• Web sitemizin içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için Web sitemize kayıt olmalı ya da giriş yapmalısınız. Web sitemize üye olmak tamamen ücretsizdir.

Yürüyen Ceset Sendromu Nedir?

KalbimdekiDeniz

O zaman bırak kurusun geceler..!
Kayıtlı Üye
Konum
İzmir
Forum Yaşı
10 Yıl 8 Ay
Mesajlar
1,638
Tepkime puanı
940
Yürüyen Ceset Sendromu Nedir?



Nöropsikiyatrik bozukluk olan “yürüyen ceset sendromu” Amerikan Psikiyatri Birliği’nin Ruhsal Bozukluklar listesine girdi...


Aktüel Psikoloji / Haber Merkezi

Bu hastalığa yakalan insanlar ölü olduklarına inanırlar. Bazen bu öldüğü inancını ispat etmek amacıyla intihar girişiminde bulunabiliyorlar. Bu yönüyle hastalık çevresinden ziyade kişinin kendisi için ölümcül sonuçlar barındırıyor. Bu hastalık Fransız Nörolog Jules Cotard tarafından keşfedildi.
Bu bir akli depresyon ve intihar eğilimleri sendromudur, öyleki bu durumda hasta herşeyini kaybetmiş olmaktan şikayet eder; tutkularını, vücuduun bir kısmını yada tam****** genellikle öldüğünü ve yürüyen bir ceset olduğunu düşünür. Bu hayal genellikle hastanın kendi çürümüş etlerinin kokusunu alması ve teninde kurtların gezindiğini iddia etme derecesine kadar uzar. Sonraki fenomen kronik bir şekilde insanları uykudan mahrum eden yada amfetamin/kokayin psikoz acısı veren tekrar layan bir deneyimdir. Çelişkili olarak, ölü olmak sık sık ölümsüz olma ulusuna hasta verir.
Nöropsikiyatrik bozukluk olan “yürüyen ceset sendromu” Amerikan Psikiyatri Birliği’nin Ruhsal Bozukluklar listesine girdi.
Şizofreni ve bipolar bozukluk gibi hastalıklarla bağlantılı olan sendroma yakalanan insanlar öldüklerini, etlerinin çürüdüğünü, bazen de yaşamsal organlarının ya da kanının olmadığını düşünüyor.
Bazı hastalar bunu kanıtlamak için intihar ediyor. Oldukça az rastlanan sendrom 2008 yılında 53 yaşında Filipinli bir kadında görüldü. Ölü olduğunu söyleyen kadın ailesinden morga götürülmesini istemişti. “Yürüyen ceset sendromu” hastalarına ilaç ve beyne elektrik şokuyla tedavi uygulanıyor. Hastalık henüz yeni olduğu için kesinleşmiş bir tedavi yöntemi yoktur.
Hastalık bir çok açıdan Cotard Sendromunun belirtilerini taşıyor.
Cotard Sendromu ise ilk defa 1880 yılında Jules Cotard tarafından tanımlanmıştır. Ender rastlanan bu sendromda nihilistik hezeyanlar, kendisine ve dış dünyaya yabancılaşma, ölümsüzlük düşünceleri, hallüsinasyonlar, intihar düşünceleri ve negativizm görülür. Kadınlarda daha sık rastlanır. Başlangıç yaşı ortalama 52’dir. Hastalık nâdir olarak ergenlik döneminde de ortaya çıkabilir. Çalışmalarda Cotard Sendromu’nun birçok psikiyatrik ve organik hastalıkla birlikte olabileceği gösterilmiştir. Etiyolojisinde birçok faktörün rol oynadığı düşünülen bu sendromun psikiyatrik sınılandırma sisteminde yerini bulabilmesi için daha fazla araştırmaya gerek vardır.
Cotard Sendromu Hastalığı Fransız nörolog Jules Cotard tarafından 1882'de tanımlanmıştır.
 
bu-zamana-kadar-gorulen-belirli-vakalari-inceleyelim_780x520-a19wewv00m.jpg


Organlarım yok, ben ölümsüzüm, sonsuza kadar yaşayacağım"
1788'te Naturalist Charles Bonnet, Cotard Sendromu'nun ilk vakalarından birini kayda geçiyor. Yaşlıca bir kadın yemek hazırlarken birdenbire bedeninin bir bölümü felç oluyor. Hissetme, hareket ve konuşma becerisini tekrar kazandığında ise kızlarına kendisini kefene sarmalarını ve tabuta koymalarını; kızlarının, arkadaşlarının ona günlerce ölüymüş gibi davranmasını istiyor. Sonunda onu kefene sarıp yatırıp ağıt yakıyorlar. Birtakım otlar ve değerli taşlarla yapılan tedavinin ardından aylar sonra bu sendrom ortadan kayboluyor. Bundan yaklaşık 100 yıl sonra Fransız nörolojist Jules Cotard sıra dışı bir şikâyet ile karşılaştı. Mademoiselle X adlı hastası Cotard'ın notlarına göre "beyni, sinirleri, göğsü, midesi ve bağırsakları olmadığını aynı zamanda da kendisinin ölümsüz olduğunu ve sonsuza kadar yaşayacağını söylüyordu. Ölümsüz olduğunu düşündüğünden yemeye ihtiyaç duymadı ve kısa süre sonra açlıktan öldü." Cotard'ın bu kadına yönelik yaptığı tıbbi tanımlama geniş bir alana yayıldı ve etkili oldu ve bu bozukluk en nihayetinde onun adıyla anılmaya başlandı.
 
"Kafatasımın içinde beynim yok"

Yunanlı psikiyatristler 2003'te kafatasının içinde beyninin olmadığına inanan bir insanla karşılaştı. Bu kişi önce yaşamasının hiçbir anlamı olmadığına inanarak intihar girişiminde bulunmuş ve sonrasında tedavi edilmeden işine dönmüş. Bir süre sonra bu kez zihinsiz doğduğunu iddia etmiş yani kafasının içinde bir beyin bulunmadığını söylemiş. Tedaviden aylar sonra iyileşme göstermiş.
 
Öldüm, köpeğe dönüştüm"
-oldum-kopege-donustum-_780x568-z5292g6wpf.jpg

2005 yılında İranlı doktorlar kendi tabirleriyle olağanüstü durumla karşılaştı. 32 yaşındaki bir kişi ölü olduğunu söylemekle kalmayıp aynı zamanda bir köpeğe dönüştürüldüğünü söyleyerek hastaneye geldi. Eşinin de aynı kaderi paylaştığını, üç kızının da ölüp koyuna dönüştüğünü söyledi. Elektro şok tedavisi ile yanılsamalardan kurtuldu.
 
Geri
Üst