- Forum Yaşı
- 12 Yıl 4 Ay
- Mesajlar
- 1,409
- Tepkime puanı
- 390
Allah-u Teâlâ Cemâl nurundan en evvelâ Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-inin nurunu yarattı. Habib-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-inin de bilhassa göz nurundan Arşırahmanı, sonra diğerlerini halketti.
Allah-u Teâlâ bütün ruhları Lâhut âleminde yarattı. Bunun içindir ki ahsen-i takvimin tâ kendisi olmuş oluyor.
Sonra yaratılan ruhları kâinatın en aşağısına, cesetler âlemine indirdi.
Kuran-ı kerimde bu hususa şöyle işaret ediliyor:
Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik. (Tin: 4-5)
Yâni Allah-u Teâlâ Kudsî rûhu ahsen-i takvim üzere yarattıktan sonra, beraberinde tevhid tohumu olduğu halde Lâhut âleminden saldı, evvelâ Ceberût âlemine indirdi. Ceberût, âlem-i emirden sonra madde ve müddetle vücut bulan, maddî ve mânevî âlemler arasında bulunan orta âlemdir. Ruhânî âlemin de cismânî âlemin de bazı hususiyetlerine sahiptir. Bir berzah ve misâl âlemidir.
Ceberût âlemine gelince Allah-u Teâlâ ruhlara o âleme mahsus, o âlemin nurundan kisveler giydirdi. Bu kisveyi giyen ruhlar Sultânî ruh oldu.
Sonra o kisve ile Melekût âlemine indirdi. Orada da o âlemin nurundan kisveler giydirdi. Bu kisveyi giyen ruhlar da Ruhânî ruh ismini aldı.
Mülk âlemi zâhir âlem, melekût âlemi ise bâtın âlemdir. Arştan arza kadar melekût âlemidir.
Allah-u Teâlâ ruhları yine saldı, Mülk âlemine indirdi. Emr-i İlâhî ile cesetlere inip mülk kisvesine bürünen ruhlar ise Cismânî ruh oldu.
Cesetleri halk edişi ile ilgili değişik halleri şu Âyet-i kerimesi ile haber vermektedir:
Sizi topraktan yarattık, ölümünüzden sonra yine Ona döndüreceğiz ve sizi tekrar oradan çıkaracağız. (Tâhâ: 55)
Ruhların bu cisme girmeleri ile ilgili olarak da diğer bir Âyet-i kerimesinde şöyle buyurmaktadır:
Ona kendi ruhumdan üfledim. (Sâd: 72)
Âlemlerden süzüle süzüle gelen ve ulviyattan halkolunan ruh, hissiz ve hareketsiz vücuda sığdırıldı.
Vücutta bir de nefis var. Nefisle ruh, vücutta ayrı ayrı yer tutmuşlardır.Nefis; toprak, su, hava ve ateşten müteşekkil bir Buhâr-ı zulmânîdir. Karın boşluğunda bulunur, kumandası secde mahallidir. Bütün vücuda oradan kumanda etmek ister.
Nefis süfliyâttan, ruh ulviyâttan halkolunmuştur. Nefis ahlâk-ı zemime, ruh ise ahlâk-ı hamide ile mücehhezdir. Çok lâtiftir, çok âli makamdan gelmiştir.
Allah-u Teâlâ cesette ruhların her birine, kendilerine mahsus yerler ayırmıştır.
Cismânî ruhun yeri etle kan arasıdır ve bedende terbiye edilir. Ruhânî ruhun yeri kalp,
Sultânî ruhun yeri fuad,
Kudsî ruhun yeri ise sırdır. Ruhların terbiyesi ayrı bir husustur.
Sır; Hâlik ile mahlûk arasında bir vâsıtadır, tercüman mesâbesindedir. Çünkü Kudsî ruha sahip olan bir kimse, Allah-u Teâlâ iledir ve Onun mahremi sayılır.
Yani içten içe, âlemden âleme geçiliyor. Bunlar bâtınların da bâtınıdır.
ÖMER ÖNGÜT