Neler yeni
Türkiye'nin En Güncel Forum Sitesi

Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için foruma kayıt olmalı yada giriş yapmalısınız. Forum üye olmak tamamen ücretsizdir.

Dini Sohbet

tufan35

Kayıtlı Üye
MFC Üyesi
  • Üyelik Tarihi
    14 Ara 2018
  • Mesajlar
    624
  • MFC Puanı
    239
  • MFC Seviyesi

Ey Allah' ın Kulu!



Nefsin ve şeytanın istediklerinden vazgeç. Keyfine göre hareket etmeyi bırak. Eğer bu dediklerimizi yaparsan, salih kullardan olursun. Tehlikeli bulduğun şeylerden herhangi bir işi yapmaz, hatta düşünmez ve gönül aleminde daima Allah-u Zülcelal' in korkusunu içinden çıkarmazsan, doğrulardan olursun. Sakınmak istediğin nefsanilikden, çevre, arkadaş ve iş dolayısı ile kendini kurtarmazsan, derhal oradan ayrıl! O arkadaşı terk et, işi bırak! O zaman muhacirlerden (hicret edenlerden) olursun.

Gusle, abdeste, namaza, oruca, sabıra, Kur'an okumaya, zikre ve diğer ibadetlere dikkat eder ve onların üzerinde devam edersen, nefis yoluyla gelecek her türlü kötülükten kurtulursun. Bütün bunları yerine getirmekle beraber yinede nefsin arzularına boyun eğersen, iman kalesinde saklanıp korunmaktan başka çaren yoktur. İman kalesi içinde de nefsin afetleri yakanı bırakmazsa, tevhid, iman, marifetullah ve Allah sevgisi ile meşgul olmaya çalış. Mü'min olan kimse, nefsini keyfi arzusu üzerinde zelil etmez. Fakirlik, su-i zan, insanların saygısını yitirme korkusundan dolayı nefsini arzularından men eden kimse, nefsine mağlup olmuş demektir.

İnsanların en merhametlisi, kendi nefislerine merhametleri olamayanlara karşı, merhamet edendir. Görmeye dayanan gerçeklerle meydana gelmeyip, muamelelerden de kurtulmayan kimsenin derdinin çaresini bilir misin?
 

tufan35

Kayıtlı Üye
MFC Üyesi
  • Üyelik Tarihi
    14 Ara 2018
  • Mesajlar
    624
  • MFC Puanı
    239
  • MFC Seviyesi

Zaman geri gelmez!..


Geçmiş zaman ne kadar güzel olursa olsun bir daha yaşanmıyor. Şu gençliğini düşünerek ah çeken ihtiyar, şu parlak devirlerini hatırlayarak dövünen toplum, eninde sonunda anlar ki geçen geçmiştir artık. Onu geri getirmek, tekrar yaşamak hiç kimse için bugüne kadar mümkün olmamıştır, olamaz da...
Gerçekten de insanlar, iradelerinin geçmiş zamanla ilgili acı ve tatlı hatıraları önünde aciz kaldığını anlar ve hepsinin bir rüyâ gibi geçtiğini hisseder. “İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar.”
İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor: “İnsan, rüyâ gördüğü zaman onun rüyâ olduğunu bilmez, gerçek zanneder, uyanınca kendi kendine; meğer bu gördüklerim rüyaymış, der. Aynen bunun gibi ölünce de dünya hayatının bir rüyâ gibi olduğunu anlar.
Bunun içindir ki, kıyamet gününde insanlar dünyada geçirdiği hayatı hayat saymayacak. Fecir suresi 24. ayeti kerimesi buna işâret buyuruyor: “Diyecek ki; keşke ben hayatım için önceden hazırlık yapsaydım.” Bu ayet-i kerimeyi tefsir eden müfessirler dikkatimizi şu noktaya çekiyorlar: “Buradaki hayatım için” demiyorlar, “Hayatım için” diyorlar. Bu da, dünya hayatını hayat saymadığının açıkça göstergesidir.
BİZE DÜŞEN, İBRET ALMAKTIR
Bilmem siz de öyle misiniz? Ben, bir tarih kitabı okurken, meydana gelen olayları, alınan kararları ve yapılan işleri kritik ederim. Sanki o devirde yaşıyormuşum gibi gelir bana...
Böyle olunca, zaman zaman durur, “Keşke bu karar alınmasaydı...” diye kendi kendime hayıflanırım. Sanki, geçmiş zamana sözüm geçecekmiş gibi!..
Zamanı tersine çevirmek, o zamanlara geri dönmek ve o hadiselere tesir etmek artık mümkün değildir. Bize düşen onların yaptıklarından ibret almaktır. Yapmak istediğimiz ne olursa olsun, onun bir benzeri geçmiş zamanlarda yapılmıştır. Başaranlar olmuş, başaramayanlar olmuş. Başarılı olanlar nasıl bu başarıyı elde ettiler. Başaramayanlar niçin başaramamışlar... Bunları öğrenir ve başarılı olanlar gibi hareket edersek, başarılı olmamak için sebep kalmaz.
Zamanı geri getirmek mümkün değil ama, ibret almak mümkündür. Zamanı geri getirme temennisi ise boş bir hayaldir. Şair demiş ki: “Keşke gençliğim bir gün olsun geri gelseydi de ihtiyarlığın benim başıma neler getirdiğini ona anlatsaydım...”
Zaman geri gelmediği gibi onu durdurmak da mümkün değildir. Su gibi akıp gidiyor. Vakit insanın sahip olduğu en değerli şeydir. En kıymetli mücevherden daha kıymetlidir. Kaybedilen mücevher tekrar alınabilir, fakat kaybedilen zaman bir daha ele geçmez.
Her insan için belli bir ömür tahsis edilmiştir. Bu kısacık ömrüyle yaşadığı ve yaşayacak olan üç hayatını kazanmak zorundadır. Dünya hayatı, kabir hayatı ve ahiret hayatı. Bunların en kısası dünya hayatıdır. Önemli olanı da budur. Çünkü üçü de burada kazanılır.
Çalışacak, kendi rızkını ve bakmakla mükellef olduklarının rızkını helâlinden kazanmaya girmek mecburiyetinde olduğu kabrini mamur etmeye ve nihayetsiz yaşayacak olan ahiret hayatında ebedi saadete kavuşmaya...
“ONLAR ÖYLE İNSANLARDI Kİ...”
Bunun için de vaktini boşa harcamamalıdır. Ömür sona erince, Azrâil aleyhisselâmı görünce yalvarır, “N’olur bana bir gün müsaâde et!” O da “Günlerin bitti” der. “Öyle ise bir saat zaman tanı, ne yapacaksam yapayım” der, ancak, ölüm meleği bunu da kabul etmez, ve der ki: “Sana Rabbimiz binlerce saat ömür vermişti onları niçin değerlendirmedin; şimdi bir saat için yalvarıyorsun!”
Hasan-ı Basri rahmetullahi aleyh Tabiinin büyüklerindendir. Eshab-ı kiramı, görmeyenlere tarif ediyor. Diyor ki: “Onlar öyle insanlardı ki; siz nasıl paranızı acıyarak harcıyorsanız onlar da vakitlerini öyle acıyarak harcarlardı. Ne yapsam daha çok sevâp kazanırım düşüncesi ile hareket ederlerdi.”
Kaybedilen para tekrar ele geçebilir ama vakit asla.
alıntı
 

tufan35

Kayıtlı Üye
MFC Üyesi
  • Üyelik Tarihi
    14 Ara 2018
  • Mesajlar
    624
  • MFC Puanı
    239
  • MFC Seviyesi

Tevbe ve Gözyaşı

Bir terzi, sâlihlerden bir zâta;
"-Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in:«Allâh Teâlâ, günahkâr kulunun tevbesini, canı boğazına gelmeden kabûleder.» hadîs-i şerîfi hakkında ne buyurursunuz? diye suâl etti.
O zât da sordu:
"-Evet, böyledir. Ama senin mesleğin nedir?"
"-Terziyim elbise dikerim."
"-Terzilikte en kolay şey nedir?"
"-Makası tutup kumaşı kesmektir."
"-Kaç seneden beri bu işi yaparsın?
"-Otuz seneden beri."
"-Canın gırtlağına geldiği zaman, kumaş kesebilir misin?"
"-Hayır, kesemem."
"-Ey terzi! Bir müddet zahmet çekip öğrendiğin veotuz sene kolaylıkla yaptığın bir işi, o zaman yapamazsan, ömründe hiçyapmadığın tevbeyi o an nasıl yapabilirsin? Bugün gücün yerinde iken tevbe eyle! Yoksa son nefeste istiğfar ve hüsn-i hâtime nasib olmayabilir... Sen hiç: «Ölüm gelmeden evvel tevbe etmekte acele ediniz!» hadîsini duymadın mı?"
Bunun üzerine terzi ihlâsla tevbeye sarıldı ve o da sâlihlerden oldu.
Bu kıssada görüldüğü gibi kulların önünde binbirtürlü dünyâ ve nefsâniyet çukurları vardır ki, bunların en tehlikeliside samîmî tevbeyi devamlı sonraya bırakmaktır. Oysa tevbeyesarılmak, bütün bir ömrümüzün can simididir. Nitekim Rasûlullâh-sallallâhü aleyhi ve sellem- ashâb-ı kirâma «en büyük derdin günâhderdi, ilâcının da gece karanlığında istiğfâr» olduğunu beyânbuyurmuştur.
Çünkü Allâh'a yöneliş ve kalbin ulvî bir seviyekazanmasında mühim bir yeri olan istiğfâr, mânevî kirlerdentemizlenmenin de yegâne vâsıtasıdır. Makbûl bir tevbe, kul ile Rab arasındaki engelleri ve perdeleri kaldırır ki, amel-i sâlihler için bu hâl son derece mühimdir. Zîrâ hedefe varmaya mânî olan hususları ortadan kaldırmak ve böylece gönlü asıl gâyeye müsâid hâle getirmek gerekir. Bundan dolayıdır ki rûhî tekâmül için bütün tasavvuf yollarında seherlerdeki evrâda istiğfâr ile başlanır.
İlk tevbe, ilk peygamber Hazret-i Âdem -aleyhisselâm-'la başlamıştır. O, tevbesinde:
"Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan, mutlaka ziyân edenlerden oluruz." (el-A'raf, 23) diye niyazda bulunmuştur. Bu duâ, kendilerinden sonra kıyâmete kadar gelecek evlâdlarına bir istiğfâr nümûnesidir.
Ehlullâh hazerâtı tevbeyi üçe ayırır:
1- Avâmın tevbesi: Bunlar günahlarından tevbe ederler.
2- Havâs, yâni seçkin kulların tevbesi: Bunlar gâfil bulunmaktan tevbe ederler.
3- Hâssu'l-hâs, yâni en seçkin has kulların tevbesi: Bunlar da Allâh'a daha yakınlık peydâ edebilmek için tevbe ederler.
 

tufan35

Kayıtlı Üye
MFC Üyesi
  • Üyelik Tarihi
    14 Ara 2018
  • Mesajlar
    624
  • MFC Puanı
    239
  • MFC Seviyesi

HIRS :
1638 - Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam) buyurdular ki: "Âdemoğlu ihtiyarladıkça onda iki şey gençleşir: Mala karşı hırs ve hayata karşı hırs".
(Buharî, Rikâk 5; Müslim, Zekât 115, (1047); Tirmizî, Zühd 28. (2340), : İbnu Mâce, Zühd 27, (4234).
1639 - Ka'b İbnu Mâlik (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resulûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Bir sürüye salınan iki aç kurdun sürüye verdiği zarar, kişinin ma1 ve şeref hırsıyla dine verdiği zarardan daha fazla değildir."
Tirmizî, Zühd, 43, (2377).
Mânası şudur: Kişinin mal ve şeref için gösterdiği hırs veya bu iki şeye olan sevgisi dine fesad ve zarar getirir, tıpkı aç iki kurdun hiçbir engelleme olmadan sürüye salındığı zaman hâsıl edecekleri zarar gibi...
1640 - Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Âdemoğlu için iki vâdi dolusu mal olsaydı, mutlaka bir üçüncüyü isterdi. Âdemoğlunun iç boşluğunu ancak toprak doldurur. Allah tevbe edenleri affeder."
 

tufan35

Kayıtlı Üye
MFC Üyesi
  • Üyelik Tarihi
    14 Ara 2018
  • Mesajlar
    624
  • MFC Puanı
    239
  • MFC Seviyesi

YANLIŞTA OLANLAR OKUYUN-1


SÜNNETE UYMAK ve DÎNDE BİD’AT ÇIKARMAKTAN YASAKLAMA KONUSUNDA
EHL-İ SÜNNET İMAMLARININ SÖZ ve TAVSİYELERİ
1. Muâz b. Cebel-Allah ondan râzı olsun- şöyle der:
" Ey insanlar! İlim kaldırılmadan önce, ilim öğrenmeye bakınız. Şunu biliniz ki ilmin kaldırılması, ilim ehlinin gitmesidir.Bid’atlerden, bid’at çıkarmak-tan ve aşırıya gitmekten sakınınız, siz eski halinize uymaya bakınız."[1]
2. Huzeyfe b. Yemân-Allah ondan râzı olsun- şöyle der:
"Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-’in ashâbının ibâ-det diye yapmadığı hiçbir ibâdeti siz de yapmayın. Çünkü önce gelen, sonra gelene söyleyecek söz bırakmamıştır.Ey âlimler topluluğu!Allah’tan korkun. Sizden öncekilerin izlediği yolu tutun."[2]
3. Abdullah b. Mes’ud-Allah ondan râzı olsun- şöyle der:
"Sizden kim başkasının izinden gidecekse, ölenlerin sünnetine uysun.Onlar bu ümmetin en hayırlısı, kalpleri en iyi, ilimleri en derin ve kendilerini en az külfete sokan Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashâbıdır.Onlar, Allah Teâlâ'nın Peygamberine arka-daşlık yapmaları ve dînini taşımaları için seçtiği bir topluluktur.Siz de ahlâkınızı onların ahlâkına ve yolunuzu da onların yoluna benzetin.Çünkü onlar dosdoğru yol üzereydiler."[3]
Yine şöyle der:
"(Sünnete) uyun,bid’at çıkarmayın.Sizin başka bir şeye ihtiyacınız yoktur (dîniniz tamamlanmıştır). Siz eski yola uymaya bakınız."[4]
4. Abdullah b. Ömer-Allah ondan ve babasından râzı olsun- şöyle der:
"İnsanlar öncekilerin izlerine uydukları sürece doğru yol üzere kalmaya devam edeceklerdir."[5]
"İnsanlar onu güzel görseler dahi, her bid’at dalâlettir."[6]
5. Büyük sahâbî Ebud-Derdâ-Allah ondan râzı olsun- şöyle der:
"Sen öncekilerin izini izlediğin sürece asla sapıtmazsın."[7]
6.Mü’minlerin emîri Ali b. Ebî Tâlib-Allah ondan râzı olsun- şöyle der:
"Eğer dîn görüşe göre olsaydı, mestlerin alt tarafının meshedilmesi, üst tarafının meshedilmesin-den daha uygun olurdu.Ancak ben Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-’i mestlerin üstünü meshederken gördüm."[8]
7. Abdullah b. Amr b. el-Âs-Allah ondan ve babasından râzı olsun- şöyle der:
"Hiçbir bid’at çıkarılmasın ki o devam etmiş olmasın. Hiçbir sünnet ortadan kaldırılmasın ki onun ortadan kayboluşu devam etmiş olmasın."[9]
8. Âbis b. Rabîa’dan rivâyet olunduğuna göre o şöyle der: Ben, Ömer b. Hattâb’ı Hacer-i Esved’i öperken ve bu arada şunları söylerken gördüm:
"Ben, senin ne fayda, ne de zarar verebilen bir taş olduğunu çok iyi biliyorum. Eğer Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-’i seni öperken görmüş olmasaydım, ben de seni öpmezdim."[10]
 

tufan35

Kayıtlı Üye
MFC Üyesi
  • Üyelik Tarihi
    14 Ara 2018
  • Mesajlar
    624
  • MFC Puanı
    239
  • MFC Seviyesi

YANLIŞTA OLANLAR OKUYUN-2


9. Adâletli halife Ömer b. Abdulaziz-Allah ona rahmet etsin- şöyle der:
"O kavmin durduğu yerde sen de dur.Çünkü onlar bilerek durmuşlardır.Derin bir görüş ile uzak kalmışlardır.O durdukları noktayı açığa çıkarmakta onlar daha güçlü idiler.Eğer bu işte bir fazîlet olsaydı, onu yapmaya da daha layık idiler. Şâyet sizler 'onlardan sonra meydana geldi' diyecek olursanız, şüphesiz onların yoluna aykırı hareket eden ve sünnetinden yüz çevirenden başkası bu yeni şeyi ortaya çıkarmış değildir. Onlar şifâ için yeterli olacak kadarını söylediler, yetecek kadar söz söylediler. Onlardan öteye giden aşırıya gitmiş, onlardan geri kalan hata yapmış olur. Birtakım kimseler onlardan geriye kaldığından dolayı onlar uzak düştüler, kimisi de onları geride bıraktığından dolayı aşırıya gittiler. Onlar ise bu ikisi arasında hiç şüphesiz dosdoğru bir yol üzerinde idiler."[11]
10. İmam Evzaî-Allah ona rahmet etsin- şöyle der:
"İnsanlar seni reddetseler bile sen selef’in izinden gitmeye bak. Sözleriyle sana süslü gösterseler bile insanların görüşlerinden uzak dur. Çünkü böyle yapacak olursan, sen dosdoğru yol üzere olduğun halde mesele senin için açıklık kazanır."[12]
11. Eyyûb Sıhtiyanî-Allah ona rahmet etsin- şöyle der:
"Bid’at sahibinin gayreti ne kadar artarsa, Allah’tan da o kadar uzaklaşır."[13]
12. Hassân b. Atiyye-Allah ona rahmet etsin- şöyle der:
"Bir topluluk dînleri hakkında bir bid’at çıkardılar mı, mutlaka onun benzeri olan bir sünnet onların arasından çekilip alınır."[14]
13. Muhammed b.Sîrîn-Allah ona rahmet etsin- şöyle der:
"Şöyle diyorlardı:Kişi öncekilerin izi üzere yürümeye devam ettikçe,doğru yol üzerinde devam ediyor demektir."[15]
14. Süfyan-ı Sevrî-Allah ona rahmet etsin- şöyle der:
"Bid’at çıkarmak, İblis'e günah işlemekten daha sevimlidir. Çünkü kişi günahtan tevbe eder, bid’atten ise tevbe edilmez."[16]
15. Abdullah b. Mubârek-Allah ona rahmet etsin- şöyle der:
"Dayandığın şey, eser (öncekilerin izlediği yol) olsun. Sen, görüşlerden hadisi açıklayacak kadarını al."[17]
16. İmam Şafîi-Allah ona rahmet etsin- şöyle der:
"Sünnete aykırı olarak hakkında konuştuğum ne kadar mesele varsa, ben ondan hayatımda da, ölümümden sonra da dönüyorum, vazgeçiyorum."[18]
Rabî’ b. Süleyman’dan rivâyet olunduğuna göre o şöyle der:
"Şafiî bir gün bir hadis rivâyet etti.Bir adam ona: Ey Abdullah’ın babası sen de bu hadisi delil olarak alıyor musun? deyince, Şâfiî ona şöyle dedi: "Ben Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-’den sahih bir hadis rivâyet edip de onu delil olarak kabul etmezsem şâhit olunuz ki aklımı başımdan yitirmişim demektir."[19]
17. Nuh el-Câmî’den rivâyet olunduğuna göre o şöyle der:
FORUMDAKİ FELSEFECİLER DİKKATLİ OKUYUN
"Ebu Hanife'ye-Allah ona rahmet etsin- şöyle dedim: İnsanların ârâz ve cisimler hakkında söylediklerine ne dersin? O şöyle dedi:"Bunlar felsefecilerin görüş-leridir.Sen esere ve selefin izlediği yola uymaya bak. Sonradan çıkarılmış, her şeyden sakın.Çünkü o bir bid’attir."[20]
 

tufan35

Kayıtlı Üye
MFC Üyesi
  • Üyelik Tarihi
    14 Ara 2018
  • Mesajlar
    624
  • MFC Puanı
    239
  • MFC Seviyesi

YANLIŞTA OLANLAR OKUYUN-3



18. İmam Mâlik b.Enes-Allah ona rahmet etsin- şöyle der:

"Sünnet Nuh'un gemisidir. Ona binen kurtulur, ondan geri kalan suda boğulur."[21]

Yine şöyle der:

"Şâyet kelâm bir ilim olsaydı, sahâbe ve tâbiîn, ahkâm hakkında konuştukları gibi, kelâm hakkında da konuşurlardı.Ancak o bir bâtıla delâlet eden bir bâtıldır."[22]

İbn-i Mâcişûn’dan rivâyet olunduğuna göre o şöyle der: "Ben Mâlik’i şöyle derken işittim:

'Her kim İslam’da güzel görüp bir bid’at çıkarır-sa, Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem-’in risâleti edâ etmede ihânet ettiğini iddiâ etmiş olur. Çünkü Allah Teâlâ: 'Bugün sizin için dîninizi tamamladım' diye buyurmaktadır.Bu sebeple o gün dîn olmayan hiçbir şey bugün de dîn olamaz."[23]

19. Ehl-i sünnet imamı İmam Ahmed b. Hanbel -Allah ona rahmet etsin- şöyle der:

"Bize göre sünnetin esasları, Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-’in ashâbının izlediği yola sımsıkı sarılmak, onları örnek almak ve bid’atleri terketmektir.Çünkü her bid’at bir sapıklıktır."[24]

20. Hasan-ı Basrî-Allah ona rahmet etsin- şöyle der:

"Bir kimse eğer ilk selef’e yetişmiş olup da, sonra bugün diriltilmiş olsaydı,İslam’dan bildiği hiçbir şey göremezdi. -Bu arada elini yanağına koyduktan sonra sözlerine şöyle devam etti: Ancak şu namaz müstesnâ -Sonra şunları söyledi- : Allah’a yemîn ederim, ancak şu tanınmadık hal içerisinde yaşayıp da o selef-i sâlih’e de yetişmemiş olan kimse bir bid’atçinin bid’atine dünyalık isteyen bir kimsenin dünyasına dâvet ettiğini görmekle birlikte, Allah bu işten o kişiyi koruyup da kalbinin o selef-i sâlih’e arzu duymasını sağlar, böylece o kimse onların yolunu sorup,izini takib etmeye, yolunu izlemeye koyulursa, hiç şüphe yok ki bunların (bid’at ve dünyalığın) yerine ona pek büyük bir ecir verilecektir. Allah’ın izniyle siz de böyle olun."[25]

21. İlmiyle âmil Fudayl b. İyâd'ın-Allah ona rahmet etsin- şu sözleri ne kadar güzeldir:

"Hidâyet yollarına uy.O yolu izleyenlerinin az oluşu sana zarar veremez. Dalâlet yollarından ise sakın.Helâk olanların çokluğuna da aldanma."[26]

22. Abdullah b. Ömer-Allah ondan ve babasından râzı olsun- kendisine bir mesele hakkında soru sorup da baban bu işi yasaklamıştı, diyen kimseye şöyle söylemişti:

"Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-’in emrine uyulması mı daha uygundur? Yoksa babamın emrine mi?"[27]

Abdullah b. Ömer, sahâbe arasında bid’ate karşı en sert tepki gösteren ve sünnete de en çok uyan kimse idi. Adamın birisi aksırıp, "elhamdulillah ves-salâtu ves-selâmu alâ rasûlillah" dediğini duyunca, İbn-i Ömer ona şöyle demişti:

“Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem- bize böyle öğret-medi.Aksineizden biriniz aksırdığında elhamdulillah desin, diye buyurdu.Rasûlullah’a salât ve selâm getirsin, demedi."[28]

23. İbn-i Abbas-Allah ondan ve babasından râzı olsun- Ebu Bekir ve Ömer'in sözleri ile sünnete karşı çıkana şöyle demiştir:

"Bu gidişle fazla geçmeden gökten üzerinize taş yağacaktır.Ben sizlere Rasûlullah-sallahu aleyhi ve sellem- buyurdu diyorum, siz bana Ebu Bekir ve Ömer şöyle şöyle dedi, diyorsunuz."[29]

İbn-i Abbas-Allah ondan ve babasından râzı olsun- sünneti nitelendirdiği bu sözleri ne kadar doğrudur:

"Sünnet ehlinden bir kimseye bakmak, sünnete dâvet eder ve bid’ati yasaklar."[30]

24. Süfyan-ı Sevrî-Allah ona rahmet etsin- şöyle der:

"Doğuda bir adamın sünnete bağlı olduğuna dâir sana bir haber ulaşırsa, sen de ona selâm gönder. Çünkü sünnet ehli (sünnete bağlı) kimseler azalmıştır."[31]
 

tufan35

Kayıtlı Üye
MFC Üyesi
  • Üyelik Tarihi
    14 Ara 2018
  • Mesajlar
    624
  • MFC Puanı
    239
  • MFC Seviyesi

YANLIŞTA OLANLAR OKUYUN-4

25. Eyyûb Sıhtiyanî-Allah ona rahmet etsin- şöyle der:
"Bana sünnet ehlinden birisinin öldüğü haber verildiğinde sanki organlarımdan birisini kaybetmiş gibi oluyorum."[32]
26. Câfer b. Muhammed-Allah ona rahmet etsin- şöyle der:
"Ben Kuteybe’yi-Allah ona rahmet etsin- şöyle derken işittim: 'Bir adamın Yahya b. Saîd, Abdurrahman b. Mehdî, Ahmed b. Hanbel, İshak b. Râhaveyh -ve daha başka kimseleri de zikrederek- gibi hadis ehli olan kimseleri sevdiğini görürsen, şüphesiz ki o kişi sünnete uyan bir kimsedir. Bunlara muhalefet eden kimse de bil ki o bid’atçi birisidir."[33]
27. İbrahim Nehaî-Allah ona rahmet etsin- şöyle der:
"Eğer Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem-’in ashâbı bir tırnağın üzerini meshetmiş olsalardı, ben de onlara uymanın fazîletini elde etmek için onu yıkamazdım"[34]
28. Abdullah b. Mubârek-Allah ona rahmet etsin- şöyle der:
"Ey kardeşim, şunu bil ki bugün ölmek; sünnet üzere Allah’ın huzuruna çıkacak her müslüman için bir lutuf ve ikramdır.Elbette biz Allah’a âitiz ve O’na döneceğiz.Yalnızlığımızdan, kardeşlerin gidip bizi bırakmasından, yardımcıların azlığından, bid’atlerin ortaya çıkmasından ötürü Allah’a şikayet ederiz. İlim adamlarının,sünnet ehlinin gitmesi, bid’atlerin ortaya çıkması gibi, bu ümmetin başına gelen büyük musibetlerden dolayı da şikâyetimiz Allah’adır."[35]
29. Fudayl b. İyâd-Allah ona rahmet etsin- şöyle der:
"Şüphesiz Allah’ın kendileri vasıtası ile ülkelere hayat verdiği kulları vardır ki onlar sünnet ashâbı kimselerdir."[36]
30. İmam Şafiî’nin ehl-i sünneti nitelendirdiği şu sözleri ne kadar doğrudur:
"Ben, hadis ashâbından bir adamı gördüğüm zaman sanki Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-’in ashâbın-dan birisini görmüş gibi oluyorum."[37]
31. İmam Mâlik-Allah ona rahmet etsin- sözünü ettiğimiz bütün imamların sözlerini özetleyen büyük bir kâideyi şu sözleriyle ortaya koymaktadır:
"Bu ümmetin başı ne ile düzelmişse, sonu da ancak onunla düzelir.O gün dîn olmayan hiçbir şey bugün de dîn olamaz."[38]
Bunlar Ehl-i Sünnet vel-Cemaat olan selef-i sâlih’in önderlerinden bazılarının söyledikleri sözlerdir. Onlar insanlara en iyi nasihat eden, insanlar arasında ümmetinin iyiliğini en çok isteyen, onların ne ile düzeleceklerini ve ne ile hidâyet bulacaklarını en iyi bilenlerdi.Onlar, Allah Teâlâ'nın kitabı ve Rasûlünün sünnetine sımsıkı sarılmayı tavsiye etmekte, sonradan ortaya çıkmış işlerden ve bid’atlerden sakındırmakta, Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem-’in onlara haber verdiği şekilde kurtuluş yolununun Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem-’in sünnetine ve onun yoluna sımsıkı sarılmak olduğunu bildirmektedirler.
Selef-i Salih'in Akidesi - Ebu Muhammed Abdullah b. Abdulhamid b. Abdulmecid el-Eserî
 
Üst Alt