Yaban Kitap Özeti
Romanın özeti :
Ahmet Celâl, bir paşa oğludur. Yedek subay olarak katıldığı 1. Dünya Savaşında bir kolunu kaybetmiştir. Daha otuzbeş yaşına basmadan kendisi için herşeyin bittiğini hissetmektedir. İstanbula İngilizlerin girmesi üzerine oraya dönemez ve emireri Mehmet Alinin çağrısına uyarak onun Orta Anadolunun Porsuk Çayı kıyısındaki köyüne gidip yerleşir. Köylü için Ahmet Celâl bir Yabandır.
Mustafa Kemalin başlattığı Kurtuluş Savaşını, Türk Ulusunun bağımsızlık davasını anlatmaya çalışır köylülere fakat kimse ona inanmaz. Ancak emireri Mehmet Ali, annesi Zeynep Kadın, Mehmet Alinin kardeşi İsmail ve onun karısı Emine ile dostluk kurabilir. Köyün en zengin adamı ve ağası olan Salih Ağa, köyü ekonomik bakımdan sömürmektedir. Şeyh Yusuf ise din adamı maskesi altında köyü manevi yönden sömürmektedir. Devleti temsil eden muhtarın ise herhangi bir gücü yoktur. Köyün etkin ve güçlü olan iki tipi Ahmet Celâli engellemeye çalışırlar.
Sakarya Savaşının hemen öncesinde Yunan birliği köye girer. Direnenleri öldürür. Kendisi ile işbirliği yapan Salih Ağa ve Şeyh Yusufu bile aldatır, sömürür, herkese zulmeder. Sakarya bozgunundan sonra köye ikinci Yunan birliği gelir. Köyü talan ederler. İnanılmaz derecede acımasız davranırlar.
Ahmet Celâl, emireri Mehmet Alinin kardeşi İsmailin karısı olan Emineyi sever. Köy düşman çizmesi altında inlemektedir. Köylü, kaderine razı olmuştur. Ahmet Celâl ise, Türk askerlerinin geleceği umudunu taşımaktadır. Sonunda o da dayanamaz ve Emine ile birlikte kaçar. İkisi de yaralanırlar. Eminenin yarası ağır olduğu için kaçacak durumda değildir. Ahmet Celâl, Emineyi ve anılarını yazdığı defterini bırakarak tek başına bilmediği yollara bilmediği bir geleceğe doğru köyden uzaklaşır.
Romanın Konusu :
Bu romanda yıllarca yüzüstü bırakılmış olan köylü ile aydın arasındaki uçurum konu olarak alınmıştır. Romanda belirtildiği gibi, şehirden gelmiş her aydın, köylü için bir yaban dır.
Yazar, Sakarya Savaşından sonra düşmanın yakıp yıktığı bölgelerde yapılan inceleme gezisinde gördüklerini birtakım öykü ve makalelerle anlatmıştı. Bunlar arasında, Düşmanın Yaktığı Köyler Ahalisine adlı yazıda, köylü ile aydın arasındaki uzaklığa değinen ve aydınların köylüyü yüzüstü bırakmasından yakınan sanatçı, on yıl sonra aynı temayı Yabanda işlemiştir. Roman, anı biçiminde yazılmıştır. Yazar eserini, Kurtuluş Savaşı sıralarında, bir Anadolu köyüne yerleşen Ahmet Celâlin anı defteri olarak sunar. Giriş bölümünde bunu şöyle anlatır : Garp Cephesi Kumandanlığının gönderdiği Tetkik-i Mezâlim Heyeti o viranelerde, taşlar altında kömürleşmiş insan kemiklerini araştırırken bu kitabı teşkil eden yazıları, ortasından yırtılmış ve kenarları yanmış bir defter halinde buldu.
Romanın konusunun geçtiği yer ve zaman (çevrenin özellikleri vb.) :
Yaban romanının konusu Kurtuluş Savaşı sırasında Anadoluda Porsuk Nehri çevresindeki küçük bir köyde geçer. Köy son derece bakımsız, unutulmuş bir virane halindedir.
Eserin Kahramanları :
ŞEYH YUSUF :
Salih Ağa köyü ekonomik yönden sömüren, bu yönde köylüler üzerinde baskılar kuran olumsuz bir tipleme ise, Şeyh Yusuf da köyü manevi yönden sömüren, bu yönde köylü üzerinde dinsel baskılar oluşturan olumsuz bir tiptir. Son derece cahildir. Dini bilgileri çok basittir. Temizliğe dikkat etmeyen, pasaklı bir adamdır.
ZEYNEP KADIN :
Mehmet Alinin annesidir. Kaderine razı olmuş, acılar karşısında ağlamayı bile unutmuş, tarlasının, evinin işlerini tek başına çekip çeviren gerçek bir Türk anasıdır. Oğlunu, kocasını askerde, savaşlarda yitiren, yoksulluk ve acılar içinde ömrünü çalışmakla geçiren Türk kadınını temsil eder.
EMİNE :
Romanda ağırlığını koyan ikinci kadındır. Mehmet Alinin kardeşi İsmailin karısıdır. Ahmet Celâlin ilgi duyduğu tek kadındır. Emine de Zeynep Kadın gibi olaylar karşısında edilgen bir yapıya sahiptir. Erkeklerin kurduğu köy dünyasında erkeklerin güdümünde sessizce yaşamaktadır. Yunan birliğinin öldürme ve kıyım eylemlerinden korkarak sonunda Ahmet Celâl ile kaçar.
YARDIMCI KAHRAMANLAR :
Bu ana tiplerin yanında yardımcı kişilerde vardır. Bunlar; Emeti Kadın, oğlu Küçük Hasan, Mehmet Alinin kardeşi İsmail, Bekir Çavuş vb.dir. Bu tipler üzerinde fazla durulmamıştır.
Romanın ana düşüncesi:
Yakup Kadri Karaosmanoğlu, bu romanda ana düşünce olarak, aydınlar tarafından yüzyıllarca yüzüstü bırakılmış köyü, Anadoluyu, Anadolu insanını bütün çıplaklığı,acılığı ve sertliğiyle göz önüne seriyor. Bu konuda aydınımızı suçluyor. Yazar, Anadolu Bozkırındaki Anadolu insanının feryadını, Türk aydınına duyurmak ve Türk aydınına yurt sorumluluğunu anlatmak istiyor.
Roman yazarının eserlerinde görülen özellikler:
Yakup Kadri Karaosmanoğlunun sanatının birinci dönemindeki, yani sanatın sanat için olduğu görüşünü savunduğu dönemde yazdığı eserlerinde aşk, ruhsal bunalımlar ve bozukluklar, bireyle toplum gelenekleri arasındaki çatışmalar vb. görülür.
İkinci yani, sanat toplum içindir görüşüyle yazdığı dönemdeki eserlerinde ise çoklukla savaş felaketleri işlenmiştir.
Gerek birinci, gerekse ikinci döneminde gözlemlerden yararlanmış, ya doğrudan doğruya kendisinin gördüğü, ya da başkalarından dinlediği olayları yazmıştır.
2.Abdülhamit devrinde gezi özgürlüğü olmaması yüzünden konuları İstanbul sınırları içinde kapalı kalan Edebiyat-ı Cedide hikâye ve romanlarına karşılık, Yakup Kadri, daha ilk kitabından başlayarak, konularının çoğunu İstanbul dışındaki bölgelerden, genellikle Anadolunun çeşitli yerlerinden almıştır.
Yakup Kadrinin bütün eserlerinde batılı sanatçı ve düşünürlerin açık etkileri görülür. Batı Edebiyat ve kültürüne sıkı sıkıya bağlılık gösteren sanatçı, kendi edebiyatımızdaki geleneksel konulara da yabancı durmamış; örneğin Bir Serencam hikayesinde Tanzimat edebiyatında sık rastlanan tutsaklık konusunu işlemiştir.
Sanatının 1. döneminde dil bakımından Edebiyat-ı Cedidenin tutumunu sürdürmüştür. Hattâ Genç Kalemler dergisinde Ömer Seyfettin ve arkadaşlarının
ileri sürdüğü dilde sadeleşme akımına karşı çıkmıştır. Fakat bir süre sonra Ziya Gökalpin de etkisiyle Milli Edebiyat akımını benimsemiş ve bu yolun en önemli sanatçılarından biri olmuştur.
Yakup Kadri; topluma, kişilere ve olaylara oldukları gibi değil, kendi mizacı ve fikirleri açısından bakan bir romancıdır. Romanını besleyen kaynaklar, yazarın özel
yaşamını, duygu, düşünce ve anıları ile toplumun geçirdiği tarih dönemleri ve büyük olaylardır.
Kişilerin (roman kahramanlarının) dış görünüşüne önem vermez. Bunları birkaç tasvir ile geçiştirir. Ruh bakımından ise kahramanları da kendisi gibi karamsardır.
Türk romancılığının tarihi :
Türkiyede roman türü, 19. Yüzyılın ikinci yarısında Tanzimat Edebiyatı döneminde, batı edebiyatından yapılan çevirilerle tanınmaya başladı. 1860-1880 arasında batının birkaç klâsik yazarının belli başlı yapıtları Türkçeye aktarıldı. Victor Hugodan Sefiller, Daniel De Foeden Robinson, Saint Pierreden Pol ve Viginie, Alexandre Dumas Pereden Monte Cristo gibi. Bu ilk çevirilerde seçilen yapıtlar, Divan Edebiyatının Leylâ ile Mecnun, Ferhat ile Şirin, Aşık Edebiyatının Kerem ile Aslı sı, Meddah hikâyeleri ile yetişen Türk okuyucularına aykırı gelmeyecek türden yapıtlardı. Aynı dönemde ilk yerli romanlar da yazılmaya başlandı. Ahmet Mithatın Hasan Mellah adlı serüven romanında Monte Cristonun, Namık Kemalin İntibah romanında Kamelyalı Kadının etkileri görülür.
Daha ilk yapıtlardan başlayarak Tanzimat romancılarının bi bölümü aydınlara (N.Kemal, Sami Paşazade Sezai, Recaizade Mahmut Ekrem) seslenmeyi yeğlemişlerdir. Bir bölümü de halka (Ahmet Mithat, Şemsettin Sami, Nabizade Nazım v.b.) seslenmişlerdir. Bunun sonucu olarak da halka seslenen yazarlar yalın dille, aydınlara seslenen yazarlarsa yabancı sözcük ve dil kurallarıyla yazmışlardır. Bu dönem romancılarının işledikleri başlıca temalar, aile kurumu, tutsaklık ve alafrangalıktır. Türk toplumundaki ataerkil aile düzeninin doğurduğu bunalımları çeşitli yönlerden işleyen en önemli yazarlar Şemsettin Sami (Taaşşuk-i Talât ve Fıtnat), Ahmet Mithat (Teehhül), Sami Paşazade Sezai (Sergüzeşt)tir.
Tutsaklık konusunda Namık Kemal (İntibah), Nabizade Nazım (Zehra) ı sayabiliriz.
Aynı dönemdeki temalardan alafrangalık üzerine de Ahmet Mithat (Felâtun Bey ile Rakım Efendi), Recaizade Mahmut Ekrem (Araba Sevdası) çok önemlidir.
Edebiyat-ı Cedide döneminde batıya bağlanma eğilimi daha da güçlenmiş, Fransız gerçekçi ve natüralist yazarlar (Stendhal, Balzac, Flaubert, Mauppassant, Daudet) yolunda yazmaya özenilmiştir. Bunun sonucu olarak hep yaşamda görülen veya görülmesi olasılığı bulunan olay ve kişiler seçilmiştir. Bu aşırı batı hayranlığı dilimizi de etkilemiştir. Bu dönemde 2. Abdülhamitin sıkı sansürü nedeniyle toplum sorunlarına değinilmemiş ve dolayısıyla Sanat için sanat görüşü benimsenmiştir. Bu dönemin başlıca yazarları Halit Ziya Uşaklıgil, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit Yalçın v.b.dir. Aynı dönemde yaşayan Hüseyin Rahmi Gürpınar ise toplum için sanat görüşünü savunmuştur.
İkinci Meşrutiyet ve Mütareke dönemlerinde Fransız realist ve natüralist yazarların yolunu izleyen romancılarımızdan Yakup Kadri Karaosmanoğlu (Hep O Şarkı, Bir Sürgün, Kiralık Konak, Yaban, Sodom ve Gomore), İngiliz Edebiyatının etkisinde kalan Halide edip Adıvar (Handan, Kalp Ağrısı) ı sayabiliriz. Halide Edip Adıvar Kurtuluş savaşı yıllarında toplumsal konulara eğilerek Ateşten Gömlek ve Vurun Kahpeye romanlarında savaşın acılarını işlemiş, daha sonra da Türkiyenin toplumsal durumunu yansıtan töre romanlarını, Sinekli Bakkal ve Sonsuz Panayır ı yazmıştır.
Bu dönemin diğer sanatçıları Refik Halit Karay, Reşat Nuri Güntekin, Peyami Safa v.b.dir.
Daha sonra ise edebiyatın çeşitli dallarında eserler veren Memduh Şevket Esendalı, Cevat Şakir Kabaağaçlıyı, Osman Cemali, Mithat Cemali ve Abdülhak Şinasi Hisarı sayabiliriz.
Cumhuriyet döneminde de realizm (Kemal Tahir, Samim Kocagöz, Kemal Bilbaşar) natüralizm (Reşat Enis), toplumcu gerçekçilik (Sabahattin Ali, Orhan Kemal) gibi akımlar yanında izlenimleri öne alan (Sait Faik v.b.) davranışlar romanımıza çeşitlilik kazandırmıştır.
Romanın ait olduğu dönemin tarihi ve edebi özellikleri:
Yaban romanı, Batı Etkisindeki Türk Edebiyatının Milli Edebiyat dönemine ait bir romandır.
Milli Edebiyat Dönemi : Meşrutiyet devrinde Osmanlı toplumunda dört siyasi akım görülmektedir: İslâmcılık, Osmanlıcılık, Batıcılık ve Türkçülük.
İslâmcılık; kavimcilik düşüncesine karşı koyup, birleşik bir İslâm birliği, büyük bir İslâm devleti kurma ülküsüydü.
Osmanlıcılık; çeşitli uluslardan (Türk-Arap-Arnavut-Ermeni-Yunan-Sırp-Bulgar v.b.) birleşik Osmanlı devletinde bir Osmanlı ulusçuluğu kurma ülküsü idi.
Batıcılık; sürekli yenilgilerle çökmeğe başlayan devleti kurtarmak için toplumu doğu uygarlığından batı uygarlığına geçirme çabası idi.
Fakat gerek Balkanlarda yaşayan Hristiyan uluslar, gerek hiçbir toprak temeline dayanmayan Hristiyan azınlıklar arasında, önce Rusyanın, daha sonra da Avrupanın kışkırtmalarıyla başlayan ulusçuluk hareketi Osmanlıcılık düşüncesinin ve Osmanlı
Devletinin yıkımını hazırlamış, ayrıca Müslüman uluslar arasında da uyanan bağımsızlık istekleri Osmanlıcılık ülküsünden başka İslâmcılık ülküsünün de yıkımına yol açmıştır.
İşte bu devirde, imparatorluk içindeki çeşitli ulusların kendi benliklerine dönme eğilimi karşısında, bazı aydınlar, devletin çeşitli uluslara değil, millet-i hâkime (egemen ulus) diye adlandırılan asıl sahibine, yani Türk halkına dayanması gerektiği düşüncesine ulaşmışlardır.Bu düşünce aydınların halka yönelmesine yol açmış ve bu davranışa Türkçülük adı verilmiştir. Siyaset alanındaki bu halka doğru hareketi, edebiyatta ulusal kaynaklara dönme düşüncesinin doğmasına yol açmıştır. Bu düşünce dilde sadeleşme, yerli hayatı yansıtma, şiirde aruz ölçüsü yerine hece ölçüsünü kullanma ve Halk edebiyatı nazım biçimlerinden yararlanma anlamında kullanılmış; bunları gerçekleştirmeyi ülkü edinen edebiyata da Milli Edebiyat adı verilmiştir.
Bu edebiyat hikâye ve romanlarının en önemli özelliği sade dille yazılmış olmalarıdır. Bu dönemde, memleket edebiyatı çığırının başarılı ilk örnekleri verilmiştir. Konular İstanbul sınırlarından çıkmış ve yurdun her köşesinden ve her tabakadan insan hayatı konu olarak alınmıştır.
Gözleme çok önem verilmiş ve bunun sonucu olarak Meşrutiyet döneminin Turancılık (Halide Edip Adıvar: Yeni Turan-Müfide Ferit: Aydemir), Türkçülük (Ulusçuluk), Osmanlıcılık (Ömer Seyfettin: Eshâb-ı Kehfimiz, Kırmızı Bayraklar v.b.), İslâmcılık (Reşat Nuri: Yaprak Dökümü, Peyami Safa: Fatih Harbiye), kimi eserlerde tema olarak alınmıştır.
Milli Edebiyat akımının hikâye ve roman yazarlarının başlıcaları şunlardır :
Ömer Seyfettin - Halide Edip Adıvar Yakup Kadri Karaosmanoğlu Refik Halit Karay E.Ekrem Talu O.C. Kaygılı Reşat Nuri Güntekin Peyami Safa Mahmut Şevket Esendal Halikarnas Balıkçısı ( C.Ş.Kabaağaçlı) M.C. Kuntay A.Ş. Hisar- M.Yesari.
Alıntı.
Romanın özeti :
Ahmet Celâl, bir paşa oğludur. Yedek subay olarak katıldığı 1. Dünya Savaşında bir kolunu kaybetmiştir. Daha otuzbeş yaşına basmadan kendisi için herşeyin bittiğini hissetmektedir. İstanbula İngilizlerin girmesi üzerine oraya dönemez ve emireri Mehmet Alinin çağrısına uyarak onun Orta Anadolunun Porsuk Çayı kıyısındaki köyüne gidip yerleşir. Köylü için Ahmet Celâl bir Yabandır.
Mustafa Kemalin başlattığı Kurtuluş Savaşını, Türk Ulusunun bağımsızlık davasını anlatmaya çalışır köylülere fakat kimse ona inanmaz. Ancak emireri Mehmet Ali, annesi Zeynep Kadın, Mehmet Alinin kardeşi İsmail ve onun karısı Emine ile dostluk kurabilir. Köyün en zengin adamı ve ağası olan Salih Ağa, köyü ekonomik bakımdan sömürmektedir. Şeyh Yusuf ise din adamı maskesi altında köyü manevi yönden sömürmektedir. Devleti temsil eden muhtarın ise herhangi bir gücü yoktur. Köyün etkin ve güçlü olan iki tipi Ahmet Celâli engellemeye çalışırlar.
Sakarya Savaşının hemen öncesinde Yunan birliği köye girer. Direnenleri öldürür. Kendisi ile işbirliği yapan Salih Ağa ve Şeyh Yusufu bile aldatır, sömürür, herkese zulmeder. Sakarya bozgunundan sonra köye ikinci Yunan birliği gelir. Köyü talan ederler. İnanılmaz derecede acımasız davranırlar.
Ahmet Celâl, emireri Mehmet Alinin kardeşi İsmailin karısı olan Emineyi sever. Köy düşman çizmesi altında inlemektedir. Köylü, kaderine razı olmuştur. Ahmet Celâl ise, Türk askerlerinin geleceği umudunu taşımaktadır. Sonunda o da dayanamaz ve Emine ile birlikte kaçar. İkisi de yaralanırlar. Eminenin yarası ağır olduğu için kaçacak durumda değildir. Ahmet Celâl, Emineyi ve anılarını yazdığı defterini bırakarak tek başına bilmediği yollara bilmediği bir geleceğe doğru köyden uzaklaşır.
Romanın Konusu :
Bu romanda yıllarca yüzüstü bırakılmış olan köylü ile aydın arasındaki uçurum konu olarak alınmıştır. Romanda belirtildiği gibi, şehirden gelmiş her aydın, köylü için bir yaban dır.
Yazar, Sakarya Savaşından sonra düşmanın yakıp yıktığı bölgelerde yapılan inceleme gezisinde gördüklerini birtakım öykü ve makalelerle anlatmıştı. Bunlar arasında, Düşmanın Yaktığı Köyler Ahalisine adlı yazıda, köylü ile aydın arasındaki uzaklığa değinen ve aydınların köylüyü yüzüstü bırakmasından yakınan sanatçı, on yıl sonra aynı temayı Yabanda işlemiştir. Roman, anı biçiminde yazılmıştır. Yazar eserini, Kurtuluş Savaşı sıralarında, bir Anadolu köyüne yerleşen Ahmet Celâlin anı defteri olarak sunar. Giriş bölümünde bunu şöyle anlatır : Garp Cephesi Kumandanlığının gönderdiği Tetkik-i Mezâlim Heyeti o viranelerde, taşlar altında kömürleşmiş insan kemiklerini araştırırken bu kitabı teşkil eden yazıları, ortasından yırtılmış ve kenarları yanmış bir defter halinde buldu.
Romanın konusunun geçtiği yer ve zaman (çevrenin özellikleri vb.) :
Yaban romanının konusu Kurtuluş Savaşı sırasında Anadoluda Porsuk Nehri çevresindeki küçük bir köyde geçer. Köy son derece bakımsız, unutulmuş bir virane halindedir.
Eserin Kahramanları :
ŞEYH YUSUF :
Salih Ağa köyü ekonomik yönden sömüren, bu yönde köylüler üzerinde baskılar kuran olumsuz bir tipleme ise, Şeyh Yusuf da köyü manevi yönden sömüren, bu yönde köylü üzerinde dinsel baskılar oluşturan olumsuz bir tiptir. Son derece cahildir. Dini bilgileri çok basittir. Temizliğe dikkat etmeyen, pasaklı bir adamdır.
ZEYNEP KADIN :
Mehmet Alinin annesidir. Kaderine razı olmuş, acılar karşısında ağlamayı bile unutmuş, tarlasının, evinin işlerini tek başına çekip çeviren gerçek bir Türk anasıdır. Oğlunu, kocasını askerde, savaşlarda yitiren, yoksulluk ve acılar içinde ömrünü çalışmakla geçiren Türk kadınını temsil eder.
EMİNE :
Romanda ağırlığını koyan ikinci kadındır. Mehmet Alinin kardeşi İsmailin karısıdır. Ahmet Celâlin ilgi duyduğu tek kadındır. Emine de Zeynep Kadın gibi olaylar karşısında edilgen bir yapıya sahiptir. Erkeklerin kurduğu köy dünyasında erkeklerin güdümünde sessizce yaşamaktadır. Yunan birliğinin öldürme ve kıyım eylemlerinden korkarak sonunda Ahmet Celâl ile kaçar.
YARDIMCI KAHRAMANLAR :
Bu ana tiplerin yanında yardımcı kişilerde vardır. Bunlar; Emeti Kadın, oğlu Küçük Hasan, Mehmet Alinin kardeşi İsmail, Bekir Çavuş vb.dir. Bu tipler üzerinde fazla durulmamıştır.
Romanın ana düşüncesi:
Yakup Kadri Karaosmanoğlu, bu romanda ana düşünce olarak, aydınlar tarafından yüzyıllarca yüzüstü bırakılmış köyü, Anadoluyu, Anadolu insanını bütün çıplaklığı,acılığı ve sertliğiyle göz önüne seriyor. Bu konuda aydınımızı suçluyor. Yazar, Anadolu Bozkırındaki Anadolu insanının feryadını, Türk aydınına duyurmak ve Türk aydınına yurt sorumluluğunu anlatmak istiyor.
Roman yazarının eserlerinde görülen özellikler:
Yakup Kadri Karaosmanoğlunun sanatının birinci dönemindeki, yani sanatın sanat için olduğu görüşünü savunduğu dönemde yazdığı eserlerinde aşk, ruhsal bunalımlar ve bozukluklar, bireyle toplum gelenekleri arasındaki çatışmalar vb. görülür.
İkinci yani, sanat toplum içindir görüşüyle yazdığı dönemdeki eserlerinde ise çoklukla savaş felaketleri işlenmiştir.
Gerek birinci, gerekse ikinci döneminde gözlemlerden yararlanmış, ya doğrudan doğruya kendisinin gördüğü, ya da başkalarından dinlediği olayları yazmıştır.
2.Abdülhamit devrinde gezi özgürlüğü olmaması yüzünden konuları İstanbul sınırları içinde kapalı kalan Edebiyat-ı Cedide hikâye ve romanlarına karşılık, Yakup Kadri, daha ilk kitabından başlayarak, konularının çoğunu İstanbul dışındaki bölgelerden, genellikle Anadolunun çeşitli yerlerinden almıştır.
Yakup Kadrinin bütün eserlerinde batılı sanatçı ve düşünürlerin açık etkileri görülür. Batı Edebiyat ve kültürüne sıkı sıkıya bağlılık gösteren sanatçı, kendi edebiyatımızdaki geleneksel konulara da yabancı durmamış; örneğin Bir Serencam hikayesinde Tanzimat edebiyatında sık rastlanan tutsaklık konusunu işlemiştir.
Sanatının 1. döneminde dil bakımından Edebiyat-ı Cedidenin tutumunu sürdürmüştür. Hattâ Genç Kalemler dergisinde Ömer Seyfettin ve arkadaşlarının
ileri sürdüğü dilde sadeleşme akımına karşı çıkmıştır. Fakat bir süre sonra Ziya Gökalpin de etkisiyle Milli Edebiyat akımını benimsemiş ve bu yolun en önemli sanatçılarından biri olmuştur.
Yakup Kadri; topluma, kişilere ve olaylara oldukları gibi değil, kendi mizacı ve fikirleri açısından bakan bir romancıdır. Romanını besleyen kaynaklar, yazarın özel
yaşamını, duygu, düşünce ve anıları ile toplumun geçirdiği tarih dönemleri ve büyük olaylardır.
Kişilerin (roman kahramanlarının) dış görünüşüne önem vermez. Bunları birkaç tasvir ile geçiştirir. Ruh bakımından ise kahramanları da kendisi gibi karamsardır.
Türk romancılığının tarihi :
Türkiyede roman türü, 19. Yüzyılın ikinci yarısında Tanzimat Edebiyatı döneminde, batı edebiyatından yapılan çevirilerle tanınmaya başladı. 1860-1880 arasında batının birkaç klâsik yazarının belli başlı yapıtları Türkçeye aktarıldı. Victor Hugodan Sefiller, Daniel De Foeden Robinson, Saint Pierreden Pol ve Viginie, Alexandre Dumas Pereden Monte Cristo gibi. Bu ilk çevirilerde seçilen yapıtlar, Divan Edebiyatının Leylâ ile Mecnun, Ferhat ile Şirin, Aşık Edebiyatının Kerem ile Aslı sı, Meddah hikâyeleri ile yetişen Türk okuyucularına aykırı gelmeyecek türden yapıtlardı. Aynı dönemde ilk yerli romanlar da yazılmaya başlandı. Ahmet Mithatın Hasan Mellah adlı serüven romanında Monte Cristonun, Namık Kemalin İntibah romanında Kamelyalı Kadının etkileri görülür.
Daha ilk yapıtlardan başlayarak Tanzimat romancılarının bi bölümü aydınlara (N.Kemal, Sami Paşazade Sezai, Recaizade Mahmut Ekrem) seslenmeyi yeğlemişlerdir. Bir bölümü de halka (Ahmet Mithat, Şemsettin Sami, Nabizade Nazım v.b.) seslenmişlerdir. Bunun sonucu olarak da halka seslenen yazarlar yalın dille, aydınlara seslenen yazarlarsa yabancı sözcük ve dil kurallarıyla yazmışlardır. Bu dönem romancılarının işledikleri başlıca temalar, aile kurumu, tutsaklık ve alafrangalıktır. Türk toplumundaki ataerkil aile düzeninin doğurduğu bunalımları çeşitli yönlerden işleyen en önemli yazarlar Şemsettin Sami (Taaşşuk-i Talât ve Fıtnat), Ahmet Mithat (Teehhül), Sami Paşazade Sezai (Sergüzeşt)tir.
Tutsaklık konusunda Namık Kemal (İntibah), Nabizade Nazım (Zehra) ı sayabiliriz.
Aynı dönemdeki temalardan alafrangalık üzerine de Ahmet Mithat (Felâtun Bey ile Rakım Efendi), Recaizade Mahmut Ekrem (Araba Sevdası) çok önemlidir.
Edebiyat-ı Cedide döneminde batıya bağlanma eğilimi daha da güçlenmiş, Fransız gerçekçi ve natüralist yazarlar (Stendhal, Balzac, Flaubert, Mauppassant, Daudet) yolunda yazmaya özenilmiştir. Bunun sonucu olarak hep yaşamda görülen veya görülmesi olasılığı bulunan olay ve kişiler seçilmiştir. Bu aşırı batı hayranlığı dilimizi de etkilemiştir. Bu dönemde 2. Abdülhamitin sıkı sansürü nedeniyle toplum sorunlarına değinilmemiş ve dolayısıyla Sanat için sanat görüşü benimsenmiştir. Bu dönemin başlıca yazarları Halit Ziya Uşaklıgil, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit Yalçın v.b.dir. Aynı dönemde yaşayan Hüseyin Rahmi Gürpınar ise toplum için sanat görüşünü savunmuştur.
İkinci Meşrutiyet ve Mütareke dönemlerinde Fransız realist ve natüralist yazarların yolunu izleyen romancılarımızdan Yakup Kadri Karaosmanoğlu (Hep O Şarkı, Bir Sürgün, Kiralık Konak, Yaban, Sodom ve Gomore), İngiliz Edebiyatının etkisinde kalan Halide edip Adıvar (Handan, Kalp Ağrısı) ı sayabiliriz. Halide Edip Adıvar Kurtuluş savaşı yıllarında toplumsal konulara eğilerek Ateşten Gömlek ve Vurun Kahpeye romanlarında savaşın acılarını işlemiş, daha sonra da Türkiyenin toplumsal durumunu yansıtan töre romanlarını, Sinekli Bakkal ve Sonsuz Panayır ı yazmıştır.
Bu dönemin diğer sanatçıları Refik Halit Karay, Reşat Nuri Güntekin, Peyami Safa v.b.dir.
Daha sonra ise edebiyatın çeşitli dallarında eserler veren Memduh Şevket Esendalı, Cevat Şakir Kabaağaçlıyı, Osman Cemali, Mithat Cemali ve Abdülhak Şinasi Hisarı sayabiliriz.
Cumhuriyet döneminde de realizm (Kemal Tahir, Samim Kocagöz, Kemal Bilbaşar) natüralizm (Reşat Enis), toplumcu gerçekçilik (Sabahattin Ali, Orhan Kemal) gibi akımlar yanında izlenimleri öne alan (Sait Faik v.b.) davranışlar romanımıza çeşitlilik kazandırmıştır.
Romanın ait olduğu dönemin tarihi ve edebi özellikleri:
Yaban romanı, Batı Etkisindeki Türk Edebiyatının Milli Edebiyat dönemine ait bir romandır.
Milli Edebiyat Dönemi : Meşrutiyet devrinde Osmanlı toplumunda dört siyasi akım görülmektedir: İslâmcılık, Osmanlıcılık, Batıcılık ve Türkçülük.
İslâmcılık; kavimcilik düşüncesine karşı koyup, birleşik bir İslâm birliği, büyük bir İslâm devleti kurma ülküsüydü.
Osmanlıcılık; çeşitli uluslardan (Türk-Arap-Arnavut-Ermeni-Yunan-Sırp-Bulgar v.b.) birleşik Osmanlı devletinde bir Osmanlı ulusçuluğu kurma ülküsü idi.
Batıcılık; sürekli yenilgilerle çökmeğe başlayan devleti kurtarmak için toplumu doğu uygarlığından batı uygarlığına geçirme çabası idi.
Fakat gerek Balkanlarda yaşayan Hristiyan uluslar, gerek hiçbir toprak temeline dayanmayan Hristiyan azınlıklar arasında, önce Rusyanın, daha sonra da Avrupanın kışkırtmalarıyla başlayan ulusçuluk hareketi Osmanlıcılık düşüncesinin ve Osmanlı
Devletinin yıkımını hazırlamış, ayrıca Müslüman uluslar arasında da uyanan bağımsızlık istekleri Osmanlıcılık ülküsünden başka İslâmcılık ülküsünün de yıkımına yol açmıştır.
İşte bu devirde, imparatorluk içindeki çeşitli ulusların kendi benliklerine dönme eğilimi karşısında, bazı aydınlar, devletin çeşitli uluslara değil, millet-i hâkime (egemen ulus) diye adlandırılan asıl sahibine, yani Türk halkına dayanması gerektiği düşüncesine ulaşmışlardır.Bu düşünce aydınların halka yönelmesine yol açmış ve bu davranışa Türkçülük adı verilmiştir. Siyaset alanındaki bu halka doğru hareketi, edebiyatta ulusal kaynaklara dönme düşüncesinin doğmasına yol açmıştır. Bu düşünce dilde sadeleşme, yerli hayatı yansıtma, şiirde aruz ölçüsü yerine hece ölçüsünü kullanma ve Halk edebiyatı nazım biçimlerinden yararlanma anlamında kullanılmış; bunları gerçekleştirmeyi ülkü edinen edebiyata da Milli Edebiyat adı verilmiştir.
Bu edebiyat hikâye ve romanlarının en önemli özelliği sade dille yazılmış olmalarıdır. Bu dönemde, memleket edebiyatı çığırının başarılı ilk örnekleri verilmiştir. Konular İstanbul sınırlarından çıkmış ve yurdun her köşesinden ve her tabakadan insan hayatı konu olarak alınmıştır.
Gözleme çok önem verilmiş ve bunun sonucu olarak Meşrutiyet döneminin Turancılık (Halide Edip Adıvar: Yeni Turan-Müfide Ferit: Aydemir), Türkçülük (Ulusçuluk), Osmanlıcılık (Ömer Seyfettin: Eshâb-ı Kehfimiz, Kırmızı Bayraklar v.b.), İslâmcılık (Reşat Nuri: Yaprak Dökümü, Peyami Safa: Fatih Harbiye), kimi eserlerde tema olarak alınmıştır.
Milli Edebiyat akımının hikâye ve roman yazarlarının başlıcaları şunlardır :
Ömer Seyfettin - Halide Edip Adıvar Yakup Kadri Karaosmanoğlu Refik Halit Karay E.Ekrem Talu O.C. Kaygılı Reşat Nuri Güntekin Peyami Safa Mahmut Şevket Esendal Halikarnas Balıkçısı ( C.Ş.Kabaağaçlı) M.C. Kuntay A.Ş. Hisar- M.Yesari.
Alıntı.