdendiler." buyurdular.
Daha sonra Süleym oğullarından bir hey'et gelip: "Biz sizinle antlaşmalı olduğumuz halde bizden iki kişi sizin tarafınızdan öldürüldü." deyip diyetini istediler. Hz. Peygamber (sa) de onların diyeti olarak onlara yüz deve verdi ve işte o iki Süeymlinin öldürülmesi hakkında bu âyet-i kerime nazil oldu.[5] İbnu's-Sâib ise o iki Süleymliyi Amr ibn Ümeyye ed-Damrî'nin öldürdüğünü ve âyetin onun hakkında indiğini söylemiştir.[6]
I. Ey o iman etmiş olanlar, seslerinizi O Peygamber'in sesinden yüksek çıkarmayın. Birbirinize bağırdığınız gibi O'na bağırmayın. Yoksa siz farkına varmadan amelleriniz boşa gider.
Yesera ibn Safvân kanalıyla İbn Ebî Müleyke'den rivayette o şöyle anlatıyor: (Bu ümmetin) iki en hayırlısı, Ebu Bekr ve Ömer az daha helak olayazdılar. Temîm oğullan kafilesi geldiğinde Hz. Peygamber (sa)'in huzurunda seslerini yükselttiler. Birisi (bu kafile üzerine emir olarak Mücâşi' oğulları kardeşi el-Akra' ibn Hâbis'i emir tayin edilmesini işaret ederken diğeri bir başkasını -râvî Nâfi' onun ismini ezberlemedim, diyor- işaret etti. Ebu Bekr, Ömer'e: "Sen bununla ancak bana muhalefet etmek istedin." dedi. Ömer de: "Hayır, sana muhalefet etmek istemedim." dedi ve bu tartışma sırasında sesleri yükseldi. İşte bunun üzerine Allah Tealâ "Ey o iman etmiş olanlar, seslerinizi yükseltmeyin..." âyet-i kerimesini indirdi.[7]
3. Rasûlullah'ın yanında seslerim kısanlar, muhakkak ki onlar, Allah'ın kalblerini takva ile imtihan ettiği kimselerdir. Onlar için mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır.
a) "Ey iman etmiş olanlar, seslerinizi O Peygamber'in sesinden yüksek çıkarmayın." âyet-i kerimesi nazil olunca Ebu Bekr, Hz. Peygamber'le ancak sırdaş olanın konuştuğu gibi çok alçak sesle konuşmaya başladı da Allah Tealâ Ebu Bekr hakkında bu âyet-i kerimeyi indirdi.[8]
b) Taberî'nin Ebu Küreyb kanalıyla Muhammed ibn Sabit ibn Kays'dan rivayetinde o şöyle anlatıyor: "Seslerinizi O Peygamber'in sesinden yüksek çıkarmayın. Birbirinize bağırdığınız gibi O Peygamber'e bağırmayın." âyet-i kerimesi nazil olduğunda Sabit ibn Kays yolda ağlıyarak oturmuştu. Aclân oğullarından Asım ibn Adiyy yolda ona rastlayıp "Ey Sabit seni ağlatan nedir?" diye sordu.. Sabit: "Şu âyet-i kerimedir; benim hakkımda nazil olmuş olmasından korkuyorum. Ben, yüksek ve gür sesliyim." dedi. Asım ibn Adiyy, Hz. Peygamber (sa)'e giderken Sabit de hıçkırıklara boğulmuştu. Sonra evine gitti ve Abdullah ibn Übeyy ibn SelûPun kızı olan karısı Cemîle geldiğinde ona: "Kısrağımın ahırına gireyim de üzerime kol demirini vurarak kol demirini çivile." dedi. Cemîle de çiviyi o kadar kuvvetle çaktı ki sonunda çivinin ucu öbür taraftan çıktı. Sabit: "Allah canımı alıncaya veya Allah'ın rasûlü benden hoşnut oluncaya kadar buradan çıkmayacağım, dedi. Asım ise Rasûlullah (sa)'a gelerek onun durumunu haber verdi. Rasûlullah (sa): "Git onu bana çağır." buyurdu. Asım, Sâbit'i görmüş olduğu yere geldi, onu bulamadı, evine geldi ve onu kısrağının ahırında bularak ona: "Rasûlullah seni çağırıyor." dedi. Sabit: "Kol demirini (veya kapıyı) kır." dedi ve birlikte çıktılar, Hz. Peygamber (sa)'e geldiler. Rasûlullah (sa), Sabit'e: "Ey Sabit, seni ağlatan nedir?" diye sordu. Sabit: "Ben gür sesliyim. Bu yüzden "Seslerinizi Peygamber'in sesinden yüksek çıkarmayın ve birbirinize bağırdığınız gibi O Peygamber'e bağırmayın." âyetinin benim hakkımda nazil olmuş olmasından korkuyorum." dedi. Hz. Peygamber (sa) ona: "Övülmüş olarak yaşamak, şehid olarak ölmek ve cennete girmek istemez misin?" buyurdular. Sabit der ki: "Allah ve Rasûlü'nün müjdesinden hoşnut olarak bir daha asla sesimi Allah'ın Rasûlü'nün sesinden yüksek çıkarmadım ve işte bunun üzerine Allah Tealâ: "Rasûlullah'm yanında seslerini kısanlar, muhakkak ki onlar, Allah'ın kalblerini takva ile imtihan ettiği kimselerdir..." âyet-i kerimesini indirdi.[9] Nitekim Sabit ibn Kayş, Yemâme'de müslümanlar açılıp bozgun alâmetleri gösterdiklerinde: "Ey Allahım, şunlara ve tapındıklarına yuf olsun. Şunlara (müslümanlara) ve yaptıklarına da yuf olsun." deyip ilerlemiş ve şehid oluncaya kadar savaşmıştır.[10]
Taberî'nin İbn Humeyd kanalıyla Şimr ibn Atıyye'den rivayetine göre ise Sabit'in bu korkusunun sebebi ağır işitmesi sebebiyle bağırarak konuşmuş olmasıdır ve bizzat kendisi gelip Hz. Peygamber (sa)'e "Seslerinizi Peygamber'in sesinden yüksek çıkarmayın ve birbirinize bağırdığınız gibi O Peygamber'e bağırmayın." âyetinin nüzulünden dolayı üzüldüğünü ve bu âyetin kendisi hakkında inmiş olmasından korktuğunu söylemiş.[11]
4. Muhakkak ki sana hücrelerin ardından seslenenlerin çoğunun akılları ermez.
5. Eğer onlar, sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi, kendileri için elbette daha hayırlı olurdu. Allah Ğafûr'dur, Rahîm'dir.
a) Ahmed ibn Ubeydullah el-Muhalledî kanalıyla Zeyd ibn Erkam'dan rivayette o şöyle demiştir: Bir kısım insanlar Hz. Peygamber (sa)'e geldiler ve Efendimiz odalarında iken dışardan: "Ey Muhammed, ey Muhammedi" diye seslenmeye başladılar da bunun üzerine Allah Tealâ bu âyet-i kerimeleri indirdi.[12]
İbn Ebî Hatim bu olayı biraz daha ayrıntılı olarak Zeyd ibn Erkam'dan rivayetle şöyle anlatmıştır: Araplardan bazı kimseler bir araya gelmişler ve kendi aralarında: "Şu adama (Hz. Peygamber'i kastediyorlar) gidelim. Eğer o bir peygamber ise insanların en mutlusu bizler oluruz. Yok eğer peygamber değil de kıralsa onun kanatları altında geçiniriz." demişler. Bu konuşmaları duyan Zeyd ibn Erkam da Hz. peygamber (sa)'e gelerek onların konuşmalarını haber vermiş. Nitekim çok geçmeden o araplar Efendimiz (sa)'e gelerek O, odasında iken odanın dışından: "Ey Muhammed, ey Muhammed!" diye seslenmeye başlamışlar ve işte bunun üzerine Allah Tealâ: "Muhakkak ki sana hücrelerin ardından seslenenlerin çoğunun akılları ermez." âyet-i kerimesini indirmiş. Zeyd der ki: Rasûlullah (sa) kulağımdan tuttu, uzattı ve: "Ey Zeyd Allah senin sözünü doğruladı, ey Zeyd Allah senin sözünü doğruladı." Buyurdular.[13]
Medine-i Münevvere'de ve Mücâdile Sûresinden sonra nazil olmuştur.[1]
l. Ey o iman etmiş olanlar, Allah'ın ve Rasûlü'nün huzurunda öne geçmeyin. Allah'tan takva üzere olun. Muhakkak ki Allah Semî'dir, Alîm'dir.
a) el-Hasen ibn Muhammed kanalıyla Abdullah ibnu'z-Zübeyr'den rivayete göre Allah'ın Rasûlü (sa)'neTemîm oğullan kafilesi geldiğinde Ebu Bekr: "Onların üzerine el-Ka'kâ' ibn Ma'bed'i emir tayin et." dedi. Ömer de: "el-Akra' ibn Habis'i emir tayin et." dedi. Ebu Bekr: "Sen ancak bana muhalefet etmek istedin." dedi. Ömer: "Hayır, sana muhalefet etmek istemedim." dedi ve tartışırlarken sesleri yükseldi de bu hususta âyetin sonuna kadar olmak üzere "Ey o iman etmiş olanlar, Allah'ın ve Rasûlü'nün huzurunda öne geçmeyin..." âyet-i kerimesi nazil oldu.[2]
Vâhıdî'nin kendi isnadıyla Abdullah ibnu'z-Zubeyr'den rivayetine göre o şöyle anlatmış: Temîm oğullarından bir grup Rasûlullah (sa)'a gelmişlerdi. Bunların başına emîr olarak kimin tayin edileceği mes'elesinde Hz. Ebu Bekr ile Hz. Ömer ihtilâf ettiler. Hz. Ebu Bekr, Ey Allah'ın elçisi Ka'kâ' ibn Ma'bed'i emir tayin et derken Hz. Ömer de: "Hayır, bilakis el-Akra' ibn Habis'i emîr tayin et dedi. Hz. Ebu Bekr: "Sen sırf bana muhalefet etmek için böyle yapıyorsun." dedi. Hz. Ömer: "Hayır, sana muhalefet etmek istemedim." dedi ve biraz tartıştılar, bu arada sesleri de yükselmişti. İşte bunun (seslerini yükseltmeleri) hakkında "Sen onlara çıkıncaya kadar sabretmiş olsalardı..."ya kadar olmak üzere "Ey o iman etmiş olanlar, Allah'ın ve Rasûlü'nün huzurunda öne geçmeyin..." âyet-i kerimelerini indirdi.[3] Bu hadise Buhârî'de, bu Sûrenin ikinci âyetinin nüzul sebebi olarak zikredilmiştir ki birazdan gelecektir.
b)İbnu'l-Münzir'in el-Hasen'den rivayetine göre bazı kimseler Kurban bayramı günü Hz. Peygamber (sa)'den önce kurbanlarını kesmişler de Hz. Peygamber kurbanlarını iade etmelerini, yeniden kurban kesmelerini emretmiş ve işte bunun üzerine Allah Tealâ: "Ey o iman etmiş olanlar, Allah'ın ve Rasûlü'nün huzurunda öne geçmeyin..." âyet-i kerimesini indirmiş.
İbn Ebi'd-Dünyâ'nın Kitâbu'l-Edâhî'deki ifadeleri ise şöyledir: "Bir adam (Kurban bayramı günü bayram) namazından önce kurban kesti de bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil oldu."
c) Taberânî'nin el-Mu'cemu'1-Evsat'ta Hz. Aişe'den rivayetle zikrettiğine göre bazı kimseler oruç ayı girmeden bu ayı oruçla karşılamak için Hz. Peygamber (sa)'den önce oruca başladılar da Alalh Tealâ bunun üzerine "Ey o iman etmiş olanlar, Allah'ın ve Rasûlü'nün huzurunda öne geçmeyin..." âyet-i kerimesini indirdi.[4]
d) Mâverdî'nin Dahhâk'ten, onun da İbn Abbâs'tan rivayetinde o şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber (sa), Amir oğullarına ashabından 24 (bir rivayette 27) kişi seçerek (seriyye veya muallim olarak) göndermişti. Amir oğullarının başında Amir ibnu't-Tufeyl vardı ve Hz. Peygamber (sa)'in bu gönderdiklerini öldürdüler. Ancak onlardan (yolda yürürlerken) geri kalan üçü öldürülmekten kurtulup Medine-i Münevvere'ye geri döndüler. Yolda Süleym oğullarından iki kişiye rastladılar ve hangi kabileden olduklarını sordular. Onlar da Süleym oğulları kabilesinden daha güçlü olduğu için Süleym oğullarından olduklarını gizleyip "Amir oğullarındanız." dediler. Bu üç sahabi de onları Amir oğullarından zannederek öldürdüler, yanlarında bulunan eşyaları da ganimet olarak alıp Medine'ye girdiler. Hz. Peygamber onlara: "Ne kötü yaptınız, onlar Süleym oğullarındandı." veya "Onlar bizimle aralarında antlaşma olan bir kavimdendiler." buyurdular.
Daha sonra Süleym oğullarından bir hey'et gelip: "Biz sizinle antlaşmalı olduğumuz halde bizden iki kişi sizin tarafınızdan öldürüldü." deyip diyetini istediler. Hz. Peygamber (sa) de onların diyeti olarak onlara yüz deve verdi ve işte o iki Süeymlinin öldürülmesi hakkında bu âyet-i kerime nazil oldu.[5] İbnu's-Sâib ise o iki Süleymliyi Amr ibn Ümeyye ed-Damrî'nin öldürdüğünü ve âyetin onun hakkında indiğini söylemiştir.[6]
I. Ey o iman etmiş olanlar, seslerinizi O Peygamber'in sesinden yüksek çıkarmayın. Birbirinize bağırdığınız gibi O'na bağırmayın. Yoksa siz farkına varmadan amelleriniz boşa gider.
Yesera ibn Safvân kanalıyla İbn Ebî Müleyke'den rivayette o şöyle anlatıyor: (Bu ümmetin) iki en hayırlısı, Ebu Bekr ve Ömer az daha helak olayazdılar. Temîm oğullan kafilesi geldiğinde Hz. Peygamber (sa)'in huzurunda seslerini yükselttiler. Birisi (bu kafile üzerine emir olarak Mücâşi' oğulları kardeşi el-Akra' ibn Hâbis'i emir tayin edilmesini işaret ederken diğeri bir başkasını -râvî Nâfi' onun ismini ezberlemedim, diyor- işaret etti. Ebu Bekr, Ömer'e: "Sen bununla ancak bana muhalefet etmek istedin." dedi. Ömer de: "Hayır, sana muhalefet etmek istemedim." dedi ve bu tartışma sırasında sesleri yükseldi. İşte bunun üzerine Allah Tealâ "Ey o iman etmiş olanlar, seslerinizi yükseltmeyin..." âyet-i kerimesini indirdi.[7]
3. Rasûlullah'ın yanında seslerim kısanlar, muhakkak ki onlar, Allah'ın kalblerini takva ile imtihan ettiği kimselerdir. Onlar için mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır.
a) "Ey iman etmiş olanlar, seslerinizi O Peygamber'in sesinden yüksek çıkarmayın." âyet-i kerimesi nazil olunca Ebu Bekr, Hz. Peygamber'le ancak sırdaş olanın konuştuğu gibi çok alçak sesle konuşmaya başladı da Allah Tealâ Ebu Bekr hakkında bu âyet-i kerimeyi indirdi.[8]
b) Taberî'nin Ebu Küreyb kanalıyla Muhammed ibn Sabit ibn Kays'dan rivayetinde o şöyle anlatıyor: "Seslerinizi O Peygamber'in sesinden yüksek çıkarmayın. Birbirinize bağırdığınız gibi O Peygamber'e bağırmayın." âyet-i kerimesi nazil olduğunda Sabit ibn Kays yolda ağlıyarak oturmuştu. Aclân oğullarından Asım ibn Adiyy yolda ona rastlayıp "Ey Sabit seni ağlatan nedir?" diye sordu.. Sabit: "Şu âyet-i kerimedir; benim hakkımda nazil olmuş olmasından korkuyorum. Ben, yüksek ve gür sesliyim." dedi. Asım ibn Adiyy, Hz. Peygamber (sa)'e giderken Sabit de hıçkırıklara boğulmuştu. Sonra evine gitti ve Abdullah ibn Übeyy ibn SelûPun kızı olan karısı Cemîle geldiğinde ona: "Kısrağımın ahırına gireyim de üzerime kol demirini vurarak kol demirini çivile." dedi. Cemîle de çiviyi o kadar kuvvetle çaktı ki sonunda çivinin ucu öbür taraftan çıktı. Sabit: "Allah canımı alıncaya veya Allah'ın rasûlü benden hoşnut oluncaya kadar buradan çıkmayacağım, dedi. Asım ise Rasûlullah (sa)'a gelerek onun durumunu haber verdi. Rasûlullah (sa): "Git onu bana çağır." buyurdu. Asım, Sâbit'i görmüş olduğu yere geldi, onu bulamadı, evine geldi ve onu kısrağının ahırında bularak ona: "Rasûlullah seni çağırıyor." dedi. Sabit: "Kol demirini (veya kapıyı) kır." dedi ve birlikte çıktılar, Hz. Peygamber (sa)'e geldiler. Rasûlullah (sa), Sabit'e: "Ey Sabit, seni ağlatan nedir?" diye sordu. Sabit: "Ben gür sesliyim. Bu yüzden "Seslerinizi Peygamber'in sesinden yüksek çıkarmayın ve birbirinize bağırdığınız gibi O Peygamber'e bağırmayın." âyetinin benim hakkımda nazil olmuş olmasından korkuyorum." dedi. Hz. Peygamber (sa) ona: "Övülmüş olarak yaşamak, şehid olarak ölmek ve cennete girmek istemez misin?" buyurdular. Sabit der ki: "Allah ve Rasûlü'nün müjdesinden hoşnut olarak bir daha asla sesimi Allah'ın Rasûlü'nün sesinden yüksek çıkarmadım ve işte bunun üzerine Allah Tealâ: "Rasûlullah'm yanında seslerini kısanlar, muhakkak ki onlar, Allah'ın kalblerini takva ile imtihan ettiği kimselerdir..." âyet-i kerimesini indirdi.[9] Nitekim Sabit ibn Kayş, Yemâme'de müslümanlar açılıp bozgun alâmetleri gösterdiklerinde: "Ey Allahım, şunlara ve tapındıklarına yuf olsun. Şunlara (müslümanlara) ve yaptıklarına da yuf olsun." deyip ilerlemiş ve şehid oluncaya kadar savaşmıştır.[10]
Taberî'nin İbn Humeyd kanalıyla Şimr ibn Atıyye'den rivayetine göre ise Sabit'in bu korkusunun sebebi ağır işitmesi sebebiyle bağırarak konuşmuş olmasıdır ve bizzat kendisi gelip Hz. Peygamber (sa)'e "Seslerinizi Peygamber'in sesinden yüksek çıkarmayın ve birbirinize bağırdığınız gibi O Peygamber'e bağırmayın." âyetinin nüzulünden dolayı üzüldüğünü ve bu âyetin kendisi hakkında inmiş olmasından korktuğunu söylemiş.[11]
4. Muhakkak ki sana hücrelerin ardından seslenenlerin çoğunun akılları ermez.
5. Eğer onlar, sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi, kendileri için elbette daha hayırlı olurdu. Allah Ğafûr'dur, Rahîm'dir.
a) Ahmed ibn Ubeydullah el-Muhalledî kanalıyla Zeyd ibn Erkam'dan rivayette o şöyle demiştir: Bir kısım insanlar Hz. Peygamber (sa)'e geldiler ve Efendimiz odalarında iken dışardan: "Ey Muhammed, ey Muhammedi" diye seslenmeye başladılar da bunun üzerine Allah Tealâ bu âyet-i kerimeleri indirdi.[12]
İbn Ebî Hatim bu olayı biraz daha ayrıntılı olarak Zeyd ibn Erkam'dan rivayetle şöyle anlatmıştır: Araplardan bazı kimseler bir araya gelmişler ve kendi aralarında: "Şu adama (Hz. Peygamber'i kastediyorlar) gidelim. Eğer o bir peygamber ise insanların en mutlusu bizler oluruz. Yok eğer peygamber değil de kıralsa onun kanatları altında geçiniriz." demişler. Bu konuşmaları duyan Zeyd ibn Erkam da Hz. peygamber (sa)'e gelerek onların konuşmalarını haber vermiş. Nitekim çok geçmeden o araplar Efendimiz (sa)'e gelerek O, odasında iken odanın dışından: "Ey Muhammed, ey Muhammed!" diye seslenmeye başlamışlar ve işte bunun üzerine Allah Tealâ: "Muhakkak ki sana hücrelerin ardından seslenenlerin çoğunun akılları ermez." âyet-i kerimesini indirmiş. Zeyd der ki: Rasûlullah (sa) kulağımdan tuttu, uzattı ve: "Ey Zeyd Allah senin sözünü doğruladı, ey Zeyd Allah senin sözünü doğruladı." Buyurdular.[13]