Kennedy Suikasti ve Derin Devlet Amerika- Amerikanın kendi içindeki hesaplaşmasının bir ürünüdür. Dış politka, kültür ve tarih dergisi Araştırma tarafından Kennedy süikasti ile ilgili yayınlanan metne göre;
Akmakta olan bir nehrin akış yönü değiştirilmemişse, bunun sorumlusunu bulmak için nehrin yeni suladığı tarlanın sahibine bakmak yeterli olacaktır. Kennedy suikastinde ise sulanan tarla, tek bir adresi gösteriyor: İsraili
Kennedy suikasti konusunda onlarca farklı senaryo ortaya atıldı. Biz burada birçok Amerikan aydının ortaya koyduğu, fakat mümkün olduğu kadar hasır-altı edilmeye çalışılan bir başka alternatif senaryodan daha söz etmek istiyoruz.
Bunu dikkate alırken üzerinde durduğumuz temel bir kriterimiz var; Akmakta olan bir nehrin akış yönü değiştirilmişse, bunun sorumlusunu bulmak için nehrin yeni suladığı tarlanın sahibine bakmanın yeterli olacağıdır.
Kennedy suikastinin başlangıcı aslında Eisenhower dönemine kadar uzanmaktadır. İki dönem üst üste başkan seçilen Eisenhowerın yönetimi, izlediği politikalar dolayısıyla Yahudi lobisini çok öfkelendirmişti. Yahudi lobisi bir daha böyle bir yönetim görmek istemiyordu. Bu nedenle daha organize çalışmaya karar verdiler. Baskıyı artıracaklardı. Bu kararın en önemli uygulaması, Aipacin kurulması oldu. lobi, yeni eisenhowerlara izin vermeyecekti.
Bunun için ilk uygulamaya karar verdikleri yöntem, başkan olacak kişiyle henüz seçilmeden önce bağlantı kurmaktı. Başkan adaylarıyla konuşacak ve Eğer seçildiğinizde İsraile destek olmaya söz verirseniz, kampanyanıza büyük yardımlar yapabiliriz diyeceklerdi. Bunun ilk denemesini John f Kennedye yaptılar. Eisenhowerın görev süresi 1960da bitiyordu ve yapılacak seçimlerin en güçlü ismi de Demokrat Partinin adayı Kennedy idi. Lobi, işi sağlama almaya karar verdi ve seçim kampanyası sırasında Kennedy ile temas kurdu. Yahudi lobisinin etkisinin sanılandan daha çok olduğunu anlatan kitapların en önemlilerinden biri olan They dare to speak out (Konuşmaya cesaret ettiler) kitabının yazarı Paul Findley, olayı aynı kitabında şöyle anlatıyor:
(Seçimden bir süre önce) Kennedy, New Yorkun önde gelen Yahudilerinden birinin evindeki yemeğe katılmıştı. Ancak o akşam duyduğu bazı sözler canını fena halde sıkmıştı. Kennedy o akşamı yakın dostu gazeteci Charles Bartlette anlatırken, İnanılması zor bir deneyimdi demişti. Anlattığına göre, o gece yemeğe katılanlardan biri -Kennedy adamın adını vermemişti- Kennedye, Kampanyanız sırasında bazı ekonomik güçlüklerle karşılaştığınızı biliyoruz demişti. Ve şöyle eklemişti: Ancak eğer önümüzdeki dört yıl boyunca Ortadoğu ile ilgili politikalarınıza yön verme şansı tanırsanız, kampanyanız için size çok etkili bir biçimde yardımcı olabiliriz. Bu, Kennedynin hiç alışık olmadığı bir öneriydi
Evet, Kennedy bu tür kirli pazarlıklara alışık değildi ve bu yüzden de lobinin teklifini geri çevirmişti. Avukatı Bartlette Bir başkan adayından çok, bir yurttaş olarak tepki gösterdim, kendimi hakarete uğramış gibi hissettim demişti. Kennedy ayrıca eğer başkan seçilirse, başkan adaylarının seçim kampanyası için hazineden gelen para dışında para kullanmalarını, yani lobiden rüşvet almalarını yasaklayacağını da eklemişti. Genç adam, kendi elleriyle kendi sonunu hazırlıyordu
Kennedynin İsraille kavgası
Sonuçta Kennedy lobinin desteği olmadan da başkan seçildi. Lobi Kennedye sıcak bakmıyordu. Başkan, Amerikan tarihindeki ilk katolik başkandı; Ayrıca eski bir büyükelçi olan babası Joseph Kennedy de zamanında lobi tarafından boy hedefi haline getirilmişti. Kennedy de lobiye ve İsraile pek sıcak bakmıyordu; Başkanlık öncesinde aldığı Ahlaksız teklif onu lobiden bir hayli soğutmuştu. İlerleyen aylarda başkan, İsrail yönetimiyle büyük bir çatışmaya girdi. Çatışma, İsrailin nükleer programı nedeniyle patlak vermişti. İsrail başbakanı David Ben Gurion, hummalı bir nükleer silah üretme programı izliyordu; Kennedy ise nükleer silahlanmayı durdurma programı çerçevesinde Yahudi devletini bu işten vazgeçmesi için ikna etmeye çalışıyordu. Kennedy, elinden geldiğince Yahudi devletinin Dimona reaktöründeki gizli nükleer çalışmalarını engellemeye çalışmıştı. Ben Gurionun yazdığı mektuplarda kendisinden genç adam diye söz etmesi ve daha üst bir konumdaymış gibi bir üslup kullanması yüzünden de çileden çıkıyordu. Bu arada Kennedynin Araplara yönelik olumlu bakış açısı da, onu İsrail ve lobi gözünde tam anlamıyla boy hedefi haline getirmişti. Kennedynin Ortadoğuda adil bir politika uygulamaya niyetlendiği, daha senatör olduğu sıralarda Fransaya karşı bağımsızlık savaşı veren Cezayiri desteklemesiyle ortaya çıkmıştı. Cezayir bağımsızlığına karşın Fransaya büyük askeri destek veren israil, JFKnın tehlikeli biri olduğunu daha o zaman sezmişti. Genç başkan, Beyaz Saraya oturduktan sonra da Arap ülkeleriyle, özellikle de Mısırla olumlu ilişkiler kurmaya çalışmıştı.
Kısacası, Amerika ve İsraildeki Yahudi liderler, ikinci bir Eisenhower vakası ile karşı karşıya kalmışlardı. Ancak bu kez oturup Kennedynin seçim kaybetmesini bekleyecek kadar sabırlı değillerdi. Kennedy halktan çok büyük destek alıyordu ve bir sonraki seçimleri kazanacağı da kesin görünüyordu. İsrail ve lobi, bir beş yıl daha bekleyemezdi.
Peki ne yapmalıydılar? Kennedyi ikna etmenin yolu yok gibi gözüküyordu; Bunu zaten seçimden kısa bir süre önce denemiş ve ters tepkiyle karşılaşmışlardı. Bu durumda Kennedynin yerine geçebilecek muhtemel başkanlar üzerinde düşünmek gerekiyordu. Kennedynin Cumhuriyetçi Partiden rakibi olan Richard Nixon da onlar için pek olumlu gözükmüyordu. Seçimlerde Nixona büyük bir destek verip Kennedynin kaybetmesini sağlasalar bile, yine de ellerine bir şey geçmeyecekti. Ancak bir başka isim, onlar için çok uygun olduğu sinyalini veriyordu. Bu, Kennedynin yardımcısı Lyndon b Johnsondı. Son dönemlerde özellikle dış politika konularında Kennedyle çokça tartışan ve başkanla arası oldukça açık olan Johnson, lobi açısından ideal başkan prototipi çiziyordu. Politik kariyeri boyunca İsraile desteğini sık sık vurgulamış ve başkan yardımcılığı yaptığı dönem boyunca da Yahudi devletine olan sempatisini açığa vurmuştu.
Eğer İsrail ve lobi, bir yolunu bulur da Kennedynin yerine Johnsonı başkan yaparlarsa, oldukça büyük bir iş başarmış olacaklardı. Ama bu normalde mümkün değildi; Böyle bir koltuk değişimi olması için başkanın ya istifa etmesi ya da ölmesi gerekiyordu. Başkanın istifa etmeye de niyeti yoktu elbette
İşte Kennedy suikasti tam bu sırada gerçekleşti.
Kennedy suikastinde son hüküm: Başkanı Mossad öldürdü!
Paul Findley, Kennedy suikasti hakkında üretilen komplo teorileri arasında İsrailin adının hiç geçmediğinden bahseder. Oysa Yahudi devleti Kennedyi ortadan kaldırmayı istemek için çok fazla gerekçeye sahiptir. Ayrıca Findleyin dediği gibi, Kennedy suikasti ile ilgili olarak sanık sandalyesine oturtulan Küba lideri Castro, mafya ya da fanatik anti-komünistler gibi bu işi becerecek güç ve yeteneğe sahip değildir (Oliver Stonenun JFK adlı filminde ortaya konduğu gibi, Kennedy suikasti son derece planlı ve sofistike bir eylemdir ve devlet içinden odakların işin içine karıştığı kesindir). Findley, Mossadın Kennedyi ortadan kaldırmayı isteyecek nedenlere ve bu işi yapabilecek güç ve yeteneğe kesin olarak sahip olduğunu hatırlatır. Bu gerçeğe rağmen sanıklar listesinde Mossad ve İsrail isimlerinin hiç geçirilmemesi, kuşkuları daha da artırmaktadır.
Kennedy suikastinde Mossadın rolü ile ilgili en detaylı çalışma ise Amerikalı araştırmacı Michael Collins Piperın 1993 yılında yayınladığı Final Judgement (Son Hüküm) adlı kitapta ortaya kondu. Piper, 335 sayfa ve 600 dipnottan oluşan kitabında Kennedy suikasti ile ilgili son hükmü veriyordu: Suikast bir Mossad ürünüdür!
Piper, öncelikle Kennedy ile İsrail yönetimi arasındaki çatışmanın detaylarını inceliyordu. Bu çatışma o kadar keskindi ki, İsrail başbakanı Ben Gurion, Nisan 1963te Kennedynin varlığının İsraili tehdit ettiğini öne sürerek istifa etmişti.
Suikastin ayrıntılarında çok sayıda Mossad bağlantısı vardı. Piper, New Orleans savcısı Jim Garrison tarafından suikast ile ilgili olarak soruşturmaya uğrayan Clay Shawa dikkat çekiyordu. Çünkü delil yetersizliği ile davadan beraat eden, ancak suikastle ilgisi olduğu aşikar olan Shaw, Mossadın paravan şirketi olarak işlev gören bir firmanın yönetim kuruluşunda çalışıyordu (Pipera göre, yönetmen Oliver Stone, JFK filminde Clay Shawun bu Mossad bağlantısını atlamıştır, çünkü Stoneun en büyük finansörü, Arnon Milchan adlı İsrailli bir silah tüccarıdır).
Piperın kitabında konuyla ilgili önemli bilgiler aktaran eski bir Fransız istihbaratçı vardır. Bu kişi, Mossadın suikastçilerle bağlantı kurarken, Fransız istihbaratındaki bir ajandan yararlandığını söyler. Mossadla suikastçiler arasında aracılık yapan bu Fransız ajan, Cezayir yanlısı tutumundan dolayı Kennedyden nefret etmektedir.
Piper, suikastteki Mossad bağlantısının hasıraltı edilmesine de değinir. Belli kişiler, suçu mümkün olduğunca uzak adreslere atmaya çalışmışlardır. Suikasti inceleyen Warren Komisyonuna, sorumlunun KGB olduğu konusunda en çok telkinde bulunan kişi, CIA eski şefi James J Angletondır. Angletonın en önemli özelliği ise İsrail ve Mossada olan ünlü yakınlığıdır; CIA şefi olduğu dönemde Mossadın manevi babası ünvanını kazanmıştır.
Suikasttaki İsrail hipotezini güçlendiren bir başka nokta, Kennedynin ardından başkan olan Johnsonın İsraile olan büyük yakınlığıdır. O tarihe kadar görev yapan Amerikan başkanları içinde en İsrail yanlısı sayılan Johnson, ilk kez Yahudi devletine büyük miktarlarda silah yardımı yapmış, 1967 savaşı sırasında İsraile gizli yollardan askeri araç ve deneyimli personel göndermişti. Paul Findley, Johnson hakkında şunları söylüyor:
İsrail hükümeti johnson başkan olursa herşeyin lehlerine dönüşeceğini bilmekteydi ve gerçekten de öyle oldu. kennedynin ölümünden sonra abd ilk defa israile çok geniş çapta silah göndermeye başladı. 1967 haziran savaşı sırasında johnson el altından israile hem malzeme hem de personel yardımında bulundu
Lobi, Johnson döneminde lobi yapmaya gerek bile duymamıştı.
İşte en başta belirttiğimiz nehir örneğinin Kennedy suikastinde götürdüğü yer İsraildir. Kennedynin öldürülmesiyle Yahudi lobisi kendi tarlasını rahat rahat sulamaya başlamıştır
Kaynak: Araştırma Dergisi
Özet olarak;
Profesyonel bir şekilde, tecrubeli Mossad elemanları tarafından farklı iki açıdan beyni dağıtılan JFKden sonra gündeme oturmuştur.
Sorun Kennedynin İsraile çeşitli konularda imtiyaz tanımak istememesi ve Amerikan hükümetine baskıda bulunan Yahudi Lobisine prim vermemesidir. Daha sonra hükümet içinden de bir destekçi bulan Mossad elemanları o zamanın İsrail başkanınının dolaylı emri ile etkisiz[-] hale getirilmiştir.
Oliver Stoneun JFK filminin konusudur. Ayrıca bu film sonrasında da Amerikan hükümeti tarafından yaklaşık 50 yıl süreyle bu cinayetle ilgili araştırma yapılması, belgeler yayınlanması, tartışmalar, çıkarımlar, teoriler sunulması yasaklanmıştır.
JFK suikasti ve sonrasında yaşanan gelişmeler ABDnin en büyük gelir kaynagının savaş* oldugunu kanıtlar. JFK suikasti savaşın yani gelir kaynagının önündeki engelin kaldırılmasıdır.
Bir asırı aşkın bir süredir dünyanın çeşitli ülkelerinde kendisini ilgilendirmeyen en ucra köşelerde bile anlamsız savaşlara girmesi, Vietnamda açık olarak, Kübada gizlice komunizme karşı yürüttüğü savaş ABDdeki savaş endustrisini beslemiştir.
ABD halen bu politika üzerinden gelir sağlamaya çalışmaktadır. Fakat düşmanları artık zayıflayan komunizm değil, yükselen yeni trend olan aşırı İslam blogudur ki onlar bunu islami teror olarak adlandırırlar. Yani yeni bahane terördür. Teröre karşı mücadele adı altında, ekmeğini yedikleri savaş oyununa devam etmektedirler. Zamanında komunizme karşı besledikleri bu aşırı islami topluluklar zamanla gelişmiş ve yeni düşmanları olmuştur. ABDnin şu sıralarda Ortadogu ile uğraşmasının nedeni budur. Ayrıca bu uğraş savaş endustrisini canlı tuttuğu için de vazgeçilemezdir. Yeni bir gelir kaynağı olarak Iraka girmesinin nedeninin altında da ekonomik nedenler vardır.
1960lı yıllarda JFK ile yükselen Savaşa hayır sloganları bu gelir kaynagını tehdit etmekteydi.
JFKnın;
Devletin alt kademelerinden en üst kademelerine dek büyük söz sahibi olan ciai parçalara ayırıp, zayıflatması,
62 yılının mart ayında savunma bütçesinde yapılmasını istediği kesintiler, (25 deniz aşırı ülkede neredeyse 52 askeri üssü etkiledi. Vietnamda binlerce helikopteri kaybedip binlercesini tekrar satan şirketler, onlarca deniz aşırı ülkeye askeri teknoloji yollayan firmalar, savunmayla sözleşmesi olan petrolcüler bu kesinti dolayısı ile zor duruma düştüler)
Ruslarla yaşanan soguk savaşı bitirmek istemesi,
Aya gitme yarışına bir son verip Sovyetlerle işbirliği yapma istemesi,
Nükleer testleri yasaklayan bir antlaşma imzalaması,
1962de Kübaya çıkartma yapmayı reddetmesi,
Güneydoğu Asyada savaşmak istememesi ve Vietnamdan çekilme kararı alması
gibi nedenler yüzünden derin devlet Amerika ve savaştan gelir sağlayan güç odakları Kennedynin bir engel oldugunu ve ortadan kaldırılması gerektigi kararını alıyorlar. Ve 22 Kasım 1963 salı günü saat 12:30te hepsi sona eriyor.
Ve bu tarihten bir gun sonra; Yeni başkan ve Vietnam büyükelçisi biraya geliyor. Kennedynin geri çekilme politikasının tersine, ABD hükumetinin komunist asilere karşı savaşında yardımcı olmaya devam edeceğini açıklıyor. Bu da Kennedynın neden ortadan kaldırıldığının bir kanıtı.
Evet, derin devlet Amerika ve savaştan gelir sağlan güç odakları Kennedyyi negatif hale getiriyorlar ama bu olayı da kendi emellerine alet etmeye çalışıyorlar. Suçu Fidel Castroya atmak ve komunizme karşı savaşın gerekli oldugunu halkına ve tüm dünyaya vurgulamak için suikastten önce dataylı ve programlı bir şekilde günah keçisi olan Lee Harvey Oswald hazırlanıyor.
Oswald 17 yaşında sivil hava devriyesi olarak donanmaya giriyor. Radar uzmanı oluyor. Daha sonra hiçbir donanmacının gerek duymadığı şeyi yapıp Rusça öğreniyor ve annesinin hastalıgını bahane ederek donanmadan ayrılıyor. İki üç gün sonra 203 dolarlık banka hesabıyla alınan 1500 dolarlık biletle Moskovaya gidiyor. 5-6 hafta ortalarda görünmüyor muhtemelen KGB ile (sözde) işbirliği yapıyor. Radarlarla ilgili gizli bilgileri ya da sahte gizli bilgileri Ruslara verme karşılıgında 5000 rubleyle balkonlu bir daire veriliyor. Kısacası göz göre göre ülkesinden bir hain olması için Rusyaya gonderiliyor. Ruslar da bunu yiyor. Daha sonra ABDye geri donme kararı alıyor. Bu haini, ABD devleti 48 saat içinde ona yeni bir pasaport çıkararak ve üstüne yolculuk parası vererek karşılıyor. Çok gizli bilgileri açıkladığı için soruşturulmuyor ya da suçlanmıyor.
Şu kesin ki; Oswald Rusyaya gerçek bir mülteci olarak gitmedi. ABD için çalışan bir istihbarat ajanıydı.
Daha sonra New Orleansta Fidel Castro taraftarı broşürler dağıtırken, sahte bir kavga sonucu gözaltına alınıyor. Böylece Castro yanlısı olarak fişlenmiş oluyor. Sonra yerel bir televizyonda tartışma programına çıkıyor ve komunist oldugunu ilan ediyor.
Ardından Oswald sıradan biri gibi günde 12$a Dallastaki suikastin yapıldıgı sokakta bulunan kitap deposunda çalışmaya başlıyor. Suikastten birkaç ay önce kendini Oswald olarak tanıtan biri Kübadan Meksikaya ordan da Dallasa geçiyor. Ama o sırada Oswald kitap deposunda çalışmakta. Böylece süikasti gerçekleştiren kişinin emri Castrodan aldıgı izlenimi veriliyor.
Suikastte kullanıldıgı iddia edilen silah mart ayında Chicagoda bir postane aracılıyla Oswaldın sahte ismi olan A.Hidell adına bir posta kutusuna yollanıyor. Oysa o yıllarda hiçbir iz bırakmadan herhangi bir silah dükkanından satın alınabilirdi. Ama bu yapılmıyor.
Görüldüğü gibi bunların hepsi suikasti Castronun üstüne atmak için derin devlet Amerika tarafından hazırlanmış. ABD istihbarat ajanı olan Oswald, Castronun adamı gibi gösterilmeye çalışılmış.
Ayrıca suikastin yapıldıgı iddia edilen silah ikinci dünya savaşından kalma İtalyan yapımı ucuz bir Mannlicher-Carcano. Suikastten sonra -göstermelik olarak- üç FBI keskin nişancısı ateş edildiği söylenen yerden atışlarda bulunuyor. Ama hiçbiri suikastteki performansa ulaşamıyor. Altı saniyeden az sürede çok iyi nişan alarak tam üç atış hem de kollu mekanizmali bir tüfekle. Normal birinin bu sürede iki el ateş etmesi bile şans eseridir. İlk atış en iyisi olur. Ama burada en kusursuz olan üçüncü atış. O son kurşun da güya zikzaklar çizerek Kennedyyle Connallyyi yedi kez vurmuş. Tüm bunlara ek olarak nitrat testlerine göre 22 Kasımda tüfekle ateş edilmemiş. Ama suikast sonrası böyle bir test yapılmaya gerek duyulmuyor.
Onlarca tanık silah seslerinin arkadaki kitap deposundan değil Kennedynin önundeki çimenli tepedeki çitin arkasından geldiğini duydugunu ifade ediyor. Ama hiçbiri ifadelere geçmiyor. Zapruderin filmine göre son ölümcül vuruş Kenedynin ön tarafından geliyor. Kurşun Kennedyi önce arkaya sonra sola itiyor.
Oswald suikastten 12 saat sonra sorgulanmış. Üstelik avukatı da yokmuş. Söyledikleri de tutanaklara geçirilmemiş. Bu sıradan bir davada bile olsa kabul edilemez.
Oswaldı halkın gözünde tek zanlı olarak tutabilmek için suikast sonrası Lifea kapak olan, elinde silahla göründüğü fotograf kullanılıyor. Fakat bu fotograf basit bir fotomontoj. Oswaldın başı başka bir gövdeye yerleştirilmiş. Baş kısmında gölgeler saatin 12 civarı oldugunu gösterirken. Ayak kısmında ikindi zamanı.
Tüm bunların yanısıra FBIın 17 Kasım 1963 tarihindeki kameralarında Oswaldın FBIa geldigi ve bir not bıraktıgı görülüyor. İddalara göre bu Kennedynin 22 Kasımda öldürülücegi istihbaratını alıp FBI yetkililerine bildirmesi idi. Ancak bu not daha sonra yok edilmiş. Ve Oswalda suikast günü o saatte kitap deposunda olması söylenimiş.
Daha sonra Oswald duruşmaya çıkarılmak üzere iken 70 polis ve onca gazetecinin arasında canlı yayında Jack Ruby tarafından vuruluyor. Böylece ne duruşma kalıyor ne de farklı bir görüş. Oswaldın tek zanlı oldugu kabul ediliyor ve dosya kapanıyor.
Kaynak: Selim Yörük
KENNEDY SUİKASTİNİN SONUÇLARI
Kennedynin kapattığı İsrail Dimona çölündeki nükleer santrali tekrar açılmış ve İsrail nükleer silah üretimine eskisi gibi iyice hız vermiştir..
Federal Reserve Bankın elinden Amerikan dolarını basma yetkisini alan başkan Kennedynin çıkarttığı 11110 sayılı kanun iptal edilmiş ve Amerikan dolarını basma yetkisi, tekrar Rotschild ailesine ait olan Federal Reserve Banka verilmiştir..
II. Dünya Savaşından sonra ılımlı ve sakin bir politika izleyen Amerika, özellikle Kennedy suikastinden sonra soğuk savaş sürecini de başlatmıştır.. Amerika ile Sovyet Rusya arasındaki soğuk savaştan tüm dünya devletleri çok olumsuz yönde etkilenmiştir.. Amerika ile Sovyet Rusya arasındaki silahlanma rekabeti, adeta bir sidik yarışına dönmüştür..
Amerika, tüm dünya genelinde emperyalist faaliyetlerine hız vermiş ve Vietnama saldırmıştır..Vietnamda binlerce kişinin ölmesine ve birçok ülkenin bu savaştan dolaylı olarak zarar görmesine neden olmuştur..
Amerikada İsrail lobisi ise iyice pervasızlaşmış ve yönetimde söz sahibi olmuştur.. Amerika, İsrail devletinin yaptığı katliamlara sesini çıkaramaz hâle gelmiş ve İsrail ile suç ortaklığı yapmaya başlamıştır.. En basitinden örnek vermek gerekirse, İsrail devletinin çok gizlice yürüttüğü Samuel Vanunuyu kaçırma operasyonuna istemeden şahit olan bir Amerikan Fırkateynindeki 23 deniz piyadesi, İsrail hücum botları tarafından açılan ateşle öldürülmüştür.. Denize düşüp kaçmaya çalışan askerler bile İsrailliler tarafından öldürülmüştür.. Olayın basına sızmasına izin verilmemiş ve Yahudilerin kontrolündeki Amerikan basını, konuyu haber bile yapmamıştır..
Amerikanın büyük Ortadoğu projesi başlamıştır.. Büyük Ortadoğu Projesinin diğer adı ise Büyük İsrail Devleti projesidir.. Kennedy suikastinden sonra, Büyük İsrail Devleti Projesine hız verilmiştir.. Büyük İsrail Devleti, Tevratta Tanrı Yehovanın Yahudilere vaat ettiği topraklardan oluşmaktadır (ve Türkiyeyi de içie kapsar. -Admin Notu ). 11 Eylül saldırıları, Münihteki eylemler ve daha birçok terörist eylem, aslında Büyük İsrail Devleti projesinin bir parçasından başka bir şey değildir.
Akmakta olan bir nehrin akış yönü değiştirilmemişse, bunun sorumlusunu bulmak için nehrin yeni suladığı tarlanın sahibine bakmak yeterli olacaktır. Kennedy suikastinde ise sulanan tarla, tek bir adresi gösteriyor: İsraili
Kennedy suikasti konusunda onlarca farklı senaryo ortaya atıldı. Biz burada birçok Amerikan aydının ortaya koyduğu, fakat mümkün olduğu kadar hasır-altı edilmeye çalışılan bir başka alternatif senaryodan daha söz etmek istiyoruz.
Bunu dikkate alırken üzerinde durduğumuz temel bir kriterimiz var; Akmakta olan bir nehrin akış yönü değiştirilmişse, bunun sorumlusunu bulmak için nehrin yeni suladığı tarlanın sahibine bakmanın yeterli olacağıdır.
Bunun için ilk uygulamaya karar verdikleri yöntem, başkan olacak kişiyle henüz seçilmeden önce bağlantı kurmaktı. Başkan adaylarıyla konuşacak ve Eğer seçildiğinizde İsraile destek olmaya söz verirseniz, kampanyanıza büyük yardımlar yapabiliriz diyeceklerdi. Bunun ilk denemesini John f Kennedye yaptılar. Eisenhowerın görev süresi 1960da bitiyordu ve yapılacak seçimlerin en güçlü ismi de Demokrat Partinin adayı Kennedy idi. Lobi, işi sağlama almaya karar verdi ve seçim kampanyası sırasında Kennedy ile temas kurdu. Yahudi lobisinin etkisinin sanılandan daha çok olduğunu anlatan kitapların en önemlilerinden biri olan They dare to speak out (Konuşmaya cesaret ettiler) kitabının yazarı Paul Findley, olayı aynı kitabında şöyle anlatıyor:
(Seçimden bir süre önce) Kennedy, New Yorkun önde gelen Yahudilerinden birinin evindeki yemeğe katılmıştı. Ancak o akşam duyduğu bazı sözler canını fena halde sıkmıştı. Kennedy o akşamı yakın dostu gazeteci Charles Bartlette anlatırken, İnanılması zor bir deneyimdi demişti. Anlattığına göre, o gece yemeğe katılanlardan biri -Kennedy adamın adını vermemişti- Kennedye, Kampanyanız sırasında bazı ekonomik güçlüklerle karşılaştığınızı biliyoruz demişti. Ve şöyle eklemişti: Ancak eğer önümüzdeki dört yıl boyunca Ortadoğu ile ilgili politikalarınıza yön verme şansı tanırsanız, kampanyanız için size çok etkili bir biçimde yardımcı olabiliriz. Bu, Kennedynin hiç alışık olmadığı bir öneriydi
Kennedynin İsraille kavgası
Sonuçta Kennedy lobinin desteği olmadan da başkan seçildi. Lobi Kennedye sıcak bakmıyordu. Başkan, Amerikan tarihindeki ilk katolik başkandı; Ayrıca eski bir büyükelçi olan babası Joseph Kennedy de zamanında lobi tarafından boy hedefi haline getirilmişti. Kennedy de lobiye ve İsraile pek sıcak bakmıyordu; Başkanlık öncesinde aldığı Ahlaksız teklif onu lobiden bir hayli soğutmuştu. İlerleyen aylarda başkan, İsrail yönetimiyle büyük bir çatışmaya girdi. Çatışma, İsrailin nükleer programı nedeniyle patlak vermişti. İsrail başbakanı David Ben Gurion, hummalı bir nükleer silah üretme programı izliyordu; Kennedy ise nükleer silahlanmayı durdurma programı çerçevesinde Yahudi devletini bu işten vazgeçmesi için ikna etmeye çalışıyordu. Kennedy, elinden geldiğince Yahudi devletinin Dimona reaktöründeki gizli nükleer çalışmalarını engellemeye çalışmıştı. Ben Gurionun yazdığı mektuplarda kendisinden genç adam diye söz etmesi ve daha üst bir konumdaymış gibi bir üslup kullanması yüzünden de çileden çıkıyordu. Bu arada Kennedynin Araplara yönelik olumlu bakış açısı da, onu İsrail ve lobi gözünde tam anlamıyla boy hedefi haline getirmişti. Kennedynin Ortadoğuda adil bir politika uygulamaya niyetlendiği, daha senatör olduğu sıralarda Fransaya karşı bağımsızlık savaşı veren Cezayiri desteklemesiyle ortaya çıkmıştı. Cezayir bağımsızlığına karşın Fransaya büyük askeri destek veren israil, JFKnın tehlikeli biri olduğunu daha o zaman sezmişti. Genç başkan, Beyaz Saraya oturduktan sonra da Arap ülkeleriyle, özellikle de Mısırla olumlu ilişkiler kurmaya çalışmıştı.
Kısacası, Amerika ve İsraildeki Yahudi liderler, ikinci bir Eisenhower vakası ile karşı karşıya kalmışlardı. Ancak bu kez oturup Kennedynin seçim kaybetmesini bekleyecek kadar sabırlı değillerdi. Kennedy halktan çok büyük destek alıyordu ve bir sonraki seçimleri kazanacağı da kesin görünüyordu. İsrail ve lobi, bir beş yıl daha bekleyemezdi.
Eğer İsrail ve lobi, bir yolunu bulur da Kennedynin yerine Johnsonı başkan yaparlarsa, oldukça büyük bir iş başarmış olacaklardı. Ama bu normalde mümkün değildi; Böyle bir koltuk değişimi olması için başkanın ya istifa etmesi ya da ölmesi gerekiyordu. Başkanın istifa etmeye de niyeti yoktu elbette
İşte Kennedy suikasti tam bu sırada gerçekleşti.
Kennedy suikastinde son hüküm: Başkanı Mossad öldürdü!
Paul Findley, Kennedy suikasti hakkında üretilen komplo teorileri arasında İsrailin adının hiç geçmediğinden bahseder. Oysa Yahudi devleti Kennedyi ortadan kaldırmayı istemek için çok fazla gerekçeye sahiptir. Ayrıca Findleyin dediği gibi, Kennedy suikasti ile ilgili olarak sanık sandalyesine oturtulan Küba lideri Castro, mafya ya da fanatik anti-komünistler gibi bu işi becerecek güç ve yeteneğe sahip değildir (Oliver Stonenun JFK adlı filminde ortaya konduğu gibi, Kennedy suikasti son derece planlı ve sofistike bir eylemdir ve devlet içinden odakların işin içine karıştığı kesindir). Findley, Mossadın Kennedyi ortadan kaldırmayı isteyecek nedenlere ve bu işi yapabilecek güç ve yeteneğe kesin olarak sahip olduğunu hatırlatır. Bu gerçeğe rağmen sanıklar listesinde Mossad ve İsrail isimlerinin hiç geçirilmemesi, kuşkuları daha da artırmaktadır.
Kennedy suikastinde Mossadın rolü ile ilgili en detaylı çalışma ise Amerikalı araştırmacı Michael Collins Piperın 1993 yılında yayınladığı Final Judgement (Son Hüküm) adlı kitapta ortaya kondu. Piper, 335 sayfa ve 600 dipnottan oluşan kitabında Kennedy suikasti ile ilgili son hükmü veriyordu: Suikast bir Mossad ürünüdür!
Piper, öncelikle Kennedy ile İsrail yönetimi arasındaki çatışmanın detaylarını inceliyordu. Bu çatışma o kadar keskindi ki, İsrail başbakanı Ben Gurion, Nisan 1963te Kennedynin varlığının İsraili tehdit ettiğini öne sürerek istifa etmişti.
Suikastin ayrıntılarında çok sayıda Mossad bağlantısı vardı. Piper, New Orleans savcısı Jim Garrison tarafından suikast ile ilgili olarak soruşturmaya uğrayan Clay Shawa dikkat çekiyordu. Çünkü delil yetersizliği ile davadan beraat eden, ancak suikastle ilgisi olduğu aşikar olan Shaw, Mossadın paravan şirketi olarak işlev gören bir firmanın yönetim kuruluşunda çalışıyordu (Pipera göre, yönetmen Oliver Stone, JFK filminde Clay Shawun bu Mossad bağlantısını atlamıştır, çünkü Stoneun en büyük finansörü, Arnon Milchan adlı İsrailli bir silah tüccarıdır).
Piperın kitabında konuyla ilgili önemli bilgiler aktaran eski bir Fransız istihbaratçı vardır. Bu kişi, Mossadın suikastçilerle bağlantı kurarken, Fransız istihbaratındaki bir ajandan yararlandığını söyler. Mossadla suikastçiler arasında aracılık yapan bu Fransız ajan, Cezayir yanlısı tutumundan dolayı Kennedyden nefret etmektedir.
Piper, suikastteki Mossad bağlantısının hasıraltı edilmesine de değinir. Belli kişiler, suçu mümkün olduğunca uzak adreslere atmaya çalışmışlardır. Suikasti inceleyen Warren Komisyonuna, sorumlunun KGB olduğu konusunda en çok telkinde bulunan kişi, CIA eski şefi James J Angletondır. Angletonın en önemli özelliği ise İsrail ve Mossada olan ünlü yakınlığıdır; CIA şefi olduğu dönemde Mossadın manevi babası ünvanını kazanmıştır.
Suikasttaki İsrail hipotezini güçlendiren bir başka nokta, Kennedynin ardından başkan olan Johnsonın İsraile olan büyük yakınlığıdır. O tarihe kadar görev yapan Amerikan başkanları içinde en İsrail yanlısı sayılan Johnson, ilk kez Yahudi devletine büyük miktarlarda silah yardımı yapmış, 1967 savaşı sırasında İsraile gizli yollardan askeri araç ve deneyimli personel göndermişti. Paul Findley, Johnson hakkında şunları söylüyor:
İsrail hükümeti johnson başkan olursa herşeyin lehlerine dönüşeceğini bilmekteydi ve gerçekten de öyle oldu. kennedynin ölümünden sonra abd ilk defa israile çok geniş çapta silah göndermeye başladı. 1967 haziran savaşı sırasında johnson el altından israile hem malzeme hem de personel yardımında bulundu
Lobi, Johnson döneminde lobi yapmaya gerek bile duymamıştı.
İşte en başta belirttiğimiz nehir örneğinin Kennedy suikastinde götürdüğü yer İsraildir. Kennedynin öldürülmesiyle Yahudi lobisi kendi tarlasını rahat rahat sulamaya başlamıştır
Kaynak: Araştırma Dergisi
Özet olarak;
Profesyonel bir şekilde, tecrubeli Mossad elemanları tarafından farklı iki açıdan beyni dağıtılan JFKden sonra gündeme oturmuştur.
Sorun Kennedynin İsraile çeşitli konularda imtiyaz tanımak istememesi ve Amerikan hükümetine baskıda bulunan Yahudi Lobisine prim vermemesidir. Daha sonra hükümet içinden de bir destekçi bulan Mossad elemanları o zamanın İsrail başkanınının dolaylı emri ile etkisiz[-] hale getirilmiştir.
Oliver Stoneun JFK filminin konusudur. Ayrıca bu film sonrasında da Amerikan hükümeti tarafından yaklaşık 50 yıl süreyle bu cinayetle ilgili araştırma yapılması, belgeler yayınlanması, tartışmalar, çıkarımlar, teoriler sunulması yasaklanmıştır.
JFK suikasti ve sonrasında yaşanan gelişmeler ABDnin en büyük gelir kaynagının savaş* oldugunu kanıtlar. JFK suikasti savaşın yani gelir kaynagının önündeki engelin kaldırılmasıdır.
Bir asırı aşkın bir süredir dünyanın çeşitli ülkelerinde kendisini ilgilendirmeyen en ucra köşelerde bile anlamsız savaşlara girmesi, Vietnamda açık olarak, Kübada gizlice komunizme karşı yürüttüğü savaş ABDdeki savaş endustrisini beslemiştir.
ABD halen bu politika üzerinden gelir sağlamaya çalışmaktadır. Fakat düşmanları artık zayıflayan komunizm değil, yükselen yeni trend olan aşırı İslam blogudur ki onlar bunu islami teror olarak adlandırırlar. Yani yeni bahane terördür. Teröre karşı mücadele adı altında, ekmeğini yedikleri savaş oyununa devam etmektedirler. Zamanında komunizme karşı besledikleri bu aşırı islami topluluklar zamanla gelişmiş ve yeni düşmanları olmuştur. ABDnin şu sıralarda Ortadogu ile uğraşmasının nedeni budur. Ayrıca bu uğraş savaş endustrisini canlı tuttuğu için de vazgeçilemezdir. Yeni bir gelir kaynağı olarak Iraka girmesinin nedeninin altında da ekonomik nedenler vardır.
1960lı yıllarda JFK ile yükselen Savaşa hayır sloganları bu gelir kaynagını tehdit etmekteydi.
JFKnın;
Devletin alt kademelerinden en üst kademelerine dek büyük söz sahibi olan ciai parçalara ayırıp, zayıflatması,
62 yılının mart ayında savunma bütçesinde yapılmasını istediği kesintiler, (25 deniz aşırı ülkede neredeyse 52 askeri üssü etkiledi. Vietnamda binlerce helikopteri kaybedip binlercesini tekrar satan şirketler, onlarca deniz aşırı ülkeye askeri teknoloji yollayan firmalar, savunmayla sözleşmesi olan petrolcüler bu kesinti dolayısı ile zor duruma düştüler)
Ruslarla yaşanan soguk savaşı bitirmek istemesi,
Aya gitme yarışına bir son verip Sovyetlerle işbirliği yapma istemesi,
Nükleer testleri yasaklayan bir antlaşma imzalaması,
1962de Kübaya çıkartma yapmayı reddetmesi,
Güneydoğu Asyada savaşmak istememesi ve Vietnamdan çekilme kararı alması
gibi nedenler yüzünden derin devlet Amerika ve savaştan gelir sağlayan güç odakları Kennedynin bir engel oldugunu ve ortadan kaldırılması gerektigi kararını alıyorlar. Ve 22 Kasım 1963 salı günü saat 12:30te hepsi sona eriyor.
Ve bu tarihten bir gun sonra; Yeni başkan ve Vietnam büyükelçisi biraya geliyor. Kennedynin geri çekilme politikasının tersine, ABD hükumetinin komunist asilere karşı savaşında yardımcı olmaya devam edeceğini açıklıyor. Bu da Kennedynın neden ortadan kaldırıldığının bir kanıtı.
Evet, derin devlet Amerika ve savaştan gelir sağlan güç odakları Kennedyyi negatif hale getiriyorlar ama bu olayı da kendi emellerine alet etmeye çalışıyorlar. Suçu Fidel Castroya atmak ve komunizme karşı savaşın gerekli oldugunu halkına ve tüm dünyaya vurgulamak için suikastten önce dataylı ve programlı bir şekilde günah keçisi olan Lee Harvey Oswald hazırlanıyor.
Oswald 17 yaşında sivil hava devriyesi olarak donanmaya giriyor. Radar uzmanı oluyor. Daha sonra hiçbir donanmacının gerek duymadığı şeyi yapıp Rusça öğreniyor ve annesinin hastalıgını bahane ederek donanmadan ayrılıyor. İki üç gün sonra 203 dolarlık banka hesabıyla alınan 1500 dolarlık biletle Moskovaya gidiyor. 5-6 hafta ortalarda görünmüyor muhtemelen KGB ile (sözde) işbirliği yapıyor. Radarlarla ilgili gizli bilgileri ya da sahte gizli bilgileri Ruslara verme karşılıgında 5000 rubleyle balkonlu bir daire veriliyor. Kısacası göz göre göre ülkesinden bir hain olması için Rusyaya gonderiliyor. Ruslar da bunu yiyor. Daha sonra ABDye geri donme kararı alıyor. Bu haini, ABD devleti 48 saat içinde ona yeni bir pasaport çıkararak ve üstüne yolculuk parası vererek karşılıyor. Çok gizli bilgileri açıkladığı için soruşturulmuyor ya da suçlanmıyor.
Şu kesin ki; Oswald Rusyaya gerçek bir mülteci olarak gitmedi. ABD için çalışan bir istihbarat ajanıydı.
Daha sonra New Orleansta Fidel Castro taraftarı broşürler dağıtırken, sahte bir kavga sonucu gözaltına alınıyor. Böylece Castro yanlısı olarak fişlenmiş oluyor. Sonra yerel bir televizyonda tartışma programına çıkıyor ve komunist oldugunu ilan ediyor.
Ardından Oswald sıradan biri gibi günde 12$a Dallastaki suikastin yapıldıgı sokakta bulunan kitap deposunda çalışmaya başlıyor. Suikastten birkaç ay önce kendini Oswald olarak tanıtan biri Kübadan Meksikaya ordan da Dallasa geçiyor. Ama o sırada Oswald kitap deposunda çalışmakta. Böylece süikasti gerçekleştiren kişinin emri Castrodan aldıgı izlenimi veriliyor.
Suikastte kullanıldıgı iddia edilen silah mart ayında Chicagoda bir postane aracılıyla Oswaldın sahte ismi olan A.Hidell adına bir posta kutusuna yollanıyor. Oysa o yıllarda hiçbir iz bırakmadan herhangi bir silah dükkanından satın alınabilirdi. Ama bu yapılmıyor.
Görüldüğü gibi bunların hepsi suikasti Castronun üstüne atmak için derin devlet Amerika tarafından hazırlanmış. ABD istihbarat ajanı olan Oswald, Castronun adamı gibi gösterilmeye çalışılmış.
Ayrıca suikastin yapıldıgı iddia edilen silah ikinci dünya savaşından kalma İtalyan yapımı ucuz bir Mannlicher-Carcano. Suikastten sonra -göstermelik olarak- üç FBI keskin nişancısı ateş edildiği söylenen yerden atışlarda bulunuyor. Ama hiçbiri suikastteki performansa ulaşamıyor. Altı saniyeden az sürede çok iyi nişan alarak tam üç atış hem de kollu mekanizmali bir tüfekle. Normal birinin bu sürede iki el ateş etmesi bile şans eseridir. İlk atış en iyisi olur. Ama burada en kusursuz olan üçüncü atış. O son kurşun da güya zikzaklar çizerek Kennedyyle Connallyyi yedi kez vurmuş. Tüm bunlara ek olarak nitrat testlerine göre 22 Kasımda tüfekle ateş edilmemiş. Ama suikast sonrası böyle bir test yapılmaya gerek duyulmuyor.
Onlarca tanık silah seslerinin arkadaki kitap deposundan değil Kennedynin önundeki çimenli tepedeki çitin arkasından geldiğini duydugunu ifade ediyor. Ama hiçbiri ifadelere geçmiyor. Zapruderin filmine göre son ölümcül vuruş Kenedynin ön tarafından geliyor. Kurşun Kennedyi önce arkaya sonra sola itiyor.
Oswald suikastten 12 saat sonra sorgulanmış. Üstelik avukatı da yokmuş. Söyledikleri de tutanaklara geçirilmemiş. Bu sıradan bir davada bile olsa kabul edilemez.
Oswaldı halkın gözünde tek zanlı olarak tutabilmek için suikast sonrası Lifea kapak olan, elinde silahla göründüğü fotograf kullanılıyor. Fakat bu fotograf basit bir fotomontoj. Oswaldın başı başka bir gövdeye yerleştirilmiş. Baş kısmında gölgeler saatin 12 civarı oldugunu gösterirken. Ayak kısmında ikindi zamanı.
Tüm bunların yanısıra FBIın 17 Kasım 1963 tarihindeki kameralarında Oswaldın FBIa geldigi ve bir not bıraktıgı görülüyor. İddalara göre bu Kennedynin 22 Kasımda öldürülücegi istihbaratını alıp FBI yetkililerine bildirmesi idi. Ancak bu not daha sonra yok edilmiş. Ve Oswalda suikast günü o saatte kitap deposunda olması söylenimiş.
Daha sonra Oswald duruşmaya çıkarılmak üzere iken 70 polis ve onca gazetecinin arasında canlı yayında Jack Ruby tarafından vuruluyor. Böylece ne duruşma kalıyor ne de farklı bir görüş. Oswaldın tek zanlı oldugu kabul ediliyor ve dosya kapanıyor.
Kaynak: Selim Yörük
KENNEDY SUİKASTİNİN SONUÇLARI
Kennedynin kapattığı İsrail Dimona çölündeki nükleer santrali tekrar açılmış ve İsrail nükleer silah üretimine eskisi gibi iyice hız vermiştir..
Federal Reserve Bankın elinden Amerikan dolarını basma yetkisini alan başkan Kennedynin çıkarttığı 11110 sayılı kanun iptal edilmiş ve Amerikan dolarını basma yetkisi, tekrar Rotschild ailesine ait olan Federal Reserve Banka verilmiştir..
II. Dünya Savaşından sonra ılımlı ve sakin bir politika izleyen Amerika, özellikle Kennedy suikastinden sonra soğuk savaş sürecini de başlatmıştır.. Amerika ile Sovyet Rusya arasındaki soğuk savaştan tüm dünya devletleri çok olumsuz yönde etkilenmiştir.. Amerika ile Sovyet Rusya arasındaki silahlanma rekabeti, adeta bir sidik yarışına dönmüştür..
Amerika, tüm dünya genelinde emperyalist faaliyetlerine hız vermiş ve Vietnama saldırmıştır..Vietnamda binlerce kişinin ölmesine ve birçok ülkenin bu savaştan dolaylı olarak zarar görmesine neden olmuştur..
Amerikada İsrail lobisi ise iyice pervasızlaşmış ve yönetimde söz sahibi olmuştur.. Amerika, İsrail devletinin yaptığı katliamlara sesini çıkaramaz hâle gelmiş ve İsrail ile suç ortaklığı yapmaya başlamıştır.. En basitinden örnek vermek gerekirse, İsrail devletinin çok gizlice yürüttüğü Samuel Vanunuyu kaçırma operasyonuna istemeden şahit olan bir Amerikan Fırkateynindeki 23 deniz piyadesi, İsrail hücum botları tarafından açılan ateşle öldürülmüştür.. Denize düşüp kaçmaya çalışan askerler bile İsrailliler tarafından öldürülmüştür.. Olayın basına sızmasına izin verilmemiş ve Yahudilerin kontrolündeki Amerikan basını, konuyu haber bile yapmamıştır..
Amerikanın büyük Ortadoğu projesi başlamıştır.. Büyük Ortadoğu Projesinin diğer adı ise Büyük İsrail Devleti projesidir.. Kennedy suikastinden sonra, Büyük İsrail Devleti Projesine hız verilmiştir.. Büyük İsrail Devleti, Tevratta Tanrı Yehovanın Yahudilere vaat ettiği topraklardan oluşmaktadır (ve Türkiyeyi de içie kapsar. -Admin Notu ). 11 Eylül saldırıları, Münihteki eylemler ve daha birçok terörist eylem, aslında Büyük İsrail Devleti projesinin bir parçasından başka bir şey değildir.