Her kapını çalışımda evde olmadığını söylüyordun… Kalıveriyordum öylece bir kedi yavrusu gibi ürkek, tek başına sokaklarda. Arkamdan baktığını biliyordum, “Elinde anahtar var, aç kapıyı, bakma sen bana! ” diyordun içinden…
Yapamam, biliyorsun!
En başından beri reddettiğim ama sonunda yenildiğim duygularımı yenmesini öğrendim artık.
Şimdi gururumdan geriye kalan son kırıntıları içimde çoğaltmaya çalışıyorum.
Hep senin gideceğini düşünerek yoruldum biliyor musun? Üstü kapalı gitmelerine alışık değilim. Günlerce benden ötelerde durmana, suskun kalmalarına, kayıtsız tavırlarına, uzak bakışlarına… Ve hatta tenimde yabancılaşan soluğuna.
Ben ikilemlerimi yaşıyordum, sen med-cezirlerini.
Sular çekildiğinde ruhunun kıyılarına bırakılanlar umurunda bile değildi.
Bense söylenmemiş sözcüklerin, bekleyişlerin, savrulmaların arasında kayboluyordum.
Neye dokunsam canım yanıyordu.
Kuytularıma izinsiz girip dolaşan o aykırı adımlardan korkuyordum...
Yanlışlıkla girdiğim bu çıkmaz sokakta bir çıkış arıyorum şimdi. Ne kadar anlamsız, ne kadar saçma ve ne kadar imkansız olduğunu bilerek…
Tek çıkış, geri dönmek!
Ama dönemiyorum!
Sokak beni daha derinlerine doğru çekiyor.
İlerledikçe çıkıştan uzaklaşıyorum… Kayboluyorum!
Telaş içinde koştururken her seferinde yüreğimin üzerine düşüyorum.
İnsan yüreğinin üzerine düşünce kolay kalkamıyor…
Fena yaralanıyor!
Ve sürekli kanıyor, kanıyor...