- Forum Yaşı
- 11 Yıl 3 Ay
- Mesajlar
- 44,845
- Tepkime puanı
- 56,040
Özet
"Bütün oyuncular, provaya gelmeden önce yaşadıkları maceraların izlerini taşıyorlardı. İyi ezberleyemedikleri rollerini oynarken de ayrıca özel bir yaşantıları vardı. Ben bu geçişleri bir türlü sezemiyordum, benim hayatım sürekli bir oyundan ibaretti."
Hikmet Benolun gözünden yazılmış Tehlikeli Oyunlar, her okunduğunda başka anlamlar bulunabilecek oldukça uzun paragraflarla ve imgelerle dolu bir roman. Bolca iç konuşmalar ve düşle gerçek arasında gidip gelen roman boyunca yazarın hayalindeki bir insanın iç dünyasını nasıl bu kadar ayrıntılı ve özenli yazdığına şaşırıp kalırız. Postmodernizmin ülkemizdeki ilk örneği olarak kabul edilen roman, günümüzde bol aksiyonlu, cinayetli veya olağanüstü güçler çerçevesinde yazılmış romanlar okumaya alışkın kişiler için oldukça ilginç ve gerçek bir edebiyat deneyimi olacaktır. Tiyatroya da uyarlanan romanda, olay örgüsünün öneminden çok Hikmetin iç hesaplaşmasıyla ilgileniriz. Bilgisayardan oyun oynarken oyundaki karakterlerin birden içinde bulundukları oyunu fark etmeleri gibi Hikmet de hayatın her ince detayını sorgulayan, bir yandan onunla dalga geçen, bir yandan da hayatla ilgili büyük bir umutsuzluğa kapılmış bir karakterdir. Diyalogların çoğu üst katta oturan albayla gerçekleşir. Böylece benzer olayları hem albayın hem Hikmetin gözünden görerek Hikmetin dünyaya bakışını daha iyi anlamaya çalışırız. Fakat aslında diyalogdan çok bir monolog kitabıdır Tehlikeli Oyunlar.
Kitap hakkında yazılan eleştirilerin çoğu bir insanın bedenine kaç farklı kişinin sığabileceğini tartışırken, aslında bir kitaba kaç farklı kitabın sığabileceği bu roman için ayrı bir tartışma konusudur. Bu karmaşık ve şizofrenik anlatıda her cümle birbirini desteklemez, ironiler ve ince mizahlar vardır, insan okurken bir yandan da kendini sorgular. Her okuyanın farklı anlamlara ulaşması kaçınılmazdır; kimisi Hikmetin aslında lüks bir evde yaşadığını ve her şeyi kafasında yarattığını kimisi de aslında söylediği gibi bir gecekonduda kaldığını fakat ona farklı gecekondunun da farklı anlamlara geldiğini iddia edebilir. Kitabın bütünü hakkındaki düşselliği ve eskiyle yeni olaylar arasındaki geçişleri düşündüğümüzde; Hikmetin önceki karısından ayrılması, meyhaneye arkadaşlarının yanına gitmesi, alt komşusunun askerdeki oğluna mektupla tiyatro yollaması gibi yaşananların da gerçek olup olmadığı belirsizleşir. Kitapta aynı zamanda dönem eleştirileri, bir önceki kitabına göndermeler ve ülkeye dair düşüncelere de yer veren yazar, gerçekten de bir kitaba her biri ayrı kitaplar olabilecek paragraflar sığdırmıştır.
Son olarak, biraz araştırmayla Tehlikeli Oyunlara yazarın günlükleriyle beraber bakıldığında romanın adeta bir otobiyografiyi andırdığını görürüz. Hikmetin anlaşılma umudu içindeki anlaşılmazlığının sonucu belli olur; intihar. Yazarın intihar ederek ölmediğini bilsek de, kitaptaki şu cümleler yeterince düşündürücüdür;
"Yazar ölmek istediğinde romanında birileri kendini asar aynı sebeplerden."
"Değil mi albayım? Allah belanı versin Hikmet! Peki albayım."
Hikmet Benolun gözünden yazılmış Tehlikeli Oyunlar, her okunduğunda başka anlamlar bulunabilecek oldukça uzun paragraflarla ve imgelerle dolu bir roman. Bolca iç konuşmalar ve düşle gerçek arasında gidip gelen roman boyunca yazarın hayalindeki bir insanın iç dünyasını nasıl bu kadar ayrıntılı ve özenli yazdığına şaşırıp kalırız. Postmodernizmin ülkemizdeki ilk örneği olarak kabul edilen roman, günümüzde bol aksiyonlu, cinayetli veya olağanüstü güçler çerçevesinde yazılmış romanlar okumaya alışkın kişiler için oldukça ilginç ve gerçek bir edebiyat deneyimi olacaktır. Tiyatroya da uyarlanan romanda, olay örgüsünün öneminden çok Hikmetin iç hesaplaşmasıyla ilgileniriz. Bilgisayardan oyun oynarken oyundaki karakterlerin birden içinde bulundukları oyunu fark etmeleri gibi Hikmet de hayatın her ince detayını sorgulayan, bir yandan onunla dalga geçen, bir yandan da hayatla ilgili büyük bir umutsuzluğa kapılmış bir karakterdir. Diyalogların çoğu üst katta oturan albayla gerçekleşir. Böylece benzer olayları hem albayın hem Hikmetin gözünden görerek Hikmetin dünyaya bakışını daha iyi anlamaya çalışırız. Fakat aslında diyalogdan çok bir monolog kitabıdır Tehlikeli Oyunlar.
Kitap hakkında yazılan eleştirilerin çoğu bir insanın bedenine kaç farklı kişinin sığabileceğini tartışırken, aslında bir kitaba kaç farklı kitabın sığabileceği bu roman için ayrı bir tartışma konusudur. Bu karmaşık ve şizofrenik anlatıda her cümle birbirini desteklemez, ironiler ve ince mizahlar vardır, insan okurken bir yandan da kendini sorgular. Her okuyanın farklı anlamlara ulaşması kaçınılmazdır; kimisi Hikmetin aslında lüks bir evde yaşadığını ve her şeyi kafasında yarattığını kimisi de aslında söylediği gibi bir gecekonduda kaldığını fakat ona farklı gecekondunun da farklı anlamlara geldiğini iddia edebilir. Kitabın bütünü hakkındaki düşselliği ve eskiyle yeni olaylar arasındaki geçişleri düşündüğümüzde; Hikmetin önceki karısından ayrılması, meyhaneye arkadaşlarının yanına gitmesi, alt komşusunun askerdeki oğluna mektupla tiyatro yollaması gibi yaşananların da gerçek olup olmadığı belirsizleşir. Kitapta aynı zamanda dönem eleştirileri, bir önceki kitabına göndermeler ve ülkeye dair düşüncelere de yer veren yazar, gerçekten de bir kitaba her biri ayrı kitaplar olabilecek paragraflar sığdırmıştır.
Son olarak, biraz araştırmayla Tehlikeli Oyunlara yazarın günlükleriyle beraber bakıldığında romanın adeta bir otobiyografiyi andırdığını görürüz. Hikmetin anlaşılma umudu içindeki anlaşılmazlığının sonucu belli olur; intihar. Yazarın intihar ederek ölmediğini bilsek de, kitaptaki şu cümleler yeterince düşündürücüdür;
"Yazar ölmek istediğinde romanında birileri kendini asar aynı sebeplerden."
"Değil mi albayım? Allah belanı versin Hikmet! Peki albayım."