Neler yeni
Türkiye'nin En Güncel Forum Sitesi

Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için foruma kayıt olmalı yada giriş yapmalısınız. Forum üye olmak tamamen ücretsizdir.

TARIHSEL ARKA-PLAN

diShy

~ یơυℓℓεss ..
Emektar Yönetici
  • Üyelik Tarihi
    27 Kas 2009
  • Mesajlar
    24,083
  • MFC Puanı
    329
  • MFC Seviyesi

2. TARIHSEL ARKA-PLAN



Anlasilan din sosyolojisi, bu uzun hazirlik döneminin belli evrele rinde, çogu zaman felsefe, tarih ve öteki bir kisim bilimlerin içerisinde en azindan zimnî bir varlik imkânini da elde etmis görünmektedir. Esasen din olaylari, seyyahlar, düsünürler ve bilginlerin dikkatini en azindan antik dönemden itibaren bir sekilde çekmeye basla mis olup; nitekim, din sosyolojisinin​
metodolojisinin temelinde yer alan din konusuna elestirel, süpheci, akilci, deneysel ve objektif bilimsel yaklasim egilimlerinin baslangiçlari da bu döneme kadar uzanmaktadir. Buna karsilik, normatif, tekelci ve apolojetik karakterli ilâhiyatlarin ve​
skolastigin ege men oldugu Orta Çagin dünyaya karsi belli bir olumsuz tutum çerçevesinde kendi içine kapanik ortaminda bu egilimler, güçlenerek bir atilim yapmaya meyletmek yerine giderek kösteklenip kisirlasmaya mahkum olmuslarsa da, özellikle Rönesans ve Reform dönemlerinden itibaren, çok çesitli iç ve dis dinamikler çerçevesinde hususiyle Bati'nin bu kendi içine kapanik durumu ve statik zihniyetinde çok önemli degisik likler ve yeni gelismeler gözlenmeye basladigindan, sözü edilen bu egilimler de giderek filizlenmeye yön tutmuslar; büyük cografi kesifler, sanayi devrimi, Aydinlama hareketi, bilimsel ve teknolojik buluslar, sehirlesme, egitim, iletisim, vb. alanlarda kaydedilen yenilikler, buluslar ve gelismelerin etkisi altinda Bati dünyasinda birbirini izleyen ve sonra etkileri giderek tüm dünyaya yayilan ve toplum hayatinin her kesiminde genis yankilar uyandiran büyük degisimler, din konusuna bilimsel yaklasim çizgisinde de yeni gelismelere ve bu çerçevede deneysel, objektif, sistematik ve bagimsiz bir din sosyolojisi biliminin filizlenip gelismesine imkân hazirlamis bulunmaktadirlar.​

Hakikaten, bu çerçevede, özellikle 17. ve 18. yüzyillarda insani, toplumu, kültürü ve dini dogal toplumsal, kültürel ve tarihsel kontekstlerinde olgusal, gelismeci ve ilerlemeci süreçlerde inceleme egiliminde bir artış gözlenmis; nitekim meselâ Italyan filozofu G. Vico (1668-1774), antik Yunan dininin, önce tabiatin ve sonra da ates gibi birtakim tabiat kuvvetlerinin ilahlastirilmasi ve bunu takiben evlilik gibi kurumlarin kutsallastirilmasi ve nihayet Homer'in eserle rinde gözlendigi üzere insanla rin tanrilastirilmasi seklinde birbirini izleyen dönemlerden geçmek suretiyle bir ge lisme gösterdigini öne sürmüstür. Ingiliz filozofu David Hume (1711-1776) ise, Dinin Dogal Tarihi (Natural History of Religion) adli eserinde din konusuna yaklasiminda dönemin giderek artan rasyona lizmini tipik bir biçimde yansitmistir.

Aydinlanma döneminin rasyonalizmi, "tabiî tarih", "tabiî hukuk", "tabiî toplum" ve "tabiî din" adina hem paganizmin hem de Hiristiyanligin bir tür reddini içermis; gerçekte deizm de denilen tabiî din anlayisi, "kafa dini"ne karsi "gönül dini"ni savunan Pietistler'in dinde duygu ve heyecanlari daha çok öne çikaran antidogmatik tavirlarinin entelektüel bir karsiligini olusturmustur. Dönemin Fransiz ansiklopedistlerinden Voltaire (1694-1778) antiklerikal bir deizme meylederek politeizmin gelismesini ruhban sinifinin faaliyetine baglamis; 18. yüzyilin rasyonalizmi Alman filozofu Immanuel Kant'in (1724-1804) eserlerinde doruk noktasina erisirken, ayni zamanda belli bir degisime de ugrayarak dine ahlâkî idealler üzerine temellenmis bir yer ayirmis; onun görüslerine karsi kendini gösteren tepkiler ise, Bati'da insan, toplum ve din konusunda ortaya çikan yeni bilimsel yaklasimlara giden yolun açilmasinda oldukça etkili olmustur.

Bu gelismelere, sarkiyat arastirmala rinin yani sira etnoloji ve antropoloji çalismalarinin insan, toplum, kültür ve din ile ilgili genis bir dokümantasyonu dünya ölçüsündeki bir zenginlikle arastirmacilarin hizmetine sunmaya ve böylece dinin Orta Çag ilahiyatçilarinin norma tif açiklamalari ve dogmatik kabullerinin ötesinde bir nedensellikle açikla malara yer veren incelemelere konu olmasina imkân vermeye baslamis bulunmasi olgusunun etkisini eklemek gerekir.

Hakikaten, bu çizgide meselâ Fransiz rahip Bergier (1718-1790), ilkel dinleri psikolojik nedenlerden kaynaklanan ruhlarla ilgili inanislarin gelismesine baglarken, Kant'in din konusundaki fikirlerinin elestiricilerinden olan Herder (1744-1803), insan türünün incelenmesi konusunda evrimci bir tavra yönelerek mitolojide dilin daha derin ve anlamli sembolik anlatimlarini görmeye egilim göstermis; Schelling (1775-1854) bu pozitif yaklasimi romantizm geleneginde sürdürmüs; nihayet, Avrupa dinlerinin disindaki dinler ve özellikle de Hint dinleri hakkinda elde edilen yeni bilgiler, dinin tabiati konusunda daha genis tartismalara imkân saglamistir.

Öte yandan, idealist felsefe nin taraftari ola rak insanlik tarihi üzerinde manevî ve ruhî olanin etkisini vurgulayan ve ayni zamanda dinin her bir gelisim safhasina kismî bir gerçeklik atfeden degisik bir "rölativizm" fikrini ortaya atmis bulunan Hegel'in (1770-1831) tarih felsefesi, çok çesitli düsünce ve bilim çevrelerinin yani sira din ve toplum incelemelerinin gelisim seyri üzerinde de köklü yankilar uyandirmis olup, bilimsel düsüncelerinin teorik çerçevesini onun diyalektik semasi üzerine bina etmeye meyleden takipçileri modern bilimsel tarihin büyük ölçüde kuruculari olmuslardir.

Bütün bunlar, evrimci karsilastirmali din teorileri ve incelemelerinin gelisim seyrini oldukça etkileyerek 19. yüzyilda Bati'da din ve toplum konularina yeni ve degisik yaklasim modellerinin ortaya konmasina imkân tanimis olup; bu çerçevede, yüzyilin özellikle ilk yarisi bagimsiz bir toplumbiliminin yani sira gerçek bir dinbilimi ve bir din sosyolojisi disiplininin gelisimine hazirlik bakimindan çok önemli olmustur.

Nitekim, bu dönemde Fransiz sosyal filozofu A. Comte'un (1798-1857), insanlik tarihini pozitivist ve materyalist bir felsefî bakis açisindan evrimci bir perspektifte görmek suretiyle ortaya koydugu yeni ve degisik teorik ve metodolojik yaklasim semasi toplum ve din incelemeleri üze rinde çok derin ve genis etkiler uyandirmis; bu etkiler, özellikle 19. yüzyilin ikinci yarisinin bilimsel metodolojisinin çerçevesi üzerinde büyük ölçüde belirleyici olduklari gibi 20. yüzyilda da bir sekilde varliklarini sür dürmüslerdir.

Bu baglamda, Ingiliz filozofu Herbert Spencer'in (1820-1903), toplum ve dinin bilimsel incelenmesi konusunu “bilinmez” (unknown) ve "Mutlak" (Absolute) olana atifta bulunmak suretiyle biyolojik bir tekâmül telakkisinin çerçevesi üzerine oturttugu degisik bir neo-Pozitivizm, 19. yüzyilin özellikle ikinci yarisinda oldukça etkin görünmekte; "biyolojik evrim" anlayisinin bilhassa yüzyilin son çeyreginde giderek bagimsiz bir hüviyet kazanmaya baslayan din bilimleri ve özellikle de din sosyolojisi arastir malari üzerinde derin etkileri gözlenmektedir.

Hakikaten, bu dönemlerden itibaren ortaya konmaya baslanan ve dinin özü ve baslangicini entelektüel kurgulara dayali, basitlestirici ve düz hatli evrimci bir perspektifte açiklamaya yönelen natürizm (Max Müller), manizm (H. Spencer), animizm (E. Tylor), animatizm (R. R. Marett), totemizm (E.Durkheim) ve büyü (J. Frazer) kuramlari bu etkileri tipik bir biçimde yansitmakta; öte yandan, Alman filozofu L. Feurbach'in (1804-1872) dini, insanin arzulari ve istiyaklarinin bir “projeksiyon”u gibi gören anlayisi, basta Marx, Freud ve Barth olmak üzere din konusuna bilimsel ve sosyolojik yaklasimlarin teorik çerçevesi üzerinde köklü yankilar uyandirmis bulunmaktadir.

Esasen, bu fikir akimlarina tarih, arkeoloji, antropoloji, sosyoloji ve psikoloji gibi pek çok modern bilim alanlarindaki yeni ve degisik görüs ve gelismelerin eklenmis olmasi kültürler ve medeniyetler arasindaki karsilastirmali incelemelere belli bir ivme kazandirmis; böylece, insan, toplum, kültür, tarih ve din konularini yeni paradigmalar çerçevesinde olusan yeni teorik yaklasim modelleri, semalari, yöntemleri ve uygulamaya yönelik teknikler ve bunlari kendi özel arastirma alanlari, konulari ve problemlerine uygulamak üzere yeni din, toplum, kültür ve insan bilimleri ortaya çikmis ve giderek sistemlesmis olup; nitekim, bir yandan toplumu incelemeyi konu alan sosyolojinin, öte yandan dinler tarihi, karsilastirmali dinbilimi, din psikolojisi, din fenomenolojisi, din etnolojisi ve din antropolojisi gibi disiplinlerin dahil olduklari modern "dinbilimi" (Religionswissenschaft) yahut "din bilimleri"nin bir dali sayilan din sosyolojisi, yukarida ana hatlari ile özetlenmeye çalisilan uzun tarihî birikimi arkasina almak suretiyle, modern dönemin büyük degisim ve dönüsüm ve bu çerçevede ortaya çikan sorunlarina Orta Çagdan kalma geleneksel, normatif ve skolâstik ilâhiyat ilimlerinin çözüm üretmekte aciz kaldigi buna lim ortaminda, toplumsal olgular ve gerçeklikler olarak din olaylarini deneysel ve objektif bilimsel sosyolojik yaklasim perspektifinde arastirip incelemek üzere ortaya çikmis bir bilimsel disiplin olup, giderek gelisip sistemlesme yolunu tutmus; bu baglamda teorik temelleri ve metodolojisini olusturup gelistirmeye yönelmis ve hattâ sadece Bati'da kalmayarak tüm dünyaya ve bu arada Islâm dünyasi ve özellikle de Türkiye'ye uzanmis genç bir bilim dalidir.
 
Üst Alt