• Web sitemizin içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için Web sitemize kayıt olmalı ya da giriş yapmalısınız. Web sitemize üye olmak tamamen ücretsizdir.

Edeb-i hâl

  • Konuyu Başlatan Konuyu Başlatan MisaL
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi

MisaL

Hiç bir Hekim 'İlk Göz Ağrısına' çare bulamaz ..
Kayıtlı Üye
Konum
ѕєѕѕizℓiğiη мαтємi..
Forum Yaşı
12 Yıl 11 Ay
Mesajlar
289
Tepkime puanı
0
Öyle bir hayat yaşadım ki, cenneti de gördüm cehennemi de.
Öyle bir aşk yaşadım ki, tutkuyu da gördüm pes etmeyi de.
Bazıları seyrederken hayatı en önden, kendimi bir sahnede buldum.
Oynadım.
Öyle bir rol vermişler ki okudum, okudum anlamadım.
Kendi kendime konuştum bazen evimde, hem kızdım hem güldüm halime.
Sonra dedim ki söz ver kendine,
Denizleri seviyorsan dalgaları da seveceksin.
Sevilmek istiyorsan önce sevmeyi bileceksin.
Korkarak yaşıyorsan yalnızca hayatı seyredeceksin.
Öyle bir hayat yaşadım ki son yolculukları erken tanıdım.
Öyle değerliymiş ki zaman hep acele etmem bundan, anladım.
 
Bazen olmaz; hayat istediğini sunmaz, sunsa da uymaz.
Ya zaman yanlıştır; ya mekan. Belki de insan..
 
Denizin dibini görmek istediğimiz zamanlar olmuştur elbet. Şöyle bir sahilde kunuçlanıp öylece sessizliği dinlemek. Oysa ne çok anlatacak şeyi var hayatın. Ama biz sadece şişenin dibini görüp rakı şişesinde balık olduktan sonra sövmeyi bildik yaşananlara, kadere . Merak etmiyor değilim bu kadar insan isyan etmeyi, sövmeyi, ağlamayı hatta yalnız kalmayı bir köşeye bırakıp hayatından geri çekilip bir baksa kendine "ne yapıyorum ben diye?" ne görecek acaba ? Aslında görecekleri tek şey kendi hissizlikleri. O kadar hissizleşiyorlar ki; Acı çekmek' durumu yok oluyor ve acı kavramı çekmek fiilini parmaklıyor. İşte tam o sırada boşalıyor gözleri insanın. Hak ettiklerinin aksine elde edemediğine, o kadar emek verip büyütmeye çalıştığının yok olmasına, bir zamanlar kendine umutla bakan gözleri sadece gözleyecek oluşuna ve daha bir çok farklı neden dökülüveriyor yanaklarından. Şöyle dönüp bir bakıyor kalbine, Talan. Darma duman .Yıkık bir şehrin kalıntısı kalan ve bir sürü Yalan Dolan. Zaman, bilmecesi çözülemeyen derman. Geçmiyor dert çekene, ama çekmeyene yalan. Sabır kör kuyu, yok ki hiç dalan. Acıdan lal olmuşken, yol ayrımı yakınken, çaresizlik vururken ve vazgeçmek seçilirken, sabır selamete kavuşmuş oluyor, oluyor da bir insan kavuşamıyor işte. Seçilmiyor Rab tarafından yanlış kişi, doğru insana. Kabullenmek ne kadar zor olsa da kısmetten öteye gidilmiyor ve kaderden ötesi yaşanmıyor. Duyulmuyor farklı zamanların ezgileri, ölen bir kalbin cenazesinde yahut uğruna kimseyi sevemediğiniz birileriyle kavuştuğunuzda, duyulmadı ve duyulmayacak. Çünkü; güzel şeyler iyi insanları bulmaz. Sadakatli ve yumuşak yürekli bir kimse sadece öteki tarafta mutlu olabilir ki zaten sevdiğiniz kişi başkasının altında üstünde kucağında herhangi bir yerindeyse ve dürüst olduğunuz için s*ktir yiyorsanız bu hayatın size göre olmadığını anlamış olmanız gerekiyordu çoktan. Ki hikayelerimiz genellikle tek taraflı yazılır, yüreği sağlam olmayana vefa yükten ibarettir. Yüreğini değmeyen insanlara hamal eden, ömür boyu köle olmak zorundadır. Hatayı tekrarlamak yanlıştır ve yanlışın tekrarlanması saflıktır! Biz ise sevdik, çünkü gerçekten ama gerçekten çok saftık. Özellikle duygularımız, onlar sabah ezanı gibi, bir parça yeşil gibi, anne sütü gibiydi.. Oysa çoğu, emdiğimiz sütü burnumuzdan getirmişti. Ağlamış, parçalanmış, yıkılmış, yenilmiştik ve sonunda Şöyle bakıp hatıralara; "Ne çok sevmişim seni be " dedirten insanları hep beklemiştik . . .
 
Etrafımdakilerin “neyin eksik ki?" demelerinden nefret ediyorum. Eksiklik illa ki kıyafet ya da ayakkabı falan değildir çok daha fazla şeyler eksik olabilir işin önemli kısmı bu önemli şeyler parayla doldurulabilecek şeyler değildir. Eğer eksikse eksiktir. Eksiktir işte. O bişeyler sonsuza kadar eksiktir.
 
Bazen yaşadığım her şeyden gına geliyor. Kendim, ailem ve etrafımdaki insanlar için bile en iyisini yapmam gerektiğini düşünüyorum. Evet bunun için çok fazla fikrim var, herkes gibi. Ama ne kadarı doğru? İyi olduğunu düşündüğüm bir şey gerçekten herkes için iyi mi? Bilemiyorum.
Sadece düşünüyorum. Düşüncelerimi genelde kağıtlara döküyorum çünkü onları zihnimde tutmak bana acı veriyor. Gerçi yazdıktan sonra da pek bir şey değişmiyor fakat yazdıklarım düşünde olmaktan çıkıp fikir haline geliyor ve bu iyi bir şey. Ya da değil onu da bilmiyorum. Sadece konuşuyorum işte bilirsiniz, ben kağıt üzerinde o çok geveze olanlardanım, sadece kağıt, çoğu zaman da ne halttan bahsettiğimi bilmeyen tiplerden. Bazen sadece düşünmemek için konuşurum. “Bin düşün bir söyle." ha? Sanırım atasözleri bende ters bir tepki oluşturuyor. Her neyse .

 
Binlerce hayal kuruyoruz ve hiçbirinin gerçekleşmesi için uğraşmıyoruz ya da uğraşamıyoruz, bilmiyorum. Ama ben bir şey için çabalamadığımı biliyorum.
 
Annem ilkokul mezunuydu. Ama, çok iyi bir doktordu.
- Başım ağrıyo yav…
- Saçın ıslak ıslak çıktın ondan.
- Başım dönüyo…
- E bi şey yemiyorsun, açlıktan.
Eczacıydı aynı zamanda…
- Gözüm morardı.
- Gel, patates basayım.
- Kepeklerim çoğaldı.
- Otur, zeytinyağı süreyim.
- Arpacık çıktı galiba.
- Yum, sarımsak değdireyim.
Hemşireydi…
- Öfff, terledim be.
- Dur, sırtına havlu sokayım.
Röntgen mütehassısıydı
- Öhh-höööaa!
- İçme şu zıkkımı.
Bebekken, anestezi uzmanıydı
- Dandini dandini dastaaana.
Ürologdu
- Çişin niye sarı bakiiim?
Fizyoterapistti…
- Dizim ağrıyor.
- Benim de belim ağrıyor, geçer.
Diyetisyendi…
- Mis gibi türlü yaptım, sakın sokakta burger filan yiyip gelme, kola da içme!
Cildiyeciydi…
- Sırtımda sivilce çıktı.
- Çikolata yeme
Laboranttı
- Burnum akıyor.
- Ben şimdi sana bi ada çayı kaynatayım, rezene, bal, limon,
tarçınla zencefili de ılık ılık iç, uyu, uyan, sabaha bi şeyin kalmaz.
Psikiyatrdı
- Nen var oğlum?
- Bi şeyim yok.
- Var var, canın sıkkın.
- Yav bırak, iyiyim.
- Yok yok, bilirim ben.
- Anne delirtme insanı!
- Bak gördün mü?
- Neyi gördüm mü?
- Sinirlerin bozuk senin.
Genetikçiydi
- Babana çektin sen, o da sinirli, bütün kötü huylarını ondan almışın zaten.
Hastasıydım…
Hastaydım ona.
İyi bakın onlara.
 
Ben zannediyordum ki ömürlerimizin teknesini istediğimiz sahile çekmek için yalnız onun dümenini ele almak kâfidir. Anlıyorum ki değilmiş. Yollar görünmez kayalarla doluymuş. Onlara çarpmamak lazımmış. Daha fenası gizli akıntılar varmış ki insan onlara kapıldığı zaman yolun değiştiğini, gittikçe yoldan uzaklaştığını fark edemezmiş. Ta kendisini başka sahillere düşmüş görünceye kadar.
 


“Yalan bana suçların en ağırı gibi geliyordu; ve bir yalan söylendiği zaman insanların değil, eşyaların bile buna nasıl tahammül ettiğine şaşıyordum. Yalana her şey isyan etmelidir. Eşya bile… Damlardan kiremitler uçmalıdır, ağaçlar köklerinden sökülüp havada bir saniye içinde toz duman olmalıdır, camlar kırılmalıdır, hatta yıldızlar düşüp gökyüzünde bin parçaya ayrılmalıdır filan…”
 
-Bugüne kadar inanmak istediğim her şeye inandım. Sonunda öleceğimi, sonunda kanayacağımı bildiğim halde istediğim her şeye inandım. Bir şeyleri elde etmeye çok yakın hissettiğimde de, kaybettim.
+Angutsun yani?
-Evet.


 
Bir hikayeyi tekrar anlatamazsın. Her anlattığında başka bir hikayeye dönüşür.Oysa anılar öylemidir her bir değer verdiğine anlatırsın yeniden yaşarsın ve anlatmaktan asla bıkmazsın..
 
İnsanlarla kötü tecrübelerin aynı olduğunu söylerler. Birinin başına gelmesi herkesi kapsayan ortak bir kanı demekmiş. Çok öncelerden öğrendiğim ama hiçkimseye öğretemediğim bir gerçek bu.Biliyorum herkesi sevebilmenin tek yolu hiçkimseyle tanışmamaktır.
 
Geri
Üst