• Web sitemizin içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için Web sitemize kayıt olmalı ya da giriş yapmalısınız. Web sitemize üye olmak tamamen ücretsizdir.

şok Özal raporu

PERFİNYA

Kayıtlı Üye
Konum
Dünyadan
Forum Yaşı
17 Yıl 9 Ay
Mesajlar
740
Tepkime puanı
240
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün talimatıyla eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın ölüm sebebinin araştırılması Devlet Denetleme Kurulu tarafından tamamlandı. İşte DDK'nın şok eden raporu...

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün talimatı üzerine Sekizinci Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın vefatını inceleyen Devlet Denetleme Kurulu, raporunu kamuoyuna açıkladı. Raporda özetle şu görüşlere yer verildi:

''Görevi başında ve ani şekilde ölen bir Cumhurbaşkanının ölümü her zaman 'şüpheli' bir ölümdür. Bu itibarla ölüm nedeninin belirlenmesi amacıyla herhangi bir otopsi ve/veya Köşk yerleşkesinde delil tespiti benzeri işlemlerin yapılmamış olması tam anlamıyla 'akıl tutulması' ile izah edilebilecek bir durumdur. Öyle ki mezkur akıl tutulması dönemin ilgili devlet organlarına ve merhumun yakınlarına tam anlamıyla hakim olmuştur. Bunun sonucunda da ölüm nedeninin belirlenmesi konusunda gerek doktorlar ve aile üyeleri tarafından gerekse yargı organları ve diğer devlet ricali tarafından otopsi yapılması konusunda gerekli ihtimam ve tavır gösterilmemiştir.''



Saç telleri incelenmeli

Özal'ın saç telleri üzerinde bugüne kadar herhangi bir inceleme yapılmadığı belirtilerek, ''Dr. Cengiz Aslan tarafından şüphe/hatıra gerekçesiyle alınan saç tellerinin, alınış tarzı ve sebebi, bugüne kadar nasıl ve nerede muhafaza edildiği gibi hususlar yeterince açık olmamakla birlikte günümüzdeki teknolojik imkanlar nazara alındığında, merhum Cumhurbaşkanı'nın alınan saç tellerinin üzerinde inceleme yapılmasının, şüpheli ölüm iddialarının aydınlatılmasına katkı sağlayabileceği değerlendirilmiştir'' denildi.

 
SONUÇ
Sekizinci Cumhurbaşkanı Sayın Turgut ÖZAL’ın ölümüne ilişkin olarak, aile fertleri,
yakınları ve diğer kişiler tarafından çeşitli iddialar gündeme getirilmiştir. Sözkonusu iddiaların
kamuoyunda uzun zamandır tartışılmasına rağmen, konu ile ilgili olarak tüm iddiaları
kapsayacak nitelikte bugüne kadar herhangi bir idari araştırma/inceleme/soruşturma
yapılmamıştır.
Özellikle 2010 yılında aile fertleri tarafından iddiaların tekrar yoğun bir şekilde yazılı ve
görsel medyada gündeme getirilmesi ile birlikte, konu hakkında hem Ankara Cumhuriyet
Başsavcılığı hem de Cumhurbaşkanımızın talimatı üzerine Kurulumuz tarafından
soruşturma/inceleme başlatılmıştır. Kurulumuzca yapılan çalışmada merhum Turgut Özal’ın
ölümü ile ilgili olarak dile getirilen iddialardan; ağırlıkla, idari iş ve işlemlerle ilgili olanların
araştırılması ve incelenmesi üzerinde durulmuştur.
Bu kapsamda, Merhum Turgut ÖZAL’ın rahatsızlanması ve ölümü sürecinde, gerek Köşk
yerleşkesinde gerekse Hacettepe Üniversitesi Hastanesinde yürütülen sağlık hizmetleriyle ilgili
iş ve işlemlerin mevzuata ve bilimsel esaslara uygun olarak yerine getirilip getirilmediğinin ve
ölüm sebebine ışık tutabilecek hususların tespitine çalışılmıştır. Ayrıca, ölümün oluş şekli ve
sebebiyle ilgili tartışmaların araştırılması yanında, kamuoyunda çeşitli defalar dile getirilen
merhum Turgut Özal’ın öldürüldüğüne ilişkin iddiaların somut ve güvenilir delillere dayanıp
dayanmadığı hususu da incelenmiştir.
Cumhurbaşkanlığı Yüce Katının talimatları uyarınca yürütülen çalışmada;
- Öncelikle aile üyelerinin bilgisine başvurulmuş, daha sonra konuyla ilgili bilgisi olan
kişiler tespit edilerek beyanları alınmış,
- Merhum Cumhurbaşkanının ölüm günü yaşanan sürece ilişkin kayıtların ve sonrasında
vefatının tartışıldığı ve çeşitli iddiaların yer aldığı yazılı ve görsel medya ile dergi ve kitaplar
taranarak kamuoyuna yansıyan iddiaların tespitine çalışılmış,
- Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinden Merhum Cumhurbaşkanının vefatına ilişkin
Köşk’ün arşivinde mevcut belgeler temin edilmiş,
- Merhum Cumhurbaşkanının vefatı ile ilgili bilgi ve belgeleri temin etmek ve konuyla
ilgili bugüne kadar herhangi bir araştırma/inceleme/soruşturma yapılıp yapılmadığını tespit
etmek için ilgili kurumlardan yazı ile bilgi istenmiş,
- Köşk’te sağlık hizmetlerinin organizasyonu ile bu hizmetlerin nasıl ve kimler tarafından
yerine getirildiği hususu tespit edilmiş, Merhum Turgut ÖZAL’a sunulan sağlık hizmetleri ve
vefatından sonra yapılan işlemlerin değerlendirilebilmesi için önceki Cumhurbaşkanlarına ait bu
yöndeki belgeler üzerinde çalışma yürütülmüş,
 
HİZMETE ÖZEL
Devlet Denetleme Kurulu Araştırma ve İnceleme Raporu 585
- Merhum Turgut ÖZAL’ın vefatından önceki sağlık durumunun bilinmesinin ölüm
sebebini izahta faydalı olabileceği düşüncesiyle Türkiye’deki ve Amerika Birleşik
Devletleri’ndeki geçmiş sağlık bilgi ve belgeleri ile vefatında Hacettepe Üniversitesi Hastanesince
düzenlenen hasta dosyası temin edilmiş,
toplanan bilgi ve belgeler ile ifadeler işbu raporun ilgili bölümlerinde ayrıntılı olarak
değerlendirilmiştir.
Ayrıca, Merhum Cumhurbaşkanı Turgut ÖZAL’ın vefatından önceki sağlık durumunun
belirlenmesi, bu durumun vefatına etkisi, vefatı sırasında uygulanan tıbbi müdahalenin
etkinliğinin/yerindeliğinin irdelenmesi, kayıtlarda gösterilen ölüm sebebinin değerlendirilmesi,
eldeki bulgular ışığında başkaca bir ölüm sebebi ihtimalinin araştırılması ile ölümün doğal bir
ölüm olup olmadığının tespiti amacıyla, kardiyoloji, kalp damar cerrahisi, anesteziyoloji ve
reanimasyon, üroloji, iç hastalıkları (nefroloji- gastroenteroloji), tıbbi farmakoloji, biyokimya ve
adli tıp uzmanlarından oluşan on iki kişilik Tıbbi Uzmanlar Heyeti oluşturulmuştur.
Yürütülen çalışma sırasında; özellikle merhum Turgut Özal’ın rahatsızlanma anı,
hastaneye götürülmesi süreci ve hastanede yapılan işlemlerin berraklaştırılması ile
öldürüldüğüne dair çeşitli iddiaların araştırılması hususlarında karşılaşılan güçlükler/kısıtlar
aşağıda gösterilmiştir.
- Ölüm günü olan 17 Nisan 1993 tarihinden çalışmanın yapıldığı tarihe kadar 19 yıl gibi
uzun bir sürenin geçmiş olması nedeniyle, bilgisine başvurulan kişilerin olayları tam olarak
hatırlamakta güçlük çektikleri görülmüştür.
- Bilgilerine başvurulan ve beyanları tespit edilen kişilerin kendilerine ve bir başkasına
sorumluluk gelebileceği endişesinden hareketle bazı bilgileri “hatırla(ya)mıyorum” gerekçesiyle
paylaşmaktan imtina ettikleri müşahade edilmiştir.
- Merhum Cumhurbaşkanının vefatıyla ilgili iddiaların muhtelif zamanlarda -özellikle son
yıllarda- yazılı ve görsel medya aracılığıyla gündeme ge(tiri)lmiş ve kamuoyunda tartışılmış
olması nedeniyle, bir kısım beyan sahibinin yaşadığı olayları bu tartışmaların etkisinde kalarak
edindiği bilgilere göre yorumladığı ve yönlendirmeye çalıştığı görülmüştür.
- Alınan beyanlar arasında bazı çelişkiler ve/veya hayatın olağan akışına aykırı hususlar
tespit edilmiştir.
- Merhum Cumhurbaşkanının vefat ettiği 17 Nisan 1993 tarihinin öncesinde ve
sonrasında yaşanan sürece tanıklık eden bazı kişilerin (dönemin Genel Sekreteri Em. Org. Kemal
Yamak, Ankara Valisi Erdoğan Şahinoğlu, Genelkurmay II. Başkanı Org. Fikret Küpeli, Hacettepe
Üniversitesi Hastanesine intikalde ambulansta refakat eden yakın koruma görevlisi Turan İnanç,
Merhum Cumhurbaşkanının kan örneğinin saklanmasının kamuoyuna yansıdığı dönem (1995-
1999) Hacettepe Üniversitesi Rektörü olan Prof. Dr. Süleyman Sağlam vb) vefat etmiş olması
 
HİZMETE ÖZEL
Devlet Denetleme Kurulu Araştırma ve İnceleme Raporu 586
nedeniyle bilgilerine başvurulamamıştır. Öte yandan bilgisine başvurulan bazı kişilerin
sorumluluk gerektirebilecek durumlarda ölen kişilere atıf yaparak konuyu açıklamaya
çalıştıkları görülmüştür.
- Merhum Cumhurbaşkanının vefatının üzerinden uzun bir zaman geçmiş ve konuya
ilişkin belgelerin arşiv mevzuatı gereği saklama yükümlülüğünün sona ermiş olması nedeniyle
talep edilen bir kısım bilgi ve belgeye imha edilmiş oldukları için erişilememiştir.
- Çalışma sırasında bilgisine başvurulan bazı kişiler ile belge talebinde bulunulan bir
kısım kurumun inceleme/araştırma konusuna ilişkin evrakın Cumhurbaşkanlığı arşivinde
olduğunu/olabileceğini/olması gerektiğini belirtmesine rağmen, Cumhurbaşkanlığı arşiv
hizmetlerinin yürütüldüğü Eğitim ve Araştırma Müdürlüğünde Merhum Turgut ÖZAL’ın görev
dönemine ilişkin inceleme/araştırma konusuyla âlâkalı hemen hemen hiç bir dokümanın
bulunmadığı tespit edilmiştir.
- Bilgisine başvurulmak üzere ilgili kurumlarda o dönemde fiilen görevli olan personelin
isim ve iletişim bilgileri kurumlarında temin edilmek istenmiştir. Ancak, kurumlarda gerek
görevli personele gerekse o gün yaşanan sürece ilişkin herhangi bir tespit/kayıt/tutanak tanzim
edilmediği için çoğunlukla bu bilgiye erişilememiştir. Sözkonusu personele haricen edinilen
bilgiler ile ulaşılmaya çalışılmış, bir kısım kişilerin (Hacettepe Üniversitesi Hastanesi büyük acil
servisindeki intörnler gibi) isim ve iletişim bilgilerine de ulaşılamamıştır.
- Merhum Cumhurbaşkanının vefatı ile ilgili iddiaların önemli bir bölümünü dile getiren
Sayın Semra Özal ve T. Ahmet Özal’dan beyanlarında vereceklerini ifade ettikleri bilgi ve belgeler
ile Merhum Cumhurbaşkanının ölümünün aydınlatılmasına matuf her türlü bilgi ve belgenin
gönderilmesi 10.02.2011 ve 19.10.2011 tarihli yazılarımızla ayrı ayrı ikişer defa istenilmiş
olmasına rağmen adı geçenlerce Kurulumuza, kamuoyuna yansıtılanlar dışında her hangi bir
bilgi ve belge sunulmamıştır.
- Merhum Cumhurbaşkanının, gerek Türkiye’de gerekse yurtdışında tedavi gördüğü
kurumlardaki sağlık dosyasının temininde Raporun ilgili bölümünde belirtilen güçlükler ve çok
uzun süren gecikmeler yaşanmıştır. Bu nedenle Tıbbi Uzmanlar Heyeti incelemesini 15.05.2012
tarihinde tamamlayabilmiştir.
- Kurumların zaman içinde teşkilat yapılarında ve çalışma mekânlarındaki değişiklikler
olması ile personel sirkülâsyonu, bazı tespitlerin yapılmasını ve iddiaların araştırılmasını
güçleştirmiştir.
- Merhum Cumhurbaşkanının vefat ettiği yıldaki teknolojik alt yapı ile bugünkü
teknolojik alt yapı arasındaki gelişmişlik farkı nedeniyle günümüzde yapılabilme imkânı olan
bazı araştırma ve inceleme tekniklerindan (kamera görüntüsü, iletişimin tespiti ve kaydı gibi)
yararlanılamamıştır. Örneğin, 17 Nisan 1993 tarihinde yaşanan sürecin belirlenmesinde katkısı
 
HİZMETE ÖZEL
Devlet Denetleme Kurulu Araştırma ve İnceleme Raporu 587
olabileceği düşüncesiyle Türk Telekom A.Ş.’den Cumhurbaşkanlığı Köşk’üne ait telefon kayıtları
yazılı olarak istenmiş, sistem değişikliği nedeniyle mevcut olmadığı bildirilmiştir.
-Yapılan çalışma, Anayasanın 108. maddesinde yer alan sınırlı yetkiler nedeniyle idari
araştırma ve inceleme kısıtları içerisinde yürütülmüştür.
Yapılan çalışma neticesinde ulaşılan tespit ve değerlendirmelere ilişkin açıklamalar işbu
raporun ilgili bölümlerinde ayrıntılı olarak ele alınmış olup aşağıda kısaca özetlenmiştir.
1 – Merhum Turgut Özal’ın vefat ettiği dönem itibariyle Köşk’ün işleyişine ilişkin
hususların aşağıdaki gibi olduğu tespit edilmiştir.
- Köşk’ün iş ve işlemleri, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği Teşkilatı Hakkında
Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği Teşkilatı Görev ve
Sorumlulukları Yönetmeliği ve Cumhurbaşkanını Koruma Hizmetleri Yönetmeliği çerçevesinde
yürütülmektedir. Köşk’ün genel işleyişi ve hizmetlerin yürütülmesinden Genel Sekreterin birinci
derecede görev, yetki ve sorumluluğunun bulunduğu, idari ve sosyal hizmetlerden sorumlu
Genel Sekreter Yardımcısı, Başyaver ve Personel İdari Mali İşler Başkanının da bu kapsamda
görev ve sorumluluklarının olduğu anlaşılmıştır.
- Başyaverliğin sorumluluğunda Merhum Cumhurbaşkanının resmi ve özel günlük
faaliyetlerinin kaydedildiği ceride defterinin her gün itibariyle nöbetçi yaver tarafından
tutulduğu, tutulan ceride defterinin beklenen amaca hizmet etmekten uzak olduğu, daha önce
görev yapan Cumhurbaşkanları döneminde tutulan ceride defterlerindeki kayıtlar ile
karşılaştırıldığında, defterin sol tarafında yer alan özel meşguliyetlere ilişkin bölümüne, hiç bir
bilginin dercedilmediği, ceride defterinde Merhum Cumhurbaşkanının vefat ettiği günün sabahı
rahatsızlanması anına kadar geçen süreye ilişkin herhangi bir kaydın ve tespitin bulunmadığı
görülmüştür.
- Konut’ta çalışan personelin seçiminde herhangi bir usul ve esasın belirlenmediği,
Konut’ta Cumhurbaşkanı ve ailesi için hazırlanan yemeklerin kontrol edilmesine yönelik bir
sistemin oluşturulmadığı, hazırlanan yemeklerden numune alınmadığı belirlenmiştir.
- Cumhurbaşkanının zatına ve ailesine sağlık hizmeti vermek üzere “özel doktorluk”
müessesinin oluşturulmadığı, gerek Köşk’te gerekse Konut’ta 7 gün 24 saat esasına göre sağlık
hizmetinin planlanmadığı, bu kapsamda görevlendirilmiş sağlık müdürü, doktor ve diğer sağlık
personelinin bulunmadığı, mevcut doktorun da yarım gün mesai ile tüm Köşk personeline
hizmet verdiği ve hafta sonu çalışma zorunluluğunun olmadığı anlaşılmıştır. Öte yandan ne
Cumhurbaşkanının zatına ne de Cumhurbaşkanlığı örgütünün tümüne hizmet verecek herhangi
bir tam donanımlı ambulansın bulunmadığı tespit edilmiştir.
2 - Merhum Cumhurbaşkanının rahatsızlanarak vefat ettiği gün Çankaya Köşk’ünde
görevli doktor, hemşire ve diğer sağlık personeline aynı anda bilinçli olarak izin verildiği,
 
HİZMETE ÖZEL
Devlet Denetleme Kurulu Araştırma ve İnceleme Raporu 588
Cumhurbaşkanlığı resmi doktoru Prof. Dr. Hilmi Özkutlu’ya ulaşılamadığı, acil müdahalelerde
kullanılmak üzere hazırlanan ilk yardım çantasının ve bunu kullanacak sağlık personelinin
bulunamadığı ve bu nedenlerle rahatsızlandığı anda acil tıbbi yardım alamadığı hususlarının
kamuoyunda tartışılan iddialar arasında olduğu tespit edilmiştir.
Merhum Cumhurbaşkanının görev döneminde Köşk’teki sağlık hizmetlerinin
organizasyonu ve işleyişi ile personelin görev, yetki ve sorumlulukları, Cumhurbaşkanlığı Genel
Sekreterliği Teşkilatı Görev ve Sorumlulukları Yönetmeliği ile Sağlık Müdürlüğünün Görev ve
Sorumlulukları Yönergesinde düzenlenmiştir. Buna göre, sağlık müdürüne Merhum
Cumhurbaşkanına doğrudan sağlık hizmeti sunma mükellefiyetinin yüklenmediği, doktorun ise,
görevlendirme yapılmadıkça/emir verilmedikçe bizzat Sayın Cumhurbaşkanına yönelik sağlık
hizmeti sunma mükellefiyetinin bulunmadığı anlaşılmıştır. Ayrıca yapılan çalışma esnasında,
Cumhurbaşkanının görev süresi içerisinde rahatsızlanması halinde yapılacak iş ve işlemlere
yönelik herhangi bir mevzuata ya da iç düzenlemeye rastlanılmamıştır.
Cumhurbaşkanlığı Köşk’ünde 1993 yılı itibariyle tüm personele ve bakmakla yükümlü
olduğu aile fertlerine sunulan sağlık hizmetlerinin, bir hekim, bir diş hekimi, bir diş teknisyeni,
bir hemşire ve bir memur-daktilograf tarafından yürütüldüğü, mevcut hekimin ise yarım gün
esası ile çalıştığı anlaşılmıştır. Cumhurbaşkanlığı teşkilat düzenlemelerinde yer alan
“Cumhurbaşkanlığı özel tabipliği” kadrosunun oluşturulmadığı ve Sağlık Müdürlüğü kadrosuna
da 28.09.1992 tarihinden itibaren atama veya görevlendirme yapılmadığı görülmüştür.
Merhum Cumhurbaşkanının bizatihi bulunduğu makamın gereği ve sağlık öyküsü
dikkate alındığında, özel tabiplik kurumunun ihdas edilmesinin zorunluluk arz ettiği
değerlendirilmektedir. Ancak, teşkilat düzenlemelerinde yer almasına rağmen
Cumhurbaşkanlığı Özel Tabipliği kadrosuna işlerlik kazandırılmadığı gibi Cumhurbaşkanlığı
örgütü resmi doktoru olan Prof. Dr Hilmi Özkutlu’ya da bu yönde bir görev tevdi edilmemiştir.
Kamuoyunda Merhum Cumhurbaşkanının resmi doktoru olarak bilinen, Hacettepe
Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp-Damar ve İç Hastalıkları öğretim üyesi Prof. Dr. Hilmi Özkutlu ile
7. Cumhurbaşkanı Sayın Kenan Evren döneminde 09.05.1983 tarihinde Hacettepe
Üniversitesindeki asli görevi devam etmek kaydıyla yarım gün çalışma esasına dayalı hizmet
sözleşmesi yapılmıştır.
Bu sözleşmede, Prof. Dr. Hilmi Özkutlu’nun görevleri arasında Sayın Cumhurbaşkanının
kendisi ve bakmakla yükümlü olduğu aile fertlerine sağlık hizmeti sunmak olduğu halde, daha
sonraki yıllarda yapılan sözleşmelerde bu yükümlülüğe yer verilmeyerek görev tanımlamasının
kısmen daraltıldığı, Sayın Cumhurbaşkanının kendisi ve bakmakla yükümlü olduğu aile
fertlerine yönelik sağlık hizmetleri ile ilgili bir düzenlemeye yer verilmediği gibi Prof. Dr. Hilmi
Özkutlu’nun görev tanımının dahi yapılmadığı, ayrıca mesai saatlerinin de gösterilmediği,
 
HİZMETE ÖZEL
Devlet Denetleme Kurulu Araştırma ve İnceleme Raporu 589
Merhum Turgut ÖZAL’dan önceki Cumhurbaşkanı Sayın Kenan Evren zamanında Prof. Dr. Hilmi
Özkutlu ile yapılan ve o tarihten ayrıldığı zamana kadar devam eden hizmet sözleşmeleri ve
çıkarılan kararnamelere göre çalışma saatlerinin hafta sonunu kapsamadığı anlaşılmıştır.
Bu açıklamalar çerçevesinde, 17 Nisan 1993 tarihinin Cumartesi günü olması nedeniyle
Prof. Dr. Hilmi Özkutlu’nun özel bir işi için Köşk dışına çıkmasının, yapılan hizmet sözleşmesi ve
anılan kararname hükümlerine aykırı olmadığı tespit edilmiştir.
Öte yandan, kamuoyunda Merhum Cumhurbaşkanının özel doktoru olarak bilinen,
kendisini de bu şekilde tanımlayan ve 17 Nisan 1993 tarihinde Hacettepe Üniversitesi
Hastanesinde düzenlenen tıbbi tutanağı da bu unvanla imzalayan Dr. Cengiz Aslan’ın özel tabip
olarak resmi bir şekilde görevlendirilmediği anlaşılmıştır. Merhum Cumhurbaşkanına verdiği
sağlık hizmeti dikkate alındığında özel tabiplik fonksiyonunu karşılayan bir görev ifa etmediği de
görülmüştür. Zira İstanbul ilinde ikamet eden ve özel bir hastanede beyin cerrahı olarak görev
yapan Dr. Cengiz Aslan’ın; Merhum Cumhurbaşkanının yurtdışı seyahatlerinin tamamına
yakınına katılmakla birlikte, genellikle yurtiçi seyahatlerine katılmadığı, Türkiye’de bulunduğu
dönemlerde 7/24 esasına göre aktif bir sağlık hizmeti vermediği, ara sıra İstanbul’dan gelmek
suretiyle bir nevi sağlık danışmanlığı yaptığı, Merhum Cumhurbaşkanı ile uzun süreye dayanan
tanışıklığının tesis ettiği karşılıklı güven ilişkisi ve aile dostluğu nedeniyle, Merhum
Cumhurbaşkanının sağlığı ile ilgili kararların alınması/uygulanması konusunda etkin bir
konumda bulunduğu, gerek kendi gerekse bilgisine başvurulan diğer kişilerin beyanlarından
anlaşılmıştır.
Merhum Cumhurbaşkanının sağlığından özel olarak sorumlu bir kişinin olmadığı,
yakınında 7 gün 24 saat sağlık hizmeti veren personelin bulunmadığı, sağlık personelinin hafta
sonu çalışma mecburiyetinin olmadığı tespit edilmiştir. Ancak, bu durumun sadece Merhum
Cumhurbaşkanının görev yaptığı döneme ve vefat ettiği güne münhasır olmadığı, önceki
Cumhurbaşkanı döneminde de Köşk’te böyle bir sağlık sisteminin (7/24) bulunmadığı
anlaşılmıştır. Buna göre, Merhum Cumhurbaşkanının vefat ettiği hafta sonunda (Cumartesi
günü) sağlık personelinin çalışma esaslarının diğer hafta sonlarına göre bir farklılık taşımadığı,
sağlık personeline çalışma mecburiyeti bulunmadığından o gün için izin verilmesinin söz konusu
olmadığı değerlendirilmiştir.
Bütün bu hususlar göz önüne alındığında, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği
tarafından, Köşk’te yeterli bir sağlık sisteminin oluşturulmadığı gibi Merhum Cumhurbaşkanının
rahatsızlanması halinde kimlere haber verileceği, hangi sağlık kuruluşuna gidileceği, hangi
güzergâhın takip edileceği, ilk tıbbi müdahalenin nerede, nasıl ve kimler tarafından yapılacağı,
sağlık kuruluşuna intikalin ne şekilde sağlanacağı gibi hususlarda yeterli, öngörülü ve alternatifli
her hangi bir süreç planlamasının yapılmadığı da görülmüştür.
 
HİZMETE ÖZEL
Devlet Denetleme Kurulu Araştırma ve İnceleme Raporu 590
Yukarıda ifade edilen tespitler çerçevesinde, gerek dönemin Genel Sekreterliğinin
gerekse o dönemde Merhum Cumhurbaşkanı’nın özel doktorluğunu yaptığı ifade edilen kişilerin,
Köşkün sağlık sisteminin oluşturulmasında ve uygulanmasında ciddi bir şekilde hatalı/kusurlu
oldukları kanaatine varılmıştır.
3 - Acil müdahalelerde kullanılmak üzere hazırlanan ve konutta bulunduğu beyan edilen
ilk yardım çantasının, Merhum Cumhurbaşkanının rahatsızlandığı ilk anda
kullanılamadığı/bulunamadığı iddia edilmiştir.
Merhum Cumhurbaşkanının rahatsızlandığı esnada ilk yardım kitinin herhangi bir
şekilde kullanılmış olduğuna ve/veya arandığına yönelik tespitte bulunulmamıştır. Bu itibarla
Köşk’te söz konusu acil yardım kitinin bulunup bulunmadığını kesin olarak tespit etmek
mümkün olamamakla birlikte, bu tespitin pratik bir faydasının olmadığı da açıktır. Çünkü söz
konusu sağlık kiti mevcut olsa bile bunu kullanarak ilk müdahaleyi yapacak bir sağlık
görevlisinin o gün o saatlerde Konut’ta bulunmadığı, uygulana gelen sağlık sistemine göre de
bulunma ihtimalinin olmadığı tespit edilmiştir.
Sağlık öyküsü ve fiziki özellikleri bilinen ve Devletin başı konumunda olan
Cumhurbaşkanının sağlık hizmetlerinin uzman bir ekip eliyle yürütülmesi asıl olmalıdır.
Bununla beraber her türlü ihtimal düşünülerek, Merhum Cumhurbaşkanına yakın olarak çalışan
(yaverlik personeli, koruma ve kat görevlileri gibi) kişilere acil durumlarda ilk müdahaleyi
yapabilmelerini sağlamak amacıyla eğitim verilmesinin gerekliliği kuşkusuzdur. Böyle bir
eğitimin verildiğine dair her hangi bir beyan ve bulguya rastlanılmamıştır. Aksine özel doktoru
Cengiz Aslan’ın beyanından “Merhum Cumhurbaşkanının sağlık kitinin kullanımı ile ilgili
kendisinden bilgi istediği” anlaşılmıştır. Sağlığı yakından takip edilmesi gereken Merhum
Cumhurbaşkanının sağlık kitinin kullanımını merak ederken, o dönem Genel Sekreterlikte
Cumhurbaşkanına sunulacak sağlık hizmetini belirleme yetki ve sorumluluğu olan ilgililerin bu
durumu düşünmemeleri ve gerekli tedbirleri almamaları dikkat çekici bulunmuştur.
4 – Köşk yerleşkesi içerisinde yapımı düşünülen sağlık ünitesi ile mevcut sağlık
hizmetlerinin iyileştirilmesi yönünde alınacak tedbirlerin, dönemin Hükümeti tarafından yeterli
ödenek ayrılmaması sebebiyle gerçekleştirilemediği iddiası zaman zaman dile getirilmiştir.
Yapılan incelemede, 49. Cumhuriyet Hükümeti ile Merhum Cumhurbaşkanı arasında
kamuoyuna da yansıyan bir “uyumsuzluğun” olduğu, bu hususun bütçe görüşmeleri sırasında
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu ve Genel Kurulunda yapılan açıklamalardan ve kamuoyuna
yansıyan bilgilerden de anlaşıldığı, ancak Cumhurbaşkanlığınca teklif edilen bütçe
ödeneklerinden TBMM’deki görüşmeler sırasında komuoyunda iddiada edildiği önemde bir
tenkisin olmadığı,1992 yılında TBMM’ndeki görüşmeler sırasında tenkis edilen ödenek
içerisinde tam donanımlı bir ambulans alımına ilişkin talebin bulunmadığı, tenkisin daha ziyade
 
HİZMETE ÖZEL
Devlet Denetleme Kurulu Araştırma ve İnceleme Raporu 591
diğer araç alımlarına ilişkin olduğu görülmüştür.
5- Merhum Cumhurbaşkanının, 1993 yılı başından vefat güne kadar gerek yurtiçi
gerekse yurtdışı çalışma programlarının planlandığı şekilde aksatılmadan yürütüldüğü, ancak
sözkonusu programların mevcut sağlık problemleri dikkate alınmaksızın yoğun bir şekilde
hazırlandığı ve belirgin bir sağlık sorunu görülmemekle birlikte yorgunluk ve fazla kilo gibi
belirtilerin ortaya çıktığı anlaşılmıştır.
6 - Merhum Cumhurbaşkanının 17 Nisan 1993 tarihinde rahatsızlanmasının sebebi
olarak, “spor yaptığı sırada/sabah jimnastiği sırasında rahatsızlandığı”, “yatakta
rahatsızlandığı”, “yataktan kalkarken rahatsızlandığı”, “yürürken rahatsızlanarak aniden
düştüğü” şeklinde kamuoyunda farklı açıklamaların ve bunun üzerine inşa edilen çeşitli ölüm
sebeplerine ilişkin iddiaların/yorumların yer aldığı görülmüştür.
Merhum Cumhurbaşkanının spor yaparken rahatsızlandığı yönünde vefatını izleyen
günlerde aileye atfen medyada haber ve yorumların yer alması, Basın-Yayın ve Enformasyon
Genel Müdürlüğünün internet sitesinde sabah jimnastiğini yaparken rahatsızlandığı bilgisinin
bulunması, vefat ettiği gün kamuoyuna yapılan açıklamalarda spor yaparken rahatsızlandığının
belirtilmesi, daha sonra yazılı ve görsel medyada bu yönde beyan ve açıklamaların bulunması,
bu beyan ve açıklamaların aile veya yakınları tarafından düzeltildiği yönünde herhangi bir bilgi
ve belgeye ulaşılamaması, Cumhurbaşkanlığı Basın Sözcüsü G. Kaya Toperi’nin 17 Nisan 1993
tarihinde TRT televizyonunda yayımlanan açıklamasında, Merhum Cumhurbaşkanının sabah
yatakta rahatsızlandığının belirtilmesi, Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezinden 17 Nisan 1993
saat 13.28’de dağıtımı yapılan Anadolu Ajansı kaynaklı haberde G. Kaya Toperi’ye atfen Merhum
Cumhurbaşkanının sabah yataktan kalkarken rahatsızlandığının ifade edilmesi, 2000’li yılların
başından itibaren özellikle son yıllarda Sayın Semra Özal tarafından “ısrarlı” bir şekilde vefat
ettiği gün spor yapmadığı, yürürken aniden düştüğü yönünde açıklamaların yapılması, Merhum
Cumhurbaşkanının o sabah nasıl rahatsızlandığının tespiti hususunda ciddi tereddütlerin
oluşmasına neden olmuştur. Bütün bu anlatımlardan, 17 Nisan 1993 tarihinde Merhum Turgut
ÖZAL’ın spor yapıp yapmadığı ile neden ve nasıl rahatsızlandığı kesin olarak ortaya
konulamamaktadır.
Merhum Cumhurbaşkanının nasıl rahatsızlandığı hususunun bilinmesi, raporun ilgili
bölümlerinde daha ayrıntılı olarak irdelendiği üzere, gerek o gün yaşananların
anlamlandırılmasında, gerekse ölüm sebebinin belirlenmesinde önem arz etmektedir. Çünkü
Hacettepe Üniversitesi Hastanesinde tanzim edilen tıbbi tutanak ve ölüm raporunda imzaları
bulunan doktorların tamamının ortak beyanı, Merhum Cumhurbaşkanının ölüm sebebinin
“koroner arter ve kardiyak arrest” olarak belirlenmesinde diğer etkenlerin yanında kendilerine
Merhumun spor yaparken rahatsızlandığı bilgisinin verilmesinin etkili olduğu şeklindedir. Bu
 
HİZMETE ÖZEL
Devlet Denetleme Kurulu Araştırma ve İnceleme Raporu 592
nedenle o gün sabah konutta yaşananların doğru olarak ortaya konulması; Merhumun ölüm
sebebinin değerlendirilmesi, buna bağlı olarak ölüm günü itibariyle, otopsi yapılmamasına
ilişkin uygulamanın yerindeliğinin/doğruluğunun belirlenmesi açısından da ehemmiyet
taşımaktadır.
Öte yandan, alınan beyanlardan/kamuoyuna yansıyan açıklamalardan, Merhum
Cumhurbaşkanının vefat ettiği sabah konutta yaşananlar net olarak ortaya konulamamakla
birlikte, yaşanan sürece ilişkin;
- Merhum Cumhurbaşkanının sabah saatlerinde rahatsızlandığı, bu rahatsızlıktan Sayın
Semra Özal’ın ve garsonlardan Nesrin Fidan’ın (Blackwood) bilgisinin olduğu,
- İstanbul’da olduğu anlaşılan özel doktoru Cengiz Aslan’a telefon ile ulaşıldığı,
Cumhurbaşkanlığı resmi doktoru Prof. Dr. Hilmi Özkutlu’ya ulaşılmaya çalışıldığı, GATA
Komutanlığı telefon ile aranarak Köşk’e doktor istendiği,
- Köşk üst kat personeli, yakın korumalar ve nöbetçi yaverliğe haber verildiği, bu kişiler
tarafından Köşk üst kat çıkışından kayıtlarda ambulans olarak görünen araca Merhumun
taşındığı ve hastaneye hareket edildiği
kanaati edinilmiştir. Ancak, yaşanan bu sürecin hangi zaman aralığında, hangi saatlerde
ve hangi sıralama ile olduğu hususunda tespitte bulunmak mümkün olamamıştır. Zira, alınan
beyanlarda birbiriyle çelişen ifadeler ortaya çıkmıştır.
Köşk’te 16-17 Nisan 1993 tarihlerinde yaşananlara ilişkin beyanlarda geçen aşağıdaki
hususlar;
- Sayın Semra Özal’ın, Merhum Cumhurbaşkanının 16 Nisan akşamı Köşk’te yemek
yemediğini beyan etmesine karşılık, garson Ayhan Yahyalı’nın akşam yemeğinin menüsünü
verecek şekilde yemek yediğini belirtmesi,
- Sayın Semra Özal’ın Merhumla birlikte saat 24.00 sıralarında istirahata çekildiklerini
söylediği halde garson Mustafa Arslan’ın saat 03.30-04.00 sıralarında Merhum
Cumhurbaşkanının halen bilgisayarında çalıştığını beyan etmesi,
- Prof. Dr. Hilmi Özkutlu ve eşi Prof. Dr. Süheyla Özkutlu’nun Sayın Semra Özal’ın 16
Nisan 1993 Cuma gecesi saat 23.30-24.00 sıralarında tansiyon yükselmesi şikayetiyle
rahatsızlandığını ve müdahale ettiklerini belirtmelerine rağmen, Semra Özal’ın böyle bir olayı
hatırlamadığını hatta Prof. Dr. Süheyla Özkutlu’yu hiç görmediğini ve tanımadığını ifade etmesi,
- GATA nöbetçi subayı Dr. Mustafa Sarsılmaz’ın, 17 Nisan 1993 tarihinde nöbeti
devraldığı saat 09.00 sıralarında GATA Komutanı Prof. Dr. Ömer Yılmaz Şarlak veya emir
subayının Merhum Cumhurbaşkanının sağlık kontrolü yaptırmak amacıyla GATA’ya geleceğini
kendisine söylemesine karşılık, Prof. Dr. Ömer Yılmaz Şarlak ve emir subayının beyanlarında bu
hususu teyit etmemesi,
 
HİZMETE ÖZEL
Devlet Denetleme Kurulu Araştırma ve İnceleme Raporu 593
- Prof. Dr. Süheyla Özkutlu’nun sabah saat 09.15’te Köşk santralinden aranarak eşi Prof.
Dr. Hilmi Özkutlu’nun sorulduğunu beyan etmesi, GATA Komutanı Prof. Dr. Ömer Yılmaz
Şarlak’ın saat 10.00 civarında GATA’nın aranarak Köşke doktor istenildiğini ifade etmesi,
beyanına başvurulan yakın koruma, garson ve diğer köşk çalışanlarının önemli bir kısmının
Merhum Cumhurbaşkanının saat 10.00 sıralarında rahatsızlandığını belirtmesi, Nöbetçi Yaveri
Remzi Karaca’nın Merhum Cumhurbaşkanının saat 10.30 sıralarında rahatsızlandığı ve saat
10.50 de hastaneye hareket ettiklerini beyan etmesi, yaverlikçe tutulan ceride de hastaneye
hareket saatinin 11.00 olarak yazılması, Merhum Cumhurbaşkanının özel doktoru olarak bilinen
Cengiz Aslan’ın kendisinin Sayın Semra Özal tarafından aranma saatini 10.30 olarak beyan
etmesi,
- Merhum Cumhurbaşkanının sabah ne şekilde rahatsızlandığına ilişkin farklı
açıklamaların (spor yaparken/spor sonrası/aniden düşme/yatakta/yataktan kalkarken)
yapılması,
- Merhum Cumhurbaşkanını ilk gören kişinin kim olduğu ile hangi halde ve nerede
gördüğüne ilişkin farklı beyanların bulunması,
- 16 Nisan akşamı ve 17 Nisan 1993 sabahı Köşk’te kimlerin bulunduğuna ilişkin değişik
beyanların olması,
- Mustafa Arslan ve Sadiye Kürsülü’nün Merhum Cumhurbaşkanının rahatsızlandığı
saatte Köşk’te olmadıklarını beyan etmelerine rağmen bu kişilerin o saatte Köşk’te olduklarını
beyan eden birden fazla kişinin bulunması,
- Merhum Cumhurbaşkanının 17 Nisan 1993 tarihinde rahatsızlandığı yerin (yatak
odası/spor odası şeklinde) farklı ifade edilmesi,
- Sayın Semra Özal beyanlarında, Merhum Cumhurbaşkanının araca/ambulansa sedyesiz
koluna girilerek taşındığını ifade etmesine rağmen, alınan beyanların önemli bir kısmında Köşk
alt katta bulunan sedye ile araca/ambulansa götürüldüğünün belirtilmesi,
- Merhum Cumhurbaşkanının rahatsızlandığı ilk anda kendisine müdahale yapılıp
yapılmadığı yönünde farklı beyanların bulunması,
- Merhum Cumhurbaşkanının rahatsızlanmasından hemen sonra bu süreci yaşayan
görgü tanıklarından bazılarının Köşk’te iken öldüğü yönünde beyanda bulunmasına karşın, bir
kısım beyan sahibinin ise henüz yaşam belirtilerinin sona ermediği yönünde ifadelerinin olması,
- Sayın Semra Özal 17 Nisan 1993 Cumartesi günü İstanbul’a gideceklerini belirtmesine
rağmen, Merhum Cumhurbaşkanının dağıtılan günlük programında İstanbul seyahatinin 18
Nisan 1993 Pazar günü olarak görünmesi
birlikte değerlendirildiğinde;
- 16 Nisan 1993 gecesi yaşananların,
 
HİZMETE ÖZEL
Devlet Denetleme Kurulu Araştırma ve İnceleme Raporu 594
- 17 Nisan 1993 sabahı Merhum Cumhurbaşkanının güne başlaması ile araca/ambulansa
konulması arasında yaşanan sürecin zaman aralığının,
- Merhum Cumhurbaşkanının rahatsızlandığı saatin,
- Rahatsızlanma sonrası ilk kimin tarafından görüldüğünün,
- Sabah birden fazla rahatsızlık geçirip geçirmediğinin,
- Köşkte kendisine müdahale edilip edilmediğinin,
- Rahatsızlanma sebebi ve şeklinin,
- Rahatsızlandığı yer ve bulunduğu konumun,
- Kimlere ne zaman haber verildiğinin,
- Ambulansa ne şekilde götürüldüğünün,
- 17 Nisan 1993 tarihine ilişkin günlük programının
kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olamamıştır.
Bu nedenle, 17 Nisan 1993 Cumartesi sabahı Köşkte yaşanan olaylar açık olarak ortaya
konulamamakta ve yaşanan sürecin hangi aşamaları/sırayı içerdiği tespit edilememektedir.
7 - Merhum Cumhurbaşkanının vefat ettiği gün Köşk’te tam donanımlı bir ambulansın
bulunmadığı; donanımlı ambulansın aküsü bittiği için kullanılamadığı; hastaneye eski model bir
araçla götürüldüğü; ambulans şoförünün izinli olduğu yönünde iddialar kamuoyunda yer
almıştır.
Merhum Cumhurbaşkanının vefat ettiği gün Hastaneye götürülmesinde kullanılan aracın;
1970 model, 06 AS 136 plakalı, Mercedes marka, 230 tip, siyah renkli ve kayıtlarda cinsinin
resmi ambulans olarak tescil edildiği görülmüştür. Görüleceği üzere tartışma konusu olan
ambulans, ölümün gerçekleştiği tarihte 23 yaşını doldurmuş bulunmaktadır.
Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinin talebi üzerine, ekonomik ömrünü dolduran araç
Ankara Tasfiye İşletmeleri Müdürlüğü tarafından 16.09.1999 tarihinde yapılan açık ihale
sonucunda satılmıştır. Aracın kolleksiyoner olan sahibine ulaşılarak yerinde yapılan tespitte,
araç içerisinde tıbbi donanımın bulunmadığı, sadece basit, eğimli bir sedyenin bulunduğu, şoför
mahalli ile arka bölüm arasında açılıp kapanabilen sürgülü bir camın olduğu, arka bölümde
sadece bir kişinin oturabileceği sabit koltuğun bulunduğu, aracın koldan vitesli mekanizmaya
sahip olduğu görülmüştür.
Aracın, koldan düz vitesli olması, sürekli bir şoförün tahsis edilmemesi, ihtiyaç
duyulduğunda nöbetçi şoförlerden birinin görevlendirilmesi, çok sık kullanılmaması, eski model
olması, sevk ve idaresinde güçlük yaşandığı kanaatini uyandırmaktadır.
Kayıtların incelenmesinden; Merhum Cumhurbaşkanının hastaneye götürülmesinde
kullanılan 06 AS 136 plakalı araç dışında başkaca bir ambulansın bulunmadığı anlaşılmıştır.
Sayın Cumhurbaşkanının geçirdiği ameliyatlar ve genel sağlık durumu göz önüne alındığında
 
HİZMETE ÖZEL
Devlet Denetleme Kurulu Araştırma ve İnceleme Raporu 595
özel donanımlı bir ambulansın Köşk’te bulunmasının gerekliliği aşikârdır.
Tıbbi Uzmanlar Heyeti raporunda söz konusu araca ilişkin; “Merhum Turgut Özal’ın
Cumhurbaşkanlığı Köşk’ünden Hacettepe Üniversitesi Hastanesine götürülmesinde kullanılan ve
kayıtlarda “ambulans” olarak geçen aracın içinde bir sedyeden başka hiçbir ilk yardım malzemesi
ve ilaç bulunmadığı, hastaya müdahale edecek hekim veya sağlık çalışanının ayakta durabileceği
kadar tavan yüksekliği olmadığı, bu nedenle ambulans olarak nitelendirilemeyeceği, hayati
tehlikesi olmayan ve sadece yürüme problemi olan, örneğin “fizik tedavi” gereken, hastaların
taşınmasına uygun olduğu” şeklinde değerlendirme yapmıştır.
Merhum Cumhurbaşkanının döneminde Köşk’te yedi gün yirmi dört saat hizmet verecek
şekilde sürekli bekleyen tam donanımlı bir ambulansın bulunmadığı anlaşılmakla birlikte, bu
durumun sadece Merhum Cumhurbaşkanının döneminde değil, önceki Cumhurbaşkanı
döneminde de aynı olduğu bilgisine ulaşılmıştır. Buna göre, tam donanımlı bir ambulansın
aküsünün bittiği iddiasının da doğru olmadığı anlaşılmıştır.
Ayrıca, ihtiyaç halinde Garaj ve Ulaştırma Amirliğinde müsait şoförlerden her hangi
birinin ambulansı kullanmak üzere görevlendirildiği, ambulans için özel bir şoför
görevlendirilmesi şeklinde sabit bir uygulamanın bulunmadığı da dikkate alındığında, ambulans
şoförünün o gün izinli olduğu yönündeki iddia da gerçeği yansıtmamaktadır.
Söz konusu araç kayıtlarda her ne kadar ambulans olarak görülmekle birlikte, aracın eski
model, bir adet sedyesi dışında tıbbi açıdan yeterli donanıma sahip olmayan, acil durumlarda bir
ambulanstan beklenilen fonksiyonu ifa etme kabiliyeti bulunmayan, Merhum Cumhurbaşkanının
rahatsızlığına yönelik bir müdahalenin yapılmasına imkân verecek boyutta (dar ve basık) ve
donanımda olmayan, hayati tehlikesi bulunmayan ve sadece yürüme problemi olan hastaların
taşınması için kullanılabilecek bir hasta nakil aracı olduğu anlaşılmıştır.
8 - Sağlık eski Bakanı Halil Şıvgın’ın Bakanlığı döneminde Cumhurbaşkanının
kullanımına tahsis edildiği belirtilen tam donanımlı bir ambulansın 1991 yılında kurulan yeni
Hükümet (49. Hükümet) zamanında geri çekildiği iddia edilmiştir.
Sağlık Bakanlığı İMİD Başkanlığının 14.03.2011 tarih ve 3926 sayılı yazısında; Bakanlık
İdari ve Mali İşler Dairesi Başkanlığı bünyesinde oluşturulan komisyon tarafından yapılan
araştırma sonucunda, Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğünce Cumhurbaşkanlığı Köşk’üne
bir adet Fiat Ducato marka ambulansın tahsis edildiğinin anılan Başkanlıkta çalışan personelin
beyanlarında ifade edildiği, ancak tahsis kararı, tahsis kararının kaldırılması ve ambulansın nasıl
geri alındığına dair Bakanlıklarında herhangi bir belgenin bulunmadığı, ambulansın ne zaman ve
neden geri gönderildiği konusunda bir bilgiye de ulaşılamadığı belirtilmiştir.
Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği İMİB’nin 10.03.2011 tarih ve 60 sayılı yazısında;
Sayın Halil ŞIVGIN’ın Sağlık Bakanlığı döneminde Merhum Sayın Turgut ÖZAL’ın hizmetlerinde
 
HİZMETE ÖZEL
Devlet Denetleme Kurulu Araştırma ve İnceleme Raporu 596
kullanılmak üzere tam donanımlı bir ambulansın Cumhurbaşkanlığı Köşküne tahsis edildiğine
dair herhangi bir belge veya teslim tutanağının bulunmadığı şeklinde cevap verilmiştir.
Bunun yanında, inceleme ve araştırma kapsamında bilgilerine başvurulan Köşk
personeli, Sağlık Bakanlığı tarafından Cumhurbaşkanının kullanımına tahsis edilen tam
donanımlı bir ambulansın Köşk’te bulunduğuna dair bir bilgileri olmadığını, ayrıca Köşk içinde
böyle bir ambulansı hiç görmediklerini beyan etmişlerdir.
Sonuç olarak, iddia edildiği gibi tam donanımlı bir ambulansın Köşk’e tahsis edilip
edilmediği ve tahsis edildi ise hangi esaslarla çalıştığı, ne şekilde ve ne zaman geri alındığı
konusunda net bir bilgiye ulaşılması mümkün olamamıştır. Öte yandan, tartışma konusu olan
ambulansın doğrudan Cumhurbaşkanın zatına yönelik hizmette kullanıldığına ilişkin herhangi
bir delile ve beyana ulaşılmamıştır. Diğer taraftan, Merhum Cumhurbaşkanının görev yaptığı
dönemde de önceki Cumhurbaşkanı döneminde olduğu üzere, Köşk çıkışında İl Sağlık
Müdürlüğüne ait bir ambulansın konvoya eşlik etmesi şeklinde uygulama yapıldığı anlaşılmıştır.
Bu itibarla, Sağlık Bakanlığınca tahsis edildiği belirtilen ancak kayıtlarda tahsisine ilişkin
herhangi bir belge bulunmayan sözkonusu ambulansın da İl Sağlık Müdürlüğünün sevk ve
idaresinde yukarıdaki şekliyle görev ifa etmiş olabileceği değerlendirilmiştir.
9 - Köşk yerleşkesi içinde yer alan Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı Komutanlığı
bünyesinde bulunan sağlık ünitesi, personeli ve ambulansından Merhum Cumhurbaşkanının
rahatsızlandığı sırada gerekli tıbbi müdahalenin ve hastaneye naklin daha hızlı bir şekilde
yapılabileceği anlaşılmakla birlikte, sözkonusu birimden yararlanılması için herhangi bir
planlama yapılmamış olması, rahatsızlığın ciddiyetinin ve aciliyetinin yeterince kavranamamış
olması ve öncelikle GATA’ya haber verilmiş olmasından dolayı bu hizmetin temin edilemediği
izlenimi edinilmiştir.
10 - Merhum Cumhurbaşkanı Turgut ÖZAL’ın rahatsızlanması üzerine GATA’ya gitmek
için Köşk’ten hareket edildiği, ancak yolda Hacettepe Üniversitesi Hastanesine dönüldüğü,
Hacettepe Üniversitesi Hastanesine bilgi verilmediği, hastaneye götürülmesi sürecinde yolda
gecikildiği iddiaları kamuoyunda yer almıştır.
Merhum Cumhurbaşkanının rahatsızlanması üzerine;
- Köşk’ün konut kısmına gelen Başyaver ve nöbetçi yaver ile koruma polislerinin duruma
nezaret ettiği ve Köşk kayıtlarında ambulans olarak görünen araç ile GATA’ya hareket edildiği,
- Merhum Cumhurbaşkanının bulunduğu araçta Şoför Ali Ören, aracın ön bölümünde
Başyaver Kur. Alb. Aslan Güner, arka bölümünde Ekip Amiri Başkomiser Turan İnanç ile koruma
polisi Turgay Açıkgöz’ün bulunduğu, araca koruma ekiplerinin refakat ettiği, trafik ekibinin ise
konvoya eskortluk yaptığı,
- Hastaneye seyir halindeyken Kızılay/Sıhhiye civarında Başyaver Kur. Alb. Aslan
 
HİZMETE ÖZEL
Devlet Denetleme Kurulu Araştırma ve İnceleme Raporu 597
Güner’in talimatı -yoldaki trafik yoğunluğu gerekçesiyle- doğrultusunda Hacettepe Üniversitesi
Hastanesine dönüldüğü,
- Hacettepe Üniversitesi Hastanesine “çocuk acilden” girilmesi sebebiyle hastane içinden
dolaşılarak “büyük acile” giriş yapıldığı,
- Hacettepe Üniversitesi Hastanesine Merhum Cumhurbaşkanının geliş nedeni ile ilgili
bir bilgi verilmediği için hastanede herhangi bir hazırlığın yapılmadığı, geldiğinin öğrenilmesi
anında da Cumhurbaşkanının “denetim amaçlı” veya “ziyaret amaçlı” olarak hastaneye gelmiş
olabileceği yönünde genel bir kanaatin olduğu
anlaşılmıştır.
GATA’ya giderken Hacettepe Üniversitesi Hastanesine dönülmesi;
- Tıbbi tutanakta “durumun aciliyeti”,
- Hacettepe Üniversitesi Hastanesinde yapılan basın bildirisinde, “durumun vahameti”,
- Nöbetçi Yaver tarafından tutulan ceridede “ulaşımın kısalığı ve Sayın
Cumhurbaşkanımızın durumu”
- Bilgisine başvurulan kişilerin bir kısmının beyanlarında “trafiğin yoğunluğu”
şeklinde gösterilmek suretiyle birden fazla etkene yer verildiği anlaşılmıştır.
Ayrıca, 17.04.1993 tarihinde Osman Yetkin’in ambulans tamiri için
görevlendirilmesinden, Hacettepe Üniversitesi Hastanesine dönüş sebepleri arasında
“ambulansın arızalanmasının” da yer alabileceği kanaati edinilmiştir.
Tıbbi Uzmanlar Heyeti, “Merhum Cumhurbaşkanına, gerek Köşk’te gerekse hastaneye
götürülmesi sürecinde herhangi bir tıbbi müdahale yapıldığına ilişkin yeterli beyanın ve tıbbi
dokümanın bulunmadığı, bu kısıtlı kayıtlardan dolayı Merhum Turgut Özal’ın ölüm zamanı ve şekli
ile ilgili değerlendirme yapılamadığı, Köşk’teki olayın olduğu andan hastaneye girişine kadar geçen
süredeki saniyeler ve dakikalar hayati önem arz ettiğinden, yolun makul sürede alındığı kabul
edilse dahi ilk yardım için gerekli sürenin aşıldığı, daha yakın bir hastanenin tercih edilmemesinin
kişinin verilecek tıbbi bakıma yanıtını etkileyecek önemli bir dezavantaj olduğu” şeklinde
değerlendirmede bulunmuştur.
İnceleme neticesinde;
- Yol güzergâhının değiştirilmesinde öne sürülen, “Cumhurbaşkanının durumunun
aciliyeti-vahameti”, “yoldaki trafik yoğunluğu”, “en yakın hastaneye ulaşma düşüncesi” ve
“aracın arızalanması” etkenlerinden hangisinin/hangilerinin esas belirleyici etken olduğu
yönünde kesin bir kanaate ulaşılamamıştır.
- Merhum Cumhurbaşkanını hastaneye götüren aracın garajdan çıkış saatinin Garaj Kayıt
Defterinde 10.45 olarak yazılması, nöbetçi yaver tarafından düzenlenen Nöbet Kayıt Defterinde
(ceride) aracın çağrılma saatinin 10.55 olarak belirtilmesi, bilgisine başvurulan Köşk personeli
 
Geri
Üst