Japon kültüründe kadının tilki, turna gibi pek çok hayvana dönüştüğünü ya da bedenen yok olarak varlığını başka şekillerde sürdürdüğünü anlatan bir sürü masal var. Eskilerin bu masallarının şimdideki yansıması ise Ghost in the Shell, Serial Experiments: Lain gibi siberpunk animeler.
Japon masallarının kaybolan kadın anlatısı Lacancı teorinin çok konuşulan Kadın Yoktur kavramını hatırlatır insana. Toplumsal cinsel kimlikler üzerinden kadın kavramının yaratıldığını söyler Lacan, tam da bu sebeple yoktur. Yokluğu onu arzu nesnesi haline getirir. Ataerkil toplum düzeninin kadını içine koyduğu bu ikircikli kimlik problemi eski Japon masallarında bedenin kaybolması ile metaforunu bulur. Yaratılmış kadın kimliği ve o kadının kaybolması
Kadının kaybolmasının ardından erkeğin hayatı, kadından önceki hale döner dönmesine ama erkek, içinde yeni bir boşluğa, tatmin edilemeyecek olan arzuya sahiptir artık. Hep peşinden koşulacak gölgeler düşmüştür hayatına. Gerçi tüm hikayeyi tersine çevirseniz bile pek bir şey değişemez. İnsan hazlarını karşılayacak tüketime, duyguya boğsa da kendini içimizdeki bu arzu gıdım azalma göstermez, gösteremez.
Japon masallarının kaybolan kadınları ise erkeklerinden daha bir farklıdır, arzunun yarattığı boşluğa ek olarak ölümün, Le Reelin, gerçeğin alanı olarak adlandırabileceğimiz bir yere bağlanmışlardır. Tam da kayboldukları o an, sahip oldukları büyülü gerçekliklerini bu dünyada yaşayamayacaklarını tekrar tekrar hatırlatır bize, onlara. Dilin alanında yani bir anlamda normal dünyada yaşadıkları bu kısa süre aslında ölüm ve ölümsüzlük arasında geçici bir konumda askıda kalma halidir, geçicidir. Peki Japon masallarının en bilinen ve kaybolan kadınlarına göz atacak olursak:
Söğüt Eş
Söğüt Eş Heitaro isimli genç bir çiftçinin başından geçenleri anlatır. Heitaronun kasabasında çok sevdiği ve oldukça yaşlı bir söğüt ağacı bulunur. Bir gün bu ağacı kesmek isterler ve bunu engellemek isteyen Heitaro kendi ağaçlarını almaları ama söğüde dokunmamaları için insanlara yalvarır en sonunda da ikna eder. Bu olayın ardından bir gece eve dönerken,neredeyse her gün özellikle yanından geçtiği söğüt ağacının altında, güzel bir kadın olan Higo (Söğüt) ile tanışır. Heitaro eve giderken tekrar tekrar karşılaşırlar, bu karşılaşmalar utangaç bakışlardan sözlere evrilir. Zamanla Higanın utangaçlığı azalır ve Heitaro ne zamandır sormak istediği soruyu sorabilme cesaretini hisseder içinde. Ve evlenirler. Oldukça mutlu geçer evlilikleri fakat eski imparatorun yaptığı bir istek taa uzaklardaki Heitaronun kasabasında ve Heitaronun hayatında değişmeyecek izler bırakacaktır.
Önemli bir tapınağın yapımı için tüm ülkeden ahşap istenmiştir, ne yaparsa yapsın Heitaro söğüt ağacını kurtaramamıştır. Eve döndüğünde eşi Higaya olanları anlatır, altında tanıştıktıları söğüt ağacını kurtaramadığından dert yansa da tesellisi eşi Higodur artık. O gece acı içinde ağlamaya başlayan Higa, söğüt ağacının ruhu olduğunu ve kasabalıların onu şu anda öldürdüğünü söyler, dışardan gelen sesler ise yüksek çatırtılarıyla ağacın yıkıldığını belli eder. Heitaro dönüp baktığında her şeyden çok sevdiği karısı geride gömebileceği bir beden bile bırakmadan kaybolmuş, yok olmuştur.
Kar Gelin
Kar Gelin masalı ise özellikle Yokailer yani Japon doğaüstü yaratıkları içinde oldukça bilinen Yuki-Onna (kar kadın) ile ilgilidir. Kar fırtınalarında dışarda kalmış ya da barakalara sığınmış yolcuları kandıran bu femme fatale aslında içinde yumuşak bir yanı da olan biridir. Bu yumuşak yan masalda da görülür ama Yuki-Onnaya dikkat etmek gerek. Elde tutulamaz, şekle sokulamaz bu kadının ne yapacağı belli olmaz çünkü.
Mosaku ve çırağı Minokichi soğuk bir gecede barınmak için bir barakaya sığınırlar ve uyuyakalırlar. Minokichi yüzüne dökülen kar taneleriyle uyandığında ustasına doğru eğilmiş beyazlar içinde bir kadının, nefesiyle ustası Mosakuyu dondurduğuna şahit olur.
Uyanmış ve korkmuştur Minokichi. Kadınsa, adamın gençliği ve yakışıklılığından öyle etkilenmiştir ki bu olaydan kimseye bahsetmeme sözü vermesi karşılığında Minokichinin hayatını bağışlayacağını söyler.
Aradan yaklaşık bir sene geçmiştir. Yaşadığı korkunç olayı hafızasında çoktan gerilere atmış Minokichi yolda güzel bir kız ile tanışır. Onunla konuşur, iş aradığını öğrenir ve bir şekilde kendisiyle gelmesi için ikna eder. Kısa sürede evlenirler, kızın adı ise Yukidir. Yuki ile Minokichinin güzel bir evliliği ve bir sürü çocuğu olmuştur. Güzel giden evlilikleri, bir gece Yukinin dikiş dikerken yüzüne vuran ışığın Minokichiye hatırlattıklarıyla bozulur. Minokichinin geçmişinden su yüzüne çıkan, ustasının öldüğü gece ve beyazlar içindeki bir kadının hatırasıdır. Bu yaşadıklarını ise ilk defa birisine, karısına anlatmaya başlar. Karısı ne kadar da benziyordur o geceki kadına
Elindeki dikişi yavaşça kenara bırakır Yuki, ağır ağır yüzünü kocasına çevirir. Minokichi o anda karısının yüzünde korkunç bir gülümseme görür. Karısı ve o geceki kadın aynı kişi yani Yuki-Onnadır. Minokichi verdiği sözü çiğnemiştir bu yüzden ölmesi gerekir
Yuki uyuyan çocuklarını hatırlar ve Minokichiyi öldürmez ama bir söz verir. Minokichi bir daha bu konudan bahsedersen seni kesinlikle öldürürüm. Yuki beyaz bir sise dönüşüp ağır ağır bacadan kaybolur ve Minokichi karısıyla birlikte uyudukları odada tek başınadır artık.
Kar Gelin gibi Yokai örneğinde gördüğümüz yaratıkların ya da sevilen bir varlığın ruhunun kadın bedeninde cisimleştiği Söğüt Eş gibi masalların pek çok örneği bulunmaktadır. Bu gibi masallarla ilgili Japon psikolog Kawai Hayao kederin güzellik duygusunu tamamlaması için kadının gözden kaybolması bir Japon kültürel paradigmasıdır diyerek bu gibi masalların batıdaki örneklerinin aksine erkeğin hayatında hiçbir şeyi değiştirmediği bir hiçlik durumuna dikkati çektiğini söyler.
Özellikle Kar Gelin ya da Söğüt Eş gibi evlilik üzerinden yani cinsel ilişkiye girilmiş, girilebilecek olan kadının kaybolmasını işleyen masallarda arzu nesnesi La Femmeyi (Kadın) görmek mümkündür. Zizek de benzer film örneklerini inceleyerek Lacancı teorinin Kadınının ele geçirilemeyen gölgesi olarak kabul edilebilen kaybolan leydiler üzerinden Kadın Yoktur kavramına vurgu yapmaktadır.
Masalları kadınların açısından incelersek ise karakterlerin aslında eşik dünyalarda var olduklarını yani Le Symboliquein (sembolik) alanına tam olarak ulaşamadıklarını görürüz. Bu durum Le Reel (Gerçek) ile olan bağı da göz önüne sermektedir. Özellikle Yukinin Minokichiye olanları kimseye anlatmaması için söz verdirmesi, yaşananların ve Yukinin yani Kadının tam olarak dilin, semboliğin alanına giremeyeceğini göstermektedir. İlginç olan ise Le Reel ile karşılaşmada yaşanılanların kelimelere dökülmeye çalışılmasının ardından ortaya çıkar. Yuki beyaz bir sise dönüşerek kaybolmuştur. Çünkü Le Reel ile farkında olmadan karşılaşma yaşayan Minokichi olsa da Yukinin ortaya çıkan gerçeği artık onun semboliğin alanında bulunmasını engellemektedir.
Masallardaki kadınların kaybolması Lacancı teoride bahsedilen Kadının olmayışını vurgulamanın yanında zaten eşik dünyalarda bulunan karakterlerin tam olarak var olamadıkları sembolik yani dil alanının içinde, gerçeklerin ortaya çıktığı noktada barınamadıklarını ve dile dökülemeyen kendi gerçekliklerine dönmek zorunda kaldıklarını gösterir. Bu tip bir bakış açısında, bahsedilen kadınların aslında ölümle bağlantılı olarak ele alınabilmesi de mümkün olmaktadır.
Japon masallarının kaybolan kadınları, siberpunkın ağ içine dağılan bilinçlerinde varlıklarını sürdürmeye bir anlamda devam ediyor. Fakat siberpunkın Kusanagi ya da Lain gibi kimlik arayan kaybolan leydileri eskinin masallarının tozunu üstünden oldukça atmış. Arzu nesnesi beden, siberpunkla birlikte kimlik problemini insana ve varolma koşulu ile beden bağına kadar genişletmiş durumda.