Pendik Tarihi
Tarihi kaynaklara göre Pendik M.Ö. 5000'lerden beri yerleşim alanı. İstanbul Boğazı ile Sakarya Nehri arasındaki bölgenin jeopolitik ve jeostratejik özelliği sebebiyle çok sık el değiştirmesi dolayısıyla, bu bölgede bulunan Pendik de çok farklı milletler tarafından ele geçirildi. M.Ö. 1200'lerde bu bölgede Makedonyalıların olduğu, M.Ö. 8. yüzyılda Roma İmparatorluğu'nun, daha sonra da Bizanslıların egemenligi ele geçirdigi biliniyor. Bizans döneminde Pantikion ya da Pentikion adıyla anılan yer bugünkü Pendik civarıydı. Bilinen en eski adı Pantikapion ve Pantikapeum. Pendik'e Roma döneminde Panticio, Pantecio, Panticia deniyordu. Bizans döneminde kullanılan Pantecion (Pantiki) ismi "her tarafı surlarla çevrili" anlamına gelir. Çoğu kaynaklar Pendik kelimesinin duvar anlamına geldiğini ve İstanbul'a egemen olan devlet ya da hükümetlerin doğudan gelecek saldınları önlemek için burayı bir savunma hattı olarak kullandıklarını kaydederler.
Bazı kaynaklara göre Pendik "beş burun" anlamını taşır. Ural Dağları'ndan gelip bu bölgeye yerleşenlerin Farsça beş köy anlamında "Pench-deh" ismini kullandığı söylenir. Pendik tarih öncesi çağa kadar uzanan eski bir tarihe sahip. Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinin çok öncesinde de bir çok medeniyete beşiklik yapmış olan Pendik eski bir yerleşim ve uğrak yeri. Frigler'in Anadolu'ya yerleşmeleri ve Frigya Devleti kurma sürecinde İstanbul Boğazı ile Sakarya Nehri arasındaki bölgeye yerleştiklerinde, Friglerin bir kolu olan Bebrikler bu bölgeye Bebrikya dediler. M.Ö. 650 yılında bu bölgeye yerleşen ve buraya Bitinia adını veren Bitinler, M.Ö. 6. yüzyıl ortalarında Anadolu'ya hakim olmak isteyen Perslerin egemenliğini tanıdılar. Roma ancak M.Ö. 85 yılında Anadolu'ya Kalkhedon'a (Kadıköy) ayak basarak, M.Ö. 74 yılında Pendik'in de bağlı olduğu Bitinya'yı hakimiyetine geçirdi. Bizans hakimiyeti döneminde General Belisarios Pendik'te yaptırdığı villasında yaşadı. Pendik, Got'ların Nikomedia (İzmit) ve İranlıların Kadıköy'e yaptığı seferlerde de uğrak yeri oldu. Pendik'in müslüman ordularıyla tanışması 668 yılında Süfyan komutasındaki orduların Üsküdar'a kadar ilerledikleri seferle oldu. 1071 Malazgirt Savaşı'nın ardından Alparslan'ın kuzeni Kutalmışoglu Süleyman Şah'ın kuvvetleri 1079 yılında Üsküdar'a kadar olan bölgeyi ele geçirdi ve Boğaz, Bizans ile Türkler arasında sınır oldu.
Ancak 1204 yılında Haçlı Ordusunun istilası ile bu bölgede Latin Devleti kurulduğunda, Pendik de yıkımdan payını aldı. Pendik 1328 yılında Orhan Bey döneminde Samandıra ve Aydos kalelerinin alınması sonucu Osmanlı yönetimine geçti. Daha sonra bir kaç kez İstanbul'un Anadolu yakası Bizans yönetimine geçmiş olsa da, Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethiyle birlikte Pendik de Osmanlı'nın hakimiyetine bir daha el değiştirmemek üzere girdi. Pendik'te yapılan kazılarda lonik stilde bir kolon, çok sayıda mezar ve Roma döneminde yapılmış hisar temelleri bulundu. Pendik Osmanlı idari yapısı içinde önceleri bir "karye" idi. Üsküdar Mutasarrıflığı Adalar Nahiyesi'ne baglı bir köy yerleşmesiydi. Bu dönemde Rum, Ermeni ve Müslüman unsurların bir arada yaşadıkları ve daha çok sebze-meyve üreticiliği, balıkçılık ve zeytin yetiştiriciliği ile uğraşılan şirin bir yerleşim yeri olduğu biliniyor. Pendik, ilki 1798'de olmak üzere üç kez yandı. 1889'daki yangında 1200 hane yok oldu. Birinci Dünya Savaşı sonrasında İtilaf Devletlerinin İstanbul'u işgalinden Pendik de nasibini aldı, İngilizler Büyükdere yakınında bir karakol kurdular. 2 Ekim 1923 günü işgal kuvvetlerinin İstanbul'u terk etmesiyle Pendik'teki karakol da boşaltıldı.
Pendik'e Gelen Kutsal Emanet
Pendik için çok önemli tarihî olaylardan birisi, Hz. Yahya'nın kutsal emanetler inin korunduğu yer olmasıdır. Bu hadise kaynaklara göre şöyle gelişmiştir:
Hz. Yahya, peygamberlik makamı ile müjdelenince çöle çekilip kendisini ibadete vererek insanlardan uzaklaşır. Buna rağmen arasıra Kudüse gelerek ibadethanelerde halka nasihat ediyor, ardından yeniden Filistin kırlarına çekiliyordu. Yahudiye ve Fieria Nehri halkı ona geliyor, Fieria Nehrinde vaftiz ediliyorlardı. Hz. Yahyanın Hz. İsayı da bu nehirde vaftiz ettiği ve Avrupalıların bu yüzden kendisine Vaftizci Yahya mânâsına gelen Jean Babdiste adını verdikleri rivayet olunur. O tarihlerde Filistin, Roma İmparatorluğu hakimiyetindeydi ve Herod Antipas (Hirodes) adlı zalim bir hükümdar tarafından yönetiliyordu. Hirodes, kardeşi Filipusun karısı ile evlenip Hz. Yahyadan bu evliliği onaylamasını ister ve Peygamber buna karşı çıkınca da Onu yakalatıp zincire vurdurarak hapse attırır. İncil
dışındaki kaynaklara göre, Hirodes kız kardeşinin kızı Salomeye aşıktır, zamanın en büyük dini lideri olan genç Peygamber Hz. Yahyayı çağırtıp meseleyi anlatarak nikah akitlerini yapmasını ister. Hz. Yahya bunu, şeriat kanunlarına aykırı olduğu için şiddetle reddeder. Bu duruma oldukça hiddetlenen İmparator Hirodes, Hz. Yahyanın öldürülmesi emreder. Hz. Yahya şehit edilip kafası kesilerek altın bir tepsi içinde İmparator Hirodese sunulur. Olayı duyan Hz. Yahyanın talebeleri, Peygamberin cesedini alıp gözyaşları içinde defnederler. Bizans İmparatoru Valens (364-378), Hz. Yahyanın kesik başının Suriyede olduğu duyumunu alınca hemen İstanbula getirilmesini emreder. Baş, bugünkü ismiyle Pendike getirildiğinde olağanüstü bir olay olur ve kutsal emaneti taşıyan katırları ilerletmek mümkün olmaz. Bu olay üzerine şaşkına dönen Valens ve kurmayları emaneti mecburen Temenye kasabasına bırakıp burada Hz. Yahya adına bir kilise (Saint Jean Babtist) ve ayazma inşa ettirirler ve kutsal emanet burada korunmaya başlanır. Bu dönemde, Hıristiyan hacıların kutsal emanetleri ziyaret için Temenyede mola verdikleri rivayet edilir.
Hz. Yahyaya ait kutsal emanetler Temenyede muhafaza edilirken, birkaç yıl sonra bu bölgeden geçmekte olan Büyük Teodos (379-395) şehit Peygamberin
başını almak ister. Ancak, kendisini bu kutsal emanetin muhafızlığına adayan Pendikli Matrona isimli bir bakirenin protestosuyla karşılaşır. İmparator, kızı ikna
edip bu muhafaza görevini yüklenerek emaneti İstanbula taşır. Hebdemonda (Bakırköy) Hz. Yahya adına Büyük Saint Jean Babtist Kilisesi yaptırılarak Yahya Peygamberin kutsal emaneti buraya koyulur. İlerleyen yıllarda Avrupanın pek çok kentinde, Hz. Yahyaya ait olduğu ileri sürülen kafa ve kol
iskeletleri ortaya çıkarıldı. Günümüzde 17 farklı kilise aynı isim altında bu emanetleri muhafaza eder.
*Hz. Yahyanın kesik başı ve kolu Topkapı Sarayı Müzesi Kutsal Emanetler Bölümünde bulunmaktadır.
Osmanlı Pendik'te
Pendik 1328 yılında Orhan Bey döneminde Aydos Kalesinin alınması sonucu Osmanlı yönetimine geçti. Aydos Kalesi, Konur Alp ile Kara Gazi Abdurrahman tarafından fethedilmiştir. Adı Aydos Kalesinin fatihi olarak nam salan Kara Gazi Abdurrahman, fetihten sonra Aydos tekfurunu ve tekfurun kızını rehin alarak Orhan Gaziye götürdü. Daha sonra, Müslüman olarak Kutlu Hatun adını alan tekfurun kızıyla evlendi. Kara Gazi Abdurrahman ve Kutlu Hatunun bu evliliği ve kalenin alınışı ile ilgili pek çok rivayet gerek Türkler gerekse Rumlar arasında yıllar boyu bir efsane gibi anlatılıp durdu.
Yıldırım Bayezıd döneminde doğuya yapılan seferler sırasında Bizans tarafından bir kaç kez İstanbul'un Anadolu yakası alınmış ve Pendik el değiştirmiştir. Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethiyle birlikte Pendik de Osmanlı'nın hakimiyetine bir daha el değiştirmemek üzere girdi. Pendik'te yapılan kazılarda Roma ve Bizans hakimiyetini teyit eder mahiyette İonik stilde bir kolon, çok sayıda mezar ve Roma döneminde yapılmış hisar temelleri bulundu.
İşgal Yıllarında Anadoluya Kaçış Yolu: Pendik
13 Kasım 1918de İtilaf Devletlerine ait 55 parçadan oluşan donanmanın İstanbula girmesi ile İstanbul işgal edilmiş ve Pendik de bu işgalden nasibini almıştır. İşgalin ardından İstanbuldan Anadoluya silah ve cephane sevkiyatı başlamış, dönemin önemli aydınları, fikir ve mücadele adamları ile subaylar Ankaradaki millî mücadeleye katılmak için kentten kaçmışlardır. Mütareke yıllarında genel olarak Boğaz'ın Asya yakası, Anadolu'ya yapılan her türlü sevkiyatın çıkış noktasıydı. Başlıca yollar ve her türlü deniz ulaşımı sıkı kontrol altında tutulduğundan, gizlice Anadolu'ya geçmenin tek yolu bu yakadaki köylerden içeri uzanan patikalardı.
Üsküdar Sultantepede bulunan Özbekler Tekkesi Anadoluya kaçışlarda başlangıç noktası konumundaydı. Buradan yola çıkanlar çeşitli yolları kullanarak Anadoluya geçmekteydi. Pendik bu kaçış yollarından birisiydi; Pendikin köyleri olan Kurna ve Kurtdoğmuş üzerinden geçilerek Adapazarına oradan da Ankaraya gidilmekteydi. Menzil Hattı olarak adlandırılan bu yolu kullanarak Anadoluya kaçanlar arasında İsmet İnönü, Kazım Karabekir gibi komutanlar, Halide Edip Adıvar, Mehmet Akif Ersoy gibi aydınlar bulunmaktaydı. 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Antlaşması ile savaş sona ermiş, 2 Ekim 1923 günü işgal kuvvetlerinin İstanbulu terk etmesiyle, Pendikteki karakol da boşaltılmıştır. 6 Ekim 1923 tarihinde Türk Ordusu İstanbula girmiştir.
Pendik, Mübadillerin Yuvası Oluyor
Türk ve Yunan heyetleri arasında 30 Ocak 1923te imzalanan bir anlaşma ile Yunanistanda kalan Türkler ile Türkiyede kalan Rumların mübadelesi kararı alınmıştır.
Preveze ve Yanya ahalisinden 15 bini çiftçi ve 40 bini zeytinci olmak üzere toplam 55 bin kişinin Antalya ve Silifke bölgesine nakilleri düşünülmüş ancak daha sonra yüksek bir eğitim seviyesine sahip mübadillerin çocuklarını üniversiteye göndermek için yüksek okullara yakın bir yere gitmek istemeleri üzerine mübadillerin bir kısmının Pendike yerleştirilmelerine karar verilmiştir. Preveze Limanından kalkan Sulh adlı bir gemi ile Pendike gelen 2.200 Yanyalı mübadil içlerinde devlet erkanından Abdülhalik Renda ve İzzettin Çalışların da bulunduğu bir heyetçe karşılanmış ve önceden tespit edilen evlere görevlilerce
yerleştirilmiştir. Mübadillerin gelmesiyle Pendikin demografik yapısı büyük oranda değişime uğramıştır. Gayrimüslimlerin ayrılması ile Müslüman nüfus artmış, mübadiller demografik yapı içinde en büyük topluluk haline gelmiştir. 1930lü yıllarda Anadoludan Pendike göçler de başlamıştır. 1935 senesinde nüfus 3.500ü aşmıştır.
Sayfiye Kasabasından Sanayi Kentine
Cumhuriyetin ilk yıllarında, İstanbulun sayfiye ve dinlenme alanlarından; herkesin birbirini tanıdığı, selamlaştığı, sessiz ve huzurlu bir ilçe olan Pendik, yeşil doğası ve deniziyle o dönemin önemli bir cazibe merkezi halinde idi. Bu dönemde Atatürk de Pendiki ziyaret etmiş ve bir süre ilçeyi inceleme fırsatı bulmuştur. Pendikte 1935-40 yılları arasındaki nüfus artış hızı yüzde 18.72, 1950-55 yılları arasında ise yüzde 9.64tür. Bu yıllarda nüfus artış hızının normal bir seyir izlediği söylenebilir. Mübadele ile birlikte artan nüfus Pendikin doğal merkezi olan Yeldeğirmeninin 1950de Doğu ve Batı mahallesi olarak ikiye ayılmasına yol açmıştır. Türk nüfusun daha çok merkez çevresindeki yerleşimlerde ikamet ettiği görülmektedir.
1955-60 yılları arasında Pendikte ikinci bir göç dalgası yaşanmış, yurtdışından getirilen göçmenlerin bir kısmı Pendike yerleştirilmiştir. Bu nedenle 1955te nüfus 8.673 iken 1960da birden 13.953e çıkmıştır. Bu dönemde nüfusun kalabalıklaşması ile merkezden kuzeye ve doğuya doğru yerleşim alanlarında yayılmalar başlamıştır. 60lı yıllarda Orta, Yeni ve Kaynarca mahalleleri teşkil edilerek buralara muhtarlıklar verilmiştir.
60lı yıllarda nüfus artışı devam etmiş ve 1970e girilirken ilçenin nüfusu 30.000i bulmuştur. Bu tarihlerde ilçenin sayfiye yapısı bozulmaya başlamış, sahilde bulunan konakların ve yazlıkların yerini çok katlı binalar almaya başlamıştır. 1975 yılında yapılan Ömerli Barajı Pendik ve çevresine ayrı bir önem kazandırmıştır. Barajın tamamlanmasıyla birlikte Pendik İstanbulun en önemli enerji kaynaklarından biri haline gelmiştir.
1980 yılında onaylanan ve İstanbuldaki sanayinin gelişimine düzen vermeyi amaçlayan 1/50.0000lik Büyük İstanbul Nazım Planında Pendik-Kurtköye fieylinin de dahil olduğu 400 ha alan ile yer verilmiştir. Yine ilçede bulunan Pendik Tersanesi ve Ağır Sanayi Tesisleri işletime açıldıkları 1982 yılından beri ilçe ekonomisine sağladığı katkının yanı sıra çektiği nüfus ile de Pendikin gelişmesinde büyük rol oynamıştır. Hızlı büyüme ve sanayileşme ile birlikte Pendik şirin balıkçı kasabası kimliğinden sıyrılarak giderek bir sanayi, ticaret ve kültür merkezi halini almaya başlamıştır.
Pendik Sınırındaki Tarihi Eserler
Pendik Höyüğü: Pendikin 1 km doğusunda yer alan, tarih öncesi döneme ait bir yerleşim yeridir. Höyükten; geometrik desenli kadeh, küp, testi, iğne, olta, kemikten yapılmış eşyalar, kaşık, ıspatula ve cilalı balta gibi pek çok eser çıkarılmı ştır. Çeşitli arkeolojik kazı ve araştırmalara sahne olan höyükte Anadolu ve Balkan özelliklerini taşıyan bir kadın heykelciği, az sayıda hayvan heykelciği parçaları, saplı damgalı mühür atma taşları ve balıkçılıkta kullanıldığı anlaşılan taş ağırlıklar bulunmuştur.
Pavli Burnu: Pavli Burnu olarak bilinen ve eski adı Paulo Petriocene olan yarı mada Pier ve Paul isimli havariler için yapılmış bir manastır ve bir de kilise vardı. Günümüzde bu eserlerin yalnızca duvar kalıntılarını görmek mümkündür.
Fransız Katolik Kilisesi (fiapel): 1907 yılında yaptırılan bu küçük kilise, Burla Biraderler Korusu içerisinde yer almaktadır. Yazlık kilise (fiapel) olarak inşa edilen yapı, Saint Josef Koleji öğretmenlerinden Papaz Charles Bethazın idaresinde II. Dünya Savaşına kadar Katolik Kilisesi olarak hizmet vermiş, 1945 yılında papazı n Fransaya dönmesiyle ilgilenen kimse kalmadığı için kapatılmıştır.
Pavli Adası: Eski adı Mavronisi olan ve halk arasında Pavli Adası olarak bilinen ada Pavli Burnunun yakınında yer alır. Ada, Bizans döneminde aristokratların oldukça ilgi gösterdikleri bir yazlık dinlenme yeriydi.
Bizans Manastırı: 1974 yılında yapılan kazı sonucu Büyük Kilise, fiapel, Mezar odası, iki oda ve Atrium (avlu, giriş) ortaya çıkarılmıştır. Büyük Kilisenin kapalı Yunan haçı tipinde inşa edilmiş olması manastırın 842-1204 yılları arasında Orta Bizans döneminde inşa edilmiş olduğunu göstermektedir.
Velibaba Türbesi: Celveti tarikatına mensup şeyhlerden Tophaneli Veliyüddin Efendiye ait türbe, bugün adını verdiği Velibaba Mahallesinde (eski Dolayoba Köyü) camiinin bitişiğinde bulunmaktadır. Türbe yakınındaki yeşil sarıklı mezar taşları yok olmuş ve yazık ki 7-8 mezar taşından günümüze yalnızca iki tanesi ulaşabilmiştir.
Sultan Konağı: Sultan Abdülmecid (18391861) tarafından Çamlık mevkiinde yaptırılmıştır. Kasrın yapılması, Pendikin İstanbuldaki itibarını arttırmış, bazı hanedan mensupları ve vezirlerin burada ikamet etmelerine vesile olmuştur.
Tarihi kaynaklara göre Pendik M.Ö. 5000'lerden beri yerleşim alanı. İstanbul Boğazı ile Sakarya Nehri arasındaki bölgenin jeopolitik ve jeostratejik özelliği sebebiyle çok sık el değiştirmesi dolayısıyla, bu bölgede bulunan Pendik de çok farklı milletler tarafından ele geçirildi. M.Ö. 1200'lerde bu bölgede Makedonyalıların olduğu, M.Ö. 8. yüzyılda Roma İmparatorluğu'nun, daha sonra da Bizanslıların egemenligi ele geçirdigi biliniyor. Bizans döneminde Pantikion ya da Pentikion adıyla anılan yer bugünkü Pendik civarıydı. Bilinen en eski adı Pantikapion ve Pantikapeum. Pendik'e Roma döneminde Panticio, Pantecio, Panticia deniyordu. Bizans döneminde kullanılan Pantecion (Pantiki) ismi "her tarafı surlarla çevrili" anlamına gelir. Çoğu kaynaklar Pendik kelimesinin duvar anlamına geldiğini ve İstanbul'a egemen olan devlet ya da hükümetlerin doğudan gelecek saldınları önlemek için burayı bir savunma hattı olarak kullandıklarını kaydederler.
Bazı kaynaklara göre Pendik "beş burun" anlamını taşır. Ural Dağları'ndan gelip bu bölgeye yerleşenlerin Farsça beş köy anlamında "Pench-deh" ismini kullandığı söylenir. Pendik tarih öncesi çağa kadar uzanan eski bir tarihe sahip. Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinin çok öncesinde de bir çok medeniyete beşiklik yapmış olan Pendik eski bir yerleşim ve uğrak yeri. Frigler'in Anadolu'ya yerleşmeleri ve Frigya Devleti kurma sürecinde İstanbul Boğazı ile Sakarya Nehri arasındaki bölgeye yerleştiklerinde, Friglerin bir kolu olan Bebrikler bu bölgeye Bebrikya dediler. M.Ö. 650 yılında bu bölgeye yerleşen ve buraya Bitinia adını veren Bitinler, M.Ö. 6. yüzyıl ortalarında Anadolu'ya hakim olmak isteyen Perslerin egemenliğini tanıdılar. Roma ancak M.Ö. 85 yılında Anadolu'ya Kalkhedon'a (Kadıköy) ayak basarak, M.Ö. 74 yılında Pendik'in de bağlı olduğu Bitinya'yı hakimiyetine geçirdi. Bizans hakimiyeti döneminde General Belisarios Pendik'te yaptırdığı villasında yaşadı. Pendik, Got'ların Nikomedia (İzmit) ve İranlıların Kadıköy'e yaptığı seferlerde de uğrak yeri oldu. Pendik'in müslüman ordularıyla tanışması 668 yılında Süfyan komutasındaki orduların Üsküdar'a kadar ilerledikleri seferle oldu. 1071 Malazgirt Savaşı'nın ardından Alparslan'ın kuzeni Kutalmışoglu Süleyman Şah'ın kuvvetleri 1079 yılında Üsküdar'a kadar olan bölgeyi ele geçirdi ve Boğaz, Bizans ile Türkler arasında sınır oldu.
Ancak 1204 yılında Haçlı Ordusunun istilası ile bu bölgede Latin Devleti kurulduğunda, Pendik de yıkımdan payını aldı. Pendik 1328 yılında Orhan Bey döneminde Samandıra ve Aydos kalelerinin alınması sonucu Osmanlı yönetimine geçti. Daha sonra bir kaç kez İstanbul'un Anadolu yakası Bizans yönetimine geçmiş olsa da, Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethiyle birlikte Pendik de Osmanlı'nın hakimiyetine bir daha el değiştirmemek üzere girdi. Pendik'te yapılan kazılarda lonik stilde bir kolon, çok sayıda mezar ve Roma döneminde yapılmış hisar temelleri bulundu. Pendik Osmanlı idari yapısı içinde önceleri bir "karye" idi. Üsküdar Mutasarrıflığı Adalar Nahiyesi'ne baglı bir köy yerleşmesiydi. Bu dönemde Rum, Ermeni ve Müslüman unsurların bir arada yaşadıkları ve daha çok sebze-meyve üreticiliği, balıkçılık ve zeytin yetiştiriciliği ile uğraşılan şirin bir yerleşim yeri olduğu biliniyor. Pendik, ilki 1798'de olmak üzere üç kez yandı. 1889'daki yangında 1200 hane yok oldu. Birinci Dünya Savaşı sonrasında İtilaf Devletlerinin İstanbul'u işgalinden Pendik de nasibini aldı, İngilizler Büyükdere yakınında bir karakol kurdular. 2 Ekim 1923 günü işgal kuvvetlerinin İstanbul'u terk etmesiyle Pendik'teki karakol da boşaltıldı.
Pendik'e Gelen Kutsal Emanet
Pendik için çok önemli tarihî olaylardan birisi, Hz. Yahya'nın kutsal emanetler inin korunduğu yer olmasıdır. Bu hadise kaynaklara göre şöyle gelişmiştir:
Hz. Yahya, peygamberlik makamı ile müjdelenince çöle çekilip kendisini ibadete vererek insanlardan uzaklaşır. Buna rağmen arasıra Kudüse gelerek ibadethanelerde halka nasihat ediyor, ardından yeniden Filistin kırlarına çekiliyordu. Yahudiye ve Fieria Nehri halkı ona geliyor, Fieria Nehrinde vaftiz ediliyorlardı. Hz. Yahyanın Hz. İsayı da bu nehirde vaftiz ettiği ve Avrupalıların bu yüzden kendisine Vaftizci Yahya mânâsına gelen Jean Babdiste adını verdikleri rivayet olunur. O tarihlerde Filistin, Roma İmparatorluğu hakimiyetindeydi ve Herod Antipas (Hirodes) adlı zalim bir hükümdar tarafından yönetiliyordu. Hirodes, kardeşi Filipusun karısı ile evlenip Hz. Yahyadan bu evliliği onaylamasını ister ve Peygamber buna karşı çıkınca da Onu yakalatıp zincire vurdurarak hapse attırır. İncil
dışındaki kaynaklara göre, Hirodes kız kardeşinin kızı Salomeye aşıktır, zamanın en büyük dini lideri olan genç Peygamber Hz. Yahyayı çağırtıp meseleyi anlatarak nikah akitlerini yapmasını ister. Hz. Yahya bunu, şeriat kanunlarına aykırı olduğu için şiddetle reddeder. Bu duruma oldukça hiddetlenen İmparator Hirodes, Hz. Yahyanın öldürülmesi emreder. Hz. Yahya şehit edilip kafası kesilerek altın bir tepsi içinde İmparator Hirodese sunulur. Olayı duyan Hz. Yahyanın talebeleri, Peygamberin cesedini alıp gözyaşları içinde defnederler. Bizans İmparatoru Valens (364-378), Hz. Yahyanın kesik başının Suriyede olduğu duyumunu alınca hemen İstanbula getirilmesini emreder. Baş, bugünkü ismiyle Pendike getirildiğinde olağanüstü bir olay olur ve kutsal emaneti taşıyan katırları ilerletmek mümkün olmaz. Bu olay üzerine şaşkına dönen Valens ve kurmayları emaneti mecburen Temenye kasabasına bırakıp burada Hz. Yahya adına bir kilise (Saint Jean Babtist) ve ayazma inşa ettirirler ve kutsal emanet burada korunmaya başlanır. Bu dönemde, Hıristiyan hacıların kutsal emanetleri ziyaret için Temenyede mola verdikleri rivayet edilir.
Hz. Yahyaya ait kutsal emanetler Temenyede muhafaza edilirken, birkaç yıl sonra bu bölgeden geçmekte olan Büyük Teodos (379-395) şehit Peygamberin
başını almak ister. Ancak, kendisini bu kutsal emanetin muhafızlığına adayan Pendikli Matrona isimli bir bakirenin protestosuyla karşılaşır. İmparator, kızı ikna
edip bu muhafaza görevini yüklenerek emaneti İstanbula taşır. Hebdemonda (Bakırköy) Hz. Yahya adına Büyük Saint Jean Babtist Kilisesi yaptırılarak Yahya Peygamberin kutsal emaneti buraya koyulur. İlerleyen yıllarda Avrupanın pek çok kentinde, Hz. Yahyaya ait olduğu ileri sürülen kafa ve kol
iskeletleri ortaya çıkarıldı. Günümüzde 17 farklı kilise aynı isim altında bu emanetleri muhafaza eder.
*Hz. Yahyanın kesik başı ve kolu Topkapı Sarayı Müzesi Kutsal Emanetler Bölümünde bulunmaktadır.
Osmanlı Pendik'te
Pendik 1328 yılında Orhan Bey döneminde Aydos Kalesinin alınması sonucu Osmanlı yönetimine geçti. Aydos Kalesi, Konur Alp ile Kara Gazi Abdurrahman tarafından fethedilmiştir. Adı Aydos Kalesinin fatihi olarak nam salan Kara Gazi Abdurrahman, fetihten sonra Aydos tekfurunu ve tekfurun kızını rehin alarak Orhan Gaziye götürdü. Daha sonra, Müslüman olarak Kutlu Hatun adını alan tekfurun kızıyla evlendi. Kara Gazi Abdurrahman ve Kutlu Hatunun bu evliliği ve kalenin alınışı ile ilgili pek çok rivayet gerek Türkler gerekse Rumlar arasında yıllar boyu bir efsane gibi anlatılıp durdu.
Yıldırım Bayezıd döneminde doğuya yapılan seferler sırasında Bizans tarafından bir kaç kez İstanbul'un Anadolu yakası alınmış ve Pendik el değiştirmiştir. Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethiyle birlikte Pendik de Osmanlı'nın hakimiyetine bir daha el değiştirmemek üzere girdi. Pendik'te yapılan kazılarda Roma ve Bizans hakimiyetini teyit eder mahiyette İonik stilde bir kolon, çok sayıda mezar ve Roma döneminde yapılmış hisar temelleri bulundu.
İşgal Yıllarında Anadoluya Kaçış Yolu: Pendik
13 Kasım 1918de İtilaf Devletlerine ait 55 parçadan oluşan donanmanın İstanbula girmesi ile İstanbul işgal edilmiş ve Pendik de bu işgalden nasibini almıştır. İşgalin ardından İstanbuldan Anadoluya silah ve cephane sevkiyatı başlamış, dönemin önemli aydınları, fikir ve mücadele adamları ile subaylar Ankaradaki millî mücadeleye katılmak için kentten kaçmışlardır. Mütareke yıllarında genel olarak Boğaz'ın Asya yakası, Anadolu'ya yapılan her türlü sevkiyatın çıkış noktasıydı. Başlıca yollar ve her türlü deniz ulaşımı sıkı kontrol altında tutulduğundan, gizlice Anadolu'ya geçmenin tek yolu bu yakadaki köylerden içeri uzanan patikalardı.
Üsküdar Sultantepede bulunan Özbekler Tekkesi Anadoluya kaçışlarda başlangıç noktası konumundaydı. Buradan yola çıkanlar çeşitli yolları kullanarak Anadoluya geçmekteydi. Pendik bu kaçış yollarından birisiydi; Pendikin köyleri olan Kurna ve Kurtdoğmuş üzerinden geçilerek Adapazarına oradan da Ankaraya gidilmekteydi. Menzil Hattı olarak adlandırılan bu yolu kullanarak Anadoluya kaçanlar arasında İsmet İnönü, Kazım Karabekir gibi komutanlar, Halide Edip Adıvar, Mehmet Akif Ersoy gibi aydınlar bulunmaktaydı. 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Antlaşması ile savaş sona ermiş, 2 Ekim 1923 günü işgal kuvvetlerinin İstanbulu terk etmesiyle, Pendikteki karakol da boşaltılmıştır. 6 Ekim 1923 tarihinde Türk Ordusu İstanbula girmiştir.
Pendik, Mübadillerin Yuvası Oluyor
Türk ve Yunan heyetleri arasında 30 Ocak 1923te imzalanan bir anlaşma ile Yunanistanda kalan Türkler ile Türkiyede kalan Rumların mübadelesi kararı alınmıştır.
Preveze ve Yanya ahalisinden 15 bini çiftçi ve 40 bini zeytinci olmak üzere toplam 55 bin kişinin Antalya ve Silifke bölgesine nakilleri düşünülmüş ancak daha sonra yüksek bir eğitim seviyesine sahip mübadillerin çocuklarını üniversiteye göndermek için yüksek okullara yakın bir yere gitmek istemeleri üzerine mübadillerin bir kısmının Pendike yerleştirilmelerine karar verilmiştir. Preveze Limanından kalkan Sulh adlı bir gemi ile Pendike gelen 2.200 Yanyalı mübadil içlerinde devlet erkanından Abdülhalik Renda ve İzzettin Çalışların da bulunduğu bir heyetçe karşılanmış ve önceden tespit edilen evlere görevlilerce
yerleştirilmiştir. Mübadillerin gelmesiyle Pendikin demografik yapısı büyük oranda değişime uğramıştır. Gayrimüslimlerin ayrılması ile Müslüman nüfus artmış, mübadiller demografik yapı içinde en büyük topluluk haline gelmiştir. 1930lü yıllarda Anadoludan Pendike göçler de başlamıştır. 1935 senesinde nüfus 3.500ü aşmıştır.
Sayfiye Kasabasından Sanayi Kentine
Cumhuriyetin ilk yıllarında, İstanbulun sayfiye ve dinlenme alanlarından; herkesin birbirini tanıdığı, selamlaştığı, sessiz ve huzurlu bir ilçe olan Pendik, yeşil doğası ve deniziyle o dönemin önemli bir cazibe merkezi halinde idi. Bu dönemde Atatürk de Pendiki ziyaret etmiş ve bir süre ilçeyi inceleme fırsatı bulmuştur. Pendikte 1935-40 yılları arasındaki nüfus artış hızı yüzde 18.72, 1950-55 yılları arasında ise yüzde 9.64tür. Bu yıllarda nüfus artış hızının normal bir seyir izlediği söylenebilir. Mübadele ile birlikte artan nüfus Pendikin doğal merkezi olan Yeldeğirmeninin 1950de Doğu ve Batı mahallesi olarak ikiye ayılmasına yol açmıştır. Türk nüfusun daha çok merkez çevresindeki yerleşimlerde ikamet ettiği görülmektedir.
1955-60 yılları arasında Pendikte ikinci bir göç dalgası yaşanmış, yurtdışından getirilen göçmenlerin bir kısmı Pendike yerleştirilmiştir. Bu nedenle 1955te nüfus 8.673 iken 1960da birden 13.953e çıkmıştır. Bu dönemde nüfusun kalabalıklaşması ile merkezden kuzeye ve doğuya doğru yerleşim alanlarında yayılmalar başlamıştır. 60lı yıllarda Orta, Yeni ve Kaynarca mahalleleri teşkil edilerek buralara muhtarlıklar verilmiştir.
60lı yıllarda nüfus artışı devam etmiş ve 1970e girilirken ilçenin nüfusu 30.000i bulmuştur. Bu tarihlerde ilçenin sayfiye yapısı bozulmaya başlamış, sahilde bulunan konakların ve yazlıkların yerini çok katlı binalar almaya başlamıştır. 1975 yılında yapılan Ömerli Barajı Pendik ve çevresine ayrı bir önem kazandırmıştır. Barajın tamamlanmasıyla birlikte Pendik İstanbulun en önemli enerji kaynaklarından biri haline gelmiştir.
1980 yılında onaylanan ve İstanbuldaki sanayinin gelişimine düzen vermeyi amaçlayan 1/50.0000lik Büyük İstanbul Nazım Planında Pendik-Kurtköye fieylinin de dahil olduğu 400 ha alan ile yer verilmiştir. Yine ilçede bulunan Pendik Tersanesi ve Ağır Sanayi Tesisleri işletime açıldıkları 1982 yılından beri ilçe ekonomisine sağladığı katkının yanı sıra çektiği nüfus ile de Pendikin gelişmesinde büyük rol oynamıştır. Hızlı büyüme ve sanayileşme ile birlikte Pendik şirin balıkçı kasabası kimliğinden sıyrılarak giderek bir sanayi, ticaret ve kültür merkezi halini almaya başlamıştır.
Pendik Sınırındaki Tarihi Eserler
Pendik Höyüğü: Pendikin 1 km doğusunda yer alan, tarih öncesi döneme ait bir yerleşim yeridir. Höyükten; geometrik desenli kadeh, küp, testi, iğne, olta, kemikten yapılmış eşyalar, kaşık, ıspatula ve cilalı balta gibi pek çok eser çıkarılmı ştır. Çeşitli arkeolojik kazı ve araştırmalara sahne olan höyükte Anadolu ve Balkan özelliklerini taşıyan bir kadın heykelciği, az sayıda hayvan heykelciği parçaları, saplı damgalı mühür atma taşları ve balıkçılıkta kullanıldığı anlaşılan taş ağırlıklar bulunmuştur.
Pavli Burnu: Pavli Burnu olarak bilinen ve eski adı Paulo Petriocene olan yarı mada Pier ve Paul isimli havariler için yapılmış bir manastır ve bir de kilise vardı. Günümüzde bu eserlerin yalnızca duvar kalıntılarını görmek mümkündür.
Fransız Katolik Kilisesi (fiapel): 1907 yılında yaptırılan bu küçük kilise, Burla Biraderler Korusu içerisinde yer almaktadır. Yazlık kilise (fiapel) olarak inşa edilen yapı, Saint Josef Koleji öğretmenlerinden Papaz Charles Bethazın idaresinde II. Dünya Savaşına kadar Katolik Kilisesi olarak hizmet vermiş, 1945 yılında papazı n Fransaya dönmesiyle ilgilenen kimse kalmadığı için kapatılmıştır.
Pavli Adası: Eski adı Mavronisi olan ve halk arasında Pavli Adası olarak bilinen ada Pavli Burnunun yakınında yer alır. Ada, Bizans döneminde aristokratların oldukça ilgi gösterdikleri bir yazlık dinlenme yeriydi.
Bizans Manastırı: 1974 yılında yapılan kazı sonucu Büyük Kilise, fiapel, Mezar odası, iki oda ve Atrium (avlu, giriş) ortaya çıkarılmıştır. Büyük Kilisenin kapalı Yunan haçı tipinde inşa edilmiş olması manastırın 842-1204 yılları arasında Orta Bizans döneminde inşa edilmiş olduğunu göstermektedir.
Velibaba Türbesi: Celveti tarikatına mensup şeyhlerden Tophaneli Veliyüddin Efendiye ait türbe, bugün adını verdiği Velibaba Mahallesinde (eski Dolayoba Köyü) camiinin bitişiğinde bulunmaktadır. Türbe yakınındaki yeşil sarıklı mezar taşları yok olmuş ve yazık ki 7-8 mezar taşından günümüze yalnızca iki tanesi ulaşabilmiştir.
Sultan Konağı: Sultan Abdülmecid (18391861) tarafından Çamlık mevkiinde yaptırılmıştır. Kasrın yapılması, Pendikin İstanbuldaki itibarını arttırmış, bazı hanedan mensupları ve vezirlerin burada ikamet etmelerine vesile olmuştur.