• Web sitemizin içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için Web sitemize kayıt olmalı ya da giriş yapmalısınız. Web sitemize üye olmak tamamen ücretsizdir.
  • Sohbetokey.com ile canlı okey oynamaya ne dersin? Hem sohbet et, hem mobil okey oyna!
  • Soru mu? Sorun mu? ''Bir Sorum Var?'' sistemimiz aktiftir. Paylaşın beraber çözüm üretelim.

İskat-ı Salat Meselesi

diShy

Onursal Üye
Üyelik Tarihi
27 Kas 2009
Konular
32,527
Mesajlar
50,860
MFC Puanı
2,580
Kazaya kalmış beş vakit farz namazlarla vitir namazlarinin bağışlanması umudu ile yapılan bir sadaka verme işlemine "İskat-ı Salât" denilmektedir Şöyle ki: Mükellef bir insan farz ve vitir namazlarını ima ile dahi olsa yerine getirmeye gücü olduğu halde eda veya kazayı yapmaksızın ölse bunların düşürülmesi için (bunların manevî sorumluluğundan kurtulması ümidi ile) bunlara karşı ödenmek üzere malının üçte birinden harcama yapılmasını vasiyet etmesi gerekir Buna göre ölünün geriye bıraktığı malın üçte birinden namazlar için fidye (bedel) verilirBöylece bagışlanması için Yüce Allah´a dua edilir

İskat-ı Salât (namazların düşürülmesi) için vasiyette bulunmamış olan bir ölünün velisi (varislerinden biri) tarafından bağış yolu ile verilecek bir mal ile de bu "İskat" işlemi yapılabilir Ölünün bu yüzden bağışlanması Allah´ın rahmetinden umulur

Yabancı bir kimse tarafından yapılacak böyle bir bağışın bu konuda yeterli olup olmadığı üzerinde ihtilâf vardırHer halde yabancı bir kimse tarafından ölü adına verilecek sadakadan da ölüye sevab ulaşır

Bir kimse hastalığı sırasında kazaya kalmış namazlarını düşürmek için fidye ve sadaka veremez Çünkü bunları kaza etmesi ihtimali vardır Vereceği bu fidye hiç bir zaman namaz yerine geçemez Fakat bu hastalık halindeki namazlarını kaza etmek fırsatını bulamayacağını düşünerek vasiyette bulunsa bu vasiyeti ölümünde varisi varsa bırakmış olduğu malın üçte birinden varisi yoksa malının tamamından (İskat-ı Salât olarak) yerine getirilir

İskat-ı salât için ölünün milâdi yıl olarak hayatı esas alınır Şöyle ki: Ölü erkek ise on iki kadın ise dokuz yaşından sonraki yaşadığı yıl hesabedilir Bu zaman içinde namazlarını kılmış olsa dahi bunların kılınmasında noksanlar bulunacağı düşüncesi ile bütün bu müddet içindeki namazları için fıdye verilmesi tercih edilir Örnek: Ölen bir erkeğin ömrü yetmiş yıl olsa bunun elli sekiz senesi için her namaz karşılığında bir fitre miktarı fidye verilir

Namaz fidyesi için ayrılan para ömre göre hesap edilen namazların karşılığı olarak yetmediği takdirde bu para çoğunlukla on fakire devir şeklinde verilebilir

Örnek: Altmış iki yaşında ölen bir kimsenin elli senelik hayatı için devir yapılmak istense fitre elli kuruş olduğu kabul edilerek namazların iskatı için de doksan lira ayrılmış bulunsa bir aylık devir yapılır Şöyle ki: Vitir namazı dahil bir aylık namaz otuz gün itibari ile yüz seksen vakit eder Bunun fidyesi de elli kuruş fıtre üzerinden doksan lira eder Elli senede isealtı yüz ay vardır Bu durumda bu doksan lira on fakire veya birkaç fakire altıyüz defa devredilir Eğer bu ayrılan para iki misline (180 liraya) çıkarılmış olursa üç yüz defa devir yeterli olur Eğer ayrılan para kırk beş lira olursa o zaman bin iki yüz defa devir gerekir Böylece devir sayısı ayrılan paranın miktarına göre değişir

Fidyenin devri yapılırken acele etmemelidir Usulüne göre alıp verilmelidir Şöyle ki: Ölünün mükellef olan varisi (velisi) fidyeyi fakire verirken "Falan oğlu falanın namaz keffareti olmak üzere bunu al" deyip gerçekte fakire ait olarak bu parayı vermelidir Fakir de: "Bunu kabul ettim" deyip aldıktan sonra kendi rızası ile veliye hibe ve teslim etmelidir Veli de hibeyi kabul edip aldıktan sonra yine bu şekil üzere o fakire veya başka bir fakire vererek kazaya kalan namazları karşılayıncaya kadar devir yapılıp bitirilmelidir

Böyle bir paranın fakire bağışlanması fakirin de şefkat duygusunu göstererek bunu bağışlayana hibe etmesi geçmişi düzeltmeye gücü kalmamış olan din kardeşinin manevî sorumluluğunu azaltmak gibi çok hayırlı bir maksada yönelik bulunduğundan bu işlem büyük bir merhamet ve kardeşlik alâmetidir Din kardeşleri arasındaki vefakârlık görevi unutulmamalıdır

İhtilâftan kurtulmak için devir işlemini velinin kendisi yapmalıdır Bunu kendisi yapamazsa yerine başka bir kimseyi tam bir yetki ile vekil tayin etmelidir Artık vekil olan kimse o parayı veli adına fakire vermeli ve o parayı veli adına fakirden bir aracı sıfatı ile o parayı hibe olarak kabul eylemelidir Böyle olmazsa o şahsın bu parayı başkasının mülkiyetine geçirmeye ve veli adına mülk edinmeye yetkisi olamaz

Yabancı da ölü adına bağış yolu ile namaz için fidye verebileceğine inanan bazı fıkıh alimlerine göre ise böyle devamlı bir vekâlet alınmasına gerek yoktur Başlangıçta fidyeyi vermeye veli tarafından vekâlet verilen kimse bunu başkasının mülkiyetine geçirir ve fakirin de kendisine yapılan hibesini kabul ederek bunu kendi tarafından ölü adına fakire tekrar temlik eder (mülkiyetine geçirir) Bununla beraber birinci görüş tercih edilmiştir Devirden sonra velinin veya vekilin eline hibe yolu ile gelen paradan kendileri ile devir yapılan fakirlere kalblerini hoş tutmak için bir miktar verilir Geriye bir miktar kalırsa o da başka fakirlere sadaka olarak verilir Eğer bu para yerine mücevherattan bir şey konulmuş olursa bunun kıymeti üzerinden sadaka verme işlemi yapılır

Namaz fidyesinden sonra oruç keffareti sonra kurban keffareti sonra yemin keffareti için tekrar devir yapılır Bir nafile olarak başlanıp da bozulduktan sonra kaza edilmemiş namazlar adanmış olup da getirilmemiş adak namazlar ve kurbanlar için de bir miktar devir yapılır Hatta yapılmamış tilâvet secdesi de bir vakit namaz sayılarak bundan dolayı da fidye verilir Namaz fidyesinin tümünü bir fakire bir günde vermek câizdir Fakat oruç ve yemin keffaretleri böyle değildir Bu fidyeler bir günde bir şahsa toptan verilemez (Oruç ve yemin keffareti bölümüne bakılsın)

Namaz fidyesinin vasiyet edilmesi bunun varisler tarafından bağış yolu ile yapılmasından daha iyidir Bir de bu fidye daha ölü gömülmeden yapılmalıdır Uygun olan budur Bununla beraber gömüldükten sonra yapılması da caizdir Ölünün velisi ölü adına kazaya kalmış namazlarını kılamaz oruçlarını tutamaz Fakat bu gibi ibadetlerin sevabından ölmüş bir müslümana hediye yapılabilir Ölünün bundan faydalanacağı Allah´ın ihsanından beklenir

İmâ ile de namaz kılamayan bir hasta bu hal üzere ölse bu hastalığı müddeti içinde kılamamış olduğu namazlar için vasiyet etmesi gerekmez Çünkü bunları kaza etmekten sorumlu olacağı bir zamana ermemiştir Bunun için bu namazlar üzerine ödenmesi gereken bir borç olmamıştır Bundan dolayı fidye verilmesi yoluna gidilmez

Namaz için fidye vermeye dair açık bir delil ve icma yoktur Bu usul delil ile sabit olan oruç fıdyesine kıyas yolu ile de kabul edilmiş değildir Bu bir ihtiyat işidir Hanefi müçtehidleri bunu güzel görmüşlerdir Bunun kazaya kalmış namazlar yerine geçeceği kesin olarak ileri sürülemez Ancak böyle bir fidye vasiyeti bir pişmanlık eseridir bir istiğfar nişanıdır Bunun varis tarafından bağış yolu ile yapılması da bir şefkat ve hayırseverlik alâmetidirKaza için de bir imkân kalmamıştır Bu yönden bu fidyenin kabulü Yüce Allah´ın rahmetinden umulmaktadır Bunun için bu usul bazılarının sandığı gibi sonradan İmam Birgivî merhum tarafından ileri sürülmüş bir şey değildirDoğrusu şudur ki bu mesele Hanefî mezhebi üzere yazılmış en eski kitablarda da bu şekilde mevcuttur Deniliyor ki:

Fidye ile oruç borcunun düşeceği üzerinde nass (kesin delil) vardır Namaz da Hanefî fıkıh alimlerinin istihsan görüşlerine göre oruç gibidir oruçtan daha önemlidir Bunun için kaza edilmesine imkân kalmamış olan namazlardan dolayı da fidye verilerek Yüce Allah´ın mağfıretine sığınmak ihtiyatî bir iş olarak uygundur

İmam Muhammed El-Şeybanî (Allah ona rahmet etsin) Ziyadat adlı kitabında "Namaz fidyesi" İnşallahü tealâ kifayet eder demiştir Demek ki bunun afv ve mağfirete bir vesile olacağı Yüce Allah´dan umuluyor Yoksa bunun üzerinde kesin bir delil yoktur Eğer bu fidyenin namazlara kifayet edeceği kesin bir delile veya kıyasa dayansaydı böyle Allah´ın dilemesi şeklinde söz söylenmezdi

Fahrü´l-İslâm Pezdevi´´nin Usul kitabında şöyle deniliyor: Namaz hakkında fidyenin cevazına (yeterli olacağına) oruç hakkında hükmettiğimiz gibi hüküm veremeyiz Ancak namaz hakkında fidyenin lütfen kabulünü Allah tarafından bir ihsan olarak isteriz İbnü´l-Hümam gibi içtihad derecesini kazanmış bir zatın da Fethu´l-Kadir´deki ifadesine göre namaz Hanefî imamlarının istihsanı ile oruç gibidir Madem ki oruç ile fıdye vermek yemek yedirmek arasında bir denklik şeriatça sabit olmuştur Buna göre bu denklik namaz ile fidye arasında da sabit olabilir Eğer böyle bir denklik varsa netice elde edilmiş olur Değilse namaz için fidye bir iyilik ve ihsandan ibaret kalır İyilik ve ihsan ise günahları giderir Bir âyeti kerimede buyurulmuştur

"İyilikler kötülükleri siler" (Hud: 114)

Fıkıh kitablarımızdan Kuhüstanî´de şöyle deniliyor: "Eğer ölü namaz için fidye verilmesini vasiyet etmemiş ise velisinin bağış yapması caizdir Bunun müstahsen bir iş olduğu görüşünde ayrılık yoktur Bunun sevabı ölüye ulaşır"

Doğrusu hiç bir zaman namaz fidyesi ile namaz borçlarımızın ödenmiş olacağını ileri süremeyiz Fakat acizâne verilecek sadakalardan dolayı da Allah´ın ihsanına ulaşmaktan ümidimizi kesmeyiz Hiç bir hayır ve iyilik Allah yanında boşa gitmez Verilen sadakalardan ve yapılan vakıflardan dolayı müminin amel defterine dâima sevab yazılır durur

Bir ölü vasiyet etmediği takdirde onun varisleri geriye bırakmış olduğu maldan fidye vermek zorunda değildir Hele varisler fakir bulunurlarsa bir gelenek ve iyilik düşüncesi ile bu fakir varisleri fidye vermeye yöneltmek uygun olmaz Bilhassa varisler arasında çocuklar ve yetimler bulunursa bunların hisselerinden fidye verilmesi asla caiz olmaz

Bir de kendileri ile devir yapılacak fakirler arasında çocuk bunak deli zengin ve gayr-i müslim bulunmamalıdır Bu hususlara dikkat etmelidir
 
Üst