Ticaretle uğraşmanın en ilginç yanlarından birisi de insanları tanımanızı sağlamasıdır.Sanatçılar, yazarlar, ressamlar, doktorlar, siyasetçiler..Herkes bir şekilde kendi mesleği içinde insanları tanımaya ve mesleğini ona göre geliştirmeye çalışır ve belki de ticaret tamamen para işi sanıldığı için insanları tanımaya elverişli bir meslek değil gibi algılanır.
Çok yanlış. Oysaki biz ticaret erbabı, bizzat insanın kendisi ile muhatabız. Zira para demek, insan demek değil mi şu günlerde? Bana kaç paran olduğunu söyle, sana nasıl bir insan olduğunu söyleyeyim sözü çağımız insanına cuk oturuyor tabiri caizse..
Alım satım işlerinde muhatabınız bir insan elbette. Sanatta, müzikte, tiyatroda, sinemada insan derin duygularını ortaya çıkarır. Bir ressam birini karşısına oturtup resmini çizmeye kalktığında ilk soru şudur; bu insanın ince kıvrımları, derin hatları, ışığın yüzünde oynayışları bu tuvale nasıl yansıtılmalı?
Ya da bir çiftçi, tohum ekecek, insanları doyuracak ürünler yetiştirecek.Toprak ekime elverişli mi, geçen yıl ne ekmiştik, bu yıl ne ekelim ki çok ürün elde edelim, insanların bu yıl şuna daha çok ihtiyacı var gibi sorularla yine insana endeksli çalışmalar yapar.
Veya siyaset adamları, seçmenimiz, yani yönetimini üstlendiğimiz kişiler, hangi kanunu çıkarırsak daha mutlu, hangi yasayı uygularsak daha müreffeh olurlar düşüncesiyle seçime girer, siyaset yürütür.
Örnekleri çoğaltmak mümkün.Herkes yaptığı işle insana ve insanlığa bir şeyler katmak, hizmet sunmak veya insan ulaşmak gayesindedir.
Biz ticaret erbabına gelince..Elimizdeki ürünü insana sunacağız elbette. Ancak ressam nasıl fırça darbeleriyle elindeki boş tuvale bir insanı resmediyor, bir yansıma, aynı insandan bir 2.insan suretini ortaya çıkarıyorsa bizler de alışlar satışlar arasında ne yeni insanlar ortaya çıkarıyor, tabiri caizse ne ruh alıyor ve ne ruh satıyoruz. İnsanların sattıkları malın yanı sıra nelere müşteri olup nelerini satabildiklerini bir görseniz..
Evet, şaşırmayınız, her alış verişte kendini de alan ve satan insanlar var.Her mal tesliminde kendi hırslarını ümitlerini, nefretlerini ve nefsinin azgınlıklarını üç-beş kuruşa değişenler var. Her satışta satılabilinen her alışta satın alınabilinen insanlar var, insancıklar mı desek? Paracıklar gibi..
Bir malın kalitesini ürünün kendisiyle değil, kendi kirli ağzındaki -matbaadan yeni çıkmış gibi taze- yeminlerle pekiştirenler de, cebine atacağı fazladan üç kuruş için dünyasını da ahiretini de bir kibritle yakıp kül edenler de, itibar yerine para, sadakat yerine para ve hatta dostluk yerine de parayı koyup bir de karşısına geçip tapınanlar da var bu ticaret aleminde. Para yerine kasalarında hıyanetlerini, yalanlarını ve kumpas planlarını saklayanlar, parasını saklayanlardan bin kat fazladır..
Oysa eskiler ticareti peygamber mesleği addetmiş. Doğrusu da o. Efendimiz daha henüz amcasının himayesi altında iken (Canlarımız Ona Kurban olsun. Sav) ticaret kervanları ile Şama giderek sonsuzluğa dek sürecek peygamberlik vazifesindeki en önemli noktayı, yani insan tanıma noktasını keşfe çıkmamış mıydı?
Nitekim Hatice Annemiz de Efendimizin (sav) ticaretteki yeteneğine, insan ilişkilerindeki kabiliyetine vurulmuş ve onda kendi kriterlerine göre bir gelecek olduğunu hissetmişti.
Ticaret böyle bir şey.İş yaptığınız adamı bir ressam gibi karşınıza koyar ve ince yalanlarını, genel kişilik bozukluklarını, sahte tavırlarını seyredersiniz bütün çıplaklığı ile.Hangi insan türünün menfaati için neleri gözünü kırpmadan harcayabileceğini bir cinayet davalarında görebilirsiniz, bir de bizim meslekte..
Bence insanların gerçek yüzü de ticaret aynasındaki yansımalarında ortaya çıkıyor. Para para, söyle bana, var mı bu dünyada benden daha sahtekârı? diyen cadı ruhlu insanların bu ticaret masalında ellerinde zehirli elmalar, dükkanlarımızın arasında dolaşıp durduklarını gördükten sonra allahümmeecirnamin şerrin ticareh.. diyesim geliyor..
Hayata şerlerden bile alınacak dersler vardır niyetiyle baktığım için olsa gerek, doğru sözlü olmayı iş hayatında duyduğum yalanlardan, nokta kadar menfaat için virgül kadar eğilmemeyi 2 kuruşluk kâr için sürüm sürüm sürünenlerden, dost kazanmayı ve dost kalmayı dost kazıklarken kazığı nasıl sahte sevgi ve gülücüklerle acıtmadan sokacağının hesabını yapanlardan, kanaatkâr olmayı para hırsından gözü dönüp bütün kutsal değerleri satılabilir meta gibi görenlerden öğrendim. Hepsine en içten teşekkürlerimi sunuyorum, sağ olsunlar, var olsunlar..
Siz de her ne iş yapıyorsanız yapın, ressam, heykeltıraş, müzisyen, sarraf, öğretmen, şoför, doktor .Bir süreliğine kendinize bir ticaret işi ayarlayın. Çorap-mendil ya da limon alın satın birkaç saatliğine. İnsanım diye gezinen o ince kıvrımlı, bol gülüşlü güzel insanların, o aklı fikri yerinde, cebi de kasası da dolu, toplumsal itibarı tavan yapmış pek değerli insanların para karşısında girdikleri şekiller ve aldıkları tavırlar sizi belki de insanlığınızdan utandıracak..
Allah kimseyi insanlığından utandırmasın..
Çok yanlış. Oysaki biz ticaret erbabı, bizzat insanın kendisi ile muhatabız. Zira para demek, insan demek değil mi şu günlerde? Bana kaç paran olduğunu söyle, sana nasıl bir insan olduğunu söyleyeyim sözü çağımız insanına cuk oturuyor tabiri caizse..
Alım satım işlerinde muhatabınız bir insan elbette. Sanatta, müzikte, tiyatroda, sinemada insan derin duygularını ortaya çıkarır. Bir ressam birini karşısına oturtup resmini çizmeye kalktığında ilk soru şudur; bu insanın ince kıvrımları, derin hatları, ışığın yüzünde oynayışları bu tuvale nasıl yansıtılmalı?
Ya da bir çiftçi, tohum ekecek, insanları doyuracak ürünler yetiştirecek.Toprak ekime elverişli mi, geçen yıl ne ekmiştik, bu yıl ne ekelim ki çok ürün elde edelim, insanların bu yıl şuna daha çok ihtiyacı var gibi sorularla yine insana endeksli çalışmalar yapar.
Veya siyaset adamları, seçmenimiz, yani yönetimini üstlendiğimiz kişiler, hangi kanunu çıkarırsak daha mutlu, hangi yasayı uygularsak daha müreffeh olurlar düşüncesiyle seçime girer, siyaset yürütür.
Örnekleri çoğaltmak mümkün.Herkes yaptığı işle insana ve insanlığa bir şeyler katmak, hizmet sunmak veya insan ulaşmak gayesindedir.
Biz ticaret erbabına gelince..Elimizdeki ürünü insana sunacağız elbette. Ancak ressam nasıl fırça darbeleriyle elindeki boş tuvale bir insanı resmediyor, bir yansıma, aynı insandan bir 2.insan suretini ortaya çıkarıyorsa bizler de alışlar satışlar arasında ne yeni insanlar ortaya çıkarıyor, tabiri caizse ne ruh alıyor ve ne ruh satıyoruz. İnsanların sattıkları malın yanı sıra nelere müşteri olup nelerini satabildiklerini bir görseniz..
Evet, şaşırmayınız, her alış verişte kendini de alan ve satan insanlar var.Her mal tesliminde kendi hırslarını ümitlerini, nefretlerini ve nefsinin azgınlıklarını üç-beş kuruşa değişenler var. Her satışta satılabilinen her alışta satın alınabilinen insanlar var, insancıklar mı desek? Paracıklar gibi..
Bir malın kalitesini ürünün kendisiyle değil, kendi kirli ağzındaki -matbaadan yeni çıkmış gibi taze- yeminlerle pekiştirenler de, cebine atacağı fazladan üç kuruş için dünyasını da ahiretini de bir kibritle yakıp kül edenler de, itibar yerine para, sadakat yerine para ve hatta dostluk yerine de parayı koyup bir de karşısına geçip tapınanlar da var bu ticaret aleminde. Para yerine kasalarında hıyanetlerini, yalanlarını ve kumpas planlarını saklayanlar, parasını saklayanlardan bin kat fazladır..
Oysa eskiler ticareti peygamber mesleği addetmiş. Doğrusu da o. Efendimiz daha henüz amcasının himayesi altında iken (Canlarımız Ona Kurban olsun. Sav) ticaret kervanları ile Şama giderek sonsuzluğa dek sürecek peygamberlik vazifesindeki en önemli noktayı, yani insan tanıma noktasını keşfe çıkmamış mıydı?
Nitekim Hatice Annemiz de Efendimizin (sav) ticaretteki yeteneğine, insan ilişkilerindeki kabiliyetine vurulmuş ve onda kendi kriterlerine göre bir gelecek olduğunu hissetmişti.
Ticaret böyle bir şey.İş yaptığınız adamı bir ressam gibi karşınıza koyar ve ince yalanlarını, genel kişilik bozukluklarını, sahte tavırlarını seyredersiniz bütün çıplaklığı ile.Hangi insan türünün menfaati için neleri gözünü kırpmadan harcayabileceğini bir cinayet davalarında görebilirsiniz, bir de bizim meslekte..
Bence insanların gerçek yüzü de ticaret aynasındaki yansımalarında ortaya çıkıyor. Para para, söyle bana, var mı bu dünyada benden daha sahtekârı? diyen cadı ruhlu insanların bu ticaret masalında ellerinde zehirli elmalar, dükkanlarımızın arasında dolaşıp durduklarını gördükten sonra allahümmeecirnamin şerrin ticareh.. diyesim geliyor..
Hayata şerlerden bile alınacak dersler vardır niyetiyle baktığım için olsa gerek, doğru sözlü olmayı iş hayatında duyduğum yalanlardan, nokta kadar menfaat için virgül kadar eğilmemeyi 2 kuruşluk kâr için sürüm sürüm sürünenlerden, dost kazanmayı ve dost kalmayı dost kazıklarken kazığı nasıl sahte sevgi ve gülücüklerle acıtmadan sokacağının hesabını yapanlardan, kanaatkâr olmayı para hırsından gözü dönüp bütün kutsal değerleri satılabilir meta gibi görenlerden öğrendim. Hepsine en içten teşekkürlerimi sunuyorum, sağ olsunlar, var olsunlar..
Siz de her ne iş yapıyorsanız yapın, ressam, heykeltıraş, müzisyen, sarraf, öğretmen, şoför, doktor .Bir süreliğine kendinize bir ticaret işi ayarlayın. Çorap-mendil ya da limon alın satın birkaç saatliğine. İnsanım diye gezinen o ince kıvrımlı, bol gülüşlü güzel insanların, o aklı fikri yerinde, cebi de kasası da dolu, toplumsal itibarı tavan yapmış pek değerli insanların para karşısında girdikleri şekiller ve aldıkları tavırlar sizi belki de insanlığınızdan utandıracak..
Allah kimseyi insanlığından utandırmasın..