Neler yeni
Türkiye'nin En Güncel Forum Sitesi

Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için foruma kayıt olmalı yada giriş yapmalısınız. Forum üye olmak tamamen ücretsizdir.

Şebnem FERAH(Biyoğrafi)

diShy

~ یơυℓℓεss ..
Emektar Yönetici
  • Üyelik Tarihi
    27 Kas 2009
  • Mesajlar
    24,083
  • MFC Puanı
    339
  • MFC Seviyesi

Şebnem Ferah 12 Nisan 1972de doğdu.
Şebnem Ferah ilkokulu Yalovada okuduktan sonra Bursa Kolejinde 7 sene yatılı ve Orta Doğu Teknik Üniversitesinde 2 sene ekonomi öğrenimi gördü.
1996 yılında ilk -----ü Kadın ı çıkaran sanatçı 1999 yılının yazında ikinci -----ü olan Artık Kısa Cümleler Kuruyorumu çıkarttı.
Aradaki üç sene içersinde aralarında Müzeyyen Senar, Sezen Aksu ve Haluk Levent gibi büyük sanatçıların -----lerine vokalleriyle katkıda bulundu.
Dinleyici kitlesini Lise ve Üniversite gençliği oluşturmaktadır.

En sevdiği yemekler : Yaprak dolması spagetti.
Favori içeceği : Kola ve su.
Favori restoranı : İskele balık restoranı.
Favori tatil yeri : Bodrum.




-KIRMIZI RUGAN AYAKKABILAR.

Kırmızı rugan ayakkabılı kız, bir tatil kasabasında doğmuştu.
Ailesi Yalovaya Üsküpten gelmişti. Tam bir sokak çocuğuydu, deli kız..
Dersleri de iyiydi ama, okul dönüşü önlüğü atıp top peşine koşanlardandı. Öğretmen olan babası bağlama, mandolin, piyano çalar, arada annesiyle düet yapıp Rumeli türküleri söylerlerdi.
Küçük Şebnemi müzisyenliğe sevk eden, biraz da ailedeki müzik sevgisi oldu.
İlkokulu bitirince Bursa kolejine yatılı kaydoldu. 13 kızla bir arada kaldığı yatakhanesinde tek mutluluğu müzik dinlemekti. Ablası evde Abba dinlerdi. Okulda volkmeninin kulaklığında ise Bon Jovi gibi popüler rockçılar vardı. Artık kararını vermişti.







-ŞARKI SÖYLEMEK İSTİYORDU.

Lise 1de Yalovadaki bir akrabasına bisikletini verdi, gitarını aldı. Şimdi deli gibi gitar çalıyor ve İngilizce şarkı sözleri yazıyordu.
Yatılı okuldan izinli olduğu Çarşambaları akustik gitar dersleri alıyor ve hafta sonları Yalovadaki odasında klasik gitarı ve küçük keyboarduyla Scorpionsun Still Loving Yousu gibi balatları çalmaya çalışıyordu. O yıllarda bir Londra gezisinde Sohoda bir müzik mağazasından Seth Riggsin CD ve kitaplarını aldı. Riggs, Madonnadan, Pavarottiye kadar pek çok müzisyen yetiştirmişti. Onun CDlerinden gırtlağını nasıl kullanması gerektiğini öğrendi. Hâlâ her konser öncesi Seth Riggsin CDleri ile etüd yapmadan sahneye çıkmıyor.


-VOLVOX DÖNEMİ.


Lise 2de Bursadaki bir stüdyoda kiralık enstrümanlarla ilk grubunu kurdu: Pegasus.
1987de Bursada düzenlenen bir rock festivalinde ilk kez sahneye çıkıp şarkı söyledi. "Mükemmel bir histi."

Henüz 15 yaşındaydı.
Bir süre sonra Pegasus dağıldı. Şebnem, birlikte müzik yapacağı grupla arkadaş olmanın önemini keşfetmişti. O yüzden yeni grup için en yakınlarını topladı. Gitarcı Duygu, davulcu Gül, basçı Ebru bir de keyboardcu bulup birleştiler. Bu, Türkiyenin kadınlardan kurulu ilk rock grubuydu.
Aradıkları ismi biyoloji dersinde buldular:
Volvox (Latince ütün Sesler)

-MUTSUZ SÖZLER.

"Hafta sonları eve gittiğimde odama kapanıyor, yemek bile yemeden çalışıyordum. Kafamda bir şeyler çalıyor, içimden sesler geliyordu. Onları mırıldanarak teybe kaydediyordum. Notist değildim henüz, teyptekileri arkadaşlarımın anlayabileceği şifrelere döküyordum. Sonra gitarımla çalıp, üzerine İngilizce söz yazıyordum. Karanlık, mutsuz sözlerdi çoğu.. Ya içimden öyle geliyordu, ya da dinlediğim yabancı parçalardan kulağıma yapışmış klişelerdi. Rock raconu öyleydi yani…"
"Yarınlar kadar yakın içimde fırtına
Bu dalgasız deniz durgun aldatır inanma
Yaslanıp gururumun kambur sırtına
Kendime rağmen durmam basar giderim"

-ODTÜ ÖĞRENCİSİ.

80lerin sonunda ODTÜ Ekonomiyi kazanıp ablasıyla birlikte "Çok mutlu zamanlarım geçti" dediği Ankaraya yerleşti.
Artık yatılı okulun ancak volkmenle müzik dinleyebildiği kısıtlı ortamından kurtulmuş, teybinin sesini dilediği kadar açıp, gönlünce gitar çalabileceği bir mekâna ve sosyal faaliyeti yüksek bir okula kavuşmuştu.
Bu arada amatör gruplarda şarkıcılık yapan konservatuarlı Özlem Tekinle tanışmış, onu da Volvoxa katmıştı.
Ama grubun diğer üyeleri İstanbuldaki üniversitelere gitmişti. Volvox 1,5 yıl hiçbir yerde çalamamış, dağılmaya yüz tutmuştu. Şebnem için karar vakti gelmişti:
Ekonomist olmak istemiyordu, oysa şarkıcılıkta yol katetmeye müsait olduğunun farkındaydı.
"Hayır, sen hiç korkma-yarın senin yanında-yeniden koş yollarda-durma, durma!"
Kararını verdi. İkinci sınıfın sonunda ODTÜyü bırakıp, Ankaraya emekliliğinde dönmek üzere veda etti ve İstanbula, müziğin kollarına koştu.

-KEMANCI DÖNEMİ.

İstanbul barlarında rock furyası yeni başlamıştı. 18 yaşlarında dört kız, Sıraselvilerde Kemancıda, Ortaköyde Sis Barda, arada Ankarada şimdiki Manhattanda, A-Barda haftanın beş günü sabaha kadar çalıyorlardı. Yorgunluktan perişan, ama mutlulardı. Müzik yapıp kiralarını ödeyebiliyorlar, bir yandan da sahne performansını, disiplinini, dinleyiciyi ısıtmayı öğreniyorlardı.
Ancak, iki yıl sonra bu tempodan yoruldular. Volvox, sekiz yaşına gelmişti. Sahnede aynı (cover) şarkıları söylemekten ne kendilerini yenileyebiliyor ne beste yapıp söz yazabiliyorlardı.
1994te dağıldılar. Özlem Tekin ayrılıp bir ----- yaptı. Şebnem de artık kendi şarkısını söylemek istiyordu.

-SEZEN DEVREDE.

Beklenen fırsat tam bu aşamada kapıyı çaldı.
Hazırladıkları İngilizce sözlü bir demo, TRTde Kokteyl programında yayınlandı. O klipte gitar çalıp vokal yapan Şebnem, Sezen Aksunun dikkatini çekti. Sezen"Bulun bu kızı bana" dedi. Kız bulundu. Sezenin -----ünde vokalistlik yaptı. Lâkin o, rock yapmak istiyordu. İyi de nasıl?
Şebnemin de okuduğu Lanet gibi fotokopiyle çoğaltılan fanzinler aracılığıyla yeraltında üreyen bir rock kültürü varsa da, Türkçe rock bugünkü kadar popüler değildi.
O dönem iki gelişme rockçıların önünü açtı:
Biri Metallicanın İstanbuldaki stadyum konserinde gördüğü muhteşem ilgiydi. Metallicayı bile şaşırtan bu ilgi büyük bir potansiyelin işaretini verdi.
İkinci gelişme ise Batılı dev müzik firmalarının Türkiye pazarına girmesiydi.
Şebnem, tam bu gelişmelerin ortasında, hem de donanımını tamamlamış, çevre edinmiş olarak, çantasında bestelerle hazırdı.







-İLK ALBÜM.

Raksta Sezen Aksu ve Onno Tunça Deli Kızım Uyanı dinletti.
Bir gün odasına kapanıp yatağına oturmuş ve bu şarkıyı üç dakika içinde hem bestelemiş hem de sözünü yazmıştı. Gitarla en ilkel halinde çaldı:
"Deli kızım uyan/Söylenenler yalan/
Deli kızım uyan/bir tek sensin duyan."

Harikaydı. Sezen, Şebnemi karşısına oturtup söz yazarken teknik anlamda nelere dikkat etmesi gerektiğini anlattı, birkaç müdahale yaptı; işte tamamdı. Hazır olan 4-5 şarkıya hiç dokunmadan -----e giriştiler.

"Benim müzikal anlamda aldığım ilk kıymetli hediyedir. Buna prestij -----ü olarak bakıyorlardı. Ben iyi şarkı söylediğimi biliyordum.Yaptığım şeye inanıyor, güveniyordum. Ama satılır mı satılmaz mı, belli olmazdı. Yoktu hiç örneği. Benden biraz önce Özlem çıkmıştı ama benimki başka bir kulvardı. Hiç daha önce böyle bir şey yapılmamıştı, dolayısıyla maddi bir risk alıyorlardı."

Boşuna yaşanmamış
Çocukken harçlıklarından, sonraları konserden kalan zamanlarından kısıp çalıştıkları stüdyo emirlerindeydi artık..
İskender, Hakan, Demir, büyük bir şevk ve enerjiyle işe koyuldular. Beş ay gece gündüz çalıştılar. "Teknik anlamda da çok başarılı bir ----- oldu. İlk kez davul ve bas sesi duydu Türkiye."

Sonuç, inanılmazdı: Kadın, 400 bin sattı.
24 yaşında, hem de taviz vermeden hedefine ulaşmıştı Şebnem. Artık yolu açıktı. Altı yıl sonra dördüncü -----üne Deli Kızım Uyanın ikinci bölümünü şu sözlerle yazacaktı:
"Çok parçalandım/ parçalandıkça çoğaldım diye inanmazsam/
Nasıl yaşarım, nasıl yaşarım?
Hiçbir şey boşuna yaşanmamıştır diye inanmazsam/
Nasıl yaşarım, nasıl yaşarım?"


-OLGUNLUĞA DAİR.

"Acılardan öğrendim müziğe verdim"
Ablandan 11 ay sonra depremde babanı kaybettin. Uzun bir aradan sonra döndüğünde, sözlerin çok daha olgunlaşmış bir kadının sözleriydi.
Deprem sonrası bomboş geldi her şey... Hiçbir şey yapmak gelmedi içimden… Babam, hayatımın çok önemli bir karakteriydi. Depremde onunla birlikte mahallem de gitti. Ben hangi sokakta top oynuyordum diye gidip bakmak istesem artık yok öyle bir şey. Böyle şeyler yaşadığında tabii müziğine de yansıyor bu... Bir süre sessiz durdum. Ne oluyor diye anlamaya çalıştım. Ama müzik bunu atlatmama yardımcı oldu. Sonra onu bir şekilde üretime çevirebildim. Hatta, garip bir denge ama, müziğime, insanlığıma çok şey kattığını düşünüyorum. Acı, insana kısa zamanda çok şey öğretiyor.

"Sevgilim ve dostum; babam, oğlum…/ arkadaşım, aşkım; her şeyimdin sen" diyen sözlerle döndün. O deli kız, hızla büyümüştü sanki…
Çok hızlı olgunlaşıyor insan… Ve yalınlaşıyor. Ablamın hastalığı çok uzun sürdü. Evde kahkaha attığım zaman kendimi kötü hissederdim. Böyle bir gençlik dönemi yaşadığın zaman sorumluluk duygun o kadar ağır basıyor ki, içinden deli doluluk gelse de yapamıyorsun; bir tarafın hep nahoş bir şey düşünüyor. Ben yeni yeni Ya Şebocum gül biraz diyorum kendi kendime.

 
Üst Alt