İbrahim ulul azm bir peygamber.Dev adam.Dev kamet.Onun gibisi yeryüzüne zor gelir bir daha.İdeal koca, ufuk insan, yüce şahsiyet.
Ben Hz.İbrahimi ilk kez çocukluğumda duyduğum andan beri onu dev gibi iri yarı, aksakallı hayal ederim hep. Ve elinde balta ile putları bir bir kırarken hayal ettim en çok da. Put yapıcısı babası Azere rağmen hiç korkmadan firavuna meydan okuyan, aylara yıldızlara itibar etmeyen, ateşlere atılsa da yanmayan İbrahim. Hz.İbrahim ilk çocukluk kahramanımdır benim.
Sonraları öğrendim onun Hz. İsmailin babası olduğunu..
İbrahim As. çok yaşlanmıştı artık. Ancak Rabbimiz ona Hacer adındaki cariyesinden bir evlat verdi. Kadere bakın ki aynı zaman diliminde acuze-yaşlı karısı Sare annemiz de gebe kaldı ve o da oğlu İshakı doğurdu. Yaşlı bir kadınken anne olan ve elleriyle cariyesi Hacerle bir araya getirdiği kocası İbrahimi bu sefer de o Hacerden kıskanan Sare hatun, belki de bilmeyerek tarihteki ilk kumalar savaşını başlatmıştı..
İbrahim ise bir koca ve bir baba olmanın ötesinde bir peygamberdi aynı zamanda. O zaten en baştan beri bir peygamberdi ve bu kadın kavgaları arasından görünüşte nadide eşi Hacer ve oğlunu kurtarmak, ama aslında belki de asırlara yön verecek bir oluşumu başlatmak için ailesini alıp çöllere düşecekti..
Kıssanın bu noktasında ağlamak gelir içimden hep. İbrahimin Hacerle giden yanı içimde fırtınalar estirirken, Sare Annemizle kalan yanı da bir ayrı dokunur bana.
Sare validemiz..En sevdiğini bir başkasıyla paylaşmaktansa onu kaybetmeyi göze alan, çok seven ama severken sevdiğini incitmekten çekinmeyen hırslı kadın.. Annemizin ruhundan af diliyorum, ama oğlu İshakla yetinmektense İsmaili ve annesini horlayan kıskanç bir kadın canlanıyor gözümde..
Hacer henüz çok genç. Hacer zavallı.Hacer kimsesiz.Hacer yalınayak..Ama dev adam ibrahimin kanatları altında mutlu ve mesut. Oğul vermiş bir de ona Rabbi. Hacer artık cariyelik bitti, ben de evimin hanumefendisi olacağım derken, çöllere sürülüyor, çöllerde hem de eşi de başında olmadan, elinde bir bebekle, henüz emekleyen İsmailiyle yapayalnız kalıveriyor. Hangi kadın Hacerin yerinde olmak ister?
Peki ya o bebek İsmail? Çölde anacığıyla yapayalnız büyüyen, nedense fiziken esmer- incecik bir delikanlı olarak hayal ettiğim İsmail.. Babasının karşısına çıkıp Oğlum, bana seni kurban etmem emredildi dediği genç çocuk İsmail.. Baba, sen, sana emredileni yap, benim itaat edenlerden olduğumu göreceksin diyen yiğit İsmail
Bir arefe gecesi daha geldi kapımıza dayandı. Arefe gecesi yazıyorum bu satırları.. Kendi vaz geçtiklerimi, kendi vaz geçemediklerimi düşünerek. Hızla akan hayat ırmağında bata çıka giderken akışa kaptırdıklarımı, çölde anacığıyla yalnız kalıp da emekleyerek dolaşırken topuk vurmasıyla zemzemi fışkırtan İsmail gibi içimin çöllerinde zemzem arayışlarımı..
Babamın karşıma çıkıverip haydi evlat, kesilmeye deyişini duyar gibi oluyorum birden..
Ve kesilmelere razı itaatkar ve sadık yanlarımla taş kesilmelere müstehak gaddar ve karanlık yanlarımı düşünüp ürperyorum gece karanlığında..
Ben bu gece bunları düşünürken İsmailin ruhu dolaşıyor dört bir yanımda.
Oğlunu keserek kurban etmekle emrolunan dev adam İbrahimin iç hesaplaşmalarını kaynaklar yazmıyor. Acaba oğluma nasıl kıyacağım, onsuz nasıl yaşayacağım dedi mi hiç..? Gelen ilahi emri sorguladı mı, insan da kendi evladını kurban eder mi hiç, bu nasıl emir? dediği bir an olmuş mudur?
O bir baba, o bir evlat ve o bir peygamber. Ve o Emre itaaatte zirve.
İsmaili kesecek bıçağı bileyleyen el de onun, İsmaili keserken gözlerini görmeyeyim, ya da o bıçağı elimde görüp görüp ürpermesin diye gözlerini bağlayan el de..Ve arş-ı Alanın ihtizaza gelip gökten koç indirilerek İsmailin azad edilmesi sonucu şükürlerle göğe açılan el de Onun eli
Ne kaybettiğine mahzun, ne kazandığına mesrur. Oğlunu kurban ederken gösterdiği şükür ve metanetle, koç indirilirken gösterdiği şükür ve metanet birbirinin tıpkısı.Aynı peygamberane tavır.
Ve İsmail.. Sorgusuz sualsiz baş uzatan dev evlat. Babam demişse doğrudur diyerek evlat olmanın hakkını veren, Allah emretmişse bir hikmeti vardır diyerek kul olmada zirveye çıkan delikanlı.
Bu sabah yeryüzünde boynu kesilip ruhu cennete uçacak her kurbanın kanında bir damla kanı olan İsmail.
Emir komuta zincirinden nefsi ilelebet çıkarmış peygamber bir babanın evladının da kainata ışık olarak yetecek bir sadakate sahip olması normaldir. Öyle babaya öyle evlat.
Bu yazıyı yazarken elim boynuma gidiyor gayri ihtiyari. Ben İsmail olsam ne yapardım? Babam İbrahim olsa ne yapardı? İçinde bulunduğumuz asırda İsmailler, İbrahimler, Hacerler, Sarelerin ruhları içimizde mi hala, onu merak ediyorum asıl.
Evinizde Hacer gibi bir eş var mı mesela? Yoksa sizinkisi Sare mi birazcık? Evladınızın hangisi İsmailleşir böyle bir olay karşısında? Hanginiz İbrahimce kararlar alırsınız ey babalar? Çevreme bakıp bakıp çehrelerde bir iz, bir emare arıyorum.. Kendi içime bakıyorum, İsmail yanlarım kaçta kaç? Babamda İbrahimî bir yan arıyorum, Anam ne kadar Hacer, bacım ne kadar Sare? Evlatlarımdan yarın öbür gün bir İsmaillik beklesem, halim ne olur acep? Hey siz? Ne kadar İsmailsiniz, ölçtünüz mü kendinizi hiç? Ya da hayatınızda bir kere bile olsa İsmail oldunuz mu hiç?
Gördüğüm o ki, topuklarından zemzem fışkırtan da biziz, elimizde bıçak, cellatlar gibi sokaklarda dolaşan da; Sare olup en sevdiklerini çöllere düşüren de biziz, Hacer olup yalın ayak sevdiğinin peşinde çöle düşen de. Peygamber babası olduğu halde put yapmaya devam eden de biziz, nefsimizin putlarını yerle bir edip yıldızlara baş kaldıran da..
Nefis taşıyan her canlı içinde Sareden bir maya, Hacerden bir esinti; İbrahimden bir bakış ve İsmailden bir soluk da taşımaktadır.
Allah hepimize İsmail ve İbrahim itaati, Hacer sadakati ve Zemzem bereketi nasip etsin.
Not: Adlarını andığım yüce kametlerin ruhaniyetinden af diliyorum, burada anarken belki senaryolaştırdım biraz, bu olaylar Kurani ifadelerde yer alıyor zaten, dileyen İbrahim suresinden ve pek çok ayetten olayın aslını okuyabilir.
Ben Hz.İbrahimi ilk kez çocukluğumda duyduğum andan beri onu dev gibi iri yarı, aksakallı hayal ederim hep. Ve elinde balta ile putları bir bir kırarken hayal ettim en çok da. Put yapıcısı babası Azere rağmen hiç korkmadan firavuna meydan okuyan, aylara yıldızlara itibar etmeyen, ateşlere atılsa da yanmayan İbrahim. Hz.İbrahim ilk çocukluk kahramanımdır benim.
Sonraları öğrendim onun Hz. İsmailin babası olduğunu..
İbrahim As. çok yaşlanmıştı artık. Ancak Rabbimiz ona Hacer adındaki cariyesinden bir evlat verdi. Kadere bakın ki aynı zaman diliminde acuze-yaşlı karısı Sare annemiz de gebe kaldı ve o da oğlu İshakı doğurdu. Yaşlı bir kadınken anne olan ve elleriyle cariyesi Hacerle bir araya getirdiği kocası İbrahimi bu sefer de o Hacerden kıskanan Sare hatun, belki de bilmeyerek tarihteki ilk kumalar savaşını başlatmıştı..
İbrahim ise bir koca ve bir baba olmanın ötesinde bir peygamberdi aynı zamanda. O zaten en baştan beri bir peygamberdi ve bu kadın kavgaları arasından görünüşte nadide eşi Hacer ve oğlunu kurtarmak, ama aslında belki de asırlara yön verecek bir oluşumu başlatmak için ailesini alıp çöllere düşecekti..
Kıssanın bu noktasında ağlamak gelir içimden hep. İbrahimin Hacerle giden yanı içimde fırtınalar estirirken, Sare Annemizle kalan yanı da bir ayrı dokunur bana.
Sare validemiz..En sevdiğini bir başkasıyla paylaşmaktansa onu kaybetmeyi göze alan, çok seven ama severken sevdiğini incitmekten çekinmeyen hırslı kadın.. Annemizin ruhundan af diliyorum, ama oğlu İshakla yetinmektense İsmaili ve annesini horlayan kıskanç bir kadın canlanıyor gözümde..
Hacer henüz çok genç. Hacer zavallı.Hacer kimsesiz.Hacer yalınayak..Ama dev adam ibrahimin kanatları altında mutlu ve mesut. Oğul vermiş bir de ona Rabbi. Hacer artık cariyelik bitti, ben de evimin hanumefendisi olacağım derken, çöllere sürülüyor, çöllerde hem de eşi de başında olmadan, elinde bir bebekle, henüz emekleyen İsmailiyle yapayalnız kalıveriyor. Hangi kadın Hacerin yerinde olmak ister?
Peki ya o bebek İsmail? Çölde anacığıyla yapayalnız büyüyen, nedense fiziken esmer- incecik bir delikanlı olarak hayal ettiğim İsmail.. Babasının karşısına çıkıp Oğlum, bana seni kurban etmem emredildi dediği genç çocuk İsmail.. Baba, sen, sana emredileni yap, benim itaat edenlerden olduğumu göreceksin diyen yiğit İsmail
Bir arefe gecesi daha geldi kapımıza dayandı. Arefe gecesi yazıyorum bu satırları.. Kendi vaz geçtiklerimi, kendi vaz geçemediklerimi düşünerek. Hızla akan hayat ırmağında bata çıka giderken akışa kaptırdıklarımı, çölde anacığıyla yalnız kalıp da emekleyerek dolaşırken topuk vurmasıyla zemzemi fışkırtan İsmail gibi içimin çöllerinde zemzem arayışlarımı..
Babamın karşıma çıkıverip haydi evlat, kesilmeye deyişini duyar gibi oluyorum birden..
Ve kesilmelere razı itaatkar ve sadık yanlarımla taş kesilmelere müstehak gaddar ve karanlık yanlarımı düşünüp ürperyorum gece karanlığında..
Ben bu gece bunları düşünürken İsmailin ruhu dolaşıyor dört bir yanımda.
Oğlunu keserek kurban etmekle emrolunan dev adam İbrahimin iç hesaplaşmalarını kaynaklar yazmıyor. Acaba oğluma nasıl kıyacağım, onsuz nasıl yaşayacağım dedi mi hiç..? Gelen ilahi emri sorguladı mı, insan da kendi evladını kurban eder mi hiç, bu nasıl emir? dediği bir an olmuş mudur?
O bir baba, o bir evlat ve o bir peygamber. Ve o Emre itaaatte zirve.
İsmaili kesecek bıçağı bileyleyen el de onun, İsmaili keserken gözlerini görmeyeyim, ya da o bıçağı elimde görüp görüp ürpermesin diye gözlerini bağlayan el de..Ve arş-ı Alanın ihtizaza gelip gökten koç indirilerek İsmailin azad edilmesi sonucu şükürlerle göğe açılan el de Onun eli
Ne kaybettiğine mahzun, ne kazandığına mesrur. Oğlunu kurban ederken gösterdiği şükür ve metanetle, koç indirilirken gösterdiği şükür ve metanet birbirinin tıpkısı.Aynı peygamberane tavır.
Ve İsmail.. Sorgusuz sualsiz baş uzatan dev evlat. Babam demişse doğrudur diyerek evlat olmanın hakkını veren, Allah emretmişse bir hikmeti vardır diyerek kul olmada zirveye çıkan delikanlı.
Bu sabah yeryüzünde boynu kesilip ruhu cennete uçacak her kurbanın kanında bir damla kanı olan İsmail.
Emir komuta zincirinden nefsi ilelebet çıkarmış peygamber bir babanın evladının da kainata ışık olarak yetecek bir sadakate sahip olması normaldir. Öyle babaya öyle evlat.
Bu yazıyı yazarken elim boynuma gidiyor gayri ihtiyari. Ben İsmail olsam ne yapardım? Babam İbrahim olsa ne yapardı? İçinde bulunduğumuz asırda İsmailler, İbrahimler, Hacerler, Sarelerin ruhları içimizde mi hala, onu merak ediyorum asıl.
Evinizde Hacer gibi bir eş var mı mesela? Yoksa sizinkisi Sare mi birazcık? Evladınızın hangisi İsmailleşir böyle bir olay karşısında? Hanginiz İbrahimce kararlar alırsınız ey babalar? Çevreme bakıp bakıp çehrelerde bir iz, bir emare arıyorum.. Kendi içime bakıyorum, İsmail yanlarım kaçta kaç? Babamda İbrahimî bir yan arıyorum, Anam ne kadar Hacer, bacım ne kadar Sare? Evlatlarımdan yarın öbür gün bir İsmaillik beklesem, halim ne olur acep? Hey siz? Ne kadar İsmailsiniz, ölçtünüz mü kendinizi hiç? Ya da hayatınızda bir kere bile olsa İsmail oldunuz mu hiç?
Gördüğüm o ki, topuklarından zemzem fışkırtan da biziz, elimizde bıçak, cellatlar gibi sokaklarda dolaşan da; Sare olup en sevdiklerini çöllere düşüren de biziz, Hacer olup yalın ayak sevdiğinin peşinde çöle düşen de. Peygamber babası olduğu halde put yapmaya devam eden de biziz, nefsimizin putlarını yerle bir edip yıldızlara baş kaldıran da..
Nefis taşıyan her canlı içinde Sareden bir maya, Hacerden bir esinti; İbrahimden bir bakış ve İsmailden bir soluk da taşımaktadır.
Allah hepimize İsmail ve İbrahim itaati, Hacer sadakati ve Zemzem bereketi nasip etsin.
Not: Adlarını andığım yüce kametlerin ruhaniyetinden af diliyorum, burada anarken belki senaryolaştırdım biraz, bu olaylar Kurani ifadelerde yer alıyor zaten, dileyen İbrahim suresinden ve pek çok ayetten olayın aslını okuyabilir.