Bayram namazını kılmış ve cemaatten ayrılmak üzere idi ki,uzak olmayan bir yerlerden gelen silah seslerini işitti…
"Ruslar baskın yaptı!“ diye haykırdı, beyaz atına atlayıp silah seslerini işittiği tarafa doğru dörtnala gitmeye başladı…
Geride kalanlar da hemen atlarına bindiler ve hayvanlarını mahmuzladılar…
Birkaç saat önce devriyeye çıkardığı adamlarının, ileride Rus askerleri ile çarpışmakta olduğunu gördü; kılıcını çekti, arkasındaki atlılara dönüp “Basın!” diye haykırdı ve mahmuzlarını atının böğrüne, kanatırcasına gömdü…
Kurşunların ıslığı andıran sesleri ve yeri-göğü inleten tarrakalar arasında önüne çıkan iki Rus askerini kılıcıyla biçti, sonra küçük bir tepenin üzerinden etrafa ateş kusmakta olan mitralyöze doğru umursamaz, hatta intihara koşuyormuşcasına dörtnala gitmeye başladı…
İşte, tam o anda karşısına çıkan bir Rus süvarisi işaret tabancasını andıran kısa namlulu tüfeğini doğrultup tetiğe bastı…
Kıvılcımlar saçarak fırlayan kurşun, kalbini paramparça etti…
Geridekiler, sırtından şemsiyeye benzer bir kırmızılığın püskürürcesine çıktığını farkettiler…
Bindiği beyaz at da yana devrildi ve beraberce yere savruldular…
O anda gözünün önünden akıp geçen hatıralar silsilesine daldığı için acı hissetmiyordu, belki vurulduğunun bile farkına varmamıştı. ..
İstanbul'da, “Yaşa!” diye haykıran yüzlerce kişinin arasında, beyaz bir atın üzerinde Babıali'ye doğru ilerlediğini gördü…
…derken İstanbul'dan çok ötelere uzandı, Sarıkamış'ın ayazını iliklerinden de derinde hissetti…
…ve candan gülümseyen iri mavi gözlü genç bir kadın ellerini uzatmış, onu bekliyordu…
İri mavi gözlü o kadına doğru yürüdü, uzanmış ellere gözyaşı katılmış bir hasret busesi kondurdu ve o andan itibaren artık hiçbir şeyi duyamaz, göremez, hissedemez oldu…
…Meçhul seyahatine devam edip sonsuz gibi görünen beyaz boşluğun çok daha ilerisine vardığında Rus mitralyözünün sustuğunu, etraftan “Paşa şehid oldu!”haykırışlarının geldiğini ve hıçkırıklara karışan tekbirlerin göklere yükseldiğini işitemiyordu…
Henüz, 41 yaşındaydı…
Macera dolu ömrünün bu son serencamı günler sonra ölüm tutanağı haline getirilecek, sararmış bir kağıda “Şehid-i muhterem Enver Paşa Hazretleri pek mukaddes ve yüksek bir maksat peşinde Buhara'da, Belcivan Vilayeti'nin Çegan isimli mahallinde 14 Ağustos 1922 günü kurban bayramının ikinci günü öğle vaktine yakın bir zamanda temiz kanını toprağa akıta akıta, kahraman ve mert bir şekilde şehadet rütbesine nail olmuştur” diye yazılıp mühürlenecekti!