Kıbrıstaki Osmanlı İdaresi fiilen tam 307 ve hukuken 352 yıl boyunca sürdü. Bu süre içinde, Kıbrıs, tarihinde yaşamadığı bir özgürlük yaşadı. Türkler, Katoliklerin kapattığı kiliseleri açtırdı ve Rum Halka dini özgürlük sağladı. Başpiskoposu Rum Halkının siyasi temsilcisi olarak kabul ederken, halkın şikayetlerini doğrudan Saraya bildirme hakkını onlara tanıdı. Böylece Başpiskoposları siyasi yönden de güçlendirmiş oldu.
İkinci olarak Katolik Venedik döneminde tamir edilmeyen kilise vb. ibadet yerlerini tamir ettirdi ve bakımlarını yaptırdı. Kıbrıs Rumlarının bütün bunlara yanıtı ise, 1821de başlayan Yunan isyanını asker, silah ve para göndererek desteklemek ve yine aynı yıl tüm ada Türklerini katletmeyi öngören bir ayaklanma aaagahlamak oldu. Osmanlılar döneminde Adada yaşayan Rumların ekonomik durumları daha önceki dönemlerle kıyaslanmayacak biçimde düzeldi. Bu dönemden başlamak üzere, kendilerine tanınan geniş hoşgörü ile yavaş yavaş adadaki ticari hayatı ele geçirmeye başladılar. Osmanlılar döneminde adadaki idari yapı da yeniden düzenlendi ve ada KADI ların yönetimi için oluşturulan 17 ilçeye ayrıldı. Ada yönetimi için oluşturulan Divanda Rumlarla birlikte adada yaşayan Maronit ve Ermenilere de temsiliyet hakkı tanındı. Böylece tarihte ilk kez Kıbrıs Rumları, adanın yönetiminde söz sahibi yapıldı.
Osmanlılar, ada Rumlarının eğitimlerinin geliştirilmesini ve vergilerin Kilise tarafından toplanmasını da kabul ederek, onlara bir nevi kendi kendilerini yönetme hakkı tanıdı.
Osmanlı yönetimi boyunca Kıbrısta birçok Su Kemeri, Hanlar, Kütüphaneler, Camiler, Çeşmeler yapılarak adanın imarı sağlandı.
Kıbrıs Türklerinin kökeni nedir?
Kıbrıs Türklerinin kökeni Anadoludaki Türk Halkıdır. Kıbrısın fethinden sonra adanın gelişmesi için üretici nüfusa ve sanatkara gereksinim olduğunu gören Padişah 2. Selim, adada kalan 20 bin civarında askerin yanısıra 10 bin civarında sanatkar ailenin de Kıbrısa gönderilmesini kararlaştırır. Bu amaçla çıkarılan bir SÜRGÜN HÜKMÜ ne göre Anadolu, Karaman, Rum ve Dülkadriye Kadıları şehir ve kasabalarda oturan zenaat ve meslek sahipleri arasında seçme yapılarak, her on haneden bir hanede yaşayan aileler Kıbrısa gönderildiler. Bu meslek sahipleri içinde ayakkabıcılar, terziler, dokumacılar aşçılar, mumcular,semerciler, nalbantlar, bakkallar, demirciler, dericiler, taşcılar, kuyumcular, yapıcılar, kalaycılar ve kazancılar başı çekmekteydi.
Bunların yanında ise;
-Taşlı ve verimsiz toprak çalıştırıp geçimini sağlayamayanlar,
-Kötü davranış içinde olanlar,
-Kendi bölgelerinde adları kütükte kayıtlı olmayanlar ve onların oğulları,
-Batka bölgelerden göç etmitolanlar,
-Uzun zamandan beri tarla veya bahçe almak için müracaat etmiş olanlar,
-Köyünü ve tarlasını bırakıp, şehirlere göç edenler,
-Köylerde ve şehirlerde işsiz olup, toprağı çalıştırmayanlar da Kıbrısa gönderileceklerdi.
-21 Eylül 1571 tarihini taşıyan bu Sürgün Hükmü ile toplam 572 Hanenin Kıbrısa göç ettirilmesi öngörülmekteydi. Adaya gelen bu Türkler kısa sürede ekonomik yaşama büyük bir canlılık getirdi.
Yunanistan ise daha Osmanlı egemenliği altında olması nedeni ile Rumları kışkırtacak durumda değildi. Megali İdea fikri ortaya atılana kadar, iki halk Osmanlıla rın adil yönetimi altında barış içinde bir arada yaşadı. Denebilir ki adadaki iki halkın barış içinde birarada yaşadığı tek dönem fiilen Osmanlı İdaresi altında yaşanan bu 307 yıllık dönemdir.
Kıbrıs Rumlarının kökeni nedir?
Kıbrısın ilk yerli halkı Anadoludan gelmiştir. Ve, tarihte hiçbir zaman Kıbrıs, Yunanistanın egemenliğine girmemiştir. Bunun yanında tarihte hiçbir zaman Yunanistandan Kıbrısa büyük çapta bir göç de olmamıştır. Peki Rumlar niye kendilerini Yunan saymaktadır?
Kıbrıs Anadolunun doğal bir uzantısıdır. Jeolojik dönemin birinci zamanında Anadolunun Hatay bölgesine bitişik olan Kıbrıs, ikinci ve üçüncü zamanlarda oluşan çökmelerle Anadoludan kopmuştur. Adada Anadoluda yaşayan cüce fil fosillerinin bulunması bunun kanıtıdır. Bu arada Kıbrıstaki kazılarda bulunan vazolarla Anadoluda ortaya çıkarılan vazolar ve evler birbirine çok benzemektedir. Bundan hareketle, ilk yerli halkın Anadoludan geldiği kesinlik kazanmaktadır. Bundan ayrı olarak Kıbrıs tarihte; Hititler, Mısırlılar, Fenikeliler, Asurlular, Persler, Ptolemiler, Romalılar, Araplar, Bizanslılar, Templer Şovalyeleri, Lüzinyanlar, Cenevizliler, Venedikliler, Osmanlılar ve İngilizler tarafından yönetilmiştir. Kıyıları ise korsanların yatakları olmuştur.
Anadoludan gelen yerli halkla, Kıbrısı işgal eden bu ulus ve kavimlerin karışması sonucu, tarih içinde ortaya melez bir halk çıkmıştır. Bu melez halk zaman içinde denizci bir kavim olan Mikenlerin kültürel etkisi altında kalmıştır. Mikenler bilindiği gibi Yunanlılar tarafından Helen ırkından sayılmaktadır. Bundan ayrı olarak Kıbrısın Roma İmparatorluğunun egemenliğine girmesinden sonra M. S. 46 yılında St. Paul Kıbrısa gelerek Hristiyanlığı yaymıştır.
Bizans döneminde ise Bizansın, resmi dili olarak Yunancayı; resmi din olarak Ortodoks Hristiyanlığı kabul etmesi ve bunu zorla Kıbrıstaki melez yerli halka da kabul ettirmesi, adadaki bu melez halkın kendisini zamanla Yunanlı olarak görmesi sonucunu doğurmuştur. Kimlik bunalımı içindeki melez halkın bir ulusal kültür, ve bir ulusal kimlik arayışı içinde olması da bu oluşumu etkileyen bir unsur olmuştur.
Sonuç olarak adanın esas yerli halkı, Anadoludan gelmiştir. Bu halk zaman içinde Kıbrısı işgal eden kavimlere karışarak melezleşmiştir ve Bizans döneminde Bizansın dini-kültürel etkisi ile kendini Yunanlı görmeye başlamıştır.
Megali İdea nedir?
Megali İdea, kelime anlamı ile Büyük İdeal, büyük fikir demektir. Bu fikre ve ilkeye göre, 1453de Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilen İstanbul tekrar ele geçirilecek, Yunanistan, Girit, Rodos, Kıbrıs, Anadolu ve ta Büyük İskenderin uzandığı İskenderiyeye kadar olan topraklar işgal edilerek, bir Helen İmparatorluğu olarak kabul edilen büyük Bizans İmparatorluğu kurulacaktır. Bu imparatorluğun başkenti ise eski Bizansda olduğu gibi hala Konstantinopolis diye andıkları İstanbul olacaktır. Megali İdea fikri ilk kez Rigas Ferreros adlı bir Rum tarafından gündeme getirilmiştir. Rigas Ferreros, bu amaçla ilk Megali İdea haritasını 1791-1796 yılları arasında Bükreşte hazırladı ve 1796 yılında Viyanada yayınladı. Megali İdeanın yaşatılması ve nesilden nesile aktarılması görevini Rum Ortodoks kilisesi ve Ortodoks mezhebinin merkezi olan İstanbuldaki Patrikhane üstlenmiştir. Kilisenin bu amaçlarını ve eylemlerini gerçekleştirmek için Osmanlı İmparatorluğunun kendisine tanıdığı geniş hoşgörüden yararlandığı inkar edilemez bir gerçektir. Örneğin 1754 yılında Padişahın yayınladığı bir fermanla, Başpiskopos, adanın ikinci politik ve nüfuzlu kişisi olma hakkını kazanmıştı. Bu tarihten itibaren Başpiskoposa Ulusal Lider anlamına gelen ETNARH denemeye başlanmıştı.
Megali İdea çerçevesinde 1821 yılında Mora isyanı patlak vermiş ve Yunanistanın bağımsızlığını kazanmasından sonra Megali İdea haritası içinde yer alan toprakların ele geçirilmesi için faaliyete başlanmıştır.
Nitekim daha sonra Girit, Rodos, 12 adalar ve diğer Ege adaları ele geçirilmiş, Anadoluya asker çıkarılmıştır. Ne var ki Anadoluda Atatürk önderliğindeki Türk Halkı, Kıbrısta ise Anavatan Türkiye desteğindeki Kıbrıs Türk Halkı tarafından, hedeflerine ulaşmaları engellenmiştir.
Önemle vurgulanmalıdır ki, Yunanistan ve Kilise bu çabalarında başta İngiltere ve Çarlık Rusyası olmak üzere her zaman Batılı ülkeler tarafından desteklenmiştir
Filiki Eterya ve Ethniki Eterya nedir?
Megali İdea fikri ortaya atıldıktan sonra bu fikir, Osmanlı İmparatorluğu aleyhine genişleme emelleri olan Rus Çarlığı ile İngilizler ve çeşitli Balkan Üleleri tarafından desteklenmeye başlandı. Megali İdeayı gerçekleştirmek için bir örgüt gerekliydi. Bu amaçla 1814 yılında, yani Megali İdea haritasının çizildiği 1796 yılından 21 yıl sonra, Rusyanın Odessa şehrinde Filiki Eteriya adlı Örgüt Çarlık Rusyasının gizli desteği ile kuruldu. Yine çarlığın desteği ile tüm Balkanlarda örgütlenme faaliyetlerini başlatan Filiki Eteriyanın başına da Rus Çarı 1. Aleksandros İpsilantis getirildi. Bu gelişme örgütün ilk başarısı oldu. Nitekim daha sonra Rus Çarının desteği ile bu örgüt tarafından 1821 Mora isyanı başlatılacaktı. Filiki Eteriyanın örgütlenme çalışmalarını Kıbrısa kadar uzattığı ve başta kiliselerdeki papazlar olmak üzere, kiliselerin yoğun propagandasının etkisi altında bulunan Rumlar arasında geniş bir taban bulunduğu, hatta Kıbrıstaki ayaklanmanın perde gerisindeki örgütlü güç olduğu biliniyor.
Filiki Eteriyadan sonra, Yunanistanın bağımsızlığını kazanmasının ardından bu kez de Yunan ordusu içinde Ethniki Eteriya adlı bir başka örgüt kurulmuş ve bu örgüt Giritin Yunanistan tarafından ilhakında önemli bir rol oynamıştır.
Her iki örgüt de esas hedef olarak Megali İdeayı benimsemiş ve tüm çalışmalarını, bu hedefe ulaşılması için Osmanlı toprakları üzerinde gizli ayaklanma hazırlıklarına yöneltmişlerdir
İkinci olarak Katolik Venedik döneminde tamir edilmeyen kilise vb. ibadet yerlerini tamir ettirdi ve bakımlarını yaptırdı. Kıbrıs Rumlarının bütün bunlara yanıtı ise, 1821de başlayan Yunan isyanını asker, silah ve para göndererek desteklemek ve yine aynı yıl tüm ada Türklerini katletmeyi öngören bir ayaklanma aaagahlamak oldu. Osmanlılar döneminde Adada yaşayan Rumların ekonomik durumları daha önceki dönemlerle kıyaslanmayacak biçimde düzeldi. Bu dönemden başlamak üzere, kendilerine tanınan geniş hoşgörü ile yavaş yavaş adadaki ticari hayatı ele geçirmeye başladılar. Osmanlılar döneminde adadaki idari yapı da yeniden düzenlendi ve ada KADI ların yönetimi için oluşturulan 17 ilçeye ayrıldı. Ada yönetimi için oluşturulan Divanda Rumlarla birlikte adada yaşayan Maronit ve Ermenilere de temsiliyet hakkı tanındı. Böylece tarihte ilk kez Kıbrıs Rumları, adanın yönetiminde söz sahibi yapıldı.
Osmanlılar, ada Rumlarının eğitimlerinin geliştirilmesini ve vergilerin Kilise tarafından toplanmasını da kabul ederek, onlara bir nevi kendi kendilerini yönetme hakkı tanıdı.
Osmanlı yönetimi boyunca Kıbrısta birçok Su Kemeri, Hanlar, Kütüphaneler, Camiler, Çeşmeler yapılarak adanın imarı sağlandı.
Kıbrıs Türklerinin kökeni nedir?
Kıbrıs Türklerinin kökeni Anadoludaki Türk Halkıdır. Kıbrısın fethinden sonra adanın gelişmesi için üretici nüfusa ve sanatkara gereksinim olduğunu gören Padişah 2. Selim, adada kalan 20 bin civarında askerin yanısıra 10 bin civarında sanatkar ailenin de Kıbrısa gönderilmesini kararlaştırır. Bu amaçla çıkarılan bir SÜRGÜN HÜKMÜ ne göre Anadolu, Karaman, Rum ve Dülkadriye Kadıları şehir ve kasabalarda oturan zenaat ve meslek sahipleri arasında seçme yapılarak, her on haneden bir hanede yaşayan aileler Kıbrısa gönderildiler. Bu meslek sahipleri içinde ayakkabıcılar, terziler, dokumacılar aşçılar, mumcular,semerciler, nalbantlar, bakkallar, demirciler, dericiler, taşcılar, kuyumcular, yapıcılar, kalaycılar ve kazancılar başı çekmekteydi.
Bunların yanında ise;
-Taşlı ve verimsiz toprak çalıştırıp geçimini sağlayamayanlar,
-Kötü davranış içinde olanlar,
-Kendi bölgelerinde adları kütükte kayıtlı olmayanlar ve onların oğulları,
-Batka bölgelerden göç etmitolanlar,
-Uzun zamandan beri tarla veya bahçe almak için müracaat etmiş olanlar,
-Köyünü ve tarlasını bırakıp, şehirlere göç edenler,
-Köylerde ve şehirlerde işsiz olup, toprağı çalıştırmayanlar da Kıbrısa gönderileceklerdi.
-21 Eylül 1571 tarihini taşıyan bu Sürgün Hükmü ile toplam 572 Hanenin Kıbrısa göç ettirilmesi öngörülmekteydi. Adaya gelen bu Türkler kısa sürede ekonomik yaşama büyük bir canlılık getirdi.
Yunanistan ise daha Osmanlı egemenliği altında olması nedeni ile Rumları kışkırtacak durumda değildi. Megali İdea fikri ortaya atılana kadar, iki halk Osmanlıla rın adil yönetimi altında barış içinde bir arada yaşadı. Denebilir ki adadaki iki halkın barış içinde birarada yaşadığı tek dönem fiilen Osmanlı İdaresi altında yaşanan bu 307 yıllık dönemdir.
Kıbrıs Rumlarının kökeni nedir?
Kıbrısın ilk yerli halkı Anadoludan gelmiştir. Ve, tarihte hiçbir zaman Kıbrıs, Yunanistanın egemenliğine girmemiştir. Bunun yanında tarihte hiçbir zaman Yunanistandan Kıbrısa büyük çapta bir göç de olmamıştır. Peki Rumlar niye kendilerini Yunan saymaktadır?
Kıbrıs Anadolunun doğal bir uzantısıdır. Jeolojik dönemin birinci zamanında Anadolunun Hatay bölgesine bitişik olan Kıbrıs, ikinci ve üçüncü zamanlarda oluşan çökmelerle Anadoludan kopmuştur. Adada Anadoluda yaşayan cüce fil fosillerinin bulunması bunun kanıtıdır. Bu arada Kıbrıstaki kazılarda bulunan vazolarla Anadoluda ortaya çıkarılan vazolar ve evler birbirine çok benzemektedir. Bundan hareketle, ilk yerli halkın Anadoludan geldiği kesinlik kazanmaktadır. Bundan ayrı olarak Kıbrıs tarihte; Hititler, Mısırlılar, Fenikeliler, Asurlular, Persler, Ptolemiler, Romalılar, Araplar, Bizanslılar, Templer Şovalyeleri, Lüzinyanlar, Cenevizliler, Venedikliler, Osmanlılar ve İngilizler tarafından yönetilmiştir. Kıyıları ise korsanların yatakları olmuştur.
Anadoludan gelen yerli halkla, Kıbrısı işgal eden bu ulus ve kavimlerin karışması sonucu, tarih içinde ortaya melez bir halk çıkmıştır. Bu melez halk zaman içinde denizci bir kavim olan Mikenlerin kültürel etkisi altında kalmıştır. Mikenler bilindiği gibi Yunanlılar tarafından Helen ırkından sayılmaktadır. Bundan ayrı olarak Kıbrısın Roma İmparatorluğunun egemenliğine girmesinden sonra M. S. 46 yılında St. Paul Kıbrısa gelerek Hristiyanlığı yaymıştır.
Bizans döneminde ise Bizansın, resmi dili olarak Yunancayı; resmi din olarak Ortodoks Hristiyanlığı kabul etmesi ve bunu zorla Kıbrıstaki melez yerli halka da kabul ettirmesi, adadaki bu melez halkın kendisini zamanla Yunanlı olarak görmesi sonucunu doğurmuştur. Kimlik bunalımı içindeki melez halkın bir ulusal kültür, ve bir ulusal kimlik arayışı içinde olması da bu oluşumu etkileyen bir unsur olmuştur.
Sonuç olarak adanın esas yerli halkı, Anadoludan gelmiştir. Bu halk zaman içinde Kıbrısı işgal eden kavimlere karışarak melezleşmiştir ve Bizans döneminde Bizansın dini-kültürel etkisi ile kendini Yunanlı görmeye başlamıştır.
Megali İdea nedir?
Megali İdea, kelime anlamı ile Büyük İdeal, büyük fikir demektir. Bu fikre ve ilkeye göre, 1453de Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilen İstanbul tekrar ele geçirilecek, Yunanistan, Girit, Rodos, Kıbrıs, Anadolu ve ta Büyük İskenderin uzandığı İskenderiyeye kadar olan topraklar işgal edilerek, bir Helen İmparatorluğu olarak kabul edilen büyük Bizans İmparatorluğu kurulacaktır. Bu imparatorluğun başkenti ise eski Bizansda olduğu gibi hala Konstantinopolis diye andıkları İstanbul olacaktır. Megali İdea fikri ilk kez Rigas Ferreros adlı bir Rum tarafından gündeme getirilmiştir. Rigas Ferreros, bu amaçla ilk Megali İdea haritasını 1791-1796 yılları arasında Bükreşte hazırladı ve 1796 yılında Viyanada yayınladı. Megali İdeanın yaşatılması ve nesilden nesile aktarılması görevini Rum Ortodoks kilisesi ve Ortodoks mezhebinin merkezi olan İstanbuldaki Patrikhane üstlenmiştir. Kilisenin bu amaçlarını ve eylemlerini gerçekleştirmek için Osmanlı İmparatorluğunun kendisine tanıdığı geniş hoşgörüden yararlandığı inkar edilemez bir gerçektir. Örneğin 1754 yılında Padişahın yayınladığı bir fermanla, Başpiskopos, adanın ikinci politik ve nüfuzlu kişisi olma hakkını kazanmıştı. Bu tarihten itibaren Başpiskoposa Ulusal Lider anlamına gelen ETNARH denemeye başlanmıştı.
Megali İdea çerçevesinde 1821 yılında Mora isyanı patlak vermiş ve Yunanistanın bağımsızlığını kazanmasından sonra Megali İdea haritası içinde yer alan toprakların ele geçirilmesi için faaliyete başlanmıştır.
Nitekim daha sonra Girit, Rodos, 12 adalar ve diğer Ege adaları ele geçirilmiş, Anadoluya asker çıkarılmıştır. Ne var ki Anadoluda Atatürk önderliğindeki Türk Halkı, Kıbrısta ise Anavatan Türkiye desteğindeki Kıbrıs Türk Halkı tarafından, hedeflerine ulaşmaları engellenmiştir.
Önemle vurgulanmalıdır ki, Yunanistan ve Kilise bu çabalarında başta İngiltere ve Çarlık Rusyası olmak üzere her zaman Batılı ülkeler tarafından desteklenmiştir
Filiki Eterya ve Ethniki Eterya nedir?
Megali İdea fikri ortaya atıldıktan sonra bu fikir, Osmanlı İmparatorluğu aleyhine genişleme emelleri olan Rus Çarlığı ile İngilizler ve çeşitli Balkan Üleleri tarafından desteklenmeye başlandı. Megali İdeayı gerçekleştirmek için bir örgüt gerekliydi. Bu amaçla 1814 yılında, yani Megali İdea haritasının çizildiği 1796 yılından 21 yıl sonra, Rusyanın Odessa şehrinde Filiki Eteriya adlı Örgüt Çarlık Rusyasının gizli desteği ile kuruldu. Yine çarlığın desteği ile tüm Balkanlarda örgütlenme faaliyetlerini başlatan Filiki Eteriyanın başına da Rus Çarı 1. Aleksandros İpsilantis getirildi. Bu gelişme örgütün ilk başarısı oldu. Nitekim daha sonra Rus Çarının desteği ile bu örgüt tarafından 1821 Mora isyanı başlatılacaktı. Filiki Eteriyanın örgütlenme çalışmalarını Kıbrısa kadar uzattığı ve başta kiliselerdeki papazlar olmak üzere, kiliselerin yoğun propagandasının etkisi altında bulunan Rumlar arasında geniş bir taban bulunduğu, hatta Kıbrıstaki ayaklanmanın perde gerisindeki örgütlü güç olduğu biliniyor.
Filiki Eteriyadan sonra, Yunanistanın bağımsızlığını kazanmasının ardından bu kez de Yunan ordusu içinde Ethniki Eteriya adlı bir başka örgüt kurulmuş ve bu örgüt Giritin Yunanistan tarafından ilhakında önemli bir rol oynamıştır.
Her iki örgüt de esas hedef olarak Megali İdeayı benimsemiş ve tüm çalışmalarını, bu hedefe ulaşılması için Osmanlı toprakları üzerinde gizli ayaklanma hazırlıklarına yöneltmişlerdir