“İyi günün dostu kara günde belli olur” derler. “Söndürün ışıkları dostlarımı sayacağım” diyenler de var buna ek olarak. Çünkü arkadaşlık çok değerli bir kavramdır. İnsanlar eğlenebildikleriyle arkadaş, anlatabildikleriyle dost, ağlayabildikleriyle kardeş olurlar. Gülerken herkes eşlik edebilir, ama önemli olan ağlarken bunu yapabilmek. Başarılara herkes ortak olabilir, ama yenilgilerde de bunu yapmak lâzımdır.
Aslında dost matematik gibi olmalı: sevinci çarpmalı, üzüntüyü bölmeli. Geçmişi çıkarmalı. Yarını toplamalı. Kalbinin derinliklerindeki ihtiyacı hesaplamalı ve her zaman bütün parçalardan daha büyük olmalı. İşi bitince, kimseyi bir tarafa atmamalı.
Gerçek bir dostun olması ne güzel bir şey. Derdini açmanı beklemez bile. Kendi bulup söylemek ister belki sen çekinirsin diye. Sevdiği insanın üstüne titrer bir düşten bir hiçten nem kapar. Aynen şu hikâyedeki gibi: Ülkenin birinde bir zamanlar iki gerçek dost yaşarmış. Birinin malı ötekinin malı gibiymiş. Anlaşılan o ülkede dostluk bambaşkaymış. Bir gece ülkede herkes dalmış derin uykulara. Orada güneş battı mı fırsat bu fırsat der uykunun tadını çıkarırmış millet. Gece yarısı bizim dostlardan biri fırlamış yatağından, koşmuş doğru dostunun evine. Uyandırmış hizmetçileri tatlı uykularından. Dostu yukarıdan duymuş sesini. Hemen kılıcını ve para kesesini de alıp koşmuş dostunun yanına. “Hayrola!” demiş merak içinde soluk soluğa. “Sen kolay kolay uyandırmazsın kimseyi, uykuyu da seversin üstelik. Paranı kaybettiysen; al şu keseyi. Evini bastılarsa; işte buradayız ben ve kılıcım. Haydi gidip haklarından gelelim. “Yok canım.” demiş dostu. “Ne o, ne de bu. Rüyamda biraz düşünceli gördüm seni. Sakın başı dertte olmasın deyip koştum. Kusura bakma dostum!”
İnsan olarak hepimiz hayatımızın farklı devrelerinde farklı arkadaş çevrelerinde bulunuruz. Bu çevreler bize olumlu ya da olumsuz birçok şey katar. Çevremizde birçok insan ile çok güzel ilişkilerimiz olsa da arkadaşım diyebileceğimiz insan sayısı bir elin parmağı kadardır.
Peki öyleyse kimdir bu bir elin parmağı kadar olan insanlar? Kimdir bu arkadaş deyip özel bir konuma yükselttiğimiz insanlar? Arkadaş öncelikle seni çok iyi anlayandır. Seninle bir geçmişi olup, her fırsatta ahde vefa edip geçmişi ve anı geleceğe taşıma adına hayalleri diri olandır. Arkadaş en az senin kadar senin için sevinen ve senin kadar senin için üzülendir. Kendisi arka plana çekilip başarıyı paylaşmakta geri duran, ama her hatada kendisine pay alan delikanlıdır.
Dost, bizim sırdaşımızdır, ağladığımız omuzdur, bizi dinleyen kulaktır, hisseden yürektir, anında yanında yüksek sesle düşünebildiğin, zaaflarını yargılanma korkusu olmaksızın ortaya koyabildiğin kişidir. Düşünce ve duygularında açık olabildiğin kişidir dost. Dostluk farkındalık gerektirir, duyarlılık gerektirir. Dostu kendin kadar sevmeyi gerektirir. Ne bir fazla ne bir az.
Varlıklı, iyi, güzel ve mutlu günlerde seninle dostluk kuran, arkadaşlık eden, yanından ayrılmak istemeyen çok olur. Herkesin mutluluktan bir pay almaya çalıştığı böyle günlerde, etraftaki bu kişilerin hepsi gerçek dost sayılabilir mi? Kuşkusuz hayır. Bu ancak işlerin kötü gittiği, üzüntülerin arttığı, felaketlerin sizi boğmaya çalıştığı günlerde belli olur. İyi ve mutlu günlerde olduğu gibi, sizi kara günlerinizde de yalnız bırakmayan, sıkıntılarımızı paylaşan kişiler gerçek dostlarınızdır. Sevmek başka, aşk başka, dostluk başkadır.
Bir gün aşk ve dostluk yolda karşılaşmışlar. Aşk kendinden emin bir şekilde sorar: “Ben senden daha candan ve yakınım, sen niye varsın ki? DOST’luk cevap verir: “Sen gittikten sonra ardında bıraktığın gözyaşlarını silmek için.”
Dostluklar çok çeşitlidir. Yüzyüze dostluklar vardır. Güneşle ayçiçeğinin dostluğu böyle bir dostluktur mesela. Ayçiçeği sabahtan akşama kadar hiç ayıramaz yüzünü güneşten. Uzak dostluklar da vardır. Denizlerin ortasındaki bir ada ile dağların arasındaki bir göl, birbirlerinin uzak dostlarıdır. Dostluklarını gündüz kuşlarla, gece yıldızlarla iletirler birbirlerine. Sessiz dostluklar vardır. Dilsiz bir adamla duymayan bir başka adamın elleri arasında sessiz bir dostluk oluşur. Her şeyden konuşur sessizce bu eller. Zorunlu dostluklar vardır. Pazarla pazartesinin dostluğu gibi. Pazar ağır bir gündür, Pazartesi hızlı bir gün. Ayak uyduramazlar birbirlerine. Ama dost olmak, yanyana durmak zorundadırlar. Uzun dostluklar vardır. İkindi güneşinin altında uzayan gölgeler birbirlerine kavuşurlar ve uzun boylu bir dostluk oluşur aralarında. Günün birinde ölen dostluklar vardır. Bir bahçe içindeki ahşap ev ile yanıbaşında duran ceviz ağacının dostluğu gibi. Birgün kocaman elli adamlar ve kocaman gövdeli makinalar o bahçeye girip de, bir süre sonra evin ve ceviz ağacının yerinde asık suratlı binalar yükseldiği zaman ölen dostluklar. Vakitsiz dostluklar vardır. Bir peçete, bir kağıt mendil vakitsizce dostu oluverir gözlerimizin. Ya da ayrılırken verilen bir dal karanfil ellerimize o anda gelen dostluktur. Bakımsız dostluklar vardır bir de. Zaten var, zaten dostuz deyip yıllarca bir telefonun, bir kaç cümlelik mektubun, bir e-mailin bile çok görüldüğü dostluklar. Evet, dost kara günde belli olur.
alıntı...