• Web sitemizin içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için Web sitemize kayıt olmalı ya da giriş yapmalısınız. Web sitemize üye olmak tamamen ücretsizdir.

Realizm , akılcılık pozitivizm - Modernlik *

DarkWoman

Emektar Üye
Konum
Germany
Forum Yaşı
6 Yıl 6 Ay
Mesajlar
13,325
Tepkime puanı
65,910


“ Realizmi, akılcılığı, pozitivizmi ve modernliği eleştiriyor zaten metin. Çıkış noktası Varoluşçuluk felsefesi ve bu felsefeyi benimseyen Heidegger’in “dasman” kuramı.

Diyor ki Tarkovsky:

Gerçek sadece akılla anlaşılmaz. İç dünya, kalp, gönül, sezgi de vardır. Herkes aynılaştı, farklılıklar yok oluyor. Modernizm ve pozitivizm toplumu dışa odakladı. Her şey görünüş oldu. Yozlaşmayı doğurdu bu durum. İnsanlar birbirinden koptu. Birey, kalabalıklar içinde yalnızlaştı. Böylece özünden ve doğadan uzaklaştı.

Kimliksizleşen insan herkes gibi oldu, herkes birbirine benzedi, kişi özünü inşa edemedi, kişi olamadı, şey oldu, nesneleşti. İnsan olmak, kimlik sahibi olmak, özünü bulmak için doğaya dönelim, içimize bakalım, kalbimizi de dinleyelim, birbirimizi fark edelim, sıradanlığı kıralım. Sıra dışılık senin var olma gayendir.

Yani herkes gibiysen sen zaten sen değilsin, var değilsin, olmanın veya olmamanın bu dünyaya bir katkısı yok. O yüzden adam intihar ediyor, sıradanlığı bu sıradışı tavırla reddediyor, özgürleşiyor.

Bu sahnedeki herbir söz ve görüntü sembolik anlamlar içeriyor yani. Gerçek anlamlı değil metin ve görüntüler.

Örneğin köpek, doğaya dönme arzusunu simgeliyor. Aşağıda elinle çakmak yakma hareketi yapan deli sıra dışılığı, sürüleşmemiş bireyi temsil ediyor. Konuşan delinin intihar etmesini istiyor. İntihar, varoluşçulukta özgürlüğün ve sıradışılığın yani birey olmanın sembolü.

Oğuz Atay’ın Beyaz Mantolu Adam öyküsünün finalini hatırlayın ya da Adalet Ağaoğlu’nun Bir Düğün Gecesi romanın giriş cümlesini... İkisi de varoluşçu eserler ve iki sahnede de “intihar” geçer. mesala duvara yaslanmış ruj süren kadın var bu filmde. Umrunda değil dünya, duyarsız, derinliği olmayan, dışa ve görünüşe odaklı modern bireyi simgeliyor ve Tarkovski bu sürüleşmiş, duyarsızlaşmış, herkesleşmiş, özünü yitirmiş dolayısıyla “insan” olma ayrıcalığını yitirmiş toplumu yeniden “insan olmaya” çağırıyor.

Sahnelerdeki insanlar soğuk mankenler gibi ruhsuz. Bir aradalar ama birlikte değiller. Varoluşçuluğun eleştirel bağlamda işlediği iletişimsizlik, yalnızlaşma, yabancılaşma temalarını vurguluyor yönetmen yani. Şimdi de filmdeki bazı replikleri yorumlayalım.

“Fazla büyük usta kalmadı” yani “herkes aynılaştı, sürüleşti.

“Kalbin yolu gölgelerle kaplanmış” yani akıl ve pozitivizm tek geçer akçe olmuş.

“Yararsız görülen seslere kulak vermeliyiz” yani medya aracılığıyla etkisinde kaldığımız bilinç bize kendi doğru ve yanlışlarını dayatıyor, herkes ortak tepkiler veriyor, sürü gibi, yarasızlık yaralılık da bize dayatılıyor, bu dayatma bilinçaltına yapıldığından fark etmiyoruz, bütün dayatmaları kendi fikrimiz gibi benimsiyor herkesleşiyoruz, oysa bize yarasız denen şeyler yararlı olabilir, peygamberler gibi, ortaya çıktıklarında tekler, toplum onlara sapık diyor, sonra anlaşılıyor ki onlar haklılar.

“Uzun kanalizasyon boruları ile dolu beyinlere böceklerin vızıltıları girmeli” yani konfor, refah, modern yaşam kıskacındaki beyinler modernizmin kölesi oldu, refah için yarışırken modernizm bizi esir aldı, doğadan ve doğamızdan koptuk, insanlıktan çıktık, çözüm yine doğa ve doğamıza dönmekte, özgürleşmekte.

“Geceleri güneşli olmalı ve Ağustos karlı” yani alışılan şeyler bizi sıradanlaştırdı, herkes aynı şekilde düşünüyor, davranıyor, yaşıyor, bu sürüleşmedir, oysa her bir insan ayrı bir dünyadır, bu farklılığı ortaya koyamıyorsan varlığının bir mansı yoktur çünkü senden milyonlarca var, evet, herkesin yüzünde göz, burun, ağız, kaş var ama kimsenin sesi, yüzü, bakışı, gülüşü bir diğerinin aynısı değil, insanın iç dünyası, yaşamı, yaşama katkısı da böyle olmalı, çoklukta tek olabilmeli, gerçek bir birey olabilmeli, ancak böyle katkı sunabilir dünyaya.... gibi.

Filmden bazı sahneleri ve sözleri bu kadar yorumlayabildik.

Filmin bu kesitini anlayabilmek için Varoluşçuluk ve Dasman kuramı iyi bilinmeli. Filmdeki herbir kare ve herbir söz bu anlayışların temel ilkelerini sembolik bir dille anlatıyor çünkü. Bu yüzden filmi ve senaryoyu düz, gerçek anlamlı okumak mümkün değil. “


ALINTI *
 
Geri
Üst