Neler yeni
Türkiye'nin En Güncel Forum Sitesi

Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için foruma kayıt olmalı yada giriş yapmalısınız. Forum üye olmak tamamen ücretsizdir.

"Saçma" kavramı

diShy

~ یơυℓℓεss ..
Emektar Yönetici
  • Üyelik Tarihi
    27 Kas 2009
  • Mesajlar
    24,083
  • MFC Puanı
    339
  • MFC Seviyesi

J.P SARTRE VE A. CAMUS FELSEFELERİNİN ABSÜRD (SAÇMA)

KAVRAMI AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ



Yrd. Doç. Dr. Emel KOÇ

Felsefe Dünyası, Sayı 27, 1998



“Absürd” ya da “saçma” kavramı farklı alanlarda sıklıkla kullanılmış olsa da, kendisinden söz edildiğinde bize ilk planda varoluşçuluğu hatırlatır. Zira varoluşçu filozofların her biri, absürd kavramından şu ya da bu biçimde sözetmişlerdir. Hatta kavrama varoluşçuluğu karakterize eden bir rol bile yüklenmiştir. Paul Foulquie’nin varoluşçuluk tanımı - varoluşçuluk “saçmalık felsefesidir’ - sözü edilen duruma güzel bir örnek teşkil eder.



Genel olarak ele alındığında, varoluşçuların gerek evren ve insan görüşlerinin temelinde gerekse bunların birbirleriyle olan münasebetlerinin temelinde absürd kavramının olduğu görülür. Örneğin S. Kierkegaard (1813-1855) iman ile absürd olan arasında bağlantı kurmuştur. Saçma O’na göre, “sonlu ile sonsuz arasındaki mesafedir.” Bu “saçma olduğu için inanıyorum” anl***** gelir. Başka bir deyişle saçma Tanrı ‘ya götüren mânâdır.



Kierkegaard “Korku ve Titreme” adlı eserinde Hz. İbrahim’i saçma kahraman olarak sunar. Çünkü İbrahim, oğlu İshak’ı Tanrı’nın isteği üzerine, nedenini dahi bilmediği halde, Moria dağına kurban etmeye götürmüş ancak son anda yine Tanrı’nın dileğiyle bu eylemini gerçekleştirememiştir.



Kierkegaard’a göre “.... insandaki en yüce tutku imandır.... iman en yüce şeydir,” iman sayesinde hiçbir şeyden feragat etmeyiz, tam tersine herşeye sahip oluruz. Tıpkı Hz. İbrahim gibi.



İbrahim Tanrı’ya öyle inanış güvenmiştir ki çekilen acılar ve insani hesaplaşmalar anlamını çoktan yitirmiş, Tanrı’ya en iyiyi kurban etmek tek amaç haline gelmiştir



Hz.İbrahim’in yaşamını bizim için değerli kılan şey, Kierkegaard’a göre, O’nun Öyküsünün imanın ne müthiş bir paradoks olduğunu göstermesidir.



İmanı Öyle bir paradokstur ki bir cinayeti Tanrı’yı memnun kılan kutsal bir eyleme dönüştürebilir. Öyle bir paradokstur ki İshak’ı İbrahim’e geri verebilir öyle bir paradokstur ki hiçbir düşünce onu alt edemez. Çünkü imanın başladığı yer, düşünmenin terk edildiği yerdir.



Saçmalığın inayetiyle tüm varoluş kavranabilir, her an sevinçli ve mutlu yaşanabilir.



Başka bir deyişle kılıcın her an sevgilinin başı üzerinde sallandığını görerek teslimiyetin acısında dinginlik değil, saçmalığın inayetinde sevinç bularak yaşanabilir - İşte muhteşem olan da Kierkegaard’a göre bu’ dur.



Diğer taraftan K. Jaspers (1883-1969) ise altüst olmuş bir dünyada yaşadığımızı ve dünyanın saçmalığının ve kavranamazlığının doğrudan doğruya bize de sirayet ettiğini söylemiştir.



“Aşkınlığı gerçekleştirmekte güçsüz, deneyin derinliklerine inmekte yetersiz, başarısızlıkla altüst olmuş bir evrenin bilincine varmış bir durumdayız.



Ancak hiçliğin tek gerçek, umutsuzluğun biricik tutum olarak göründüğü bu alt üst olmuş evrende birdenbire, Jaspers’in ifadesiyle, hem Aşkın’ı, hem deneysel varlığı, hem de yaşamın insan üstü anlamını bir çırpıda belirleyiveren şeyi keşfediyorum



Aslında başarısızlık, her türlü açıklamanın ve olanak alanına girebilecek her türlü yorumlamanın ötesinde hiçliği değil de, Aşkın Varlığı göstemiyor mu?

İşte bu soruyla birlikte her şey bir çırpıda yerli yerine oturuveriyor. Umutsuzluklar umuda dönüşebiliyor.



Kierkegaard ve Jaspers gibi varoluşçular için ne anlama geldiğini kısaca gördüğümüz absürd ya da saçma kavramı bu makalenin konusu olan J.P.Sartre (1905- 1980 ve A. Camus (1913-1960)’nün düşüncesinde de önemli bir role sahiptir. Camus her fırsatta varoluşçu olmadığını açıkça söylese de - biz onun bir varoluşçu olup olmadığını tartışmayacağız -onun ele aldığı problemlerin varoluşçu felsefeyi karakterize eden problemler olduğu ve absurd kavramının onun düşüncesinin odak noktasında bulunduğu, hatta fikirlerinin” absurd felsefe” başlığıyla anıldığı görülür.



Bizim için burada Önemli olan şey bu iki düşünurun çok farklı başlangıç noktalarından - Sartre için Husserl’in fenomenolojisi, Camus için intihar problemi - hareket etmiş olmalarına rağmen sonuçta kayda değer bir biçimde benzerlik gösteren bir doktrine ulaşmış olmalarıdır.



Genel olarak alındığında Sartre felsefesinde bilincin “Kendisi İçin -Kendisinde Varlık” sentezini elde etmeye çalışması, başka bir deyişle insanın Tanrı olma ideali ve bu idealin geçekleşememesinin getirdiği sıkıntılar ve gerilim, bize, Camus düşüncesindeki insan bilincinin dünya ile karşılaşmasıyla ortaya çıkan, absürd’ün getirdiği sıkıntıları anımsatmaktadır.
 
Üst Alt