Önceki gün vefat eden şiir ustası Gülten Akını meğer ne çok sevmişiz... Gözden ırakta, sağlık sorunlarıyla baş başa, bir Anadolu kasabasında, Burhaniyede yaşıyordu uzun süredir.
Anlaşıldı ki gözden ırakta olsa da gönülden ırakta değilmiş Gülten Akın; Vefatı, hem sağ hem sol çevrelerde üzüntüyle karşılandı. Hemen tüm gazeteler onun Ah kimselerin vakti yok durup ince şeyleri anlamaya dizesini yeniden hatırladı. Şiirin annesi tanımlaması yapıldı. Toplum olarak böylesi birleştirici, ortak noktalarımıza tekabül eden sanatçılara ne kadar ihtiyacımız olduğunu bir kez daha anlamış olduk.
Sol sanat çevreleri, yıllar yılı kendisinden başka sanatçı tanımadı bu ülkede. Yayınevleri, kültür çevreleri kendilerinden olmayan şaire, yazara hep mesafeli durdu. İçten içe okusalar, imrenseler bile bunu itiraf etmediler. Edebiyatta, sanatta kendi kanonlarını ödüllendirdiler hep.
BEN VE ÖTEKİ
Bu ayrımcılık Gezi süreciyle birlikte adeta hasımlığa dönüştü. Şov dünyasından sanatçıların başı çektiği düşmanca söylemler edebiyat dünyasında da yankı buldu. Daha dün Elif Şafak, yabancı bir gazeteye verdiği demeçte, yine Batı dünyasının hoşuna gidecek şeyler söyledi. AK Parti düşmanlığı yüzünden teröre bile kol kanat geren gazetelerin yayın yaptığı Türkiyede basın özgürlüğünün olmadığından dem vurdu örneğin. Seçim zaferini hazmedemeyen Şafak, Merkelin Türkiyeyi ziyaret etmesinden bile şikayetçi oldu.
Bir başkası; şair Yılmaz Odabaşı da halkın hür iradesiyle aldığı karara saygı duymayarak, kendince politik rest çekip Fransaya yerleşme kararı aldı. Alsın... Güle güle... Bugünlerde Vatikanda opera sahneleyen Ferzan Özpetek de Gezi sürecinde Yetiş anneciğim diyerek İtalya Dışişleri Bakanından Türkiyedeki gelişmelere müdahil olmasını istemişti. Orhan Pamuk hakeza... Canı sıkıldıkça karalama eskizlerini sürdürüyor.
Oysa ülkenin içinden geçtiği zor zamanalarda, sanatçının görevi ülkesinin boğazına yapışmak mıdır? Ayrıştırıcı dil yerine birleştirici dil şimdi değilse ne zaman tedavülde olacak?
Gülten Akın da acılar çekmiş biri. Ancak sağdan sola, yukarıdan aşağıya her kesime seslenebilmişse Akının şiiri, ortak dertlerimizle dertlendiği, iyileştirici dilini esirgemediği içindir.
AKINDAN ÖĞÜTLER
İtip beni balıma dadanan bu çağı sevmedim diyordu bir dizesinde. Son röportajında söyledikleri ondaki incelikler dünyasının yansıması değil mi? Bugün ebediyete uğurlanacak usta şair, şöyle öğütlüyordu:
- Durduğumuz yer, şimdi de çağın en karmaşık yeri. Bu ne salt kişiler bazında ne ülke bazında. Dünyanın durduğu yer. Ağır ağır da olsa bu karmaşa çözülecek. Ama geçip gidecek olan için tutanak yazıcıları gerekmez mi?
- Onu aşmak için bir yandan savaşı, silahı, öldürümü, acıyı silerken öte yandan eşitliğin, özgürlüğün yollarını bulmaya çalışacak insanlar. Bu anlaşıldı.
- Sennik benniği nidelim / Bu kavga döğüş kin nedir diyen halk ozanının dili çareyi göstereli çok oldu. Ben ve öteki anlamını yitirirse dünyanın da ülkenin de derdi biter.
- Medyanın gösterdiklerinin çokluğu, çoğu zaman gerçeğe uzak olması. Kuşa baktırması yani, körlük oluşturdu, oluşturuyor.
- Şairin hası ne yapacağını kendi bilir. Ancak şiirde estetiğin hep önde tutulması gerektiği unutulmaya.
Anlaşıldı ki gözden ırakta olsa da gönülden ırakta değilmiş Gülten Akın; Vefatı, hem sağ hem sol çevrelerde üzüntüyle karşılandı. Hemen tüm gazeteler onun Ah kimselerin vakti yok durup ince şeyleri anlamaya dizesini yeniden hatırladı. Şiirin annesi tanımlaması yapıldı. Toplum olarak böylesi birleştirici, ortak noktalarımıza tekabül eden sanatçılara ne kadar ihtiyacımız olduğunu bir kez daha anlamış olduk.
Sol sanat çevreleri, yıllar yılı kendisinden başka sanatçı tanımadı bu ülkede. Yayınevleri, kültür çevreleri kendilerinden olmayan şaire, yazara hep mesafeli durdu. İçten içe okusalar, imrenseler bile bunu itiraf etmediler. Edebiyatta, sanatta kendi kanonlarını ödüllendirdiler hep.
BEN VE ÖTEKİ
Bu ayrımcılık Gezi süreciyle birlikte adeta hasımlığa dönüştü. Şov dünyasından sanatçıların başı çektiği düşmanca söylemler edebiyat dünyasında da yankı buldu. Daha dün Elif Şafak, yabancı bir gazeteye verdiği demeçte, yine Batı dünyasının hoşuna gidecek şeyler söyledi. AK Parti düşmanlığı yüzünden teröre bile kol kanat geren gazetelerin yayın yaptığı Türkiyede basın özgürlüğünün olmadığından dem vurdu örneğin. Seçim zaferini hazmedemeyen Şafak, Merkelin Türkiyeyi ziyaret etmesinden bile şikayetçi oldu.
Bir başkası; şair Yılmaz Odabaşı da halkın hür iradesiyle aldığı karara saygı duymayarak, kendince politik rest çekip Fransaya yerleşme kararı aldı. Alsın... Güle güle... Bugünlerde Vatikanda opera sahneleyen Ferzan Özpetek de Gezi sürecinde Yetiş anneciğim diyerek İtalya Dışişleri Bakanından Türkiyedeki gelişmelere müdahil olmasını istemişti. Orhan Pamuk hakeza... Canı sıkıldıkça karalama eskizlerini sürdürüyor.
Oysa ülkenin içinden geçtiği zor zamanalarda, sanatçının görevi ülkesinin boğazına yapışmak mıdır? Ayrıştırıcı dil yerine birleştirici dil şimdi değilse ne zaman tedavülde olacak?
Gülten Akın da acılar çekmiş biri. Ancak sağdan sola, yukarıdan aşağıya her kesime seslenebilmişse Akının şiiri, ortak dertlerimizle dertlendiği, iyileştirici dilini esirgemediği içindir.
AKINDAN ÖĞÜTLER
İtip beni balıma dadanan bu çağı sevmedim diyordu bir dizesinde. Son röportajında söyledikleri ondaki incelikler dünyasının yansıması değil mi? Bugün ebediyete uğurlanacak usta şair, şöyle öğütlüyordu:
- Durduğumuz yer, şimdi de çağın en karmaşık yeri. Bu ne salt kişiler bazında ne ülke bazında. Dünyanın durduğu yer. Ağır ağır da olsa bu karmaşa çözülecek. Ama geçip gidecek olan için tutanak yazıcıları gerekmez mi?
- Onu aşmak için bir yandan savaşı, silahı, öldürümü, acıyı silerken öte yandan eşitliğin, özgürlüğün yollarını bulmaya çalışacak insanlar. Bu anlaşıldı.
- Sennik benniği nidelim / Bu kavga döğüş kin nedir diyen halk ozanının dili çareyi göstereli çok oldu. Ben ve öteki anlamını yitirirse dünyanın da ülkenin de derdi biter.
- Medyanın gösterdiklerinin çokluğu, çoğu zaman gerçeğe uzak olması. Kuşa baktırması yani, körlük oluşturdu, oluşturuyor.
- Şairin hası ne yapacağını kendi bilir. Ancak şiirde estetiğin hep önde tutulması gerektiği unutulmaya.